Neden Bizi En Çok Söylenmemiş Şeyler Yorar?
Bazen bir konuşmadan sonra değil, hiç yapamadığımız bir konuşmadan sonra yoruluruz.
Birine söylemek isteyip sustuğumuz bir cümle, kırıldığımız hâlde “önemli değil” diyerek geçtiğimiz bir an, aslında vermek istediğimiz ama veremediğimiz bir cevap, dile getiremediğimiz bir ihtiyaç… Gün içinde hayatımıza devam ederiz. İşimize gider, insanlarla konuşur, güler, başka şeylerle ilgileniriz. Fakat bazı şeyler söylenmediği hâlde içimizde yaşamaya devam eder.
Belki de bizi yoran yalnızca yaşadıklarımız değildir. Bazen yaşanmış olanla birlikte yaşanamamış olanı da taşırız.
“Keşke o gün bunu söyleseydim.”
“Buna neden itiraz etmedim?”
“Beni kırdığını neden söyleyemedim?”
“Benden bunu istemediğimi neden anlatamadım?”
“Ya söyleseydim ne olurdu?”
Bu soruların her biri, geçmişte tamamlanmamış bir diyaloğun zihnimizde sürmesine neden olabilir.
Söylenmemiş Bir Şey Neden Bu Kadar Yer Kaplar?
Bir olay olduğunda onu yalnızca zihnimizle değerlendirmeyiz. O olay, ilişkilerimizde neye izin verip vermediğimiz, kendimizi ne kadar görünür hissettiğimiz ve ihtiyaçlarımızın karşı tarafta nasıl bir karşılık bulacağına dair beklentilerimizle de bağlantılıdır.
Bu nedenle bazen söylemediğimiz bir cümle, söylediğimiz on cümleden daha fazla zihnimizi meşgul eder.
Çünkü söylenen şey bir anlamda tamamlanmıştır. Karşılık gelmiş, tartışılmış, reddedilmiş veya kabul edilmiştir. Söylenmeyen şey ise farklı bir yerde kalır: olasılıkların alanında.
“Acaba söyleseydim?”
“Beni anlar mıydı?”
“Benden uzaklaşır mıydı?”
“Beni reddeder miydi?”
“İlişkimiz değişir miydi?”
Söylenmeyen cümle böylece yalnızca geçmişte kalmaz. Zihin onu farklı ihtimaller içinde tekrar tekrar kurabilir.
Bu açıdan bakıldığında, bazı düşüncelerin sürekli geri dönmesi yalnızca fazla düşünmekle ilgili olmayabilir. Bazen ortada hâlâ zihinsel olarak tamamlanmamış bir ilişki vardır.
Bazen Susmak Bir Seçim Değil, Öğrenilmiş Bir Yoldur
Bir insan neden hissettiğini söylemez?
İlk bakışta bunun basit bir açıklaması olabilir: Kavga etmek istemiyordur. Karşı tarafı kırmaktan çekiniyordur. İlişkinin bozulmasından korkuyordur.
Fakat psikodinamik açıdan mesele bundan daha derin olabilir.
Bazı insanlar için ihtiyaç dile getirmek, yalnızca bir şeyi anlatmak anlamına gelmez. Aynı zamanda karşı taraftan bir şey istemek, kendini ortaya koymak ve karşılığın ne olacağıyla yüzleşmek anlamına gelir.
Böyle bir durumda “Buna kırıldım.” demek, yalnızca kırgınlığı ifade etmek değildir.
“Benim bir ihtiyacım var.”
“Bunu senden bekliyorum.”
“Senin davranışın beni etkiliyor.”
“Bunun benim için bir anlamı var.”
demektir.
Ve bütün bunlar, insanı ilişkinin içinde daha görünür hâle getirir.
Bazı kişiler için görünür olmak ise her zaman rahatlatıcı değildir.
Çocuklukta öfkesini göstermenin ilişkiyi bozacağını, ihtiyaçlarını dile getirmenin yük olacağını, itiraz etmenin sevgiyi kaybettireceğini veya sessiz kalmanın daha güvenli olduğunu öğrenen bir insan, yetişkinlikte de benzer bir yolu sürdürebilir.
Burada kişinin susması bilinçli bir karardan çok, zaman içinde kurulmuş bir ilişkisel savunma biçimi olabilir.
Söylemediğimiz Şey Bazen Öfkemizin Kendisi Değildir
Söylenmemiş olan her zaman “seni kızdırdın” cümlesi değildir.
Bazen “Sana ihtiyacım var.”
Bazen “Beni görmeni istiyorum.”
Bazen “Bunu yaparken çok yalnız hissettim.”
Bazen “Beni seçmeni istedim.”
Bazen de yalnızca:
“Ben bunu istemiyorum.”
demektir.
İnsanların ilişkilerinde en fazla zorlandığı noktalardan biri, kendi iç dünyalarının karşı tarafta nasıl karşılanacağını bilememeleridir.
Çünkü bir ihtiyacı dile getirdiğimizde artık onu yalnızca kendimiz biliyor olmayız. İhtiyacımız ilişkiye girmiş olur.
Karşı taraf bunu önemseyebilir.
Önemsemeyebilir.
Kabul edebilir.
Reddetebilir.
Anlamayabilir.
İşte bazen susmanın ardında bütün bu ihtimallerden kaçınma çabası vardır.
Çünkü söylememek, kısa vadede kişiyi reddedilmenin ihtimalinden korur. Fakat aynı zamanda kişinin kendisini ilişkide ifade etmesini de engeller.
Böylece görünürde çatışmadan kaçınılmış olurken, içeride başka bir çatışma başlayabilir.
“Kendimi korudum ama kendimi de ortaya koyamadım.”
Söylenmeyenler İçeride Tekrar Tekrar Konuşabilir
Psikanalitik düşüncede zihinsel yaşam yalnızca bilinçli olarak düşündüklerimizden ibaret değildir. Kişinin ifade edemediği, bastırdığı veya ilişki içinde taşıdığı duygular farklı biçimlerde geri dönebilir.
Bu nedenle geçmişte söylenmemiş bir sözün yıllar sonra başka bir ilişkide yeniden ortaya çıkması şaşırtıcı değildir.
Örneğin kişi bugünkü partnerine kızdığı hâlde neden bu kadar yoğun bir öfke yaşadığını anlamakta zorlanabilir. Ya da küçük bir hayal kırıklığı, beklenmedik ölçüde büyük bir kırgınlık yaratabilir.
Burada önemli olan yalnızca bugünkü olayın kendisi değildir.
Bazen bugünkü olay, daha eski bir ilişkisel deneyimin duygusuna temas eder.
Kişi bugünkü insana kızarken, bilinçdışında başka bir ilişkinin duygusunu da taşıyor olabilir.
Bu nedenle bazı cümleler yaşandıkları andan daha büyüktür.
Çünkü cümle yalnızca bugüne ait değildir.
“Bir Şey Yok” Demek Gerçekten Bir Şey Olmadığı Anlamına Gelmez
“Bir şey yok.”
Bu cümle yetişkin ilişkilerinde oldukça sık kullanılan bir cümledir.
Bazen gerçekten bir şey yoktur.
Ama bazen “bir şey yok”, söylenmesi zor olan başka bir şeyin üzerini örter.
“Buna kızdım ama söylemeye hakkım var mı bilmiyorum.”
“Üzüldüm ama abartıyor gibi görünmek istemiyorum.”
“Bana ihtiyacın olduğunu söylemeni bekledim ama bunu istemek bile bana ağır geliyor.”
“Beni kırdın ama bunu söylersem aramız bozulabilir.”
İnsan bazen duygusunu inkâr ettiği için değil, o duygunun ilişkide yaratacağı sonucu taşımaya hazır olmadığı için susar.
Bu nedenle suskunluğu yalnızca iletişim becerisi eksikliği olarak görmek eksik kalabilir.
Asıl soru bazen şudur:
“Ben bunu söylersem ne olmasından korkuyorum?”
Belki reddedilmekten.
Belki terk edilmekten.
Belki zayıf görünmekten.
Belki suçlanmaktan.
Belki de ilişkinin düşündüğümüz kadar güvenli olmadığını fark etmekten.
Bazı İnsanlar İçin Söylemekten Daha Zor Olan Şey, Kendi İhtiyacını Kabul Etmektir
Bazen sorun karşı tarafa bir şey söyleyememek değildir.
İnsan, önce kendi içinde neye ihtiyaç duyduğunu kabul etmekte zorlanabilir.
Örneğin “Beni aramasını istiyorum.” demek kolay görünmeyebilir.
Çünkü bu cümlenin altında daha kırılgan bir ifade vardır:
“Ben onun ilgisine ihtiyaç duyuyorum.”
Ya da:
“Beni seçmesini istiyorum.”
cümlesinin altında:
“Seçilmek benim için önemli.”
olabilir.
Kişinin kendi ihtiyacını kabul etmesi, onu bazen düşündüğünden daha savunmasız hissettirebilir.
Bu yüzden bazı insanlar ihtiyaçlarını doğrudan söylemek yerine mesafe koyar, küser, ima eder, karşı tarafın anlamasını bekler veya “Ben zaten bir şey istemiyorum.” diyerek geri çekilir.
Fakat söylenmeyen ihtiyaç ortadan kalkmaz.
Yalnızca başka bir biçimde ifade edilmeye başlar.
İlişkilerde En Ağır Yüklerden Biri: Karşı Tarafın Bizi Anlamasını Beklemek
Bazı ilişkilerde açıkça söylenmemiş beklentiler zamanla ciddi bir kırgınlık kaynağına dönüşebilir.
“Bunu zaten anlaması gerekirdi.”
“Beni seviyorsa bunu fark etmeliydi.”
“Ben söylemeden yapmalıydı.”
Bu düşünceler anlaşılabilir olsa da insan ilişkilerinin önemli bir gerçeğini görünmez hâle getirebilir:
Karşımızdaki insan bizi sevse bile zihnimizin içinden geçenleri her zaman bilemez.
Bazen söylememizin zor olduğu bir şeyi karşı tarafın kendiliğinden anlamasını bekleriz.
Ve anlamadığında yalnızca davranışına değil, sevgisine dair de bir anlam yüklemeye başlayabiliriz.
Burada paradoks ortaya çıkar:
Kişi kendisini ifade etmeyerek reddedilme ihtimalinden korunmaya çalışırken, tam da bu nedenle anlaşılmamış hissedebilir.
Sonra da:
“Kimse beni gerçekten anlamıyor.”
diyebilir.
Oysa bazı durumlarda sorun, anlaşılmamaktan önce kendini görünür kılmanın taşıdığı risk olabilir.
Söylenmemiş Sözler Bazen İlişkileri Değil, Benlik Algımızı Etkiler
Bir ilişkide sürekli susmak zamanla kişinin kendisiyle ilişkisini de değiştirebilir.
“Ben neden her şeye susuyorum?”
“Niye hep ben alttan alıyorum?”
“Benim istediğim şeyler neden hiç söylenmiyor?”
“Ben ne zaman kendi tarafımda olacağım?”
Bu noktada mesele artık yalnızca belirli bir ilişki değildir.
Kişinin kendi yaşamındaki konumuyla ilgilidir.
İnsan sürekli kendi sesini geri plana attığında, zamanla kendi arzusunu duymakta da zorlanabilir.
Başkasının ihtiyacına göre hareket etmek o kadar alışılmış hâle gelebilir ki kişi bir süre sonra:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
sorusunu yanıtlamakta zorlanabilir.
İşte burada psikodinamik mesele, iletişimden daha derin bir noktaya ulaşır.
Çünkü insan yalnızca söyleyeceklerini değil, kendi öznel konumunu da kaybetmeye başlayabilir.
Varoluşçu Açıdan Söylenmemiş Olanın Ağırlığı
Varoluşçu yaklaşım açısından insan, kendi seçimlerinin ve yaşamının sorumluluğuyla karşı karşıyadır.
Bir şey söylemek de bir seçimdir.
Söylememek de.
Sessiz kalmak bazen zorunluluk gibi hissedilebilir. Ancak yine de insanın yaşamında bir biçimde tercih hâline gelir.
“Bunu söylersem ilişki değişebilir.”
“Bunu dile getirirsem artık geri dönemem.”
“Gerçekte ne istediğimi kabul edersem bir karar vermem gerekebilir.”
Bazen bizi korkutan şey cümlenin kendisi değildir.
Cümlenin ardından gelecek özgürlük ve sorumluluk duygusudur.
Çünkü bazı gerçekleri dile getirdiğimizde artık onları eskisi gibi yok sayamayız.
Birine “Bu ilişkide mutlu değilim.” demek, yalnızca bir duygu paylaşımı değildir.
Aynı zamanda yaşamımızla ilgili bir gerçeği kabul etmektir.
“Bunu istemiyorum.” demek, başka seçeneklerin varlığını da kabul etmektir.
“Bunu istiyorum.” demek ise seçimin sonuçlarını üstlenmeyi gerektirir.
Belki de bu nedenle bazı sözcükler boğazımızda düğümlenir.
Çünkü bazı cümleler yalnızca konuşmayı değil, hayatımızdaki bir şeyi değiştirmeyi gerektirebilir.
Peki Neden Bazı Şeyleri Söylemekten Korkarız?
Bunun tek bir nedeni yoktur.
Kimi insan çatışmadan kaçınır.
Kimi reddedilmeye karşı hassastır.
Kimi ilişkide terk edilme korkusuyla hareket eder.
Kimi ise çocukluğundan itibaren kendi ihtiyaçlarını ikinci plana koymayı öğrenmiştir.
Bazıları öfkesinin karşı tarafta yaratacağı sonuçtan korkar.
Bazıları ise öfkesini kabul etmekte zorlanır.
Bazı insanlar için ağlamak, ihtiyaç istemek veya “hayır” demek bile yoğun bir savunmasızlık yaratabilir.
Bu nedenle söylenmemiş sözlerin arkasında bazen yalnızca “ne söyleyeceğimi bilmiyorum” değil, çok daha eski bir soru bulunabilir:
“Kendimi ortaya koyarsam başıma ne gelir?”
Bu soru, kişinin yaşamındaki ilişkileri anlamak açısından oldukça önemli olabilir.
Kendimize Şu Soruları Sorabiliriz
Bazen bizi yoran şeyin ne olduğunu anlamak için önce söylediğimiz değil, söylemediğimiz şeylere bakmak gerekir.
“Son zamanlarda kime karşı söylemek istediğim bir şey var?”
“Hangi cümleyi kurduğumda ilişkinin değişmesinden korkuyorum?”
“İhtiyaçlarımı ifade ettiğimde kendimi neden suçlu hissediyorum?”
“Karşı tarafın anlamasını beklediğim ama hiç açıkça söylemediğim ne var?”
“Ben sustuğumda gerçekten neyi koruyorum?”
“Suskunluğum beni hangi ihtimalden koruyor?”
Ve belki en önemlisi:
“Söylemediğim şeyi söyleseydim, hayatımda neyin değişmesinden korkuyorum?”
Bu sorunun cevabı bazen bugün yaşadığımız bir ilişkiyi, bazen de çok daha eski bir ilişki biçimini anlamaya yardımcı olabilir.
Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?
Bazı söylenmemiş meseleler zaman içinde kendiliğinden çözülebilir. Ancak kişinin sürekli aynı ilişkisel döngüler içinde kaldığını fark etmesi, duygularını ifade etmekte yoğun biçimde zorlanması, ihtiyaçlarını dile getirdiğinde suçluluk veya yoğun kaygı yaşaması ya da geçmişte yaşanan ilişkilerin bugünkü bağlarını belirgin biçimde etkilediğini fark etmesi, üzerinde düşünülmesi gereken daha derin bir örüntünün işareti olabilir.
Bu tür durumlarda amaç yalnızca “daha iyi iletişim kurmayı öğrenmek” değildir. Kişinin neden sustuğunu, hangi duyguları ifade etmekte zorlandığını, ilişkilerinde hangi konumları tekrar tekrar aldığını ve kendi arzusu ile başkalarının beklentileri arasındaki sınırı daha iyi anlaması da önemli olabilir.
Bu konu üzerine Samsun psikolog desteği kapsamında Atakum’da yüz yüze ya da Türkiye ve yurt dışından online psikolojik destek sürecinde çalışılabilir. Randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.
Sonuç: Bazen Söylemediğimiz Şey, İçimizde Yaşamaya Devam Eder
Bazı sözler söylendiğinde bir şey değişir.
Bazı sözler ise söylenmediğinde.
İkincisi daha sessizdir ama her zaman daha hafif değildir.
Dile getirilmeyen bir kırgınlık, ifade edilmeyen bir ihtiyaç, söylenemeyen bir öfke veya kabul edilmeyen bir arzu zihnimizde farklı biçimlerde yaşamaya devam edebilir.
Belki de bu nedenle bazen neden yorulduğumuzu tam olarak anlayamayız.
Çünkü taşıdığımız şey yalnızca yaşadığımız olay değildir.
Söyleyemediğimiz cümleleri de taşıyor olabiliriz.
Ve bazen insanın kendine yaklaşması, önce şu soruyla başlar:
“Ben aslında ne söylemek istiyorum?”
Sıkça Sorulan Sorular
Söylemek isteyip söyleyemediğimiz şeyleri sürekli düşünmek normal midir?
Tek başına bunun görülmesi olağandışı olduğu anlamına gelmez. Özellikle önemli ilişkilerde yaşanan tamamlanmamış konuşmaların zihinde tekrar tekrar canlanması mümkündür. Ancak bu durum yoğunlaşarak günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa, altında yatan duygusal ve ilişkisel örüntülere bakmak yararlı olabilir.
Neden kırıldığım hâlde karşı tarafa söyleyemiyorum?
Bunun nedeni çatışma korkusu, reddedilme kaygısı, ilişkiyi kaybetme korkusu veya geçmiş ilişkilerde öğrenilmiş susma biçimleri olabilir. Her kişinin neden sustuğu kendi yaşam öyküsü ve ilişki deneyimleri içinde değerlendirilmelidir.
İnsanların beni kendiliğinden anlamasını beklemek ilişkileri etkiler mi?
Etkileyebilir. Söylenmeyen beklentilerin karşı taraf tarafından doğru biçimde anlaşılması her zaman mümkün değildir. Bu durum zamanla hayal kırıklığı ve karşılıklı yanlış anlaşılmalara yol açabilir.
Söylemediğim şeyler neden yıllar sonra bile aklıma geliyor?
Bazı yaşantılar bizim için tamamlanmamış bir anlam taşıyabilir. Özellikle yoğun duygular içeren ve ilişki açısından önemli olan olaylarda, söylenmemiş veya yapılamamış konuşmalar daha sonra da zihinsel olarak yeniden ele alınabilir.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap