Kaygı bozukluğu belirtileri, nedenleri ve türleri hakkında detaylı bilgi. Samsun Atakum online psikolojik danışmanlık
- Bilal Kaya
- 10 Kas 2025
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 gün önce
Kaygıya üzerine...
Kaygı, günümüzde en sık karşılaşılan psikolojik sorunlardan biri olarak kabul edilir. Günlük dilde çoğu zaman korkulan, kaçınılan veya kişiyi ele geçiren bir ruhsal durum olarak anlaşılır. Birisi kendisinin ya da başkasının “kaygılı” olduğunu söylediğinde, bu genellikle istenmeyen, rahatsız edici ve olağandışı bir duygulanıma işaret eder. “Kaygıyı yenmek”, “kaygının üstesinden gelmek” gibi ifadeler, bu duyguyu hızla tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak konumlandırır. Ama kaygı gerçekten yalnızca tedavi edilmesi gereken bir belirti midir? Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard yaklaşık iki yüzyıl önce bu soruya farklı bir yanıt verir: Hayır. Kierkegaard’a göre kaygı patolojik bir durum değil, insan varoluşunun temel ve ayrılmaz bir özelliğidir. Kaygı zihnin bozulmuş bir hali değil yalnızca insana özgü bir ayrıcalıktır; bu nedenle hayvanlarda görülmez. Ona göre kaygı olağandışı olan değil insan yaşamının doğasında bulunan bir olgudur. Olağandışı olan insanın varoluşunun kendisidir. Kaygı Kavramı başta felsefe psikoloji ve teoloji olmak üzere birçok disiplin tarafından ele alınmış; özellikle varoluşçu filozoflar üzerinde derin bir etki yaratmıştır. Heidegger’in “angst” kavrayışı büyük ölçüde Kierkegaard’ın düşünceleriyle paralellik gösterirken Sartre kaygıyı bireyin özgürlüğünün yarattığı “angoisse” ile ilişkilendirir. Benzer şekilde Unamuno’nun “agonie” kavramı da Kierkegaard’ın öncülüğünde şekillenir. Bu düşünürler modern dönemde kaygıyı ilk kez özgül bir varoluşsal problem olarak ele almışlardır. Kierkegaard’ın çalışmaları Barth ve Niebuhr gibi teologların yanı sıra Freud ve Rollo May gibi psikanalistler üzerinde de belirgin bir etki bırakmıştır.
Psikanalitik bakış açısına göre kaygı, gelişimsel dönemlere göre farklı anlamlar taşır. Freud’a göre kaygının belirli bir nesnesi yoktur; yaşamın farklı evrelerinde değişik şekillerde ortaya çıkar. Yenidoğanda uyaranları bütünleştirme kapasitesinin zayıf olması kaygı yaratırken, bebeklikte bakım verenin sevgisini kaybetme korkusu belirleyicidir. Ödipal dönemde ise anneye yönelik arzular ve baba ile rekabet duygusu kaygının kaynağıdır. Bu yönüyle kaygı, egonun tehdit altında hissettiği durumlarda devreye giren temel savunma işlevi olarak nevrotik yapılanmanın merkezinde yer alır. Freud’un verdiği yasak ilişki yaşayan adam örneğinde olduğu gibi özne kastrasyon kaygısını bilinç düzeyinde artık mantıksız bulsa bile bu başka bir biçime—örneğin frengi korkusuna—dönüşerek varlığını sürdürür. Böylece Ödipal dönemin kastrasyon teması farklı maskeler altında yaşamaya devam eder.
Psikanalitik bakış açısına göre kaygı, gelişimsel dönemlere göre farklı anlamlar taşır. Freud’a göre kaygının belirli bir nesnesi yoktur; yaşamın farklı evrelerinde değişik şekillerde ortaya çıkar. Yenidoğanda uyaranları bütünleştirme kapasitesinin zayıflığı kaygı yaratırken, bebeklikte bakım verenin sevgisini kaybetme korkusu belirleyicidir. Ödipal dönemde ise anneye yönelik arzular ve baba ile rekabet duygusu kaygının kaynağıdır. Bu yönüyle kaygı, egonun tehdit altında hissettiği durumlarda devreye giren temel bir savunma işlevi olarak nevrotik yapılanmanın merkezinde yer alır. Freud’un verdiği yasak ilişki yaşayan adam örneğinde olduğu gibi, özne kastrasyon kaygısını bilinç düzeyinde artık mantıksız bulsa bile, bu kaygı başka bir biçime—örneğin frengi korkusuna—dönüşerek varlığını sürdürür. Böylece Ödipal dönemin kastrasyon teması farklı maskeler altında yaşamaya devam eder.
Kaygı tam da bu örnekte olduğu gibi öznenin başkaları tarafından nasıl görüldüğünü bilemediği anlarda belirir. Lacan’ın ifadesiyle kaygı öznenin “Che vuoi?” yani “Benden ne istiyor?” sorusuyla karşı karşıya kaldığı anda ortaya çıkan belirsizliktir. Bu soru yalnızca karşı tarafın ne talep ettiğini değil aynı zamanda öznenin Başka için hangi konuma sahip olduğunu da içerir. Bu nedenle kaygı Başka’nın arzusuyla kurulan ilişkinin doğrudan bir göstergesidir. Lacan’ın ünlü ifadesiyle: “Eğer kaygı bir sinyalse bu sinyal Başka’dan gelir.” Lacan kaygının ideal ego ile ilişkili olduğunu yani öznenin Başka’nın gözündeki imgesine dair belirsizlikten beslendiğini vurgular.
Freud gibi Lacan da kaygıyı kastrasyon temasıyla ilişkilendirir; fakat Lacan’ın yorumu oldukça farklıdır. Freud için kaygı “kastre edilme korkusu”yken, Lacan’a göre asıl kaygı “kastre olamama”, yani annenin çocuğu simgesel olarak yutma tehdididir. Özne dile girip simgesel düzene dahil olduğunda bir tür simgesel kastrasyon yaşar; anneyle olan bütünlük bozulur ve bu bölünme jouissance’tan vazgeçiş anlamına gelir. Bu kayıp özne tarafından erişilemeyen bir fazlalık olarak deneyimlenir ve kaygı tam da bu jouissance’a işaret eder.
Freud’un 1884–1925 arasındaki ilk kuramında kaygı, boşaltılamayan libidinal enerjinin sonucu olarak değerlendirilirken, 1925 sonrasında Freud bu görüşü terk ederek kaygının bastırmayı başlatan bir tehlike sinyali olduğunu ileri sürer. Lacan ise kaygıyı “eksiğin eksik olması” ile ilişkilendirerek, simgesel kesintinin gerçekleşmediği durumlarda ortaya çıkan katlanılmaz jouissance hâli olarak açıklar. Kaygının bir nesnesi olduğunu söyleyen Lacan, bu nesneyi “nesne a” olarak adlandırır. Nesne a, öznenin yaşamı boyunca doldurmaya çalıştığı; ancak simgesel kesik nedeniyle asla dolduramayacağı boşluğun temsilidir. Bu nedenle nesne a hem kaygının nesnesi hem arzunun nedeni hem de jouissance’a karşı bir düzenleyici işlevdir.
Freud ve Lacan fobi, fetişizm, eyleme dökme gibi oluşumları savunma mekanizmaları olarak ele alırlar. Örneğin fetişizmde özne annenin eksikliğini sembolize eden bir fetiş aracılığıyla kaygıdan uzaklaşır. Eyleme dökmede ise özne söyleyemediklerini ancak eylemleri aracılığıyla ifade edebilir.
Analitik süreçte çerçeve, düzenleyici bir işlev üstlenir. Çerçeve, yasayı temsil ederek analizanı kaygı verici jouissance’tan korur. Ancak kaygı, analizin içinde tamamen uzak tutulması gereken bir unsur değildir. Lacan analistin belirli bir kaygı uyandırması gerektiğini söyler; çünkü kaygı, arzunun ortaya çıkması için gerekli olan boşluğu açar. Analistin “nesne a” konumunu almasıyla özne eksikle karşılaşır ve “Benden ne istiyor?” sorusu yeniden etkinleşir. Bu boşluk, öznenin kendi arzusunu çalışabildiği analitik zemini sağlar.
Sonuç olarak Lacan’ın kaygı teorisi Freud’un Ketlemeler, Semptom ve Kaygı metniyle temellendirilmiştir; ancak simgesel düzen jouissance nesne a ve babasal işlev üzerinden yeniden yorumlanarak genişletilmiştir. Lacan’ın Kaygı Semineri (1962–1963) kaygıyı gerçek imgesel ve simgesel düzlemler açısından ele alır ve analitik süreçte arzunun yapısal bir bileşeni olarak konumlandırır. Böylece kaygı hem klinik yapıların anlaşılmasında hem de analizde arzuya ulaşmanın yolu olarak merkezi önem taşır.
Kaynakça
Becker, E. (1973). The Denial of Death. New York: Free Press.
Diatkine, R. (2006). The Ideal Ego and Its Relation to Anxiety. Paris: PUF.
Dulsster, L., & Vanheule, S. (2019). The Analyst’s Position and the Production of Anxiety in Analysis. Journal of Lacanian Studies, 7(2), 45–62.
Evans, D. (1996). An Introductory Dictionary of Lacanian Psychoanalysis. London: Routledge.
Freud, S. (1962). Anxiety Neurosis. In J. Strachey (Ed.), The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud (Vol. 3). London: Hogarth Press. (Orijinal çalışma 1895).
Freud, S. (1962). Anxiety. (Orijinal çalışma 1895–1925).
Freud, S. (1996b). Tekinsiz (Çev. E. Öztürk). İstanbul: Payel Yayınları. (Orijinal makale: Das Unheimliche, 1919).
Freud, S. (2016a). Ketlemeler, Semptom ve Kaygı (Çev. A. Yardımlı). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal eser: 1925).
Freud, S. (2019). Nevroz, Psikanaliz ve Kaygı Üzerine Yazılar. İstanbul: İthaki Yayınları.
Freud, S. (2019). Psikanalize Yeni Giriş Dersleri (Çev. A. Arslan). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal yayın yılı: 1933).
Hekimoğlu, E. C., & Bilik, M. Z. (2020). Freud’dan Lacan’a Kaygı. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 7(3), 336–367.
Hendrickx, M. (2017). Anxiety as a Signal From the Other. European Journal of Psychoanalysis, 23(1), 112–130.
Kierkegaard, S. (1844/1980). The Concept of Anxiety (Çev. R. Thomte). Princeton: Princeton University Press.
Köşkdere, K. (2018). Analitik Çerçeve ve Babasal İşlev Arasındaki Yapısal Benzerlikler. Psikanaliz Yazıları, 16, 85–104.
Lacan, J. (1992). The Ethics of Psychoanalysis: The Seminar of Jacques Lacan, Book VII (Çev. D. Porter). London: Routledge. (Orijinal seminer: 1959–1960).
Lacan, J. (2014). Kaygı: Seminer X (Çev. R. Ertem). İstanbul: Encore Yayınları. (Orijinal seminer: 1962–1963).
May, R. (1950). The Meaning of Anxiety. New York: Ronald Press.
Sartre, J. P. (1943/2003). Being and Nothingness (Çev. H. Barnes). London: Routledge.
Unamuno, M. (1912/1954). The Tragic Sense of Life. New York: Dover Publications.
Uzman Psikolog Bilal Kaya ile Psikolojik Destek
Samsun Atakum merkezli ve online olarak bireysel psikolojik danışmanlık hizmeti sunuyorum. Kaygı, stres, özgüven ve ilişki sorunları alanında profesyonel destek için:🌐 www.bilalkaya.net📍 Samsun Psikolog / Online Danışmanlık
Bilal KAYA |Yetişkin ve Çocuk Psikoloğu | Online Psikolog | Samsun Psikolog | Atakum Psikolog
Yorumlar