22.09.2026 · 3 dk okuma

Neden Değiştirmek İstediğimiz Şeye En Çok Direniriz? | Uzman Psikolog

Neden Değiştirmek İstediğimiz Şeye En Çok Direniriz? | Uzman Psikolog

“Böyle devam etmek istemiyorum.”

Bunu kaç kez söylediniz?

Belki aynı ilişki içinde.

Belki işinizle ilgili.

Belki yıllardır sürdürdüğünüz bir alışkanlıkta.

Belki kendinize karşı konuşma biçiminizde.

Belki de hayatınızın bir bölümünde artık size iyi gelmediğini bildiğiniz hâlde değiştiremediğiniz bir düzende.

Karar verirsiniz:

“Artık böyle olmayacak.”

Bir süre geçer.

Sonra kendinizi yine aynı yerde bulursunuz.

Aynı insanlara benzer şekilde yaklaşırken…

Aynı şeylere benzer tepkiler verirken…

Aynı davranışı tekrar ederken…

Ve bir noktada kendinize şu soruyu sorarsınız:

“Madem bunu gerçekten değiştirmek istiyorum, neden hâlâ değiştiremiyorum?”

Bu soru çoğu zaman düşündüğümüzden daha karmaşıktır.

Çünkü insan her zaman yalnızca kendisine zarar veren şeyi bırakmaya çalışmaz.

Bazen insan, aynı zamanda kendisini bir biçimde koruyan şeyi de değiştirmeye çalışır.

Bir alışkanlık bizi yorabilir ama aynı zamanda tanıdık olduğu için güven verebilir.

Bir ilişki bizi mutsuz edebilir ama yalnızlık ihtimalini uzak tutabilir.

Sürekli kontrol etmek bizi tüketebilir ama belirsizlikle karşılaşmamızı engelleyebilir.

Herkesi memnun etmeye çalışmak bizi kendimizden uzaklaştırabilir ama reddedilme ihtimaline karşı bir korunma biçimi olabilir.

Bu nedenle bazı değişimler yalnızca “istemek” meselesi değildir.

Çünkü bırakmaya çalıştığımız şey, bazen hayatımızın içinde yalnızca bir problem değil; bir işlevi olan bir düzenektir.


İnsan Neden Kendisine İyi Gelmeyen Bir Şeyi Sürdürür?

Dışarıdan bakıldığında bazı davranışların mantıksız görünmesi kolaydır.

“Bunun sana iyi gelmediğini biliyorsun, neden hâlâ yapıyorsun?”

“Bu ilişkide mutsuzsun, neden ayrılmıyorsun?”

“Bunun seni yorduğunu biliyorsun, neden yine aynı şekilde davranıyorsun?”

Bu soruların her birinde mantıksal bir taraf vardır.

Fakat insan davranışı yalnızca mantıkla örgütlenmez.

İnsan aynı anda birden fazla ihtiyacın arasında yaşayabilir.

Bir şeyden uzaklaşmak isterken başka bir şeyin kaybından korkabilir.

Değişmek isterken tanıdık düzenin bozulmasından çekinebilir.

Özgürleşmek isterken özgürlüğün sorumluluğundan kaçınabilir.

Bu yüzden bazen değişime direnmek, değişmek istememek anlamına gelmez.

Değişmenin getireceği bilinmeyene hazır olmamak anlamına gelebilir.


Freud ve Tekrar: Neden Bildiğimiz Acıya Geri Döneriz?

Freud’un düşüncelerinde insanın yalnızca hazza yönelen bir varlık olmadığı; bazı deneyimleri tekrar tekrar yaşayabildiği de önemli bir yer tutar.

“Tekrar etme zorlantısı” olarak ele alınan bu düşünce, kişinin bazı ilişkisel veya duygusal örüntüleri neden yeniden kurabildiğini anlamak açısından dikkat çekicidir.

Burada şu soru ortaya çıkar:

İnsan neden bildiği bir sıkıntıya, bilmediği bir olasılıktan daha fazla yaklaşabilir?

Çünkü tanıdık olanın her zaman iyi olması gerekmez.

Tanıdık olan yalnızca bilinendir.

Bir ilişkinin nasıl ilerleyeceğini biliyoruzdur.

Kendimizi geri çektiğimizde ne olacağını biliyoruzdur.

İhtiyaçlarımızı bastırdığımızda ne olacağını biliyoruzdur.

Kendimizi eleştirdiğimizde hangi düşüncelerin geleceğini biliyoruzdur.

Değiştiğimizde ise henüz bilmediğimiz bir alan açılır.

İnsan bazen:

“Bu bana iyi gelmiyor ama en azından bunu biliyorum.”

diyebilir.

Dolayısıyla alışılmış bir örüntüyü bırakmak, yalnızca kötü olanı bırakmak değildir.

Aynı zamanda bilinmeyene adım atmaktır.


Anna Freud: Direnç Bazen Bir Savunmadır

Anna Freud’un savunma mekanizmaları üzerine çalışmaları bize önemli bir noktayı hatırlatır:

İnsan zihni yalnızca gelişmeye çalışmaz.

Aynı zamanda kendisini korumaya da çalışır.

Örneğin kişi hayatında bir değişiklik yapmaya karar verir.

Fakat tam değişimin eşiğine geldiğinde:

“Şimdi sırası değil.”

“Biraz daha bekleyeyim.”

“Belki o kadar da kötü değildir.”

“Ben zaten böyleyim.”

gibi düşünceler ortaya çıkabilir.

Bunları yalnızca “bahane” olarak görmek kolaydır.

Ama bazen bunlar kişinin ruhsal dengesini korumaya çalışan savunmalar olabilir.

Çünkü değişim, kişinin alıştığı bir iç düzeni bozabilir.

Bu nedenle direnç her zaman gelişime karşı bilinçli bir inat değildir.

Bazen direnç, bilinçdışında:

“Bunu değiştirirsem neyle karşılaşacağımı bilmiyorum.”

demektir.


Winnicott: Bazen Değiştirmek İstediğimiz Şey, Kendimizi Koruyan Hâlimizdir

Winnicott’un “gerçek kendilik” ve “sahte kendilik” üzerine düşünceleri burada önemli bir kapı açar.

İnsan bazen hayatı boyunca çevresinin beklentilerine uyum sağlayarak belirli bir biçimde yaşar.

Uysal olur.

Uyumlu olur.

Herkesi düşünür.

Kendi ihtiyacını erteler.

Sorun çıkarmamaya çalışır.

Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar birer kişilik özelliği gibi görünebilir.

Fakat kişi bir gün:

“Ben böyle yaşamak istemiyorum.”

diyebilir.

Ve tam değişmeye başladığında garip bir huzursuzluk ortaya çıkabilir.

Çünkü yıllardır sürdürdüğü davranış biçimi yalnızca onu sınırlamamıştır.

Aynı zamanda onun çevreyle bağını sürdürmesine de yardımcı olmuştur.

Dolayısıyla kişinin daha sahici bir biçimde yaşaması, eski bir güvenlik biçiminden vazgeçmesini gerektirebilir.

Bu nedenle bazı değişimler ilk aşamada özgürleştirmek yerine kaygılandırabilir.


Kohut: Değişmek Neden Bazen Kendimizden Bir Parça Kaybetmek Gibi Gelir?

Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi, kişinin kendilik bütünlüğü ve sürekliliğine verdiği önemi anlamamıza yardımcı olur.

İnsan yalnızca bugün nasıl hissettiğini değil, “ben kimim?” sorusuna verdiği cevabın da devamlılığını korumaya çalışır.

Bu nedenle hayatımızdaki bazı alışkanlıklar ve ilişki biçimleri bize zarar verse bile kimliğimizin bir parçası gibi gelebilir.

“Ben hep böyleyim.”

“Ben zaten insanlara güvenemem.”

“Ben yalnız yaşamayı bilirim.”

“Ben çok kontrollü biriyim.”

“Ben duygularımı belli etmem.”

Bir davranışı değiştirmek o zaman yalnızca davranışı değiştirmek değildir.

Kişinin kendisi hakkında bildiği bir tanımı da sarsabilir.

Ve bu nedenle değişim bazen şu duyguyu yaratabilir:

“Bunu bırakırsam ben kim olacağım?”

İnsan bazen kötü bir alışkanlığından değil, o alışkanlığın oluşturduğu tanıdık kendisinden vazgeçmekte zorlanır.


Bowlby: Bazı Alışkanlıkların Kökünde İlişkiler Olabilir

Bowlby’nin bağlanma kuramı, erken ilişkilerin kişinin başkalarıyla nasıl bir ilişki kuracağına dair beklentiler oluşturabileceğini öne sürer.

Bu, yetişkin davranışlarının bütünüyle çocukluk tarafından belirlendiği anlamına gelmez.

Fakat bazı ilişkisel örüntülerin zaman içinde öğrenilebildiğini düşünmek önemlidir.

Örneğin:

Yakınlaşınca geri çekilmek.

İhtiyaç duyduğunda kendini tutmak.

Karşı tarafın duygularını kendi duygularından önce düşünmek.

Terk edilmemek için ilişkiyi sürekli kontrol etmeye çalışmak.

Bir sorun çıktığında hemen kendini suçlamak.

Bunlar bir dönem işe yarayan ilişki biçimleri olmuş olabilir.

İşte bu yüzden bugün değiştirilmeleri gerektiğini bilmek, onları hemen değiştirmeye yetmeyebilir.

Çünkü kişi yalnızca davranışı değil, ilişki kurma biçimini değiştirmektedir.


Bion: Değişimden Önce Düşünebilmek Gerekir

Wilfred Bion’un düşüncelerinde duygusal deneyimlerin işlenebilmesi, insanın yaşantılarını anlamlandırabilmesi açısından önemli bir yer tutar.

Bazen insan bir şeyin kendisine iyi gelmediğini bilir ama bunun nedenini yalnızca zihinsel olarak tekrar eder.

“Bunu bırakmalıyım.”

“Böyle yapmamalıyım.”

“Daha sakin olmalıyım.”

Fakat bilgi ile içsel değişim aynı şey değildir.

Bir şeyi bilmek, onu duygusal olarak taşıyabilmek anlamına gelmez.

Örneğin insan:

“Başkalarının onayına bu kadar ihtiyaç duymamalıyım.”

diyebilir.

Ama onay gelmediğinde yoğun bir huzursuzluk yaşayabilir.

Bu durumda sorun bilgi eksikliği değildir.

Kişinin henüz farklı bir duygusal deneyimi yeterince yaşayarak içselleştirememesi olabilir.

Değişim bazen önce davranışta değil, duyguyu düşünme biçiminde başlar.


Bazı Değişimler Neden Eski Bir Düzeni Özletir?

Bir alışkanlığı bırakınca yalnızca alışkanlığı kaybetmeyiz.

Onunla birlikte gelen düzeni de kaybedebiliriz.

Örneğin sürekli çalışan biri dinlenmeye başladığında boşluk hissedebilir.

Herkesi memnun etmeye alışmış biri sınır koyduğunda suçluluk yaşayabilir.

Sürekli kontrol eden biri kontrolü bıraktığında huzursuz olabilir.

Bir ilişkide sürekli veren kişi, kendisini merkeze aldığında bencil hissetmeye başlayabilir.

Çünkü eski düzenin içinde her şeyin bir yeri vardır.

Yeni düzende ise henüz hiçbir şey tam olarak yerleşmemiştir.

Bu geçiş dönemi oldukça rahatsız edici olabilir.

İnsan bazen bu huzursuzluğu:

“Demek ki değişmem doğru değilmiş.”

şeklinde yorumlayabilir.

Oysa bazen yeni olanın rahatsız edici olması, onun yanlış olduğunu değil, henüz tanıdık olmadığını gösterir.


Değişim Neden Bazen Suçluluk Yaratır?

Özellikle ilişkilerde değişmek, yalnızca kişinin kendisiyle ilgili değildir.

İnsan değiştiğinde çevresindeki insanlar da onun yeni hâliyle karşılaşmak zorunda kalabilir.

Eskiden her şeye “evet” diyen biri artık “hayır” dediğinde, çevresi şaşırabilir.

Herkesi memnun etmeye çalışan biri kendi ihtiyacını öne aldığında, ilişkilerin dengesi değişebilir.

Böyle anlarda kişi:

“Eskisi gibi değilim.”

“Onları hayal kırıklığına uğratıyorum.”

“Bencil davranıyorum.”

diye düşünebilir.

Ancak burada önemli bir soru vardır:

“Başkalarının alıştığı hâlimi korumak zorunda mıyım?”

Kişinin değişmesi, mutlaka karşısındaki insanlara zarar verdiği anlamına gelmez.

Fakat ilişkilerin dengesi değişebilir.

Ve bazı insanlar için asıl zor olan, yeni davranışın kendisinden çok, başkalarının bu değişime vereceği tepkiyi taşımaktır.


Varoluşçu Yaklaşım: Değişmek Aynı Zamanda Seçmek Demektir

Varoluşçu yaklaşım, insanın özgürlüğü kadar bu özgürlüğün getirdiği sorumluluğa da dikkat çeker.

Kierkegaard’ın düşüncelerinde özgürlük ve olasılık, aynı zamanda kaygının kaynaklarından biridir.

Çünkü seçebilmek, başka ihtimalleri geride bırakmayı da gerektirir.

Bir insan:

“Hayatımı değiştireceğim.”

dediğinde aslında yalnızca bir davranışı değiştirmez.

Eski hâliyle devam etme seçeneğini de geride bırakmaya başlar.

Bu nedenle değişim yalnızca umut verici değildir.

Aynı zamanda kayıplar içerir.

Eski alışkanlığın getirdiği rahatlık gider.

Eski ilişki düzeni değişir.

Bazı insanların bize bakışı değişebilir.

Hatta bazen kendimiz hakkındaki hikâyemiz bile yeniden yazılmak zorunda kalabilir.

Sartre açısından insan kendisini yalnızca geçmişinden veya alışkanlıklarından ibaret bir varlık olarak düşünemez.

Ancak özgürlük kulağa ne kadar ferahlatıcı gelse de beraberinde sorumluluk getirir.

Çünkü insan:

“Ben böyleyim.”

dediğinde kendisini sabitleyebilir.

“Ben böyle yaşamaya devam etmeyi seçiyorum.”

dediğinde ise kendi payını daha görünür hâle getirir.

Yalom’un varoluşçu yaklaşımı açısından da seçim, sorumluluk, özgürlük ve kişinin kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmesi önemli temalardır.

Dolayısıyla değişime direnç bazen yalnızca korkuyla ilgili değildir.

Bazen insan, seçmenin sonuçlarıyla karşılaşmaktan çekinir.


“Ben Zaten Değişmeye Çalışıyorum” Demek Neden Yetmeyebilir?

Bir insan bir şeyi değiştirmek için defalarca karar verebilir.

Plan yapabilir.

Listeler hazırlayabilir.

Kendisine söz verebilir.

Fakat aynı döngünün içinde kalabilir.

Çünkü bilinçli karar ile ruhsal örüntü aynı hızda hareket etmez.

Kişi:

“Artık daha az kontrol edeceğim.”

diyebilir.

Ama belirsizlik geldiğinde eski kontrol biçimi geri dönebilir.

“İnsanlara daha çok güveneceğim.”

diyebilir.

Ama yakınlık arttığında kendisini geri çekebilir.

“Artık herkesi memnun etmeyeceğim.”

diyebilir.

Ama biri kırıldığında yine kendi ihtiyacını geri plana atabilir.

Böyle durumlarda insan kendisine kızmaya başlayabilir:

“Bende bir sorun var.”

Oysa belki de mesele istememek değildir.

Eski örüntünün yeni davranıştan daha güçlü ve daha tanıdık olmasıdır.


Bazen Değiştirmek İstediğimiz Şey, Bir İhtiyacımızı Karşılıyor Olabilir

Bu, değişim konusunda en önemli noktalardan biridir.

Bir davranışın bize ne kazandırdığını görmek gerekir.

Sürekli çalışmak ne sağlıyor?

Değerli hissetmek mi?

Kontrol mü?

Dikkati kendimizden uzaklaştırmak mı?

Sürekli insanları memnun etmek ne sağlıyor?

İlişkiyi kaybetmeme hissi mi?

Kabul edilme mi?

Suçluluk duymaktan kaçınmak mı?

Kendimizi geri çekmek ne sağlıyor?

Hayal kırıklığı yaşamaktan korunmak mı?

Reddedilme ihtimalini azaltmak mı?

Bu nedenle bazen bir davranışın “bize zarar vermesi” ile “hiçbir işe yaramaması” aynı şey değildir.

Bir davranış zarar verici olabilir ama aynı zamanda bir ihtiyacı karşılıyor olabilir.

Değişim, işte tam burada daha karmaşık hâle gelir.

Çünkü kişi davranışı bırakırken karşıladığı ihtiyacı başka bir yolla karşılamayı da öğrenmek zorundadır.


Peki Gerçek Bir Değişimin İşareti Nedir?

Gerçek değişim her zaman bir gecede davranışların tamamen ortadan kalkması şeklinde olmaz.

Bazen önce kişi eski örüntüyü fark eder.

Sonra davranışın ortaya çıktığı anı daha erken yakalar.

Sonra:

“Şu anda yine aynı şeyi yapmaya hazırlanıyorum.”

diyebilir.

Belki bir sonraki sefer tamamen farklı davranamaz.

Ama küçük bir fark oluşur.

Eskiden otomatik olarak “evet” derken durur.

Eskiden kendisini eleştirirken bunu fark eder.

Eskiden bir hata yaptığında bütün gününü mahvederken, birkaç saat sonra toparlanabilir.

Eskiden bir ilişkide tamamen karşı tarafa göre hareket ederken kendi ihtiyacını ilk kez dile getirebilir.

Değişim bazen büyük bir kopuştan çok, eski örüntü ile yeni seçim arasındaki küçük boşlukta başlar.


Kendimize Şu Soruları Sorabiliriz

Değiştirmek istediğimiz bir şey sürekli geri dönüyorsa, kendimize yalnızca:

“Neden bunu yapıyorum?”

diye sormak yerine daha farklı sorular da sorabiliriz.

“Bu davranış bana ne sağlıyor?”

“Beni neden koruyor olabilir?”

“Bunu bırakırsam neyle karşılaşacağım?”

“Bu değişiklik hayatımda kimleri ve neleri etkileyebilir?”

“Bu davranışın olmadığı hâlimi nasıl hayal ediyorum?”

“Benim için değişmek neden yalnızca rahatlatıcı değil, aynı zamanda korkutucu?”

“Değişirsem kendimle ilgili hangi eski düşünceyi bırakmam gerekecek?”

Ve belki de en önemli soru:

“Ben gerçekten bu davranışı mı bırakmak istiyorum, yoksa onun beni koruduğu şeyden vazgeçmekten mi korkuyorum?”

Bazen gerçek mesele burada ortaya çıkar.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Kişi değiştirmek istediği bir davranışı, ilişki biçimini veya yaşam düzenini defalarca değiştirmeye çalışmasına rağmen aynı örüntülerin tekrarlandığını fark ediyorsa, yalnızca irade ve disiplin üzerinden düşünmek yetersiz kalabilir.

Özellikle kişinin neden aynı döngülere döndüğünü anlamakta zorlanması, değişim girişimlerinin yoğun suçluluk veya kaygıyla kesintiye uğraması, farklı ilişkilerde benzer örüntülerin tekrarlanması ya da “Ben neden böyleyim?” düşüncesinin giderek güçlenmesi, daha derin bir değerlendirmeyi gerekli kılabilir.

Böyle bir süreçte yalnızca davranışın kendisine değil; kişinin geçmiş deneyimlerine, ilişkisel örüntülerine, savunmalarına, kendilik algısına ve değişim karşısındaki korkularına da bakılabilir.

Bu tür konular Samsun psikolog desteği kapsamında Atakum’da yüz yüze ya da Türkiye ve yurt dışından online psikolojik destek sürecinde ele alınabilir. Randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sonuç: Belki de Direndiğimiz Şey Değişimin Kendisi Değildir

Bazen hayatımızda değiştirmek istediğimiz şeyi çok net biliriz.

Ama neden değiştiremediğimizi anlayamayız.

Çünkü insanın içinde aynı anda iki farklı hareket bulunabilir.

Bir yanımız:

“Artık böyle yaşamak istemiyorum.”

der.

Başka bir yanımız ise:

“Ama bunu değiştirirsem ne olacak?”

diye sorar.

İşte değişimin zorlaştığı yer çoğu zaman burasıdır.

Bir davranışı bırakmak, yalnızca bir davranışı bırakmak değildir.

Bazen bir güvenlik biçimini bırakmaktır.

Bazen bir ilişki düzenini değiştirmektir.

Bazen yıllardır taşıdığımız bir kimlik tanımını sorgulamaktır.

Bazen başkalarının bizden beklediği hâlden uzaklaşmaktır.

Bazen de ilk kez kendi seçimimizin sorumluluğunu taşımaktır.

Belki de bu nedenle bazı değişimler düşündüğümüzden daha uzun sürer.

Çünkü insan yalnızca acı veren şeyi bırakmaz.

Aynı zamanda o acının içinde yıllardır kendisine sunduğu düzeni de bırakmak zorunda kalır.

Bu yüzden bazen kendimize:

“Neden hâlâ değişemedim?”

diye kızmak yerine,

“Değişirsem hayatımda neyin değişmesinden korkuyorum?”

diye sormak daha anlamlı olabilir.

Çünkü belki de mesele değişmek istememek değildir.

Belki de içimizde bir yer, henüz değişimin bedelini taşıyabileceğinden emin değildir.

Ve bazen gerçek değişim, kendimizi zorlamakla değil;

Neyi neden koruduğumuzu anlamaya başladığımızda mümkün hâle gelir.



Sıkça Sorulan Sorular

Değiştirmek istediğim bir şeyi neden sürekli tekrar ediyorum?

Bir davranış yalnızca alışkanlık olduğu için değil, kişiye belirli bir işlev sağladığı için de sürdürülebilir. Kişiyi koruyor, bir belirsizliği azaltıyor veya ilişkisel bir düzeni sürdürüyor olabilir. Bu nedenle fark etmek ve istemek her zaman tek başına değişim için yeterli olmayabilir.

Değişime direnmek istememek anlamına mı gelir?

Hayır. Direnç bazen değişimin yaratacağı belirsizlik, kayıp, suçluluk veya ilişkisel sonuçlarla bağlantılı olabilir. Kişi bilinçli olarak değişmek isterken başka bir düzeyde eski düzenin güvenliğine ihtiyaç duyabilir.

Neden kötü olduğunu bildiğim bir alışkanlığı bırakamıyorum?

Bilmek ile değiştirebilmek farklı süreçlerdir. Bir alışkanlık kişinin duygularıyla, ilişkileriyle ve günlük yaşamındaki düzenle bağlantılıysa bırakılması daha karmaşık olabilir.

İlişkilerimde hep aynı şeyleri yaşıyorsam bunun anlamı ne olabilir?

Bazı ilişkisel örüntüler zaman içinde tekrar edebilir. Bu, herkesin aynı şekilde davrandığı anlamına gelmez. Kişinin ilişki içinde aldığı konum, beklentileri ve kendisini koruma biçimleri belirli tekrarları etkileyebilir.

Değişmek neden bazen kaygı yaratır?

Çünkü değişim bilinmeyen bir alana geçiş anlamına gelebilir. Eski düzenin sağladığı tanıdıklık kaybolurken yeni düzen henüz oluşmamıştır. Bu geçiş döneminde kaygı yaşanması mümkündür.

Bir şeyi değiştiremiyor olmak irade eksikliği midir?

Tek başına böyle bir sonuç çıkarmak doğru değildir. Davranışlar; alışkanlıklar, duygular, ilişkiler, öğrenilmiş örüntüler ve çevresel koşullarla birlikte şekillenebilir.

Ne zaman psikolojik destek düşünülmeli?

Kişi aynı döngüleri farklı alanlarda tekrar tekrar yaşıyor, değiştirmek istediği hâlde bunun nedenini anlayamıyor veya değişim girişimleri yoğun sıkıntıyla sonuçlanıyorsa psikolojik değerlendirme yararlı olabilir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap