20.07.2026 · 3 dk okuma

Neden Sürekli Onaylanma İhtiyacı Hissederiz? Bunun Psikolojik Bir Nedeni Var mı?

Neden Sürekli Onaylanma İhtiyacı Hissederiz? Bunun Psikolojik Bir Nedeni Var mı?

Kısa Cevap

Başkaları tarafından beğenilmek, takdir edilmek ve kabul görmek insan olmanın doğal ihtiyaçlarından biridir. Ancak kişinin kendi değerini neredeyse tamamen başkalarının onayına bağlaması, eleştirilmekten yoğun biçimde korkması veya sürekli takdir beklemesi, öz değer algısı, çocukluk deneyimleri, bağlanma örüntüleri ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyle bağlantılı olabilir. Psikodinamik açıdan bakıldığında onaylanma ihtiyacı yalnızca bugünün değil, çoğu zaman geçmiş ilişkilerimizin de izlerini taşır.


Bu Yazıda Neler Bulacaksınız?

  • Onaylanma ihtiyacı neden oluşur?
  • Her insanın onaylanma ihtiyacı var mıdır?
  • Çocukluk deneyimleri bu ihtiyacı nasıl etkileyebilir?
  • Kohut'un Kendilik Psikolojisi onaylanma ihtiyacını nasıl açıklar?
  • Winnicott'a göre gerçek benlik ve sahte benlik nedir?
  • Bağlanma kuramı bu konuda bize ne söyler?
  • Sürekli onay aramak neden yorucu olabilir?
  • Psikolojik destek ne zaman faydalı olabilir?

Hiç Kendinize Bu Soruları Sordunuz mu?

Bir karar vermeden önce sürekli başkalarının fikrini alma ihtiyacı hissediyor musunuz?

Yaptığınız bir iş beğenildiğinde kendinizi iyi hissederken, en küçük eleştiride bütün motivasyonunuzu kaybediyor musunuz?

Sosyal medyada paylaştığınız bir gönderinin aldığı beğeni sayısı ruh halinizi etkiliyor mu?

Hayır dediğinizde suçluluk hissediyor, herkesi memnun etmeye çalışıyor musunuz?

Yoksa içinizde, "Beni gerçekten değerli yapan şey nedir?" sorusu sık sık beliriyor mu?

Birçok insan zaman zaman başkalarının takdirini önemser. Bu son derece doğaldır. Çünkü insan, yaşamı boyunca ilişkiler içinde var olur ve kabul görmek, ait hissetmek ister.

Ancak bazı insanlar için onay görmek yalnızca hoş bir deneyim değildir; adeta kendilerini iyi hissedebilmenin temel koşulu hâline gelir.

Takdir edildiğinde kendini değerli hisseden, eleştirildiğinde ise tüm değerini kaybetmiş gibi yaşayan kişiler için onay, yalnızca bir iltifat değil, benlik algısını ayakta tutmaya çalışan bir dayanak hâline gelebilir.

Peki neden bazı insanlar başkalarının düşüncelerinden bu kadar etkilenirken, bazıları eleştirilere rağmen kendi değerini koruyabilir?

Bu sorunun cevabı, yalnızca bugünkü yaşantımızda değil; çocukluk yıllarımızda kurduğumuz ilişkilerde, kendimize dair geliştirdiğimiz algıda ve iç dünyamızın nasıl şekillendiğinde de saklı olabilir.


Onaylanma İhtiyacı Her Zaman Bir Sorun mudur?

Hayır.

Öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Onaylanmak istemek, sevilmek istemek veya emek verdiğimiz bir konuda takdir görmek istemek sağlıklı ve insani bir ihtiyaçtır.

Bir öğrencinin emeğinin fark edilmesini istemesi…

Bir çalışanın yaptığı işin takdir edilmesinden mutlu olması…

Bir çocuğun anne babasının "Aferin." demesini beklemesi…

Bir arkadaşın değer gördüğünü hissetmek istemesi…

Bunların hepsi oldukça doğaldır.

Sorun, kişinin kendi değerini neredeyse tamamen dışarıdan gelen onaya bağlamaya başladığında ortaya çıkabilir.

Eğer kişi;

  • Sürekli başkalarının ne düşündüğünü merak ediyorsa,
  • Eleştirilmekten yoğun şekilde korkuyorsa,
  • Herkesi memnun etmeye çalışıyorsa,
  • Kendi isteklerinden vazgeçerek kabul görmeye çalışıyorsa,
  • "Beğenilirsem değerliyim, beğenilmezsem değersizim." düşüncesini taşıyorsa,

onay ihtiyacı yaşamının merkezine yerleşmiş olabilir.

Bu durumda kişi yalnızca başkalarının sevgisini değil, aynı zamanda kendi değerini de dışarıda aramaya başlayabilir.


Öz Değer ile Onaylanma İhtiyacı Arasındaki İlişki

İnsan kendisini nasıl değerli hisseder?

Bu sorunun herkes için tek bir cevabı yoktur.

Bazı insanlar yalnızca var oldukları için kendilerini değerli hissedebilirken, bazıları bunu ancak başarılı olduklarında, takdir edildiklerinde veya başkalarını memnun ettiklerinde hisseder.

İşte burada öz değer kavramı önem kazanır.

Öz değer, kişinin yalnızca başarılarına, görünüşüne veya başkalarının düşüncelerine bağlı olmayan; kendisiyle kurduğu ilişkinin temelini oluşturan içsel bir duygudur.

Öz değer daha sağlam olduğunda, eleştirilmek elbette üzücü olabilir; ancak kişinin bütün benlik algısını sarsmaz.

Buna karşılık öz değer büyük ölçüde dış onaya bağlı olduğunda, en küçük eleştiri bile kişinin kendisini tamamen yetersiz hissetmesine neden olabilir.

Bu nedenle bazı insanlar için onay yalnızca güzel bir geri bildirim değil, kendilerini ayakta tutan temel kaynak hâline gelir.


Kohut: "Beni Gördün mü?"

Kendilik Psikolojisi'nin kurucusu Heinz Kohut, onaylanma ihtiyacını anlamak için önemli bir kuramsal çerçeve sunar.

Kohut'a göre her çocuk, gelişiminin erken dönemlerinde yalnızca bakım verenin fiziksel ilgisine değil; duygularının görülmesine, anlaşılmasına ve değer verilmesine de ihtiyaç duyar.

Çocuk sevinç duyduğunda…

Bir şey başardığında…

Heyecanlandığında…

Üzüldüğünde…

Bakım veren kişinin bunları fark etmesi ve uygun şekilde karşılık vermesi, çocuğun kendisiyle ilgili olumlu bir benlik algısı geliştirmesine katkıda bulunur.

Kohut bu süreci aynalanma (mirroring) kavramıyla açıklar.

Aynalanma, çocuğun duygularının ve deneyimlerinin bakım veren tarafından görülmesi, anlaşılması ve anlamlandırılmasıdır.

Bu, çocuğun her yaptığına alkış tutulması anlamına gelmez.

Aksine, çocuğun varlığının ve duygularının değerli olduğunun hissettirilmesidir.

Yeterince aynalanan bir çocuk zamanla şu duyguyu geliştirebilir:

"Ben yalnızca başarılı olduğum için değil, olduğum kişi olarak da değerliyim."

Ancak bu ihtiyaç çeşitli nedenlerle yeterince karşılanamadığında, kişi yetişkinlikte bu eksikliği dış dünyadan tamamlamaya çalışabilir.

Sürekli takdir beklemek…

Eleştirilere karşı aşırı hassas olmak…

Başkalarının beğenisini kaybetmekten yoğun kaygı duymak…

Sosyal medyadaki beğenileri kişisel değerinin göstergesi gibi algılamak…

Bazı durumlarda bu arayışın bir parçası hâline gelebilir.

Elbette bu, çocuklukta yaşanan her eksikliğin mutlaka böyle sonuçlanacağı anlamına gelmez. İnsan gelişimi birçok biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenin bir araya gelmesiyle şekillenir. Ancak Kohut'un yaklaşımı, onay ihtiyacının yalnızca bugünkü olaylarla değil, kişinin erken ilişkilerinde şekillenen benlik deneyimiyle de bağlantılı olabileceğini anlamamıza yardımcı olur.


Winnicott: Gerçek Benlik ve Sahte Benlik

Psikanalist Donald Winnicott, kişinin başkalarının onayına neden bu kadar ihtiyaç duyabildiğini anlamamıza yardımcı olabilecek önemli kavramlardan biri olan gerçek benlik (true self) ve sahte benlik (false self) kavramlarını ortaya koymuştur.

Winnicott'a göre bir çocuk, ihtiyaçları ve duyguları bakım veren tarafından yeterince fark edildiğinde ve karşılandığında zamanla kendi benliğini güvenle ifade etmeyi öğrenebilir.

Acıktığında acıktığını söyleyebilir.

Üzüldüğünde bunu gösterebilir.

İstemediği bir şeye "hayır" diyebilir.

Merak ettiği şeyleri keşfetmekten çekinmez.

Bu deneyimler, çocuğun zamanla kendi isteklerine güvenmesini destekleyebilir.

Ancak bazı çocuklar, çeşitli nedenlerle kendi duygularını ve ihtiyaçlarını geri plana itmeye başlayabilir.

Örneğin sürekli olarak;

  • "Uslu çocuk ol."
  • "Beni üzme."
  • "Ağlama."
  • "İnat etme."
  • "Büyükler ne derse o olur."

gibi mesajlarla büyüyen bir çocuk, zamanla kendi hislerinden çok çevresindekilerin beklentilerine odaklanabilir.

Bu durum her çocukta aynı sonucu doğurmasa da, bazı kişilerde başkalarının beklentilerine uyum sağlamak, kendi isteklerini ifade etmekten daha güvenli hissettirebilir.

Winnicott bu uyum sürecini sahte benlik kavramıyla açıklar.

Sahte benlik, kişinin gerçek duygularını tamamen kaybettiği anlamına gelmez. Daha çok, kabul görmek ve ilişkiyi sürdürebilmek için kendi ihtiyaçlarını geri plana itma eğilimini ifade eder.

Böyle bir durumda kişi zamanla şu soruları sormaya başlayabilir:

"Ben gerçekten ne istiyorum?"

"Bunu ben mi istiyorum, yoksa insanlar benden bunu beklediği için mi yapıyorum?"

"Eğer onları memnun etmezsem yine de sevilir miyim?"

Onaylanma ihtiyacı bazen tam da bu noktada güçlenebilir. Çünkü kişi, kendisini olduğu gibi ortaya koymaktan çok, kabul göreceğine inandığı yönlerini göstermeye başlayabilir.


Bowlby: Kabul Görme İhtiyacı ve Bağlanma

John Bowlby'nin Bağlanma Kuramı da onaylanma ihtiyacını anlamamız açısından önemli bir bakış açısı sunar.

Bowlby'ye göre çocuk, bakım veren kişiyle kurduğu ilişki üzerinden hem kendisi hem de diğer insanlar hakkında bazı temel inançlar geliştirir.

Örneğin;

"Ben sevilebilir biriyim."

"İhtiyaç duyduğumda insanlar yanımda olur."

"Duygularımı ifade etmem güvenlidir."

gibi inançlar, güvenli bağlanma deneyimleriyle desteklenebilir.

Buna karşılık bazı çocuklar, kabul görmek için sürekli uyum sağlamaları gerektiğini öğrenebilir.

Bu durumda kişi, yetişkinlikte de ilişkilerinde şu düşünceleri yaşayabilir:

"Hayır dersem beni sevmezler."

"Onları hayal kırıklığına uğratırsam yalnız kalırım."

"Sürekli iyi olmak zorundayım."

Bu düşünceler bilinçli olarak fark edilmeyebilir. Ancak kişinin ilişkilerini ve kararlarını derinden etkileyebilir.

Elbette her bağlanma örüntüsü aynı sonucu doğurmaz. İnsan davranışları tek bir kuramla açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Ancak bağlanma deneyimleri, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkinin önemli yapı taşlarından biridir.


Karen Horney: Herkesi Memnun Etmeye Çalışmak

Psikanalist Karen Horney, bazı insanların sürekli başkalarını memnun etmeye çalışmasını "insanlara yönelme" eğilimi üzerinden açıklar.

Horney'ye göre kişi, ilişkilerini kaybetme korkusuyla kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilir.

Böyle zamanlarda kişi;

  • Kırılmamak için değil, başkalarını kırmamak için susabilir.
  • Yorulmasına rağmen yardım etmeye devam edebilir.
  • İstemediği hâlde "evet" diyebilir.
  • Eleştirilmemek için sürekli kendisini düzeltebilir.

Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar "çok fedakâr" ya da "çok uyumlu" gibi görünebilir.

Ancak kişi iç dünyasında giderek yorulabilir.

Çünkü başkalarını memnun etmeye çalışırken, kendi ihtiyaçları görünmez hâle gelebilir.


Sosyal Medya Onay İhtiyacını Artırabilir mi?

Günümüzde onaylanma ihtiyacı en görünür hâlini bazen sosyal medyada bulabiliyor.

Paylaşılan bir fotoğraf…

Yazılan bir yorum…

Alınan beğeni sayısı…

Takipçi sayısındaki değişiklik…

Bunların hepsi birçok insanın dikkatini çekebilir.

Sosyal medyayı kullanmak veya beğeni almak istemek tek başına sağlıksız değildir.

Ancak kişi, kendisini değerli hissedebilmek için sürekli dışarıdan gelecek olumlu geri bildirimlere ihtiyaç duymaya başladığında bu durum yorucu bir döngüye dönüşebilir.

Bir paylaşım beklenenden az ilgi gördüğünde yoğun hayal kırıklığı yaşamak…

Olumsuz bir yorum üzerinde günlerce düşünmek…

Kendisini sürekli başkalarının hayatıyla kıyaslamak…

Bunlar, öz değerin giderek dış kaynaklara bağlanmaya başladığını düşündürebilir.


Başkalarının Gözünden Kendimize Bakmak

Zamanla bazı insanlar, kendi hayatlarını kendi gözleriyle değerlendirmekte zorlanabilir.

Bir karar alırken önce kendilerine değil, çevrelerine danışırlar.

Bir kıyafet seçerken kendi beğenilerinden çok başkalarının yorumlarını önemserler.

Bir başarı elde ettiklerinde bile içten içe şu soruyu sorabilirler:

"Acaba yeterince iyi miydi?"

Bu durumda kişinin iç sesi zamanla yerini dış dünyanın sesine bırakabilir.

Kendi değerini belirleyen kişi artık kendisi değil, çevresinden aldığı geri bildirimler olur.

Fakat dış dünyanın onayı hiçbir zaman kalıcı değildir.

Bu nedenle kişi kısa süreli rahatlama yaşasa bile bir süre sonra yeniden aynı ihtiyacı hissedebilir.

İşte bu yüzden onaylanma ihtiyacı çoğu zaman doyurulması güç bir döngüye dönüşebilir.


Varoluşçu Yaklaşım: "Ben Kimim, Eğer Başkalarının Onayı Olmazsa?"

Varoluşçu psikoloji, onaylanma ihtiyacına farklı bir pencereden bakar.

Bu yaklaşıma göre insan yaşamı boyunca yalnızca kabul görmek için değil, aynı zamanda kendisi olabilmek için de çaba gösterir.

Ancak bu her zaman kolay değildir.

Çünkü insan, yaşamının ilk yıllarından itibaren başkalarının bakışıyla kendisini tanımaya başlar.

Anne babasının…

Öğretmenlerinin…

Arkadaşlarının…

Toplumun…

Zamanla bu bakışlar içselleşir ve kişi kendisini de çoğu zaman bu gözlerle değerlendirmeye başlar.

Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkar:

Ben gerçekten kimim?

Başkalarının beni başarılı bulduğu kişi mi?

Herkesi memnun etmeye çalışan kişi mi?

Hiç hata yapmayan kişi mi?

Yoksa tüm bunların ötesinde, yalnızca kendim olduğum hâlimle de değerli olabilir miyim?

Varoluşçu psikoterapistler, insanın yaşamındaki en önemli görevlerden birinin kendi değerini yalnızca dış dünyanın onayına değil, kendi varoluşuna da dayandırabilmesi olduğunu vurgular.

Bu, başkalarının düşüncelerini tamamen önemsememek anlamına gelmez.

Ancak kişinin yaşamını yalnızca dışarıdan gelen değerlendirmeler üzerine kurması da zamanla kendi benliğinden uzaklaşmasına neden olabilir.

Gerçek özgürlük belki de herkes tarafından onaylanmak değil, zaman zaman onaylanmayacağını bilse de kendi değerleri doğrultusunda yaşayabilmektir.


Günlük Yaşamda Onaylanma İhtiyacı Nasıl Görülebilir?

Onaylanma ihtiyacı her zaman açık bir şekilde fark edilmeyebilir.

Bazen günlük yaşamın içinde oldukça sıradan görünen davranışlarla kendini gösterebilir.

Örneğin kişi;

  • Karar vermeden önce mutlaka birilerinin fikrini almak isteyebilir.
  • Sürekli yaptığı işin yeterince iyi olup olmadığını sorabilir.
  • Eleştirildiğinde uzun süre bunun etkisinden çıkamayabilir.
  • Sosyal medyada aldığı beğenilere beklediğinden fazla anlam yükleyebilir.
  • İnsanları kırmamak için kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyebilir.
  • Hayır demekte zorlanabilir.
  • Herkes tarafından sevilmeye çalışabilir.
  • Başarılı olsa bile bunu yeterli görmeyebilir.

Bu davranışların tek başına onaylanma ihtiyacını gösterdiğini söylemek doğru değildir.

Ancak kişinin yaşamının birçok alanında benzer örüntüler tekrar ediyorsa, kendi değerini büyük ölçüde başkalarının değerlendirmeleri üzerinden kuruyor olabilir.


Kendinize Şu Soruları Sorabilirsiniz

Bu soruların doğru ya da yanlış cevapları yoktur.

Ama bazen kendimizi daha iyi tanımamıza yardımcı olabilir.

  • Birisi beni eleştirdiğinde bunu ne kadar kişisel algılıyorum?
  • Takdir edilmediğimde kendimi değersiz hissediyor muyum?
  • Başkalarını hayal kırıklığına uğratmaktan neden bu kadar korkuyorum?
  • Bir karar verirken kendi isteğim mi daha belirleyici oluyor, yoksa başkalarının ne düşüneceği mi?
  • İnsanlar beni onaylamasa da kendimi değerli hissedebilir miyim?
  • Uzun zamandır yalnızca başkalarının beklentilerine göre mi yaşıyorum?

Bu soruların amacı kendinizi yargılamak değil, kendi iç dünyanızı merak etmektir.

Çünkü değişim çoğu zaman kendimizi suçlamakla değil, kendimizi anlamaya çalışmakla başlar.


Psikolojik Destek Ne Zaman Faydalı Olabilir?

Onaylanma ihtiyacı belirli düzeyde herkes için doğal bir yaşantıdır.

Ancak bu ihtiyaç;

  • İlişkilerinizi zorlamaya başladıysa,
  • Sürekli kendinizi yetersiz hissetmenize neden oluyorsa,
  • Hayır demekte zorlanıyor ve kendi sınırlarınızı koruyamıyorsanız,
  • Başkalarının düşünceleri yaşamınızı yönetmeye başladıysa,
  • Eleştirilme korkusu nedeniyle birçok şeyden kaçınıyorsanız,
  • Kendinizi yalnızca başarılı olduğunuzda değerli hissediyorsanız,

psikolojik destek almak faydalı olabilir.

Psikodinamik yönelimli psikolojik destek sürecinde amaç yalnızca bu davranışları değiştirmek değildir.

Aynı zamanda kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi, öz değer algısını, geçmiş ilişki örüntülerini ve bugün yaşadığı güçlüklerin altında yer alabilecek psikolojik süreçleri anlamaya çalışmaktır.

Çünkü bazen çözmeye çalıştığımız sorun yalnızca "onaylanma ihtiyacı" değil, yıllar içinde şekillenen benlik deneyimimizin bir parçası olabilir.


Onaylanma İhtiyacı Yaşam Kalitenizi Etkiliyorsa Psikolojik Destek Alabilirsiniz

Başkalarının düşüncelerine gereğinden fazla önem verdiğinizi düşünüyor, sürekli onaylanma ihtiyacı hissediyor veya eleştirilmekten yoğun biçimde etkileniyorsanız, bu durum yaşam kalitenizi ve ilişkilerinizi zorlaştırabilir.

Uzman Psikolog Bilal Kaya olarak, Samsun Atakum'da yüz yüze psikolojik destek ve Türkiye'nin her yerinden online psikolojik destek hizmeti sunuyorum.

Psikodinamik yaklaşım doğrultusunda yürütülen görüşmelerde yalnızca yaşadığınız belirtilere değil, bu belirtilerin altında yer alabilecek ilişki örüntülerine, öz değer algısına ve bilinçdışı süreçlere de bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılmaktadır.

Eğer siz de kendinizi daha yakından tanımak, tekrar eden ilişki örüntülerinizi anlamak ve onaylanma ihtiyacınızın yaşamınızdaki yerini keşfetmek istiyorsanız, detaylı bilgi ve randevu için benimle iletişime geçebilirsiniz.

📍 Samsun Psikolog

📍 Atakum Psikolog

💻 Online Psikolojik Destek

🌐 www.bilalkaya.net

Sonuç

Başkaları tarafından kabul görmek, sevilmek ve değer görmek insan olmanın doğal ihtiyaçlarından biridir.

Ancak kişi kendi değerini yalnızca dışarıdan gelen onaya bağladığında, yaşamı başkalarının bakışları tarafından yönlendirilmeye başlayabilir.

Oysa öz değer, yalnızca alkışlandığımız anlarda değil; hata yaptığımızda, eleştirildiğimizde ve herkes tarafından onaylanmadığımız zamanlarda da varlığını sürdürebildiğinde daha sağlam bir hâl alır.

Belki de asıl soru şudur:

Başkalarının beni nasıl gördüğünden önce, ben kendimi nasıl görüyorum?

Bu sorunun cevabı, yalnızca onaylanma ihtiyacını değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi de yeniden düşünmemize yardımcı olabilir. Bu nedenle bazen değişim, daha fazla onay aramakla değil; kendi iç sesimizi duymaya cesaret etmekle başlayabilir.


Sık Sorulan Sorular (SSS)

Onaylanma ihtiyacı normal midir?

Evet. Sevilmek, kabul görmek ve takdir edilmek insanın doğal psikolojik ihtiyaçları arasındadır. Ancak kişinin kendi değerini yalnızca başkalarının onayına bağlaması, yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.


Sürekli onay beklemek özgüven eksikliği anlamına mı gelir?

Her zaman değil. Onaylanma ihtiyacı; öz değer algısı, çocukluk deneyimleri, bağlanma örüntüleri ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyle bağlantılı olabilir. Bu nedenle tek bir nedene indirgenerek açıklanamaz.


Çocukluk yaşantıları onaylanma ihtiyacını etkileyebilir mi?

Erken dönem ilişkiler, kişinin kendisiyle ilgili geliştirdiği inançların oluşmasında önemli bir rol oynayabilir. Psikodinamik kuram ve bağlanma kuramı, çocukluk deneyimlerinin yetişkinlikteki ilişki örüntülerini etkileyebileceğini vurgular. Ancak her bireyin yaşam öyküsü kendine özgüdür.


Onaylanma ihtiyacı ilişkileri nasıl etkileyebilir?

Bazı kişiler reddedilmekten korktukları için kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilir, "hayır" demekte zorlanabilir veya sürekli karşı tarafı memnun etmeye çalışabilir. Bu durum ilişkilerde tükenmişlik ve doyumsuzluk hissine yol açabilir.


Onaylanma ihtiyacı için psikolojik destek almak faydalı olur mu?

Eğer bu durum günlük yaşamınızı, ilişkilerinizi veya iş hayatınızı belirgin şekilde etkiliyorsa psikolojik destek faydalı olabilir. Destek sürecinde yalnızca davranışlar değil, bu davranışların altında yer alan duygular ve ilişki örüntüleri de ele alınabilir.


Bilal KAYA | Yetişkin ve Çocuk Psikoloğu | Online Psikolog | Samsun Psikolog | Atakum Psikolog

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap