Hayatım Benim Gibi Durmuyor: Psikanalitik Açıdan İçsel Yabancılaşma
- Bilal Kaya
- 4 gün önce
- 2 dakikada okunur
Bazı insanlar yaşamlarının dışarıdan bakıldığında "düzgün" göründüğünü söyler. İş vardır, ilişkiler vardır, sorumluluklar yerine getiriliyordur. Ancak içsel deneyim bambaşkadır: Kişi kendi hayatının içinde misafir gibidir. Yaşananlar ona ait değildir; sanki başkasının yazdığı bir senaryoyu oynuyordur.
Psikanalitik bakış, bu hissi yalnızca bir memnuniyetsizlik ya da motivasyon eksikliği olarak değil; kendilikle temasın zayıfladığı bir noktaya işaret olarak ele alır.
Hayatım benim gibi durmuyor. Kendilik Ne Zaman Geri Çekilir? İçsel Yabancılaşmanın Psikanalitik Kökenleri
Erken ilişkilerde, özellikle de çocuğun duygusal ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığı ortamlarda, çocuk bir seçim yapmak zorunda kalır: Olduğu gibi kalmak mı, ilişkiyi korumak mı?
Çoğu zaman ilişki korunur. Çocuk, kabul görmek için bazı duygularını bastırır, bazı yönlerini geri çeker. Böylece Winnicott’un tanımıyla “sahte benlik” devreye girer. Bu yapı, uyum sağlar, beklentileri okur, sorun çıkarmaz. Ama bedeli ağırdır: Yaşam, giderek kişinin kendisine ait olmaktan uzaklaşır.
Yetişkinlikte ortaya çıkan “hayatım benim gibi durmuyor” hissi, çoğu zaman bu erken uyumun gecikmiş yankısıdır.
Seçimler Gerçekten Seçim miydi? Bilinçdışı Örüntüler ve Yaşam Kararları
Psikanalitik çalışmada sıkça karşılaşılan bir tema şudur: Danışan hayatındaki büyük kararları anlatırken bir arzu dili değil, bir zorunluluk dili kullanır.
“Böyle olması gerekiyordu.” “Başka türlüsü mümkün değildi.” “Zaten herkes böyle yapıyor.”
Bu noktada soru şudur: Bu seçimler kime aitti?
Bilinçdışı düzeyde, kişi çoğu zaman ebeveyn beklentileriyle, aile içi rollerle ya da erken özdeşleşmelerle hareket eder. Kendi arzusuyla temas etmek yerine, başkasının arzusunu yaşar. Lacan’ın ifadesiyle, öznenin arzusu askıya alınır.
Yabancılaşma Bir Arıza Değil, Bir İşarettir: Psikanalitik Yorum
Bu hissi yaşayan kişiler kendilerini sıkça eleştirir: “Nankörüm”, “Abartıyorum”, “Sorun bende.” Oysa psikanalitik açıdan bu yabancılaşma, bastırılmış olanın sessiz bir çağrısıdır.
Yaşamın içinde hissedilen bu kopukluk, çoğu zaman şu soruyu beraberinde getirir:
“Ben ne istiyorum?”
Bu soru basit gibi görünse de, birçok kişi için son derece yabancıdır. Çünkü uzun yıllar boyunca istek değil, uyum öncelik olmuştur.
Psikanalitik Çalışma Süreci Ne Sunar?
Psikanalitik çalışma, hazır cevaplar sunmaz. Kişiye nasıl yaşaması gerektiğini öğretmez. Bunun yerine, öznenin kendi sesini yeniden duymasına alan açar.
Tekrar eden anlatılar, rüyalar, ilişkisel örüntüler ve seans içindeki duygulanımlar aracılığıyla, bastırılmış olan yavaş yavaş temsil edilebilir hale gelir. Kişi ilk kez şunu fark edebilir:
“Benim sandığım hayat, aslında uzun süredir taşıdığım bir uyum hikâyesiymiş.”
Bu fark ediş, her zaman rahatlatıcı değildir. Ancak gerçektir. Ve psikanalitik çalışmada, gerçekle temas, yabancılaşmanın panzehiridir.
Sonuç: Hayatın Kendin Gibi Hissettirmemesi Ne Anlama Gelir?
“Hayatım benim gibi durmuyor” cümlesi bir şikâyetten çok, bir eşiğe işaret eder. Bu eşikte kişi ya eski uyumunu sürdürür ya da kendi arzusuyla temas etmeyi göze alır.
Psikanalitik yaklaşım, bu eşiği güvenli bir ilişki içinde birlikte düşünme imkânı sunar. Çünkü bazen sorun, hayatın zor olması değil; hayatın bize ait olmamasıdır.
Uzman Psikolog Bilal Kaya ile Psikolojik Destek
Samsun Atakum merkezli çocuklar için oyun terapisi arayan ebeveynler ve yetişkin bireyler için bireysel psikolojik danışmanlık hizmeti sunuyorum. Destek için:🌐 www.bilalkaya.net
📍Samsun Atakum Psikolog / Online Danışmanlık / Samsun Atakum çocuk psikoloğu
Bilal KAYA |Yetişkin ve Çocuk Psikoloğu | Online Psikolog | Samsun Psikolog | Atakum Psikolog
Yorumlar