31.10.2026 · 3 dk okuma

Neden Bazı İnsanlar Bir Türlü İçlerinden Geldiği Gibi Yaşayamazlar?

Neden Bazı İnsanlar Bir Türlü İçlerinden Geldiği Gibi Yaşayamazlar?

Hiç kendinize, gerçekten istediğiniz hayatı yaşayıp yaşamadığınızı sordunuz mu? Bir karar verirken kendi isteklerinizi mi dikkate alıyorsunuz, yoksa çevrenizdeki insanların bu karar hakkında ne düşüneceğini mi? Bir şey söylemek istediğiniz hâlde susuyor, gitmek istediğiniz bir yere gitmiyor veya yapmak istediğiniz bir şeyi sürekli erteliyor olabilir misiniz? Üstelik bunları yaparken çoğu zaman kendinize makul açıklamalar da bulabilirsiniz. Şimdi sırası değil, başkalarını düşünmeliyim, yanlış anlaşılmak istemiyorum veya böyle davranmam daha doğru olur diyebilirsiniz.

Ancak bazen insan, hayatını başkalarının beklentilerine göre düzenlediğini fark etmeden yaşamaya devam eder. Hangi mesleği seçeceğine, nasıl bir ilişki kuracağına, nasıl davranacağına ve hatta neleri isteyebileceğine ilişkin kararlarında çevresinden öğrendiği ölçütleri kullanır. Zamanla bu ölçütler o kadar tanıdık hâle gelir ki kişi kendi istekleriyle kendisinden beklenenleri birbirinden ayırmakta zorlanabilir.

Dışarıdan bakıldığında hayatı oldukça düzenli görünebilir. Sorumluluklarını yerine getiriyor, ilişkilerini sürdürüyor, işini yapıyor ve çevresindeki insanlarla uyumlu bir yaşam kuruyordur. Ancak kendi içinde farklı bir duygu taşıyabilir: Sanki yaşadığı hayat kendisine ait değildir. Bir şeyleri doğru yapıyor ama kendi istediği gibi yaşamıyordur.

Belki de en zor tarafı, bu huzursuzluğun nedenini tam olarak açıklayamamasıdır. Çünkü kişi çoğu zaman neyi istemediğini bilir ama gerçekte ne istediğini belirlemekte zorlanır. Kendi tercihlerini ifade etmek istediğinde suçluluk hisseder, farklı bir karar almak istediğinde kaygılanır veya başkalarının beklentilerinden uzaklaşmayı bir tür bencillik olarak değerlendirir.

Peki, insan neden kendi içinden geleni yaşamakta bu kadar zorlanır? Başkalarının beklentileri ne zaman kişinin kendi beklentilerine dönüşür? Ve insan, kendisine ait olduğunu düşündüğü hayatın ne kadarını gerçekten kendi arzularıyla kurmuştur?


1. Kendi İsteğimiz Sandığımız Şeyler Gerçekten Bize mi Ait?

İnsan, yaşamı boyunca pek çok beklentiyle karşılaşır. Ailesinin, arkadaşlarının, partnerinin ve içinde bulunduğu toplumun kendisinden beklediği davranışları zamanla öğrenir. Bazı beklentiler açıkça ifade edilir. Bazıları ise söylenmeden, yalnızca verilen tepkiler ve kurulan ilişkiler aracılığıyla aktarılır.

Örneğin bir çocuk, başarılı olduğunda takdir ediliyor, hata yaptığında eleştiriliyorsa zamanla başarılı olmayı yalnızca kişisel bir hedef olarak değil, kabul görmenin bir koşulu olarak da değerlendirebilir. Başka bir çocuk, ailesiyle anlaşmazlık yaşadığında kendisini suçlu hissediyorsa ilerleyen yıllarda kendi düşüncelerini ifade etmekten kaçınabilir.

Bu deneyimler yetişkinlikte de farklı biçimlerde devam edebilir. Kişi bir meslek seçerken neyi sevdiğinden önce ailesinin neyi uygun bulacağını düşünebilir. Bir ilişkiyi sürdürürken kendi ihtiyaçlarından çok karşısındaki insanın beklentilerine odaklanabilir. Kendi hayatını değiştirmek istediğinde ise bunun çevresindeki insanları nasıl etkileyeceğini düşünerek kararını erteleyebilir.

Burada önemli olan, kişinin başkalarının düşüncelerini dikkate alması değildir. İnsan ilişkisel bir varlıktır ve kararlarımızın başkalarını etkilemesi doğaldır. Asıl mesele, başkalarının beklentilerinin kendi isteklerimizi ifade edebileceğimiz alanı ne ölçüde belirlediğidir.

Bazen insan, kendi isteği olduğunu düşündüğü bir şeyin aslında yıllardır kendisinden beklenen bir davranış olduğunu fark eder. Örneğin herkes tarafından başarılı görülmek istiyor olabilir; ancak başarının kendisi için ne ifade ettiğini hiç sorgulamamış olabilir. Bir ilişkiyi sürdürmek istiyor gibi görünebilir; fakat asıl korkusu yalnız kalmak veya çevresinin tepkisiyle karşılaşmak olabilir.

Bu durumda insanın kendisine sorması gereken önemli bir soru vardır: Bir şeyi gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa onu yapmadığımda ortaya çıkacak duygularla baş edemeyeceğim için mi?

Bu sorunun yanıtı her zaman kolay değildir. Çünkü insanın arzuları ile öğrendiği beklentiler zaman içinde birbirine karışabilir.


2. Karen Horney: İnsan Neden Kendisine Sürekli Olması Gereken Birini Tarif Eder?

Psikanalist Karen Horney, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi açıklarken kişinin gerçek ihtiyaçları ile kendisinden beklediği ideal özellikler arasındaki çatışmaya dikkat çeker.

Horney'nin özellikle Neurosis and Human Growth adlı çalışmasında ele aldığı zorunluluklar ve olması gerekenler düşüncesi, bu konu açısından oldukça önemlidir. Horney, insanın kendisine yönelik katı beklentiler geliştirmesinin zamanla gerçek ihtiyaçlarıyla arasındaki mesafeyi artırabileceğini tartışır.

Bir insan kendisinden sürekli güçlü, başarılı, anlayışlı, üretken veya kusursuz olmasını bekleyebilir. Üstelik bu beklentiler yalnızca ulaşılmak istenen hedefler olarak kalmaz. Kişi bunları yerine getirmediğinde kendisini yetersiz, değersiz veya başarısız hissedebilir.

Örneğin kendisini her zaman anlayışlı biri olarak tanımlayan bir insan, bir başkasına öfkelendiğinde bu duygusunu kabul etmekte zorlanabilir. Çünkü zihninde olması gereken kişiyle yaşadığı duygu çelişmektedir. Öfkelenmek yerine kendisini suçlayabilir, kızgınlığının nedenlerini küçümseyebilir veya karşısındaki insanın davranışlarını anlamaya çalışarak kendi kırgınlığını geri plana atabilir.

Benzer biçimde her zaman güçlü olması gerektiğini düşünen bir insan, zorlandığında yardım istemeyi kendisine yakıştıramayabilir. Dinlenmek istediğinde kendisini suçlayabilir. Bir işi başaramadığında yalnızca başarısız bir sonuçla karşılaşmış olmaz; aynı zamanda kendi ideal benliğinin beklentilerini de karşılayamadığını düşünür.

Horney'nin yaklaşımından hareketle burada önemli bir ayrım ortaya çıkar: İnsan kendisini geliştirmek isteyebilir, ancak kendisini sürekli olması gereken bir insan olmaya zorlamak başka bir deneyimdir.

Birinde gelişme arzusu bulunurken diğerinde kişinin mevcut hâline yönelik katı bir memnuniyetsizlik söz konusudur.

Bazen insan kendi hayatını yaşamakta zorlanır çünkü hayatını sürekli zihninde oluşturduğu ideal kişiye göre düzenlemeye çalışır. Ne hissetmesi gerektiğini, nasıl davranması gerektiğini ve hangi kararları vermesi gerektiğini önceden belirlemiştir. Ancak bu beklentilerin arasında kendi gerçek ihtiyaçlarına ne kadar yer verdiğini fark etmeyebilir.


3. Psikodinamik Açıdan Kendi Arzularımızdan Vazgeçmek

Psikodinamik yaklaşım, insanın bazı isteklerini neden ifade etmekte veya gerçekleştirmekte zorlandığını anlamak için bilinçdışı çatışmaları ve savunma mekanizmalarını da dikkate alır.

Bazen insan bir şeyi gerçekten ister ancak o isteğin beraberinde getireceği sonuçlardan korkar. Bir karar almak, yalnızca yeni bir imkâna yönelmek anlamına gelmez; aynı zamanda bazı ilişkilerin değişmesini, bazı beklentilerin karşılanmamasını veya alışılmış bir yaşam biçiminden uzaklaşmayı da gerektirebilir.

Örneğin kendi hayatıyla ilgili farklı bir karar almak isteyen kişi, ailesinin hayal kırıklığına uğrayacağını düşünebilir. Partneriyle arasındaki bir sorunu konuşmak isteyen biri, ilişkinin bozulmasından korkabilir. Kendisini ifade etmek isteyen bir insan, başkalarının gözünde bencil veya uyumsuz görünme ihtimalinden çekinebilir.

Bu noktada arzunun kendisi ile arzunun gerçekleşmesinin yaratacağı kaygı arasında bir çatışma oluşur.

Kişi çoğu zaman bu çatışmayı açıkça fark etmeyebilir. Bunun yerine ertelemeye, gerekçeler üretmeye veya kendisini mevcut koşullara ikna etmeye başlayabilir.

Psikodinamik açıdan bu durum, kişinin kendisini zorlayıcı duygulardan korumak için geliştirdiği savunma biçimleriyle ilişkili olabilir. Örneğin bir kişi kendi isteğini kabul etmekte zorlandığında bunu önemsizleştirebilir. Bir başkası karar vermekten kaçınmak için sürekli yeni gerekçeler üretebilir.

Ancak her erteleme veya fikir değiştirme davranışı bilinçdışı bir savunma anlamına gelmez. İnsan bazen gerçekten karar vermek için zamana ihtiyaç duyar veya koşulları nedeniyle bir isteğini gerçekleştiremeyebilir.

Önemli olan, kişinin benzer durumlarda tekrar tekrar kendi isteğinden vazgeçip geçmediğini ve bu davranışın hangi duygularla ilişkili olduğunu fark edebilmesidir.

Bazen insan istediği şeyi yapamayacağı için değil, o şeyi istediğini kabul ettiğinde karşılaşacağı duygular nedeniyle geri çekilir. Çünkü bir arzuyu kabul etmek, onun gerçekleşmemesi ihtimaliyle de yüzleşmek anlamına gelir.

İnsan bazen kendi isteğinden vazgeçerek hayal kırıklığına uğrama ihtimalinden korunmaya çalışabilir.


4. Erich Fromm: Özgürlük Neden Bazen Korkutucu Olabilir?

Erich Fromm'un Escape from Freedom adlı çalışması, insanın özgürlükle kurduğu karmaşık ilişkiyi anlamak açısından önemli bir kaynaktır.

Fromm'a göre modern insan, geleneksel bağlardan ve otorite biçimlerinden uzaklaşarak daha fazla bireysel özgürlük kazanmış olsa da bu özgürlük beraberinde yalnızlık, belirsizlik ve sorumluluk duygularını da getirebilir. Bu nedenle insan bazen özgürlüğün getirdiği yükten uzaklaşarak başkalarının beklentilerine uyum sağlamayı tercih edebilir.

Bu düşünce, kendi içinden geldiği gibi yaşamakta zorlanan insanların deneyimini anlamak açısından önemlidir.

Çünkü kendi kararlarını vermek yalnızca istediğini seçmek değildir. Aynı zamanda seçimlerinin sonuçlarını üstlenmeyi, yanlış yapabilme ihtimalini kabul etmeyi ve bazı insanların onayını kaybetmeyi de içerir.

Örneğin bir insan, ailesinin uygun görmediği bir mesleği seçmek istediğinde yalnızca meslek tercihiyle ilgili bir karar vermiş olmaz. Aynı zamanda ailesinin beklentilerinden farklı bir yaşam kurmayı göze alır.

Bir başkası, çevresinin onaylamadığı bir ilişkiyi sürdürmek istediğinde kendi seçiminin sorumluluğunu üstlenmesi gerekebilir.

Bu durumlar insanda kaygı yaratabilir. Çünkü özgürlük, her zaman rahatlık anlamına gelmez. Bazen belirsizlikle karşılaşmak, bazen de kendi kararlarımızın sonuçlarını taşımak zorunda kalmak demektir.

Fromm'un düşünceleri üzerinden bakıldığında bazı insanlar özgürlüklerini kullanmak yerine kendilerine hazır bir yaşam biçimi sunan beklentilere sığınabilirler. Böylece ne yapmaları gerektiğini başkalarının belirlemesi, kendi kararlarını vermenin getirdiği belirsizlikten daha güvenli görünebilir.

Ancak bu güven duygusu zamanla kişinin kendi yaşamından uzaklaşmasına neden olabilir.

Çünkü başkalarının beklentilerine göre yaşamak, her zaman yanlış kararlar vermeyi engellemez. Yalnızca kişinin kendi seçimlerinin sorumluluğunu üstlenme fırsatını azaltabilir.


5. Neden Başkalarının Hayal Kırıklığına Uğramasından Bu Kadar Korkarız?

İnsan ilişkilerinde kabul görmek, sevilmek ve önemli hissetmek temel ihtiyaçlar arasındadır. Bu nedenle başkalarının düşüncelerini önemsemek son derece doğaldır. Ancak bazı insanlar için başkalarının hayal kırıklığına uğraması, sıradan bir anlaşmazlıktan çok daha ağır bir anlam taşıyabilir.

Bir isteği reddettiklerinde kendilerini suçlu hissedebilirler. Kendi kararlarını açıkladıklarında karşı tarafın üzülmesinden endişe duyabilirler. Bir ilişkinin beklentilerine karşılık veremediklerinde kendilerini kötü bir insan olarak değerlendirebilirler.

Burada kişinin zihninde şu düşünce gelişmiş olabilir: İnsanları mutlu edemezsem sevilmem. İhtiyaçlarımı öne çıkarırsam bencil olurum. Karşı çıkarsam ilişkilerim zarar görür.

Bu düşünceler her zaman bilinçli olarak ifade edilmez. Bazen yalnızca davranışlar üzerinden kendisini gösterir. Kişi istemediği bir daveti kabul eder, yapmak istemediği bir sorumluluğu üstlenir veya rahatsız olduğu bir duruma itiraz etmez.

Bu davranışlar kısa vadede ilişkideki gerginliği azaltabilir. Ancak uzun vadede kişinin kendi ihtiyaçlarıyla ilişkisini zorlaştırabilir.

Çünkü başkalarının hayal kırıklığını önlemek için sürekli kendi isteklerini geri plana atan insan, bir noktadan sonra ne istediğini belirlemekte de zorlanabilir.

Burada önemli olan başkalarının duygularını önemsemekten vazgeçmek değildir. Bir insanın kararlarımızdan etkilenmesi mümkündür ve bu etkiyi dikkate almak ilişkilerin doğal bir parçasıdır. Ancak bir başkasının üzülme ihtimali, bizim bütün kararlarımızı onun beklentilerine göre vermemiz gerektiği anlamına gelmez.

Bir insanın bizi sevmesi ile her kararımızı onaylaması aynı şey değildir. Sağlıklı ilişkilerde farklı düşüncelere, bireysel tercihlere ve zaman zaman yaşanan hayal kırıklıklarına da yer bulunabilir.


6. Varoluşçu Açıdan Kendimiz Gibi Yaşamak: Sartre ve Kötü Niyet

Jean-Paul Sartre'ın varoluşçu felsefesinde insanın özgürlüğü ve kendi seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmesi önemli bir yere sahiptir.

Sartre, insanın kendisini belirli rollerin ve özelliklerin içine tamamen kapatarak özgürlüğünden kaçınmasını kötü niyet (mauvaise foi) kavramıyla ele alır.

Bu yaklaşım, kişinin kendisini yalnızca içinde bulunduğu koşullar veya kendisine atfedilen roller üzerinden tanımlamasının nasıl bir sınırlılık oluşturabileceğini düşünmemize yardımcı olur.

Örneğin bir insan kendisini sürekli “Ben zaten böyle biriyim.” diyerek tanımlayabilir. Başka bir karar almak istediğinde geçmiş davranışlarını gerekçe göstererek değişemeyeceğini düşünebilir. Bir başkası ailesinin beklentilerini karşılamak zorunda olduğunu söyleyerek kendi tercihlerini değerlendirmekten kaçınabilir.

Elbette insanın geçmişi, koşulları ve sorumlulukları gerçektir. Herkesin istediği her şeyi yapabileceğini söylemek gerçekçi olmaz. Ancak Sartre'ın yaklaşımında önemli olan, kişinin kendisini yalnızca mevcut koşullarından ibaret görmemesidir.

İnsan bazı koşulları seçmemiş olabilir; ancak bugün bu koşullarla nasıl bir ilişki kuracağına dair belirli bir sorumluluk da taşır.

Kendi içinden geldiği gibi yaşamak, her isteğin peşinden gitmek veya toplumsal kuralları bütünüyle reddetmek anlamına gelmez. Daha çok, kararlarımızı verirken kendi değerlerimizi ve arzularımızı da hesaba katabilmektir.

Bir insan ailesini önemseyebilir ama ailesinin her beklentisini karşılamak zorunda değildir. İlişkisini sürdürebilir ama kendi sınırlarından vazgeçmek zorunda kalmayabilir. Sorumluluklarını yerine getirebilir ama bütün yaşamını yalnızca görevlerden ibaret görmek zorunda değildir.

Varoluşçu açıdan insanın kendi hayatına sahip çıkması, yalnızca istediği şeyleri yapmasıyla değil, seçimlerinin ve sınırlılıklarının sorumluluğunu üstlenebilmesiyle ilgilidir.


7. Rollo May: Kendi Olabilmek Cesaret Gerektirir mi?

Rollo May'in varoluşçu psikolojiye katkıları, insanın kendi varoluşunu ortaya koyması ile kaygı arasındaki ilişkiyi anlamamıza yardımcı olur.

May, insanın kendisini gerçekleştirme ve yaratıcı biçimde var olma çabasını ele alırken cesaretin önemine dikkat çeker. Çünkü insanın kendi yaşamına yön vermesi yalnızca ne istediğini bilmesiyle ilgili değildir. Aynı zamanda belirsizlikle, başarısızlık ihtimaliyle ve başkalarının tepkileriyle karşılaşabilmesini de gerektirir.

Kendi içinden geldiği gibi yaşamak isteyen kişi, zaman zaman alışılmış düzeninin dışına çıkmak zorunda kalabilir. Daha önce kabul ettiği bazı beklentileri sorgulayabilir, farklı tercihler yapabilir veya kendisi için önemli olan bir konuda ilk kez açıkça konuşabilir.

Bu süreç her zaman rahatlatıcı olmayabilir.

Örneğin yıllardır ailesinin beklentilerine uygun yaşayan bir insan, kendi kararlarını vermeye başladığında suçluluk hissedebilir. Herkesin onayladığı bir meslekte çalışan biri, başka bir alana yönelmek istediğinde belirsizlik yaşayabilir. Sürekli uyum sağlayan biri, ilk kez bir sınır koyduğunda karşı tarafın tepkisinden endişe duyabilir.

Bu duygular, kişinin yanlış bir karar verdiğini göstermez. Bazen yeni bir davranış biçimi geliştirmek, alışılmış ilişkisel düzenin dışına çıkmayı gerektirir.

Ancak burada cesaret kavramını düşünmeden hareket etmekle karıştırmamak gerekir. İnsan kendi arzularını gerçekleştirmek için mevcut koşullarını, sorumluluklarını ve seçimlerinin olası sonuçlarını değerlendirmelidir.

Kendisi gibi yaşamak, bütün bağlardan kopmak değil; kendi yaşamının içinde kendisine de yer açabilmektir.


8. Kendi İçimizden Gelen Sesi Nasıl Ayırt Edebiliriz?

Kendi içimizden geldiği gibi yaşamakta zorlanan insan için önemli meselelerden biri, gerçekten ne istediğini belirleyebilmektir. Çünkü uzun süre başkalarının beklentilerine göre hareket eden kişi, kendi arzularını tanımakta güçlük çekebilir.

Bazen bir karar almak istediğinde hemen başkalarının tepkilerini düşünür. Bazen neyi tercih ettiğini sorduğunuzda seçenekleri sıralayabilir ama kendisine ait bir yanıt vermekte zorlanır. Bazen de bir şeyi istediğini düşündüğü hâlde onu gerçekleştirmek için harekete geçtiğinde yoğun bir huzursuzluk hisseder.

Bu noktada kişinin kendisine yöneltebileceği bazı sorular, iç dünyasını daha iyi değerlendirmesine yardımcı olabilir.

Bir şeyi istediğimi düşündüğümde ilk aklıma gelen duygu ne oluyor?

Heyecan, merak ve istek mi, yoksa suçluluk, korku ve başkalarının tepkisini düşünme ihtiyacı mı? Elbette bir şeyi istemek her zaman yalnızca olumlu duygular yaratmaz. Ancak isteğin kendisiyle ona eşlik eden kaygıyı birbirinden ayırmaya çalışmak önemlidir.

Kararlarımı verirken kimi hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorum?

Bazen kendi tercihlerimizden vazgeçmemizin nedeni, karşılaşacağımız sonuçlardan çok belirli insanların tepkileri olabilir. Bu kişilerin bizim için ne ifade ettiğini ve onaylarının kararlarımız üzerindeki etkisini değerlendirebiliriz.

Hayatımda hangi davranışları gerçekten istediğim için sürdürüyorum?

Bazı alışkanlıklarımız ve sorumluluklarımız bize anlamlı gelebilir. Bazılarını ise yalnızca yıllardır böyle yaptığımız için sürdürüyor olabiliriz. Bu ayrımı fark etmek, kendi yaşamımızı yeniden değerlendirmemize yardımcı olur.

Kendim gibi davrandığımda ne olacağından korkuyorum?

Yanlış anlaşılmak, reddedilmek, eleştirilmek veya ilişkilerin değişmesi ihtimalleri bizi düşündürüyor olabilir. Bu korkuların ne kadarının mevcut koşullarla, ne kadarının geçmiş deneyimlerle ilişkili olduğunu değerlendirmek anlamlıdır.

Bu soruların amacı kişiyi sürekli kendisini analiz etmeye zorlamak değildir. Aksine, kendi yaşamında otomatik biçimde sürdürdüğü bazı davranışları fark edebilmesine alan açmaktır.


9. Kendi Gibi Yaşamak, Her İstediğini Yapmak mıdır?

Kendi içinden geldiği gibi yaşamak bazen yanlış anlaşılabilir. Bu ifade, hiçbir sorumluluk taşımadan yalnızca anlık isteklerin peşinden gitmek veya başkalarının ihtiyaçlarını önemsememek anlamına gelmez.

İnsan ilişkiler içerisinde yaşar. Aldığı kararlar başka insanları etkileyebilir ve bazı sorumlulukları vardır. Bu nedenle kişinin kendi arzularını dikkate alması ile başkalarının haklarını gözetmesi arasında bir denge kurması gerekir.

Burada önemli olan, kişinin kendi isteklerini sürekli bastırmadan ve başkalarının beklentilerini tek ölçüt hâline getirmeden karar verebilmesidir.

Örneğin bir insan ailesine destek olmak isteyebilir. Bu tercih onun için anlamlı olabilir. Ancak ailesine destek vermek adına kendi bütün ihtiyaçlarından vazgeçmek zorunda olduğunu düşünüyorsa bu ilişkinin nasıl işlediğini yeniden değerlendirmesi gerekebilir.

Benzer biçimde kişi bir ilişkiyi sürdürmek isteyebilir. Bununla birlikte kendi düşüncelerini ifade edebilmesi, sınırlarını koruyabilmesi ve bazı konularda farklı düşünebilmesi de mümkündür.

Kendi gibi yaşamak, başkalarının varlığını reddetmek değil; başkalarıyla birlikte yaşarken kendi varlığını da koruyabilmektir.

Çünkü insan yalnızca başkalarının hayatında üstlendiği rollerden ibaret değildir. Kendi arzuları, değerleri, sınırları ve anlam arayışı da vardır.


Sonuç: İnsan Kendi Hayatında Kendisine Ne Kadar Yer Veriyor?

Bazı insanlar bir türlü içlerinden geldiği gibi yaşayamazlar. Çünkü kendi istekleriyle başkalarından öğrendikleri beklentileri birbirinden ayırmakta zorlanabilir, kabul görmek için belirli rolleri sürdürmeye çalışabilir veya kendi kararlarının doğuracağı belirsizlikten kaçınabilirler.

Psikodinamik açıdan bu durum, içselleştirilmiş beklentiler, savunmalar ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişki üzerinden anlaşılabilir. Karen Horney'nin insanın kendisine yönelttiği katı beklentilere ilişkin düşünceleri, Erich Fromm'un özgürlükten kaçış yaklaşımı ve Winnicott'un kendiliğindenlik üzerine görüşleri bu süreci farklı yönleriyle değerlendirmemizi sağlar.

Varoluşçu açıdan ise insanın kendi yaşamını kurabilmesi, seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmesi ve başkalarının beklentilerinden bağımsız bir anlam alanı geliştirebilmesiyle ilgilidir.

Belki de insanın kendisi gibi yaşamakta zorlanmasının nedeni, ne istediğini bilmemesi değildir. Bazen ne istediğini biliyordur ama bunu kabul ettiğinde nelerle karşılaşacağını düşünmekten kendisini alıkoyamıyordur.

Bazen bir tercihi ifade etmek, alışılmış bir rolü bırakmayı gerektirir. Bazen bir sınır koymak, bir başkasının hayal kırıklığına tahammül etmeyi. Bazen de kendi yaşamına yön vermek, daha önce doğru kabul ettiği bazı düşünceleri yeniden değerlendirmeyi.

İnsanın kendi hayatını sahiplenmesi, bir anda bütün beklentilerden kurtulmasıyla gerçekleşmez. Bu süreç, kendi ihtiyaçlarını fark etmek, hangi davranışları neden sürdürdüğünü anlamak ve seçimlerini daha bilinçli biçimde değerlendirmekle gelişir.

Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Ben gerçekten nasıl bir hayat yaşamak istiyorum, yoksa nasıl bir hayat yaşamam gerektiğini düşündüğüm için mi böyle yaşıyorum?

Bu sorunun yanıtı, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiye farklı bir açıdan bakmasını sağlayabilir. Çünkü insanın kendi hayatında yer bulması, başkalarının hayatındaki yerini kaybetmesi anlamına gelmez.

Kendisi olabilmek, başkalarını önemsemekten vazgeçmek değil; başkalarını önemserken kendisini de unutmamayı öğrenmektir.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Kişi kendi isteklerini ifade etmekte sürekli zorlanıyor, kararlarını başkalarının beklentilerine göre şekillendiriyor veya kendi tercihlerini yaptığında yoğun suçluluk ve kaygı hissediyorsa bu örüntüleri daha yakından değerlendirmek yararlı olabilir.

Psikodinamik yönelimli psikolojik destek sürecinde kişinin geçmiş ilişkileri, içselleştirdiği beklentiler, kendilik algısı ve tekrar eden duygusal çatışmaları ele alınabilir. Böylece kişinin kendi arzularıyla çevresinden öğrendiği beklentileri birbirinden ayırması ve yaşamında nasıl bir konum almak istediğini daha iyi anlaması mümkün olabilir.

Samsun Atakum'da yüz yüze veya çevrim içi psikolojik destek hakkında bilgi almak, kendinizle ve ilişkilerinizle kurduğunuz bağı daha yakından değerlendirmek için ulaşabilirsiniz. Samsun psikolog veya online psikolog arayışınız kapsamında psikolojik destek almak ve randevu almak için ulaşabilirsiniz.


Sıkça Sorulan Sorular

İnsan neden kendi istediği gibi yaşamakta zorlanır?

Bunun altında başkalarının beklentilerini karşılama ihtiyacı, reddedilme korkusu, suçluluk, geçmiş ilişkisel deneyimler ve kararların sorumluluğunu üstlenmekte yaşanan güçlükler bulunabilir. Her insanın deneyimi farklıdır; kişinin kendi istekleriyle çevresinden öğrendiği beklentileri nasıl ilişkilendirdiği önemlidir.

Kendi isteklerimizi başkalarının beklentilerinden nasıl ayırabiliriz?

Bir karar verirken gerçekten ne istediğimizi, bu tercihi yapmadığımızda nelerden korktuğumuzu ve kararımızı kimin beklentilerine göre şekillendirdiğimizi düşünmek yardımcı olabilir. Ayrıca bir isteğin bize ait olması, onun mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiği anlamına gelmez. Önemli olan kendi tercihlerimizi fark edebilmektir.

Başkalarını memnun etmeye çalışmak psikolojik bir sorun mudur?

Başkalarını mutlu etmek istemek tek başına bir sorun değildir. Ancak kişi sürekli kendi ihtiyaçlarından vazgeçiyor, hayır diyemiyor ve başkalarının tepkilerinden dolayı yoğun kaygı yaşıyorsa bu davranış biçimini daha yakından değerlendirmek yararlı olabilir.

Kendi gibi yaşamak bencillik midir?

Hayır. Kendi ihtiyaçlarını, isteklerini ve sınırlarını dikkate almak bencillikle aynı şey değildir. İnsan hem başkalarının ihtiyaçlarını önemseyebilir hem de kendi yaşamına ilişkin kararlarını verebilir. Burada önemli olan karşılıklı sorumluluk ve sınırlar arasında denge kurabilmektir.



Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap