23.08.2026 · 3 dk okuma

Sevilmek Yetmiyor: Neden “En Çok Ben miyim?” Diye Bilmek İstiyoruz?

Sevilmek Yetmiyor: Neden “En Çok Ben miyim?” Diye Bilmek İstiyoruz?

Birinin bizi sevdiğini biliriz.

Bize değer verdiğini söyler.

Yanımızda olduğunu gösterir.

Bizi önemsediğini hissederiz.

Ama bazen bütün bunlara rağmen içimizde başka bir soru belirir:

“Peki beni gerçekten en çok seviyor musun?”

“Benden daha önemli biri var mı?”

“Beni diğerlerinden farklı görüyor musun?”

“Beni seçer miydin?”

“Ya bir gün başka birini benden daha çok seversen?”

İlk bakışta bu sorular yalnızca kıskançlıkla veya güvensizlikle ilgili görünebilir.

Fakat bazen mesele yalnızca karşımızdaki insanın sevgisinin miktarı değildir.

Daha derinde:

“Ben senin gözünde ne kadar özelim?”

“Benim yerim değiştirilebilir mi?”

“Beni kaybetmek senin için önemli mi?”

ve belki de:

“Ben tek başıma yeterince değerli miyim?”

soruları bulunabilir.

Bu nedenle bazı insanlar için sevilmek yeterli değildir.

Sevginin ne kadar güçlü olduğunu, ne kadar özel bir yere sahip olduklarını ve başkalarına kıyasla nerede durduklarını bilmek isterler.

Psikodinamik açıdan bu durum; erken ilişkiler, bağlanma deneyimleri, kendilik değeri, rekabet ve bilinçdışı ilişki örüntüleri üzerinden anlaşılabilir.

Varoluşçu açıdan ise başka bir soru ortaya çıkar:

“Değerimi başka bir insanın beni seçmesine ne ölçüde bağlıyorum?”

Çünkü bazen insan sevgiyi ararken aslında kendilik değerini arıyor olabilir.


Neden Sadece Sevilmek Yetmiyor?

Sevilmek insan için önemli bir deneyimdir.

Fakat insanın ilişkilerde ihtiyaç duyduğu şey yalnızca sevgi değildir.

Görülmek isteriz.

Anlaşılmak isteriz.

Önemsenmek isteriz.

Özel olduğumuzu hissetmek isteriz.

Seçildiğimizi bilmek isteriz.

Bu nedenle biri:

“Seni seviyorum.”

dediğinde içimizde başka bir soru ortaya çıkabilir:

“Ne kadar?”

Bu sorunun kendisi bazen sevginin yetersizliğinden değil, kişinin sevilmenin kendisinden daha fazlasına ihtiyaç duymasından kaynaklanır.

Çünkü sevginin varlığını bilmek ile sevgideki yerimizi bilmek aynı şey değildir.

Bir insan bizi seviyor olabilir.

Ama biz onun için özel olduğumuzdan emin olmayabiliriz.

İşte kıyaslama burada başlar.

“Beni mi daha çok seviyorsun, onu mu?”

“Onunla benden daha mı mutlusun?”

“Beni gerçekten seçer miydin?”

“Ben senin için vazgeçilmez miyim?”

Bu soruların ardında çoğu zaman yalnızca kıskançlık değil, yerimizi kaybetme korkusu bulunabilir.


“En Çok Ben miyim?” Sorusu Neden Bu Kadar Önemli Hâle Gelir?

Çünkü “en çok” olmak, ilişkilerde yalnızca sevginin miktarıyla ilgili değildir.

Bazen kişinin zihninde:

“En çok seviliyorsam, en değerliyim.”

gibi bilinçdışı bir bağlantı oluşabilir.

Bu durumda sevgi bir ilişki deneyimi olmaktan çıkar ve kişinin kendilik değerini düzenleyen bir ölçüye dönüşebilir.

Başkasının bizi tercih etmesi bizi rahatlatır.

Başka biri bizden daha fazla ilgi görürse içimizde bir eksiklik oluşabilir.

Partnerimizin başka birine gülmesi bile bazen düşündüğümüzden daha büyük bir anlam taşıyabilir.

Çünkü mesele yalnızca o an değildir.

Mesele:

“Benim yerim hâlâ aynı mı?”

sorusudur.

Bu nedenle bazı insanların ilişkilerinde sürekli bir yer kontrolü yaptıkları görülür.

Beni hâlâ seçiyor mu?

Beni eskisi kadar seviyor mu?

Benden vazgeçebilir mi?

Başkasını benden daha fazla önemsiyor mu?

Ben onun için özel miyim?

Bu soruların her biri aynı temel kaygının farklı biçimleri olabilir:

“İlişkideki yerimi kaybedersem, kendimle ilgili ne hissedeceğim?”


Freud: Sevgi ile Kendilik Değeri Arasındaki İlişki

Freud'un psikanalitik yaklaşımı, insanın sevgi, arzu, değer ve başkalarının bakışıyla kurduğu ilişkinin oldukça karmaşık olabileceğini gösterir.

İnsan yalnızca sevilmek istemez.

Sevildiğini bilmek, kendisi hakkında da bir şey söyler.

Birinin bizi seçmesi:

“Değerliyim.”

Birinin bizi istemesi:

“Özelim.”

Birinin bizi kaybetmekten korkması:

“Yerim doldurulamaz.”

gibi bir anlam kazanabilir.

Bu durumda başka birinin sevgisi, kişinin kendi değerinin kanıtı hâline gelebilir.

Sorun tam da burada başlar.

Çünkü sevginin miktarı değiştikçe kişinin kendilik algısı da değişmeye başlarsa, ilişki giderek bir değer ölçüm alanına dönüşür.

Partnerimiz bize yoğun ilgi gösterdiğinde kendimizi iyi hissederiz.

Bir süre mesafeli olduğunda değersiz hissederiz.

Başkasına ilgi gösterdiğinde içimizde bir eksiklik oluşur.

Böylece dışarıdaki ilişkinin hareketleri, içerideki kendilik değerimizi doğrudan belirlemeye başlar.


Klein: Sevdiğimiz Kişiyi Paylaşmak Neden Zor Olabilir?

Melanie Klein'ın nesne ilişkileri yaklaşımı, sevgi ve rekabet duygularının aynı ilişkide nasıl birlikte bulunabileceğini anlamamıza yardımcı olur.

Özellikle erken dönem ilişkilerinde çocuk, sevdiği kişinin ilgisini paylaşmak konusunda yoğun duygular yaşayabilir.

Anne başkasına ilgi gösterdiğinde kıskançlık.

Sevilen kişinin başka birine yönelmesi karşısında öfke.

Kardeşin doğumuyla birlikte yaşanan rekabet.

Bunlar çocuğun ilişki dünyasında önemli deneyimlerdir.

Yetişkinlikte bu duygular biçim değiştirerek devam edebilir.

Partnerimizin arkadaşlarına yakınlığı bizi rahatsız edebilir.

Ailesine ayırdığı zaman bizi düşündürebilir.

Geçmişteki ilişkileri zihnimizi meşgul edebilir.

Bazen partnerimizin sevdiği başka insanların varlığı, içimizde:

“Benden bir şey eksiliyor.”

duygusu yaratabilir.

Çünkü sevgi paylaşılabilir olsa da, kişinin bilinçdışı dünyasında sevgi bazen sıfır toplamlı bir oyun gibi yaşanabilir:

“Birini daha çok severse, beni daha az sever.”

Oysa yetişkin ilişkilerinde sevginin tek bir kişi için ayrılmış sınırlı bir miktar olmadığını bilmek mümkündür.

Ancak duygusal olarak bunu bilmek ile gerçekten hissedebilmek aynı şey değildir.


Bowlby: “Ya Beni Bırakırsa?”

John Bowlby'nin bağlanma kuramı, “en çok ben miyim?” sorusunun altında bulunabilecek terk edilme ve bağın kaybedilmesine ilişkin kaygıları anlamak açısından önemli bir çerçeve sunar.

Bağlanma sistemi özellikle ilişki tehdit altında hissedildiğinde daha fazla aktive olabilir.

Bir partnerin uzaklaşması.

Mesajlara geç cevap vermesi.

Başka birine yakınlık göstermesi.

Planlarını değiştirmesi.

Bütün bunlar bazı kişilerde düşündüğümüzden daha güçlü bir kaygı yaratabilir.

Çünkü zihin yalnızca:

“Bugün bana biraz uzak.”

demeyebilir.

Bunun yerine:

“Beni artık eskisi kadar sevmiyor olabilir.”

“Başka biri benden daha önemli olabilir.”

“Beni terk edebilir.”

gibi daha büyük bir anlam örgüsü oluşturabilir.

Bu nedenle “En çok ben miyim?” sorusu bazen sevginin miktarını değil, bağın güvenli olup olmadığını kontrol etmenin bir yolu olabilir.


Winnicott: Başkasının Sevgisi Olmadan Kendimizi Hissedebiliyor muyuz?

Donald Winnicott'un gerçek kendilik anlayışı, bu konuyu başka bir noktaya taşır.

Kişinin kendisi olarak var olabilmesi için ilişkiler önemlidir.

Görülmek.

Anlaşılmak.

Karşılık bulmak.

Ancak kişi kendi varlığını yalnızca başkasının bakışı üzerinden deneyimlemeye başladığında kendilik duygusu kırılganlaşabilir.

“Beni seviyor.”

dediğimizde kendimizi iyi hissederiz.

“Beni eskisi kadar sevmiyor.”

dediğimizde kendimizden şüphe etmeye başlarız.

“Başkasını benden daha çok seviyor.”

dediğimizde kendimizi değersiz hissedebiliriz.

Bu durumda kişi, kendi içsel değer duygusundan çok ilişkinin aynalamasına bağımlı hâle gelir.

Winnicott'un bakış açısından insanın ilişkide kendisi olarak kalabilmesi önemlidir.

Birinin sevgisini almak güzel bir deneyimdir.

Ama insanın bütün varlığının:

“Beni seviyor mu?”

sorusuna bağlanması, ilişki ile kendilik arasındaki sınırların bulanıklaşmasına neden olabilir.


Kohut: Neden “Özel” Olmak Bazen Bir İhtiyaç Hâline Gelir?

Heinz Kohut'un kendilik psikolojisi, görülme, aynalanma ve özel hissetme ihtiyacını anlamamız açısından oldukça önemlidir.

İnsan yaşamında:

“Sen önemlisin.”

“Seni görüyorum.”

“Senin varlığın benim için anlamlı.”

duyguları önem taşır.

Çocukluk döneminde bu deneyimler kendilik değerinin gelişiminde önemli bir rol oynar.

Ancak kişi kendilik değerini düzenlemek için sürekli olarak dışarıdan güçlü bir onaya ihtiyaç duyuyorsa, yetişkinlikte:

“Ben senin için özel miyim?”

sorusu aşırı önem kazanabilir.

Birinin sevgisi yalnızca sevgi olarak değil, kişinin değerinin aynası olarak işlev görmeye başlar.

Bu nedenle partnerin başka biriyle yakınlığı yalnızca kıskançlık yaratmaz.

Bazen kişinin kendilik duygusunu da sarsabilir.

“Onu benden daha çok seviyorsa, demek ki ben yeterince değerli değilim.”

Burada ilişkiyle ilgili bir soru, kişinin kendisiyle ilgili bir soruya dönüşür.


“Beni Diğerlerinden Daha Çok Seviyor musun?” Neden Bir Güvence Arayışıdır?

Güvence aramak insan ilişkilerinin doğal bir parçasıdır.

Bazen:

“Benim için hâlâ buradasın, değil mi?”

demek isteriz.

Ancak güvence arayışı sürekli tekrar eden bir hâle geldiğinde, kısa süreli rahatlama ile uzun vadeli kaygı arasında bir döngü oluşabilir.

Kişi sorar:

“Beni seviyor musun?”

Karşılığında:

“Evet, tabii ki.”

cevabını alır.

Bir süre rahatlar.

Sonra başka bir olay yaşanır.

Ve soru yeniden ortaya çıkar.

“Ama gerçekten mi?”

Bu döngü bize şunu gösterebilir:

Sorunun cevabı aslında bilinmiyor değildir.

Kişi zaten sevildiğini biliyor olabilir.

Ancak sevilme bilgisinin duygusal olarak yeterince güvenli hissedilmesi mümkün olmuyordur.

Bu nedenle daha fazla kanıt gerekir.

Daha fazla güvence.

Daha fazla ilgi.

Daha fazla özel hissetme.

Ama hiçbir kanıt uzun süre yeterli olmayabilir.


Sevilmek ile Seçilmek Arasındaki Fark

Birinin bizi sevmesi ile bizi seçmesi aynı deneyim değildir.

Sevilmek, bir kişinin bize yönelik duygusuyla ilgilidir.

Seçilmek ise:

“Bunca insanın arasından beni tercih etti.”

anlamını taşıyabilir.

Bu nedenle bazı insanlar için seçilmek çok daha güçlü bir duygusal anlam kazanır.

Özellikle kendilik değeri kırılgan olduğunda:

“Beni seçti.”

cümlesi:

“Değerliyim.”

anlamına dönüşebilir.

Bu yüzden kişi bazen:

“Beni seviyor mu?”

sorusundan çok:

“Beni diğerlerinin arasından seçer mi?”

sorusuna takılır.

Burada rekabet devreye girer.

Sevgi artık paylaşılabilecek bir duygu olmaktan çıkıp kazanmamız gereken bir konuma dönüşebilir.


Neden Bazen Kıyaslamadan Sevilemiyoruz?

Kendi değerimizi tek başına deneyimlemekte zorlandığımızda kıyaslama bir araç hâline gelebilir.

“Benden daha güzel biri var mı?”

“Benden daha başarılı biri var mı?”

“Beni ondan daha çok seviyor mu?”

“Ben onun için en özel kişi miyim?”

Bu soruların ortak özelliği, kişinin kendi değerini doğrudan değil, başkalarına göre belirlemeye çalışmasıdır.

Ancak kıyaslamanın sonu yoktur.

Bugün kendimizi bir kişiyle kıyaslarız.

Yarın başka biri ortaya çıkar.

Bir noktada kişi kendisini sevildiği hâlde bile yeterince değerli hissedemeyebilir.

Çünkü mesele ilişkinin kendisinden çok, kişinin kendilik değerini hangi temele dayandırdığıyla ilgilidir.


Birini Çok Sevdiğimiz İçin mi, Kaybetmekten Korktuğumuz İçin mi “En Çok Ben miyim?” Deriz?

Bu iki duygu birbirinden tamamen ayrı değildir.

Birini sevdiğimiz için onu kaybetmek istemeyebiliriz.

Fakat bazen kaybetme korkusu sevgiden daha büyük hâle gelebilir.

İlişkiye baktığımızda:

“Ben onu seviyorum.”

dan çok:

“Onun beni bırakması düşüncesine dayanamıyorum.”

duygusu baskın olabilir.

Bu durumda “En çok ben miyim?” sorusu sevgiyi anlamaktan çok kaybı önceden kontrol etmeye çalışma işlevi görebilir.

Kişi:

“Beni ne kadar seviyor?”

diye sorarak aslında:

“Beni terk etmeyeceğinden emin olabilir miyim?”

diye soruyor olabilir.

Bu nedenle bazı güvence arayışlarının altında sevgi ihtiyacından çok güvenlik ihtiyacı bulunabilir.


Bazen Mesele Karşımızdaki Kişinin Sevgisi Değildir

Bir insan bizi gerçekten seviyor olabilir.

İlgi gösteriyor olabilir.

Bağlı olabilir.

Fakat biz yine de:

“Yeterince değil.”

diye hissedebiliriz.

Bu noktada sorunun kaynağını yalnızca ilişkiye bağlamak mümkün değildir.

Çünkü insan dışarıdan aldığı sevgiyi içeride nasıl deneyimlediği konusunda da farklılık gösterebilir.

Bir kişi sevildiğinde:

“Demek ki değerliyim.”

hissedebilir.

Başka biri:

“Şimdilik beni seviyor ama bir gün vazgeçecek.”

diye düşünebilir.

Aynı sevgi, iki farklı iç dünyada farklı anlamlar kazanabilir.

Bu nedenle bazen kişinin ihtiyacı daha fazla sevgi almak değil, aldığı sevgiyle kurduğu içsel ilişkiyi anlamaktır.


Varoluşçu Yaklaşım: Değerimi Başkasının Seçimine Bırakırsam Ne Olur?

Varoluşçu açıdan insan kendi hayatının öznesidir.

Ancak insan ilişkisel bir varlıktır.

Başkasının sevgisine ihtiyaç duyar.

Görülmek ister.

Yakınlık ister.

Bütün bunlar insan olmanın doğal parçalarıdır.

Fakat kişinin kendilik değeri tamamen başkasının seçimine bağlandığında önemli bir sorun ortaya çıkar:

“Ben kimim?”

sorusunun cevabı giderek:

“Beni nasıl görüyorlar?”

olmaya başlar.

Bu durumda kişi kendi değerini kendi yaşamından değil, başkasının bakışından almaya çalışabilir.

Sartre'ın düşüncesinde başkasının bakışı, insanın kendisini algılama biçiminde önemli bir yere sahiptir.

Bir başkasının gözünde nasıl göründüğümüzü düşünürüz.

Ancak kişinin kendisini tamamen başkasının bakışına teslim etmesi, kendi özgürlüğüyle kurduğu ilişkiyi de zayıflatabilir.

Bu nedenle varoluşçu açıdan önemli soru:

“Beni en çok seviyorlar mı?”

kadar:

“Sevilmediğimde kendimi kim olarak hissediyorum?”

sorusudur.


“En Çok Ben miyim?” Sorusu Bazen Bir Çocukluk Sorusu Olabilir

Yetişkinlikte bazı soruların kökleri çocukluk deneyimlerine uzanabilir.

Çocuk için:

“Annem beni kardeşimden daha çok seviyor mu?”

sorusu yalnızca bir kıskançlık sorusu değildir.

Aynı zamanda:

“Benim yerim ne?”

“Ben hâlâ özel miyim?”

“Beni kaybetmeyecek misin?”

sorularını da içerebilir.

Çocuk büyür.

Ancak bu sorunun duygusal biçimi tamamen ortadan kalkmayabilir.

Yetişkinlikte:

“Partnerim beni arkadaşlarından daha mı çok seviyor?”

“Beni eski sevgilisinden daha çok seviyor mu?”

“Beni seçer mi?”

gibi sorular ortaya çıkabilir.

Burada çocukluk ile yetişkinliği birebir eşitlemek doğru değildir.

Ancak erken ilişkilerde yaşanan seçilme, kıyaslanma, görülme ve paylaşma deneyimlerinin daha sonraki ilişkilerde farklı biçimlerde ortaya çıkabileceğini düşünmek mümkündür.


İnsan Neden Sevgiyi Test Etmeye Başlar?

Güven duygusu kırılgan olduğunda sevginin varlığını yalnızca hissetmek yeterli gelmeyebilir.

Bu kez sevgi test edilmeye başlanır.

“Beni gerçekten seviyorsan bunu yaparsın.”

“Bakayım beni tercih edecek mi?”

“Ben biraz geri çekileyim, beni arayacak mı?”

“Bana kızdığında peşimden gelecek mi?”

Bu testler bazen bilinçli olarak yapılmaz.

Kişi yalnızca ilişkinin güvenli olup olmadığını kontrol etmeye çalışır.

Ancak sevginin sürekli sınanması, ilişkinin kendisini de yorabilir.

Çünkü sevgi artık yaşanan bir deneyim olmaktan çıkıp sürekli kanıtlanması gereken bir şey hâline gelir.


Sağlıklı Yakınlıkta “En Çok Ben” Olmak Gerekir mi?

Yakın ilişkilerde özel hissetmek elbette önemlidir.

İnsan partneri için önemli olduğunu bilmek ister.

Ancak sağlıklı bir ilişkiyi yalnızca:

“Ben bir numarayım.”

üzerinden tanımlamak zorunda değiliz.

İnsan aynı anda bir partnerini sevebilir, ailesini önemseyebilir, arkadaşlarıyla güçlü bağlar kurabilir.

Bu ilişkiler birbirinin düşmanı değildir.

Bir başkasına gösterilen sevgi, bizim sevgimizi otomatik olarak azaltmaz.

Sorun daha çok:

“Başkalarını sevdiğinde benim değerim azalıyor.”

duygusunun baskın hâle gelmesinde ortaya çıkar.

Bu noktada kıskançlık yalnızca karşı tarafın davranışıyla değil, kişinin kendi değer duygusuyla da ilişkili olabilir.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Sevildiğinizden emin olmak için sürekli güvenceye ihtiyaç duyuyor, partnerinizin başka insanlara verdiği ilgiyi yoğun biçimde kendinizle kıyaslıyor veya ilişkilerinizde “en özel kişi” olduğunuzu kanıtlama ihtiyacı hissediyorsanız, bu örüntülerin altında hangi duygusal ihtiyaçların bulunduğunu anlamak önemli olabilir.

Psikodinamik yönelimli psikolojik destek sürecinde kişinin erken dönem ilişkilerinin, bağlanma deneyimlerinin, kendilik değerinin, rekabet ve seçilme ihtiyacının bugünkü ilişkilerde nasıl ortaya çıktığı ele alınabilir. Kişinin neden bazı ilişkilerde sürekli güvence aradığı ve sevgiye rağmen neden güvende hissetmekte zorlandığı üzerinde durulabilir.

Varoluşçu yaklaşım açısından ise başkasının sevgisiyle kendi değerimiz arasındaki ilişki, kişinin kendi varlığını başkasının bakışından bağımsız olarak nasıl deneyimlediği ve yakınlık içerisinde kendisi olarak kalabilmesi ele alınabilir.

Samsun'da yüz yüze psikolojik destek almak isteyen yetişkinler için Atakum'da, farklı şehirlerde yaşayanlar için ise online psikolojik destek seçenekleri bulunmaktadır. İlişkilerinizde tekrar eden bu tür duyguların sizin için ne anlam taşıdığını daha yakından ele almak için randevu almak üzere benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sonuç

Sevilmek insan için önemli olabilir.

Fakat bazen sevilmek yetmez.

Çünkü insan yalnızca:

“Beni seviyor musun?”

diye sormaz.

“Beni seçiyor musun?”

“Ben senin için özel miyim?”

“Benden vazgeçebilir misin?”

“Beni diğerlerinden daha mı çok seviyorsun?”

diye de sorar.

Bu soruların altında bazen kıskançlık vardır.

Bazen terk edilme korkusu.

Bazen çocukluktan gelen seçilme ve görülme ihtiyacı.

Bazen kendilik değerini başkasının sevgisi üzerinden düzenleme eğilimi.

Bazen de bütün bunların ötesinde daha varoluşsal bir soru bulunur:

“Ben başkasının sevgisi olmadan da değerli olduğumu hissedebiliyor muyum?”

Freud'un psikanalitik yaklaşımı, sevginin ve kendilik değerinin bilinçdışı boyutlarını düşünmemize yardımcı olur.

Klein, sevgi ve rekabetin aynı ilişkide birlikte var olabileceğini gösterir.

Bowlby, sevgiye yönelik güvence ihtiyacının bağlanma sistemiyle ilişkisini anlamamıza yardımcı olur.

Winnicott, kişinin ilişki içerisinde kendi varlığını koruyabilmesinin önemini ortaya koyar.

Kohut ise görülme, aynalanma ve özel hissetme ihtiyacının kendilik değeriyle ilişkisini anlamamıza katkı sağlar.

Varoluşçu yaklaşım ise bütün bunların ötesinde bir soru sorar:

“Başkasının gözündeki yerim ile kendi gözümdeki yerim arasındaki fark ne?”

Belki de “En çok ben miyim?” sorusunun altında, aslında:

“Ben yeterince değerli miyim?”

sorusu vardır.

Ve bazen insanın aradığı şey daha fazla sevgi değil;

aldığı sevgiyi, kendi değerinin kanıtı olmak zorunda bırakmadan yaşayabilmektir.


Sık Sorulan Sorular

Neden partnerimin beni diğerlerinden daha çok sevip sevmediğini merak ediyorum?

Bunun altında kıskançlık, bağlanma kaygısı, seçilme ihtiyacı veya kendilik değeriyle ilgili kırılganlıklar bulunabilir. Her durumda aynı psikolojik neden söz konusu değildir.

Beni sevdiğini bildiğim hâlde neden tekrar tekrar soruyorum?

Bazen kişi sevildiğini biliyor olabilir ama bunu duygusal olarak yeterince güvenli hissedemiyor olabilir. Bu durumda aynı güvenceyi tekrar aramak mümkün olabilir.

Partnerimin başka insanları sevmesi benim değerimi azaltır mı?

Hayır. Bir insanın arkadaşlarını, ailesini veya başka insanları sevmesi sizin değerinizin azaldığı anlamına gelmez. Ancak bu durum bazı kişilerde kıyaslama ve kaybetme korkusunu harekete geçirebilir.

Neden “en çok ben miyim?” sorusu bende bu kadar güçlü bir ihtiyaç oluşturuyor?

Kişinin kendilik değeri başkalarının seçimine ve onayına daha fazla bağlandığında, özel ve vazgeçilmez olma ihtiyacı güçlenebilir. Bunun geçmiş ilişkilerle de bağlantısı olabilir.

Sürekli güvence istemek ilişkiye zarar verir mi?

Güvence ihtiyacının varlığı tek başına ilişkiye zarar vermez. Ancak ilişkinin sürekli test edilmesi veya karşı tarafın sürekli olarak sevgisini kanıtlamasının beklenmesi zaman içinde ilişkisel bir döngü oluşturabilir.

Sevilmek ile seçilmek neden farklı hissettirir?

Sevilmek, kişinin bize yönelik duygusuyla ilgilidir. Seçilmek ise kişinin diğer ihtimaller arasından bizi tercih ettiği duygusunu içerir. Bu nedenle seçilmek bazı kişiler için kendilik değeriyle daha güçlü biçimde bağlantılı olabilir.

Birinin beni çok sevmesi neden kendimi değerli hissetmeme yetmiyor?

Kendilik değeri yalnızca dışarıdan alınan sevgiyle düzenlendiğinde, alınan sevgi geçici bir güvence sağlayabilir ama kalıcı bir değer duygusu yaratmayabilir. Bu nedenle kişi sevildiği hâlde yine de “yeterince değerli miyim?” sorusunu yaşayabilir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap