13.08.2026 · 3 dk okuma

Neden Bazı İnsanlara Karşı Açıklayamadığımız Bir Yakınlık veya Uzaklık Hissederiz?

Neden Bazı İnsanlara Karşı Açıklayamadığımız Bir Yakınlık veya Uzaklık Hissederiz?

Hayatımız boyunca bazı insanlarla karşılaştığımızda onları sanki uzun zamandır tanıyormuşuz gibi hissederiz. Henüz hakkında çok az şey bildiğimiz bir insanın yanında kendimizi rahat hissedebilir, onunla konuşurken açıklayamadığımız bir yakınlık yaşayabiliriz.

Bazen bunun tam tersi olur.

Karşımızdaki insan bize açıkça kötü bir şey yapmamış olsa bile ondan uzaklaşmak isteriz. Ses tonu, bakışı, konuşma biçimi ya da yalnızca yanında bulunmak bile içimizde bir huzursuzluk yaratabilir.

Çoğu zaman bu duygunun nedenini açıklamak kolay değildir.

“Bu insan bana ne yaptı ki böyle hissediyorum?”

diye düşünürüz.

Oysa insanlarla kurduğumuz ilişkiler yalnızca o anda yaşananlardan oluşmaz. Geçmiş ilişkilerimiz, çocukluk deneyimlerimiz, bağlanma biçimimiz, kendimizle ilgili geliştirdiğimiz duygular ve bilinçdışı ilişki örüntülerimiz yeni karşılaşmaların içine de taşınabilir.

Bu nedenle bazen karşımızdaki insana değil, onun bizde uyandırdığı bir şeye tepki veriyor olabiliriz.

Bazen de hissettiğimiz yakınlık veya uzaklık gerçekten o insanın davranışlarıyla ilgilidir; ancak bunu henüz bilinç düzeyinde anlamlandırmamışızdır.

Dolayısıyla önemli olan yalnızca:

“Bu insan nasıl biri?”

sorusunu sormak değildir.

Bir başka soru da şudur:

“Bu insan bende neyi harekete geçiriyor?”


Yakınlık Her Zaman Tanımaktan Sonra mı Ortaya Çıkar?

Birini tanıdıkça ona yakın hissetmemiz anlaşılır bir durumdur.

Birlikte zaman geçiririz, onun nasıl davrandığını görürüz, bize nasıl yaklaştığını deneyimleriz ve zaman içerisinde güven oluşabilir.

Fakat bazen yakınlık bundan çok daha önce ortaya çıkar.

İlk konuşmada bir sıcaklık hissederiz.

Birinin yanında rahatlarız.

Konuşmak kolay gelir.

Sanki aramızda daha önce kurulmuş bir bağ varmış gibi hissederiz.

Burada insan zihninin yalnızca mevcut kişiyi değerlendirmediğini düşünmek gerekir. Karşımızdaki kişinin bazı özellikleri, geçmişte yaşadığımız ilişkilerden belirli duyguları çağrıştırabilir.

Birinin konuşma biçimi çocukluğumuzdaki önemli bir kişiyi hatırlatabilir.

Bir başkasının ilgisi, geçmişte özlediğimiz bir yakınlık biçimini çağrıştırabilir.

Birinin sakinliği bize güven veren eski bir ilişkiyi anımsatabilir.

Bunların çoğu bilinçli olarak gerçekleşmez.

Kişi yalnızca:

“Bu insanda kendimi rahat hissediyorum.”

der.

Psikodinamik yaklaşım açısından ise bu rahatlığın nasıl oluştuğu ayrıca anlam taşır.

Çünkü bazen bir insanın bize tanıdık gelmesi, onun gerçekten bize uygun olmasından önce, iç dünyamızda tanıdık bir ilişki biçimini harekete geçirmesiyle ilgili olabilir.


Freud: Geçmiş İlişkiler Bugünkü İlişkilere Taşınabilir

Sigmund Freud'un psikanalitik düşüncesinde geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkiler üzerindeki etkisi önemli bir yere sahiptir.

Özellikle aktarım kavramı, geçmişte yaşanan ilişki deneyimlerinin bugünkü ilişkiler içerisinde yeniden ortaya çıkabilmesini anlamak açısından önemlidir.

İnsan geçmişte yaşadığı ilişkileri tamamen geride bırakmaz.

Sevilme biçimleri, reddedilme deneyimleri, hayal kırıklıkları, beklentiler ve korkular kişinin ilişki dünyasında iz bırakır.

Yeni biriyle karşılaştığımızda, o kişinin kim olduğunu henüz tam olarak anlamadan önce bile bazı duygular ortaya çıkabilir.

Bazen karşımızdaki insanın davranışlarından çok, onun bizde oluşturduğu çağrışım önem kazanır.

Örneğin otoriter bir insanla karşılaştığımızda, geçmişte eleştirildiğimiz veya baskı gördüğümüz ilişkilerden kalan bir duygu harekete geçebilir.

Ya da çok ilgili bir insan, geçmişte özlediğimiz bir yakınlığı çağrıştırabilir.

Burada aktarımı, “Karşımızdaki kişiyi yanlış algılıyoruz.” şeklinde basitçe değerlendirmek doğru olmaz.

Aktarım, kişinin geçmiş ilişki deneyimlerinin bugünkü ilişkiye nasıl eşlik ettiğini anlamamıza yardımcı olan bir kavramdır.

Bu nedenle bazen bir insanı yalnızca olduğu kişi olarak değil, bizde uyandırdığı geçmiş duygularla birlikte deneyimleriz.


Melanie Klein ve İç Dünyamızdaki İlişki Temsilleri

Melanie Klein'ın nesne ilişkileri yaklaşımı, insanların yalnızca dış dünyadaki kişilerle değil, iç dünyalarında taşıdıkları ilişki temsilleriyle de yaşadıklarını anlamamıza yardımcı olur.

Çocuklukta kurulan önemli ilişkiler zaman içerisinde kişinin iç dünyasında belirli biçimler oluşturur.

Yakınlık nasıl bir şeydir?

Birine ihtiyaç duyduğumuzda ne olur?

Sevdiğimiz kişi bizi hayal kırıklığına uğratırsa ne hissederiz?

Kızgın olduğumuz biriyle ilişkimizi sürdürebilir miyiz?

Bunlar yalnızca çocuklukta yaşanıp biten sorular değildir.

İlişkiler içerisinde öğrendiğimiz bu deneyimler, ilerleyen yıllarda başkalarını algılama biçimimizin bir parçası olabilir.

Bu nedenle yeni bir insanla karşılaştığımızda yalnızca onun davranışlarıyla karşılaşmayız.

Aynı zamanda kendi iç dünyamızdaki ilişki biçimleri de bu karşılaşmaya eşlik eder.

Bazen bir insana duyduğumuz yoğun yakınlığın altında onun bize gerçekten ne sunduğundan çok, içimizde uzun zamandır var olan bir ilişki ihtiyacının harekete geçmesi bulunabilir.


Bowlby: Tanıdık Olan Her Zaman Güvenli midir?

John Bowlby'nin bağlanma kuramı, erken dönem ilişkilerimizin ilerleyen yıllarda kurduğumuz yakın ilişkiler açısından taşıdığı önemi ortaya koyar.

Çocuk için bakım veren kişi yalnızca ihtiyaçlarını karşılayan kişi değildir.

Aynı zamanda dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair ilk deneyimlerin önemli bir parçasıdır.

İhtiyaç duyduğumda biri yanımda olur mu?

Yakınlaştığımda karşılık bulur muyum?

Birine güvenirsem incinir miyim?

Biri beni terk ederse ne yaparım?

Bu tür deneyimler zamanla kişinin ilişkiler hakkındaki beklentilerini etkileyebilir.

Burada dikkat çekici olan, insanın bazen tanıdık olanı güvenli olanla karıştırabilmesidir.

Örneğin çocukluğunda duygusal olarak mesafeli kişilerle ilişki kurmuş biri, yetişkinlikte benzer biçimde mesafeli bir insana karşı güçlü bir çekim hissedebilir.

Çünkü o ilişki biçimi yabancı değildir.

Kişi bunu bilinçli olarak seçmiyor olabilir.

Sadece:

“Bu insanda bir şey var.”

diye hissedebilir.

Bazen de bunun tam tersi yaşanır.

Daha önce incitici ilişkiler yaşamış biri, karşısındaki kişinin küçük bir mesafesini bile tehdit olarak algılayabilir.

Dolayısıyla yakınlık ve uzaklık duygularının içerisinde yalnızca bugünün değil, geçmişin de sesi bulunabilir.


Winnicott: Birinin Yanında Kendimiz Olabiliyor Muyuz?

Donald Winnicott'un çalışmalarında kişinin kendiliğini geliştirebilmesi ve ilişkiler içerisinde kendi varlığını koruyabilmesi önemli bir yere sahiptir.

Bazı insanların yanında kendimizi daha rahat hissederiz.

Sessiz kalmak sorun olmaz.

Her cümlemizi düşünmek zorunda kalmayız.

Hata yaptığımızda ilişkinin bozulacağından korkmayız.

Kendimizi sürekli kanıtlama ihtiyacı hissetmeyiz.

Bazı insanların yanında ise tam tersine sürekli kendimizi kontrol ederiz.

Nasıl göründüğümüzü düşünürüz.

Ne söylememiz gerektiğini hesaplarız.

Karşımızdakinin bizi beğenip beğenmediğini takip ederiz.

Bu açıdan birine duyduğumuz yakınlığı yalnızca “Onu seviyor muyum?” üzerinden değerlendirmek eksik kalabilir.

Çünkü bazı ilişkilerde kişi karşısındakine çok yakın olduğu hâlde kendisine uzaklaşabilir.

Kendi düşüncelerini bastırabilir.

Kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilir.

İlişkiyi korumak için kendisini değiştirebilir.

Winnicott'un düşünceleri bize yakınlığın yalnızca iki insanın birbirine yaklaşması olmadığını; kişinin ilişki içerisinde kendisi olarak kalabilmesinin de önemli olduğunu hatırlatır.


Neden Bazı İnsanlardan Daha İlk Anda Uzaklaşırız?

Bazen bir insanla tanışırız ve daha ilk andan itibaren içimizde bir mesafe oluşur.

Karşımızdaki kişi bize kötü davranmamıştır.

Hatta çevremizdeki insanlar onu oldukça olumlu bulabilir.

Ama biz yine de rahat edemeyiz.

Bu durumda hissettiğimiz uzaklığı hemen “önyargı” olarak değerlendirmek de, onu mutlak bir gerçek olarak kabul etmek de doğru olmayabilir.

Çünkü bu duygu farklı kaynaklardan beslenebilir.

Karşımızdaki kişinin gerçekten bize uygun olmayan bir özelliği olabilir.

Ya da onun bir davranışı geçmişte yaşadığımız zorlayıcı bir ilişkiyi çağrıştırıyor olabilir.

Örneğin bir insanın ses tonu, bakışı veya iletişim biçimi geçmişteki bir deneyimi bilinçdışı düzeyde harekete geçirebilir.

Kişi bunu düşünsel olarak fark etmese bile duygusal olarak bir huzursuzluk yaşayabilir.

Bu nedenle bazı uzaklık duyguları bize karşımızdaki insan hakkında bilgi verirken, bazıları kendi geçmişimiz hakkında da bilgi verebilir.

İkisini birbirinden ayırmak her zaman kolay değildir.


Bir İnsan Neden Bize “Çok Tanıdık” Gelir?

Bir insanın bize tanıdık gelmesi oldukça güçlü bir deneyim olabilir.

Bazen onun yanında kendimizi rahat hissederiz.

Sanki konuşmak için çaba göstermemize gerek yoktur.

Bazen de daha ilk andan itibaren onunla aramızda güçlü bir çekim oluşur.

Burada tanıdıklık ile uyumluluk arasındaki fark önemlidir.

Bir insan bize tanıdık gelebilir.

Fakat bu, onun bizim için iyi olduğu anlamına gelmez.

Çünkü geçmişte alıştığımız ilişki biçimleri de bize tanıdık gelebilir.

Örneğin sürekli ulaşmaya çalıştığımız, sevgisini kazanmak için çaba gösterdiğimiz veya duygusal olarak mesafeli birinin ilgisini beklediğimiz ilişkiler yaşadıysak, benzer bir ilişki biçimi yetişkinlikte bize güçlü bir çekim yaratabilir.

Bu durumda kişi aslında yalnızca karşımızdaki insana değil, onunla birlikte ortaya çıkan tanıdık ilişki atmosferine de çekiliyor olabilir.

Bu, ilişkilerin neden bazen mantıksal açıklamaların ötesinde güçlü duygular yaratabildiğini anlamamız açısından önemlidir.


Yakınlık Bazen Geçmişte Eksik Kalan Bir Şeye Dokunur

İnsan ilişkilerinde bazı tekrarlar dikkat çekicidir.

Geçmişte yeterince görülmemiş biri, yetişkinlikte kendisini çok fazla gören birinin ilgisine güçlü biçimde bağlanabilir.

Çocuklukta duygusal olarak ulaşılması zor kişilerle ilişki kurmuş biri, yetişkinlikte yine mesafeli kişilere yönelebilir.

Daha önce sevgiyi kazanmak için çaba göstermek zorunda kalan biri, sevgisini kolayca vermeyen insanların yanında daha fazla uğraşabilir.

Burada bilinçli bir seçimden söz etmek çoğu zaman mümkün değildir.

Kişi:

“Ben yine aynı ilişkiyi yaşayacağım.”

diye düşünerek ilişkiye başlamaz.

Tam tersine, çoğu zaman güçlü bir çekim hisseder.

Psikodinamik açıdan tekrarların önemli olmasının nedeni budur.

İnsan bazen yalnızca geçmişte yaşadığı ilişkiyi tekrar etmez; geçmişte çözülememiş bir şeyi farklı bir ilişkide yeniden yaşarken değiştirmeye de çalışıyor olabilir.

Fakat tekrarın kendisi, değişimin gerçekleşeceği anlamına gelmez.


Kohut: Bir İnsan Bize Değerli Hissettirdiğinde Neden Bu Kadar Etkileniriz?

Heinz Kohut'un kendilik psikolojisi, kişinin benlik değerinin ilişkiler içerisinde nasıl şekillendiğini anlamak açısından önemli bir perspektif sunar.

İnsan yalnızca sevilmek istemez.

Aynı zamanda görülmek, anlaşılmak ve değerli hissetmek ister.

Bir insan bizi gerçekten gördüğünde, söylediklerimizi önemsediğinde veya bizim için önemli olan bir tarafımızı fark ettiğinde güçlü bir yakınlık yaşayabiliriz.

Bunun nedeni yalnızca karşımızdaki kişinin “iyi biri” olması olmayabilir.

O ilişki içerisinde kendimizin nasıl hissettiği de önemlidir.

Belki uzun zamandır fark edilmeyen bir tarafımız görülmüştür.

Belki kendimizi değerli hissetmediğimiz bir dönemde biri bize değerli olduğumuzu hissettirmiştir.

Bu nedenle bazı insanlara duyduğumuz güçlü yakınlık, onların kişiliğinden olduğu kadar onların yanında nasıl bir kendilik deneyimlediğimizden de beslenebilir.


Bazen Bir İnsana Değil, Onun Yanındaki Kendimize Yakınlaşırız

Bir ilişkide bizi etkileyen yalnızca karşımızdaki insan değildir.

Onun yanında olduğumuzda kendimizi nasıl hissettiğimiz de ilişkinin önemli bir parçasıdır.

Birinin yanında daha özgüvenli hissedebiliriz.

Bir başkasının yanında daha çocuklaşabiliriz.

Birinin yanında sürekli kendimizi kanıtlamaya çalışabiliriz.

Bir başkasının yanında ise ilk defa hiçbir şey kanıtlamamız gerekmiyormuş gibi hissedebiliriz.

Bu nedenle bazı ilişkiler güçlü bir çekim yaratır.

Çünkü karşımızdaki kişi, kendimizde daha önce deneyimlemediğimiz bir tarafı ortaya çıkarabilir.

Bazen birinin yanında daha özgürüzdür.

Bazen daha güçlü.

Bazen daha korunmuş.

Bazen de daha çaresiz.

Bu deneyimler ilişkinin yalnızca dışarıdaki kişiden ibaret olmadığını gösterir.

İlişkide aynı zamanda kendimizle karşılaşırız.


Varoluşçu Yaklaşım: Geçmişimiz Bizi Belirler mi?

Dinamik yaklaşım, bugünkü ilişkilerimizin geçmiş deneyimlerden nasıl etkilendiğini anlamaya çalışır.

Varoluşçu yaklaşım ise önemli bir başka soruyu gündeme getirir:

“Bütün bunlara rağmen bugün ne yapıyorum?”

İnsan geçmişinden bağımsız değildir.

Ancak geçmişi tarafından tamamen belirlenmiş de değildir.

Bir insanın neden bazı kişilere çekildiğini anlamak, onun geçmişini anlamaya yardımcı olabilir.

Fakat bunun yanında bugün o ilişkide nasıl bir seçim yaptığı da önemlidir.

Bir ilişkide kendisini sürekli kaybeden biri için mesele yalnızca:

“Neden böyle insanlara çekiliyorum?”

değildir.

Aynı zamanda:

“Bu ilişkinin içinde nasıl bir hayat yaşıyorum?”

sorusudur.

Rollo May'in varoluşçu yaklaşımında özgürlük, yalnızca istediğimiz her şeyi yapabilmek değildir. Kişinin kendi varoluşunun sorumluluğunu alabilmesiyle de ilgilidir.

Irvin Yalom ise yakın ilişkiler içerisinde sevgi, özgürlük, yalnızlık ve ölüm gibi temel varoluşsal meselelerin nasıl görünür hâle gelebildiğine dikkat çeker.

Bu açıdan bir ilişki, yalnızca iki insan arasındaki bağ değildir.

Aynı zamanda kişinin kendi özgürlüğüyle, yalnızlığıyla, ihtiyaçlarıyla ve varoluşuyla karşılaştığı bir alan olabilir.


Yakınlık ile Kendini Kaybetmek Arasındaki Fark

Yakınlık insanın temel ihtiyaçlarından biridir.

Ancak yakınlık kurmak ile kendimizi diğerinin içinde kaybetmek aynı şey değildir.

Birine çok yakın olabiliriz ve yine de kendi sınırlarımızı koruyabiliriz.

Kendi düşüncelerimizi söyleyebiliriz.

Kendi ihtiyaçlarımızı fark edebiliriz.

Karşımızdaki kişinin bizden farklı olmasına izin verebiliriz.

Bazen ise “yakınlık” adı altında başka bir şey yaşanır.

Kişi karşısındakinin onayına bağımlı hâle gelir.

Onun duygularına göre kendi duygularını belirler.

İlişkinin bozulmaması için sürekli kendisinden vazgeçer.

Bu durumda dışarıdan çok yakın görünen ilişkinin içerisinde aslında kişinin kendisiyle olan mesafesi büyüyor olabilir.

Bu nedenle sağlıklı yakınlık yalnızca:

“Sana ne kadar yakınım?”

sorusuyla değil,

“Bu yakınlığın içinde kendime ne kadar yakınım?”

sorusuyla da ilgilidir.


Bazen Uzaklık da Bir Korunma Biçimidir

Her uzaklık ilgisizlik değildir.

Bazı insanlar yakınlaşmak istedikleri hâlde ilişkiden uzaklaşabilir.

Çünkü yakınlık, beraberinde incinme ihtimalini de getirir.

Birine ihtiyaç duymak, aynı zamanda onun kaybedilebileceğini kabul etmek anlamına gelir.

Sevmek, incinme ihtimalini de beraberinde taşır.

Bu nedenle bazı kişiler için mesafe daha güvenli olabilir.

Yakınlaşmadan önce geri çekilirler.

İlişki ciddileşmeye başladığında soğuyabilirler.

Karşılarındaki insan onlara yaklaştıkça uzaklaşabilirler.

Bazen bunun altında bağımsızlık ihtiyacı bulunabilir.

Bazen geçmişte yaşanan hayal kırıklıkları.

Bazen de kişinin yakınlıkla ilgili taşıdığı bilinçdışı çatışmalar.

Dolayısıyla uzaklık her zaman:

“Bu insanı istemiyorum.”

anlamına gelmez.

Bazen:

“Bu kadar yakın olmak benim için ne anlama geliyor?”

sorusunun sessiz bir cevabı olabilir.


İlişkilerde Aynı Döngüyü Tekrar Etmek

Bazı insanların hayatında benzer ilişki hikâyeleri tekrar tekrar ortaya çıkar.

Farklı kişiler.

Farklı zamanlar.

Ama benzer duygular.

Önce yoğun bir yakınlık.

Sonra kaybetme korkusu.

Ardından kontrol.

Sonrasında çatışma.

Ve sonunda uzaklaşma.

Bir başka kişide ise:

Yakınlaşma.

Rahatsızlık.

Geri çekilme.

Yalnızlık.

Sonra yeniden yakınlık arayışı.

Bu tekrarlar kişinin “yanlış insanları seçtiğini” düşündürebilir.

Ancak dinamik açıdan bakıldığında daha derin bir soru vardır:

“Bu tekrar neden benim için tanıdık?”

Çünkü insan bazen yalnızca belirli kişileri değil, belirli ilişki biçimlerini de seçer.

Ve ilişki biçimleri değişmediğinde kişiler değişse bile hikâyenin bazı bölümleri aynı kalabilir.


Bir İnsana Duyduğumuz His Ne Kadar Onunla, Ne Kadar Bizimle İlgili?

Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur.

İlişkiler her zaman karşılıklıdır.

Karşımızdaki insanın gerçekten nasıl davrandığı önemlidir.

Ancak bizim o davranışları nasıl algıladığımız da en az bunun kadar önemlidir.

Aynı davranış iki farklı insanda tamamen farklı duygular yaratabilir.

Birinin sessizliği bir kişi için huzur olabilir.

Başka biri için reddedilme.

Birinin ilgisi bir kişi için sevgi olabilir.

Başka biri için kontrol.

Birinin bağımsızlığı bir kişi için özgüven olabilir.

Başka biri için mesafe.

Bu farklılık, kişinin ilişki geçmişinin ve iç dünyasının algılama biçimine nasıl eşlik ettiğini gösterir.

Bu nedenle bir insanla karşılaştığımızda yalnızca onun bize ne yaptığını değil, bizim yaşananları nasıl anlamlandırdığımızı da düşünmek gerekir.



Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Bazı insanlara karşı açıklayamadığımız bir yakınlık veya uzaklık hissetmek tek başına bir psikolojik problem değildir. İnsan ilişkilerinde geçmiş deneyimlerimiz, bağlanma biçimimiz, kişisel özelliklerimiz ve içinde bulunduğumuz koşullar birlikte rol oynar.

Ancak kişinin benzer ilişki döngülerini tekrar tekrar yaşaması, kendisine iyi gelmeyen insanlara güçlü biçimde çekilmesi, yakınlık kurduğunda geri çekilmesi ya da ilişkilerinde sürekli kendisinden vazgeçmesi, bu örüntülerin daha yakından ele alınmasını gerektirebilir.

Psikolojik destek sürecinde kişinin yalnızca yaşadığı ilişkinin bugünkü koşulları değil, bu ilişkide neden böyle hissettiği ve neden benzer durumların tekrar ettiği de anlaşılmaya çalışılır. Dinamik yönelim açısından geçmiş ilişkilerin bugünkü ilişkilere nasıl taşındığı, bilinçdışı tekrarlar ve kişinin ilişki içerisinde ortaya çıkan duyguları üzerinde durulabilir. Varoluşçu yaklaşım açısından ise kişinin bütün bunların içinde kendi seçimlerini nasıl yaptığı, ilişkilerinde kendisi olarak var olup olamadığı ve nasıl bir yaşam kurmak istediği ele alınabilir.

Bu tür bir sürecin amacı kişiye “doğru insanı seçmeyi” öğretmekten çok, kendi ilişki dünyasını daha derinden anlayabilmesine alan açmaktır.


Sonuç

Bazı insanlara karşı neden yakınlık, bazılarına karşı ise uzaklık hissettiğimizi her zaman ilk anda açıklayamayız.

Çünkü ilişkiler yalnızca bugün yaşananlardan oluşmaz.

Geçmiş deneyimlerimiz, bağlanma biçimimiz, iç dünyamızdaki ilişki temsilleri ve kendilik deneyimimiz bugünkü karşılaşmalarımıza da eşlik eder.

Freud'un aktarım kavramı, geçmiş ilişkilerin bugünkü ilişkiler içerisinde yeniden canlanabileceğini anlamamıza yardımcı olur.

Klein, iç dünyamızdaki ilişki temsillerinin yeni insanlarla karşılaşma biçimimizi nasıl etkileyebileceğini gösterir.

Bowlby, erken bağlanma deneyimlerinin yakınlık ve güven duygularımız üzerindeki etkisini ortaya koyar.

Winnicott, yakınlık içerisinde kendimiz olarak kalabilmenin önemini hatırlatır.

Kohut ise bazı ilişkilerin neden benlik değerimiz üzerinde bu kadar güçlü bir etki yarattığını anlamamıza yardımcı olur.

Varoluşçu yaklaşım ise bütün bunların yanında insanın yalnızca geçmişinden ibaret olmadığını hatırlatır.

Geçmişimiz bugün kimi nasıl algıladığımızı etkileyebilir.

Fakat bugün kurduğumuz ilişkilerde nasıl var olduğumuz da bize aittir.

Belki de bu nedenle bazı insanlara karşı hissettiğimiz açıklanamaz yakınlık veya uzaklık, yalnızca onları anlamaya değil, kendimizi anlamaya da açılan bir kapıdır.

Çünkü bazen karşımızdaki insanın kim olduğunu anlamaya çalışırken, aslında kendi geçmişimizle, ihtiyaçlarımızla ve ilişkilerde nasıl bir insan olduğumuzla karşılaşırız.

Ve bazen bir insanı tanımak, onun kim olduğunu öğrenmekten çok daha fazlasıdır.

Onun yanında kim olduğumuzu fark etmektir.

Eğer siz de ilişkilerinizde tekrar eden örüntüleri anlamakta zorlanıyor veya yakınlık, uzaklık, güven ve bağlanma konularında kendinizi daha yakından tanımak istiyorsanız Samsun Atakum'da yüz yüze psikolojik destek veya Türkiye'nin farklı şehirlerinden online psikolojik destek için randevu almak üzere benimle iletişime geçebilirsiniz.

Uzman Psikolog Bilal Kaya

📍 Samsun Atakum Psikolog

💻 Online Psikolojik Destek

🌐 www.bilalkaya.net

Sık Sorulan Sorular

Bazı insanlara ilk görüşte neden yakın hissederiz?

Bir kişinin özellikleri, iletişim biçimi veya davranışları geçmişteki olumlu ilişki deneyimlerimizi çağrıştırabilir. Bunun yanında gerçek kişilik uyumu ve karşılıklı yakınlık da söz konusu olabilir.

Bir insandan neden hiçbir neden yokmuş gibi uzaklaşırız?

Bazen karşımızdaki kişinin belirli özellikleri bizde geçmiş deneyimlere bağlı duyguları harekete geçirebilir. Ancak uzaklık hissinin her zaman bilinçdışı bir nedeni olmak zorunda değildir; kişinin mevcut davranışları da bu duyguyu oluşturabilir.

Tanıdık gelen bir insan bize iyi gelir mi?

Tanıdık hissetmek ile sağlıklı veya güvenli olmak aynı şey değildir. Geçmişte alışılmış olan ilişki biçimleri de kişiye tanıdık gelebilir.

Geçmiş ilişkiler yeni ilişkilerimizi etkiler mi?

Evet. Özellikle önemli erken dönem ilişkiler ve bağlanma deneyimleri, kişinin yakınlık, güven ve mesafe konusundaki beklentilerini etkileyebilir.

Birine karşı hissettiğimiz yakınlık tamamen bilinçdışı mıdır?

Hayır. İnsanların birbirlerine duyduğu yakınlıkta hem bilinçli değerlendirmeler hem de bilinçdışı süreçler rol oynayabilir. Bunları birbirinden tamamen ayırmak her zaman mümkün değildir.

Aynı ilişki sorunlarını farklı insanlarla tekrar yaşamak ne anlama gelir?

Tekrarlayan ilişki örüntüleri, kişinin geçmiş deneyimleriyle bugünkü ilişkileri arasında bağlantılar olabileceğini düşündürebilir. Ancak her tekrarın anlamı kişiye ve ilişkinin kendi koşullarına göre değerlendirilmelidir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap