Neden Bize Değer Vermeyen Birinin Değerini Kazanmaya Çalışırız? | İlişkilerde Değer ve Bağlanma
Hiç hayatınızda size yeterince değer vermeyen birinin ilgisini kazanmak için normalden çok daha fazla çabaladığınız oldu mu?
Sizi aramayan birinin mesajını beklemek…
Sizinle ilgilenmeyen birinin ilgisini çekmeye çalışmak…
Size açıkça mesafe koyan birinin neden böyle davrandığını sürekli düşünmek…
Bir ilişkinin içinde kendinizi defalarca kanıtlamaya çalışmak…
Hatta bazen size iyi davranan, sizi önemseyen insanlar varken zihninizi bütün bunların hiçbirini vermeyen birine takılı bulmak…
Peki neden?
Neden bizi istemeyen birinin bizi istemesini bu kadar fazla önemseriz?
Neden bazen karşımızdaki insanın sevgisinden çok, onun sevgisini kazanmış olmayı isteriz?
Ve daha da önemlisi:
Bir insanın bize verdiği değer neden zaman zaman kendi değerimizin ölçüsü hâline gelir?
Bu sorular yalnızca ilişkilere dair değildir. Altında çoğu zaman kişinin kendi değeriyle, bağlanma deneyimleriyle, reddedilme korkusuyla ve erken dönem ilişkilerinde oluşturduğu ruhsal beklentilerle ilgili daha derin bir süreç bulunur.
Bazen aslında peşinden koştuğumuz şey o insan değildir.
Onun bizi seçmesiyle kendimiz hakkında hissetmek istediğimiz şeydir.
Bizi İstemeyen Birinin Bizi İstemesi Neden Bu Kadar Önemli Olabilir?
Bir insan bizi istediğinde bunun bizim için anlamı yalnızca “seviliyorum” değildir.
Bazen daha derinde:
“Demek ki yeterliyim.”
“Demek ki değerliyim.”
“Demek ki seçilmeye değerim.”
gibi bir his oluşur.
Bu nedenle karşımızdaki kişinin ilgisizliği yalnızca ilişkiyi değil, benlik algımızı da tehdit etmeye başlayabilir.
Kişi farkında olmadan şöyle düşünür:
“Beni neden istemiyor?”
Ancak bu sorunun altında zaman zaman başka bir soru vardır:
“Bende ne eksik?”
İşte burada mesele ilişkiden çıkar ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye dönüşür.
Karşımızdaki insanın bizi seçmemesi, bizim zihnimizde “ben değersizim” şeklinde yorumlandığında, onu yeniden kazanmak yalnızca ilişkiyi düzeltme çabası olmaktan çıkar.
Kendi değerimizi yeniden kanıtlama çabasına dönüşür.
Freud: Arzu Her Zaman Sahip Olmakla İlgili Değildir
Freud'un düşüncesinde arzu, basitçe bir şeye sahip olma isteği değildir.
Arzunun kendisi, eksiklik ve ulaşılmamışlıkla yakından ilişkilidir.
Bir şeye tamamen sahip olduğumuzda onu isteme biçimimiz değişebilir. Fakat ulaşamadığımız, belirsiz kalan veya elimizden kaçan şey zihnimizde daha fazla yer kaplayabilir.
Bu yüzden bazen bize açıkça ilgi gösteren bir insanın ilgisini kolayca kabul ederken, bize mesafeli duran kişinin davranışlarını saatlerce düşünüyor olabiliriz.
Çünkü zihnimiz yalnızca:
“Onu istiyorum.”
demez.
Daha derinde:
“Neden onu elde edemiyorum?”
sorusuyla meşgul olur.
Ve bazen arzu, ulaşılabilirlikten çok eksiklikle beslenir.
Bu noktada kişi karşısındaki insanın kendisini gerçekten sevip sevmediğinden çok, o insan tarafından seçilmenin ne anlama geleceğine odaklanır.
“Beni Sevseydi Demek Ki Değerliyim”
Bazı ilişkilerde çok güçlü bir ruhsal denklem ortaya çıkar:
“O beni seçerse ben değerliyim.”
Bu denklem oldukça yorucudur.
Çünkü kişinin kendi değerini içeriden hissetmesi yerine, değer duygusunu başka bir insanın kararına bağlar.
Karşıdaki kişi ilgi gösterdiğinde kişi kendisini iyi hisseder.
İlgi azaldığında kendisinden şüphe eder.
Karşıdaki kişi uzaklaştığında kaygılanır.
Bir mesaj geldiğinde rahatlar.
Bir mesaj gelmediğinde tekrar değersizlik hissedebilir.
Böylece kişinin ruhsal dengesi başka bir insanın davranışlarına bağlanır.
Aslında kişi yalnızca ilişkiyi sürdürmeye çalışmıyordur.
Kendisini de o ilişkinin içinde ayakta tutmaya çalışıyordur.
Bowlby: Bazen Sevgi Değil, Bağın Yeniden Kurulmasını Ararız
Bağlanma kuramı bu konuyu anlamakta önemli bir yere sahiptir.
Bowlby'ye göre erken dönem bakım ilişkileri, çocuğun kendisi ve başkaları hakkında oluşturduğu beklentilerin temelini etkiler.
Çocuk zaman içerisinde şu tür içsel modeller oluşturabilir:
“İhtiyaç duyduğumda biri yanımda olur.”
“Beni severler ve kalırlar.”
veya tam tersine:
“Sevgi her zaman garanti değildir.”
“Yakın olduğum kişi uzaklaşabilir.”
“İlgiyi kaybetmemek için çaba göstermeliyim.”
Özellikle bakım verenle ilişkisinde tutarsızlık yaşayan çocuk için sevgi bazen ulaşılması ve korunması gereken bir şey gibi deneyimlenebilir.
Böyle bir çocuk ilerleyen yaşamında ilişkilerde sürekli şu soruyu sorabilir:
“Beni gerçekten seviyor mu?”
Fakat ilişkinin güvenli olduğuna ikna olmak bir türlü kolaylaşmayabilir.
Bu nedenle ilgisiz veya tutarsız bir partner daha fazla zihinsel enerji kaplayabilir.
Çünkü kişi aslında yalnızca o kişiden ilgi istemiyor olabilir.
Çok daha eski bir ruhsal ihtiyacı yeniden çözmeye çalışıyor olabilir:
“Bu kez beni terk etmeyecek biri olacak mı?”
Neden Bazı İnsanların İlgisi Bizi Daha Fazla Bağımlı Hâle Getirir?
Tutarlı sevgi çoğu zaman huzur verir.
Fakat tutarsız sevgi çok farklı bir etki yaratabilir.
Bir gün yakınlık, ertesi gün uzaklık…
Bir gün yoğun ilgi, sonra sessizlik…
Bir gün sevgi dolu mesajlar, sonra günlerce iletişimsizlik…
Bu tür bir ilişki kişiyi sürekli bekleme hâline sokabilir.
“Şimdi ne olacak?”
“Tekrar yazacak mı?”
“Benden hoşlanıyor mu?”
“Bir şey mi yanlış yaptım?”
Belirsizlik arttıkça zihinsel meşguliyet de artabilir.
Kişi bazen bunu “çok seviyorum” şeklinde yorumlar.
Oysa yoğunluğun tamamı sevginin büyüklüğünden kaynaklanmayabilir.
Belirsizlik de duyguyu büyütebilir.
Çünkü ruhsal sistem cevapsız kalan şeyi tamamlamak ister.
Winnicott: Çocuk Bazen Sevgiye Değil, Görülmeye İhtiyaç Duyar
Winnicott'un düşüncelerinde çocuğun kendilik gelişiminde çevrenin çocuğun ihtiyaçlarını fark etmesi ve ona uygun biçimde karşılık verebilmesi önemli bir yere sahiptir.
Bir çocuğun yalnızca fiziksel ihtiyaçları değil, psikolojik varlığı da görülmek ister.
“Beni görüyor musun?”
“Benim ne hissettiğimi fark ediyor musun?”
“Ben senin için önemli miyim?”
soruları insanın çok erken dönemlerinden itibaren ilişkilere eşlik eder.
Yeterince görülmediğini hisseden bir insan ilerleyen yaşamında, kendisini görmeyen birinden görülmeye çalışabilir.
Burada ilginç bir paradoks ortaya çıkar:
Çocuklukta alamadığımız şeyi bazen yetişkinlikte tam olarak vermeyen kişiden almaya çalışırız.
Bir insan bizi sürekli görmezden geliyorsa, ondan görülmeyi daha fazla istememiz bazen tesadüf değildir.
Çünkü ruhsal dünya tanıdık olanı yeniden kurmaya çalışabilir.
Bu kez sonucun farklı olmasını ister.
“Bu Kez Beni Seçecek”
Bazı ilişkilerde insanın içinde çok güçlü bir beklenti vardır:
“Yeterince uğraşırsam beni seçecek.”
Daha anlayışlı olursam…
Daha güzel davranırsam…
Daha çekici olursam…
Daha sabırlı olursam…
Biraz daha fedakârlık yaparsam…
Biraz daha beklersem…
Bu kez beni seçecek.
Bu düşünce dışarıdan umut gibi görünür.
Fakat bazen kişinin kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atmasına yol açar.
Çünkü ilişkinin merkezinde artık:
“Ben bu ilişkide mutlu muyum?”
sorusu değil,
“Beni seçmesini nasıl sağlayabilirim?”
sorusu vardır.
Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.
Kohut: Başkasının Bakışında Kendimizi Tamamlamaya Çalışmak
Kohut'un kendilik psikolojisi açısından kişinin kendilik değerini nasıl deneyimlediği önemli bir konudur.
Kişinin kendisine ilişkin değeri yeterince sağlam biçimde içselleşmemişse, dışarıdan gelen takdir ve onay çok daha belirleyici hâle gelebilir.
Bu durumda bir insanın bizi istemesi yalnızca romantik bir yakınlık anlamına gelmez.
Aynı zamanda:
“Yeterliyim.”
“Özelim.”
“Seçilmeye değerim.”
duygularını sağlayabilir.
Tam tersine, aynı kişinin bizi reddetmesi bu kez yalnızca ilişkinin bitmesi gibi yaşanmaz.
“Demek ki yeterli değilim.”
hissine dönüşebilir.
Bu nedenle bazı reddedilmeler orantısız derecede acı verir.
Çünkü kaybedilen yalnızca insan değildir.
Kişinin kendisi hakkında hissettiği değer de sarsılmıştır.
Bazen Asıl İstediğimiz Şey O İnsan Değildir
Bunu fark etmek oldukça zor olabilir.
“Ben onu çok seviyorum.”
diyebiliriz.
Ama belki de daha doğru soru şudur:
“Onun bana ne hissettirmesini istiyorum?”
Seçilmiş hissetmek mi?
Değerli hissetmek mi?
Yeterli hissetmek mi?
Özel hissetmek mi?
Terk edilmemiş olmak mı?
Geçmişte alamadığımız bir sevgiyi telafi etmek mi?
Çünkü bazen bir insanın kendisini değil, onun üzerinden oluşan duyguyu arıyoruzdur.
Bu ayrım yapıldığında bazı ilişkilerin neden bu kadar zor bırakıldığı daha anlaşılır hâle gelir.
“Beni İstemesini Sağlarsam İçimde Bir Şey Düzelecek”
Bazen kişinin içinde çok sessiz bir inanç bulunur:
“Bir gün beni gerçekten severse, kendimle ilgili bütün şüphelerim bitecek.”
Fakat çoğu zaman böyle olmaz.
Çünkü dışarıdan gelen sevgi, içerideki değersizlik duygusunu tamamen ortadan kaldırmayabilir.
Hatta kişi istediği sevgiyi elde ettiğinde yeni sorular başlayabilir:
“Ne kadar sürecek?”
“Ya benden daha iyisini bulursa?”
“Ya beni artık istemezse?”
Bu nedenle sorun yalnızca sevginin miktarı değildir.
Sevgiyi alabilme ve onun gerçekliğine güvenebilme kapasitesi de önemlidir.
Neden Bize İyi Davranan İnsanlara Bazen Daha Az İlgi Duyarız?
Bunun herkes için geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir.
Fakat bazı insanlarda güvenli ve ulaşılabilir sevgi başlangıçta daha az heyecan yaratabilir.
Çünkü kişi ilişkide alıştığı duygusal yoğunluğu bulamayabilir.
Belirsizlik yoktur.
Sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı yoktur.
Terk edilme korkusu daha azdır.
Bu sakinlik bazı insanlara ilk başta:
“Bir şey eksik.”
gibi gelebilir.
Oysa eksik olan sevgi değil, alışılmış kaygı olabilir.
İnsan bazen huzuru sevgisizlik sanabilir.
Çünkü ruhsal sistemi uzun süre mücadeleye alışmışsa, sakinlik yabancı gelebilir.
Varoluşçu Açıdan: Başkasının Bizi Seçmesi Neden Bu Kadar Önemli?
Varoluşçu açıdan insanın önemli meselelerinden biri, kendi varlığını nasıl anlamlandırdığıdır.
İnsan yalnızca “var olmakla” yetinmez.
Değerli olmak, görülmek, anlamlı olmak ve başkalarıyla ilişki kurmak ister.
Fakat burada bir tehlike ortaya çıkar:
Kendi değerimizi başkasının seçimine teslim etmek.
“Beni seçerse değerliyim.”
“Beni seviyorsa anlamlıyım.”
“Beni bırakmadıysa yeterliyim.”
Bu noktada kişi kendi hayatının öznesi olmaktan uzaklaşıp başka bir insanın kararının sonucuna dönüşebilir.
Oysa başka bir insanın bizi seçmesi hayatımızdaki güzel deneyimlerden biri olabilir.
Ama varlığımızın değerinin kanıtı değildir.
Birinin bizi istememesi, varlığımızın değersiz olduğu anlamına gelmez.
Birinin bizi seçmemesi, bize uygun olmadığı anlamına gelebilir.
Bazen mesele bizim yeterince değerli olmamamız değil, karşımızdaki insanın bizi seçmemesidir.
Bu ikisini birbirinden ayırabilmek ruhsal açıdan oldukça önemlidir.
Reddedilmek Neden Bazen Kendi Değerimizi Kaybetmek Gibi Hissettirir?
Çünkü reddedilme yalnızca bugünün olayını tetiklemez.
Bazen geçmişteki birçok duyguyu da harekete geçirir.
“Yine seçilmedim.”
“Yine yeterli olmadım.”
“Yine terk edildim.”
“Yine beni tercih etmediler.”
Böylece bugünkü kişi, geçmişte yaşanmış birçok ilişkinin duygusal ağırlığını taşımaya başlar.
Bu nedenle bazı ayrılıklar veya reddedilmeler olayın kendisinden çok daha büyük hissedilebilir.
İnsan aslında yalnızca o kişiyi kaybetmiyordur.
Geçmişte tekrar tekrar kaybettiği o “seçilme” duygusunu da yeniden yaşamaktadır.
Peki Bu Döngüyü Nasıl Fark Edebiliriz?
Öncelikle kendimize şu soruları sormak önemlidir:
“Ben gerçekten bu insanı mı istiyorum, yoksa onun beni istemesini mi?”
“Bu ilişkide kendimi değerli mi hissediyorum, yoksa değerimi kanıtlamaya mı çalışıyorum?”
“Beni sevdiği için mi ona yakınım, yoksa beni sevmesini sağlamak için mi?”
“Bu kişiye yakınken huzur mu hissediyorum, yoksa sürekli tetikte miyim?”
“Beni seçmediğinde neden kendimden şüphe ediyorum?”
Bu soruların cevapları ilişkinin kendisinden çok, kişinin iç dünyası hakkında önemli bilgiler verebilir.
Değerimizi Kazanmak Zorunda Olduğumuz Bir İlişki Sağlıklı Bir İlişki Midir?
İlişkilerde emek vardır.
İnsanlar birbirini anlamaya çalışır.
Hatalar düzeltilir.
Yakınlık zaman zaman yeniden kurulur.
Fakat sürekli olarak:
“Beni seç.”
“Beni sev.”
“Beni bırakma.”
“Benim değerimi gör.”
diye mücadele etmek zorunda kalıyorsak, burada ilişkinin kendisinden daha büyük bir ruhsal ihtiyaç devrede olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide insanın değeri sürekli sınava girmez.
Her gün yeniden seçilme mücadelesi verilmez.
Elbette ilişkilerde güvensizlikler yaşanabilir.
Ancak ilişkinin tamamı kendini kanıtlama üzerine kurulmuşsa kişi zaman içerisinde kendi ihtiyaçlarını kaybetmeye başlayabilir.
Bazen Bırakmak, Kaybetmek Değildir
Bize değer vermeyen birini bırakmak bazen çok zor gelir.
Çünkü zihnimiz bunu:
“Pes etmek.”
“Başaramamak.”
“Yeterince uğraşmamak.”
gibi yorumlayabilir.
Oysa bazen bir ilişkiyi bırakmak, başarısız olmak değil;
“Benim değerim bir başkasının beni seçmesine bağlı değil.”
diyebilmenin başlangıcıdır.
Bazen bırakmak, karşımızdaki insanı değersiz görmek değildir.
Sadece onun bize veremediği şeyi sürekli istemeyi bırakmaktır.
Bu da insanın kendisiyle kurduğu ilişkide önemli bir dönüşümdür.
Belki de Soruyu Değiştirmek Gerekiyor
Çoğu zaman kendimize:
“Onun beni istemesini nasıl sağlarım?”
diye sorarız.
Belki de sorunun değişmesi gerekir:
“Ben neden beni istemeyen birinin beni seçmesini bu kadar istiyorum?”
Bu soru daha acı verici olabilir.
Ama aynı zamanda daha özgürleştiricidir.
Çünkü ilk soru bütün gücü karşımızdaki kişiye verir.
İkinci soru ise bizi kendi iç dünyamıza geri getirir.
Ve belki burada ilk kez şunu fark ederiz:
Ben aslında yalnızca sevgi aramıyorum. Kendimi değerli hissetmeye çalışıyorum.
Sonuç: Birinin Bizi Seçmesi Değerimizin Kanıtı Değildir
Bize değer vermeyen birinin değerini kazanmaya çalışmak çoğu zaman yalnızca o kişiye duyduğumuz sevgiden kaynaklanmaz.
Bazen bunun altında:
- reddedilme korkusu,
- terk edilme deneyimleri,
- yetersizlik duygusu,
- görülme ihtiyacı,
- bağlanma örüntüleri,
- kendilik değerini başkasından alma eğilimi,
- geçmişte tamamlanmamış ilişkisel deneyimler
bulunabilir.
Bu nedenle bazen bırakmak istediğimiz hâlde bırakamadığımız insanlar hakkında kendimize yalnızca:
“Neden hâlâ onu seviyorum?”
diye sormak yeterli değildir.
Belki daha derin bir soru vardır:
“Onun beni seçmesi benim için neden bu kadar önemli?”
Çünkü bazen peşinden koştuğumuz insan, bize verebileceği sevgiden çok, bizim kendimiz hakkında inanmak istediğimiz şeyi temsil eder.
Ve belki de ruhsal olarak iyileşmeye başladığımız nokta, bir başkasının bizi seçmesini beklemekten vazgeçip şu cümleyi kurabildiğimiz yerdir:
“Beni seçmemesi, benim değersiz olduğumu göstermez.”
Birinin bizi sevmesi çok kıymetlidir.
Ama insanın kendi değerini, sevildiği kişinin ellerinden geri alması çok daha önemlidir.
Çünkü bir başkasının sevgisi değişebilir.
İlişkiler başlayabilir ve bitebilir.
İnsanlar yaklaşabilir ve uzaklaşabilir.
Fakat bütün bunların ortasında insanın kendisiyle kurduğu ilişki devam eder.
Belki de asıl mesele, bize değer vermeyen birinin değerini kazanmak değil; kendi değerimizi başkasının onayından bağımsız hissedebilmeyi öğrenmektir.
Sık Sorulan Sorular
Bize değer vermeyen birini neden hâlâ isteriz?
Bunun altında yalnızca sevgi olmayabilir. Bağlanma deneyimleri, reddedilme korkusu, geçmiş ilişkilerde yaşanan eksiklikler ve kişinin kendi değerini başkasının ilgisi üzerinden hissetmesi etkili olabilir.
Beni istemeyen birinin beni istemesini neden bu kadar önemsiyorum?
Bazen karşımızdaki kişinin bizi seçmesi, bilinçdışında “değerliyim, yeterliyim, özelim” duygularıyla bağlantılı hâle gelir. Bu durumda mesele yalnızca ilişkinin kendisi olmaktan çıkar.
Birinin beni istememesi benim değersiz olduğum anlamına gelir mi?
Hayır. Bir insanın sizi istememesi onun tercihi, ihtiyaçları, ilişkiye hazır oluşu veya sizinle olan uyumu hakkında bilgi verebilir; ancak sizin insan olarak değerinizi belirlemez.
Neden bana değer vermeyen insanlara daha fazla bağlanıyorum?
Özellikle tutarsız ilgi, belirsizlik ve reddedilme korkusu kişinin zihinsel olarak ilişkiye daha fazla bağlanmasına neden olabilir. Geçmiş bağlanma deneyimleri de bu örüntünün oluşumunda rol oynayabilir.
Beni seven insanlara neden aynı heyecanı hissetmiyorum?
Bu herkes için geçerli değildir. Ancak bazı kişiler için belirsizlik ve yoğun kaygı ilişkiyle o kadar fazla özdeşleşmiştir ki güvenli ve tutarlı yakınlık başlangıçta “heyecansız” gelebilir.
Birini bırakmak neden bu kadar zor?
Bazen bırakılan yalnızca kişi değildir. Onunla ilişkilendirilen umut, seçilme arzusu, geçmişin telafi edilmesi beklentisi ve “bir gün beni gerçekten sevecek” düşüncesi de bırakılmak zorunda kalır.
Sürekli kendimi birine kanıtlamaya çalışıyorsam psikolojik destek almalı mıyım?
Bu durum ilişkilerinizde tekrar eden bir örüntüyse, yoğun kaygı veya değersizlik duygusuna neden oluyorsa kişinin bağlanma biçimini, geçmiş ilişkilerini ve kendilik algısını anlamaya yönelik psikolojik destek faydalı olabilir.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap