Neden Bazı Ayrılıklar Yıllar Geçse de İçimizde Tamamlanmaz?
Bazı ilişkiler biter.
İletişim kesilir.
Yollar ayrılır.
Yıllar geçer.
Hayat devam eder.
Başka insanlar hayatımıza girer. Yeni ilişkiler kurabilir, başka bir düzen oluşturabiliriz. Hatta uzun zamandır geçmişi düşünmediğimizi de sanabiliriz.
Fakat bazen bir şarkı, bir koku, bir şehir, bir tarih ya da hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan bir görüntü, geçmişte kaldığını düşündüğümüz bir ilişkiyi yeniden içimize taşıyabilir.
Ve o anda:
“Ben bunu yıllar önce geride bırakmıştım.”
deriz.
Peki gerçekten geride bırakmış mıydık?
Bazı ayrılıklar yalnızca ilişkinin bitmesiyle tamamlanmaz. Çünkü insan bir kişiden ayrıldığında yalnızca o kişiyi kaybetmez.
Birlikte kurduğu geleceği kaybedebilir.
O ilişkideki kendisini kaybedebilir.
Olmasını beklediği şeyi kaybedebilir.
Söylenmemiş sözleri geride bırakabilir.
Yaşanamamış ihtimallerle karşı karşıya kalabilir.
Bu nedenle bazı ayrılıklar zaman içerisinde unutulsa bile psikolojik olarak tamamlanmayabilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında, bitmemiş bir ilişkinin zihnimizde veya bilinçdışımızda yaşamaya devam etmesinin farklı nedenleri olabilir. Varoluşçu açıdan ise bazı ayrılıklar, yalnızca bir insanı değil, hayatımızın belirli bir anlamını ve geleceğe dair tasarımızı da kaybetmemizle ilişkilidir.
Belki de bu yüzden bazı ayrılıklar yıllar sonra bile:
“Sanki daha dün olmuş gibi.”
hissedilebilir.
Ayrılık Gerçekten İlişki Bittiğinde mi Tamamlanır?
Bir ilişkinin dış dünyadaki sona ermesi ile kişinin iç dünyasında sona ermesi aynı şey değildir.
İki insan artık görüşmüyor olabilir.
Birlikte yaşamıyor olabilir.
Hayatlarına başka insanlarla devam ediyor olabilir.
Fakat kişinin içinde ilişkiyle ilgili bazı şeyler hâlâ sürüyor olabilir.
Kırgınlık.
Öfke.
Özlem.
Pişmanlık.
Suçluluk.
Merak.
“Ya şöyle olsaydı?” düşüncesi.
“Keşke bunu söyleseydim.” duygusu.
Bazen kişi ilişkiyi değil, ilişkinin tamamlanmamış anlamını taşımaya devam eder.
Bu nedenle bazı ayrılıklarda insan:
“Onu hâlâ seviyor muyum?”
sorusundan emin değildir.
Belki gerçekten sevgi kalmamıştır.
Ama ilişki içindeki bazı duygular hâlâ canlıdır.
Çünkü bir ilişkinin bitmesi ile ilişkinin kişinin iç dünyasında anlamını tamamlaması arasında zaman farkı olabilir.
Bazı Ayrılıklar Neden Diğerlerinden Daha Zor Tamamlanır?
Her ayrılık aynı değildir.
Bazı ilişkiler zaman içerisinde doğal biçimde uzaklaşır. İnsanlar ilişkilerinin bittiğini anlamlandırabilir, konuşulmamış meseleleri büyük ölçüde konuşabilir ve yaşamlarına devam edebilir.
Bazı ilişkilerde ise bitiş ani olur.
Bir açıklama yapılmadan sona erer.
Bir taraf gider, diğeri nedenini tam olarak anlayamaz.
Bazen ayrılık kişinin istemediği bir anda gerçekleşir.
Bazen ilişki sürerken bile kişi ne yaşadığını tam olarak anlayamamıştır.
Bazen de ayrılık sevginin bittiği için değil, ilişkinin sürdürülemez hâle gelmesi nedeniyle yaşanmıştır.
Bütün bunlar kişinin içinde bir tür tamamlanmamışlık bırakabilir.
Çünkü zihnimiz yalnızca olmuş olanla değil, olmamış olanla da ilgilenir.
Yaşanamayan konuşmalar.
Verilmeyen cevaplar.
Gerçekleşmeyen gelecekler.
Söylenmeyen cümleler.
Bazen insanın zihninde en uzun süre yaşayan şey tam olarak bunlardır.
Freud: Neden Geçmiş İlişkiler İçimizde Yaşamaya Devam Edebilir?
Freud'un psikanalitik yaklaşımında insanın geçmiş deneyimleri yalnızca geçmişte kalmış olaylar değildir. Yaşanan ilişkiler, kayıplar ve çatışmalar kişinin iç dünyasında iz bırakır.
Özellikle yas ve kayıp üzerine düşünürken Freud, kaybedilen kişinin kişinin iç dünyasındaki yerinin önemine dikkat çeker.
Bir ilişki sona erdiğinde kişi yalnızca dış dünyadaki bir bağı kaybetmez.
Aynı zamanda o kişiyle ilişkili duygusal yatırımın da yeniden düzenlenmesi gerekir.
Bu her zaman kolay gerçekleşmez.
Bazen insan:
“Artık hayatımda değil.”
gerçeğini kabul eder.
Ama iç dünyasında o kişiyle ilişkili duygular hâlâ sürer.
Bu nedenle bir ayrılıktan yıllar sonra bile kişinin belirli bir anıyı yoğun biçimde hissetmesi, geçmişteki ilişkinin içsel olarak tamamlanmamış yönlerinin bulunduğunu düşündürebilir.
Freud'un düşüncesi açısından burada önemli olan, kişinin geçmişe takılıp kalması olarak görünen şeyin altında hangi duygusal yatırımın devam ettiğini anlamaktır.
Çünkü bazen insan bir kişiyi değil,
o kişiyle birlikte yaşayamadığı şeyi taşır.
Yas Sadece Bir Ölümün Ardından Yaşanmaz
Yas kelimesi çoğu zaman ölümle ilişkilendirilir.
Oysa insan hayatında birçok farklı kaybın ardından yas yaşayabilir.
Bir ilişkinin bitmesi.
Bir dostluğun sona ermesi.
Bir hayalin gerçekleşmemesi.
Bir yaşam biçiminin geride kalması.
Bir geleceğin artık mümkün olmaması.
Bunların hepsi yas deneyimini harekete geçirebilir.
Ayrılık sonrasında insanın yaşadığı boşluk yalnızca “eski sevgiliyi özlemek” değildir.
Bazen kişi:
“Hayatım artık eskisi gibi olmayacak.”
duygusuyla karşılaşır.
Çünkü ilişki, kişinin günlük yaşamının ve kendilik algısının bir parçası hâline gelmiştir.
Bu nedenle ayrılığın ardından yalnızca kişi değil, bir yaşam biçimi de kaybolabilir.
Melanie Klein: Sevdiğimiz ve Kızdığımız Kişi Aynı Kişi Olabilir
Melanie Klein'ın nesne ilişkileri yaklaşımı, insanın bir kişiye yönelik sevgi ve öfke gibi karşıt duyguları aynı anda taşıyabileceğini anlamak açısından önemlidir.
Birini sevmiş olabiliriz.
Aynı zamanda ona kızmış olabiliriz.
Ondan uzaklaşmak istemiş olabiliriz.
Ama onu kaybetmek istememiş de olabiliriz.
Bir ayrılığın ardından bu duygular birbirinden ayrışmadığında kişi ne hissettiğini anlamakta zorlanabilir.
“Onu sevmiyorum ama neden hâlâ düşünüyorum?”
“Bana çok zarar verdi ama neden hâlâ özlüyorum?”
Bu çelişki aslında insan ilişkilerinin doğasına aykırı değildir.
Birine öfkelenmek sevgiyi tamamen ortadan kaldırmaz.
Sevgi duymak da yaşanan kırgınlığı yok etmez.
Ayrılık sonrasında duyguların birbirinden ayrılması ve kişinin ilişkiyi daha bütünlüklü bir biçimde değerlendirebilmesi zaman alabilir.
Bazen Özlediğimiz İnsan Değil, İlişkinin Başındaki Hâldir
Ayrılıklarda dikkat çekici olan şeylerden biri, kişinin çoğu zaman ilişkinin tamamını değil, belirli parçalarını özlemesidir.
İlk zamanlar.
Birlikte geçirilen güzel günler.
İlk heyecan.
Birbirimize bakışlarımız.
Birlikte yapılan planlar.
Kendimizi o ilişkinin içinde hissettiğimiz hâl.
Bu nedenle bazen:
“Onu özlüyorum.”
dediğimizde aslında özlediğimiz şey yalnızca o kişi olmayabilir.
Belki:
“O ilişkinin başındaki beni özlüyorum.”
Belki:
“O dönemde kendimi daha canlı hissediyordum.”
Belki:
“Hayatımın o dönemindeki ihtimalleri özlüyorum.”
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü insan bazen bir kişiye değil, o kişinin hayatında temsil ettiği zamana özlem duyabilir.
Bowlby: Bağ Koptuğunda İç Dünyada Ne Olur?
John Bowlby'nin bağlanma kuramı, yakın ilişkilerin sona ermesini anlamak açısından önemli bir çerçeve sunar.
Bağlanma, yalnızca ilişkinin varlığında değil; ayrılık ve kayıp deneyimlerinde de kendisini gösterir.
Önemli bir ilişki sona erdiğinde kişi yalnızca bir insanı kaybetmez.
Güven duygusu değişebilir.
Günlük yaşam değişebilir.
Geleceğe ilişkin tasarımlar değişebilir.
Kişinin dünyayı algılama biçiminde bir sarsılma oluşabilir.
Bu nedenle ayrılık sonrasında:
“Artık hiçbir şey eskisi gibi değil.”
hissi ortaya çıkabilir.
Bu his yalnızca özlemle ilişkili olmayabilir.
Kişinin bağ kurduğu dünyadaki bir parçanın ortadan kalkmasıyla da ilgilidir.
Özellikle bağın güçlü olduğu ilişkilerde kişinin ilişkiyi zihinsel olarak yeniden düzenlemesi zaman alabilir.
Bu nedenle yıllar sonra bile bazı kişilerin belirli bir ilişkinin etkisini taşıması, yalnızca “geçmişe takılı kalmak” şeklinde değerlendirilmemelidir.
Winnicott: Ayrılıkla Birlikte Kendimizin Bir Parçasını da Kaybedebilir miyiz?
Donald Winnicott'un gerçek kendilik ve ilişki içerisindeki kendilik deneyimine ilişkin düşünceleri burada başka bir boyut açar.
Çünkü insan ilişkileri yalnızca iki kişinin birbirine temas etmesi değildir.
İlişkilerin içerisinde farklı bir kendilik hâli de oluşabilir.
Bir insanın yanında daha neşeli olabiliriz.
Daha cesur olabiliriz.
Daha çocukça davranabiliriz.
Daha güvende hissedebiliriz.
Daha değerli hissedebiliriz.
Bazen de tam tersine daha yetersiz, kaygılı veya bağımlı hâle gelebiliriz.
İlişki sona erdiğinde yalnızca karşımızdaki insan gitmez.
Onun yanında olduğumuz hâlimiz de değişir.
Bu nedenle bazı ayrılıklardan sonra kişi:
“Sanki kendimin bir parçasını da kaybettim.”
diyebilir.
Bu deneyim, ayrılığın neden yalnızca bir insanın kaybından daha büyük yaşanabildiğini anlamamıza yardımcı olur.
Kohut: Ayrılıklar Kendilik Değerimizi Neden Bu Kadar Sarsabilir?
Heinz Kohut'un kendilik psikolojisi açısından ilişkiler, kişinin kendilik değerinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynar.
Bir insanın bizi görmesi, anlaması, önemsemesi ve bize değer vermesi, kendimizi nasıl hissettiğimiz üzerinde etkili olabilir.
Bu nedenle bazı ayrılıklar yalnızca:
“Birini kaybettim.”
şeklinde yaşanmaz.
Bazen:
“Beni gören kişiyi kaybettim.”
“Beni özel hissettiren kişiyi kaybettim.”
“Benim için önemli olduğumu hissettiren ilişkiyi kaybettim.”
şeklinde yaşanabilir.
Bu durumda ayrılık, kişinin kendilik değeri üzerinde de bir sarsıntı yaratabilir.
Özellikle kişi kendi değerini büyük ölçüde ilişkiden aldığı karşılık üzerinden düzenliyorsa, ilişkinin sona ermesi kendisiyle ilgili daha derin bir sorgulama yaratabilir.
Bazen Ayrılık Değil, Cevapsız Sorular Bitmez
Bazı ayrılıkların yıllar sonra bile zihinde dönmesinin önemli nedenlerinden biri, geride kalan sorulardır.
“Beni neden bıraktı?”
“Neden böyle davrandı?”
“Gerçekten sevmiş miydi?”
“Nerede yanlış yaptım?”
“Başka türlü davransaydım sonuç değişir miydi?”
Bu soruların bazıları cevaplanabilir.
Bazıları ise hiçbir zaman kesin bir cevap bulamayabilir.
Burada zor olan şey, insan zihninin belirsizliği sevmemesidir.
Bir ilişkinin neden bittiğini anlayamadığımızda zihnimiz durmadan yeni açıklamalar üretebilir.
Geçmiş konuşmaları tekrar ederiz.
Ne söylediğimizi düşünürüz.
Karşı tarafın yüz ifadesini hatırlarız.
“Acaba o cümlede ne demek istedi?” diye düşünürüz.
Böylece ilişki dış dünyada bitmiş olsa bile zihinsel olarak devam eder.
“Ya Farklı Olsaydı?” Düşüncesi Neden Bu Kadar Güçlüdür?
Bazı ayrılıklarda insan gerçek olandan çok ihtimallerle yaşar.
“Ya o gün konuşsaydık?”
“Ya ben biraz daha sabırlı olsaydım?”
“Ya o değişseydi?”
“Ya tekrar karşılaşsaydık?”
Bu düşünceler bazen kişiye ilişkinin hâlâ başka bir biçimde mümkün olduğu hissini verir.
Varoluşçu açıdan burada önemli bir mesele ortaya çıkar.
İnsan yalnızca yaşadığı gerçekliği değil, yaşanabilecek ihtimalleri de taşır.
Gerçekleşmemiş bir gelecek de kaybedilebilir.
Birlikte yaşanması planlanan hayat.
Evlenme ihtimali.
Birlikte kurulacak aile.
Birlikte yapılacak yolculuklar.
Hiç yaşanmamış ama zihinde kurulmuş bir gelecek.
Bazen insanın yasını tuttuğu şey tam olarak budur:
Yaşanmamış bir hayat.
Varoluşçu Yaklaşım: Tamamlanmamış Bir Ayrılık Ne Anlama Gelir?
Varoluşçu yaklaşım açısından insan yalnızca geçmişte yaşamaz.
Geçmiş deneyimler bugünü etkiler ancak insanın yaşamı aynı zamanda geleceğe dönüktür.
Bu nedenle bir ilişkinin bitmesi, geçmişte yaşananların yanı sıra geleceğe ilişkin bir tasarının da sona ermesi anlamına gelebilir.
Kişi yalnızca:
“Onu kaybettim.”
demez.
Bazen:
“Onunla olacağını düşündüğüm hayatı kaybettim.”
der.
Bu kayıp, varoluşsal düzeyde daha büyük bir boşluk yaratabilir.
Çünkü insan kendisini yalnızca geçmişteki anılarıyla değil, geleceğe ilişkin beklentileriyle de tanımlar.
Rollo May'in varoluşçu yaklaşımında kaygı, özgürlük, seçim ve sorumluluk önemli yer tutar.
Bir ilişkinin bitmesiyle birlikte insan yeniden seçim yapmak zorunda kalabilir.
Hayatın bundan sonraki kısmı nasıl olacak?
Kim olacağım?
Kime dönüşeceğim?
Ne istiyorum?
Bunlar bazen ayrılığın ardından ortaya çıkan daha temel sorulardır.
Yalom: Bazı Ayrılıklar Bizi Kendi Yalnızlığımızla Karşılaştırır
Irvin Yalom'un varoluşçu yaklaşımı, insanın temel varoluşsal meselelerinden biri olarak yalnızlığa dikkat çeker.
Bir ilişki içerisindeyken yalnızlık duygusu daha az görünür olabilir.
Birlikte plan yaparız.
Bir şey olduğunda paylaşacağımız biri vardır.
Geleceği iki kişi olarak düşünürüz.
Ayrılık olduğunda ise insan yeniden kendi varoluşuyla baş başa kalabilir.
Bu nedenle bazı ayrılıklar yalnızca kişiyi özletmez.
Kendi başımıza kalma deneyimini de görünür hâle getirir.
İnsan bazen eski ilişkiye dönmek istediğini düşünür.
Ama aslında istediği şey, yalnızlık duygusunun ortadan kalkması olabilir.
Bu nedenle bazı ayrılıkların neden yıllar sonra bile canlı kalabildiğini anlamak için kaybedilen kişinin yanında, kişinin kendi yalnızlığıyla olan ilişkisine de bakmak gerekir.
Bir Ayrılık Ne Zaman Tamamlanmış Sayılır?
Bir ayrılığın tamamlanması, kişinin artık o insanı hiç düşünmemesi anlamına gelmez.
Hatırlamak tamamlanmamış olmak değildir.
Özlemek de öyle.
Bir şarkıyı duyduğunda eski bir anının aklına gelmesi, ilişkinin hâlâ sürdüğü anlamına gelmez.
Tamamlanma daha farklı bir şeydir.
Kişinin ilişkinin bittiğini iç dünyasında kabul edebilmesi.
Yaşananları idealize etmeden hatırlayabilmesi.
Güzel olanı güzel, acı veren şeyi acı veren olarak görebilmesi.
Yaşanmamış ihtimalleri gerçek hayattan ayırabilmesi.
Ve belki en önemlisi:
“Bu ilişki hayatımın bir parçasıydı ama hayatımın tamamı değildi.”
diyebilmesi.
Bu noktada geçmiş silinmez.
Ancak geçmişin bugün üzerindeki gücü değişebilir.
Bazı Ayrılıklar Neden Yeni İlişkilerde Yeniden Karşımıza Çıkar?
Tamamlanmamış bir ayrılığın etkisi bazen yeni ilişkilerde de ortaya çıkabilir.
Yeni partneri eski partnerle kıyaslamak.
Yeni ilişkide eski ilişkiye ilişkin korkuları taşımak.
Yeni partnerin davranışlarını geçmişteki kişinin davranışları üzerinden yorumlamak.
Eski ilişkinin tamamlanmamış duygularını yeni ilişkide çözmeye çalışmak.
Bu durumda kişi aslında yeni bir ilişki yaşıyor olsa da geçmiş ilişkinin duygusal etkisi hâlâ ilişkide yer alıyor olabilir.
Psikodinamik açıdan bu durum, geçmiş ilişkilerin bugünkü ilişkilere nasıl taşındığını anlamak açısından önemlidir.
Yeni insan gerçekten geçmişteki kişi değildir.
Ancak kişinin geçmiş deneyimleri, yeni ilişkiyi algılama biçimine eşlik edebilir.
Birini Unutmak ile Bir Ayrılığı Tamamlamak Aynı Şey Değildir
Unutmak çoğu zaman hedef gibi düşünülür.
“Artık onu hiç düşünmek istemiyorum.”
“Tamamen unutmalıyım.”
Oysa psikolojik açıdan kişinin geçmişini tamamen silmesi mümkün değildir.
İnsan yaşadığı ilişkileri kendi hikâyesinin bir parçası olarak taşır.
Önemli olan geçmişin hiç hatırlanmaması değil, geçmişin bugünü yönetmemesidir.
Bir ilişkiyi hatırlayabiliriz.
Özleyebiliriz.
Hatta bazen duygulanabiliriz.
Ama bütün bunlar geçmişte yaşamaya devam ettiğimiz anlamına gelmez.
Tamamlanma, geçmişin yok olması değil;
geçmişin hayatımızdaki yerinin değişmesidir.
Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?
Bazı ayrılıkların uzun süre etkisini sürdürmesi tek başına bir psikolojik problem değildir. Özellikle önemli ve yoğun ilişkilerin ardından kişinin geçmişi hatırlaması, özlem duyması veya zaman zaman duygulanması doğal olabilir.
Ancak ayrılığın üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen kişinin yaşamını hâlâ belirgin biçimde etkilemesi, yeni ilişkilerinde sürekli geçmişi taşıması, yaşanan ilişkinin zihinde tekrar tekrar yaşanması, geçmişe ilişkin yoğun suçluluk veya öfkenin devam etmesi ya da geleceğe yönelmekte zorlanması, bu deneyimin daha yakından ele alınmasını gerektirebilir.
Psikodinamik yönelimli psikolojik destek sürecinde ayrılığın yalnızca bugünkü etkisine değil, kişinin ilişkiyle kurduğu içsel bağa, geçmiş deneyimlerine, kayıpla ilişkisine, bilinçdışı tekrarlarına ve ayrılığın kendisi için taşıdığı anlama da bakılabilir.
Varoluşçu yaklaşım açısından ise kişinin kaybettiği ilişkinin yanı sıra kaybettiği gelecek tasarımı, seçimleri, yalnızlık deneyimi ve ayrılıktan sonra kendi hayatını nasıl yeniden kurduğu ele alınabilir.
Samsun'da yüz yüze psikolojik destek almak isteyenler için Atakum'da, farklı şehirlerde yaşayanlar için ise online psikolojik destek seçenekleri bulunmaktadır. Geçmişte yaşadığınız bir ayrılığın bugün hâlâ yaşamınızdaki yerini koruduğunu düşünüyorsanız, bu deneyimi daha yakından ele almak için randevu almak üzere benimle iletişime geçebilirsiniz.
Sonuç
Bazı ayrılıklar yıllar geçse de içimizde tamamlanmayabilir.
Çünkü bir ilişki yalnızca iki insan arasındaki bağ değildir.
Bazen bir gelecek planıdır.
Bazen bir kendilik hâlidir.
Bazen güven duygusudur.
Bazen görülme ve değerli hissetme deneyimidir.
Bazen de henüz gerçekleşmemiş bir hayatın ihtimalidir.
Freud'un yas ve kayıp üzerine düşünceleri, kaybedilen bir ilişkinin kişinin iç dünyasında nasıl yaşamaya devam edebileceğini anlamamıza yardımcı olur.
Klein, sevgi ve öfkenin aynı kişiye yönelik olarak birlikte var olabileceğini gösterir.
Bowlby, bağlanma ve kaybın insanın güvenlik duygusu üzerindeki etkisini anlamamıza yardımcı olur.
Winnicott, ilişkilerin kişinin kendilik deneyimiyle ne kadar iç içe olduğunu görmemizi sağlar.
Kohut, bazı ilişkilerin kişinin kendilik değeri üzerindeki önemini açıklar.
Varoluşçu yaklaşım ise kaybedilen ilişkinin yanında kaybedilen geleceği, seçimleri ve kişinin kendi hayatıyla yeniden karşılaşmasını gündeme getirir.
Bu nedenle bazı ayrılıklar yıllar sonra bile içimizde bir iz taşıyabilir.
Bu, geçmişte yaşadığımız ilişkinin hâlâ devam ettiği anlamına gelmez.
Belki de tamamlanmamış olan şey ilişkinin kendisinden çok, o ilişkinin bizim hayatımızda temsil ettiği anlamdır.
Bazen insan bir kişiyi değil, onunla birlikte olabileceğini düşündüğü kendisini özler.
Bazen yaşanmamış bir geleceğin yasını tutar.
Bazen de geçmişte cevaplanmamış bir sorunun içinde kalır.
Ve belki de ayrılığın gerçek anlamda tamamlanması, geçmişi unutmakla değil;
geçmişin bugünümüz üzerindeki yerini yeniden anlamlandırabilmekle mümkündür.
Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkar.
Ama onların bizim içimizde bıraktığı anlam, biz onu anlayana kadar yaşamaya devam edebilir.
Sık Sorulan Sorular
Yıllar geçmesine rağmen eski sevgilimi düşünmem normal mi?
Evet. Önemli bir ilişkinin ardından kişinin zaman zaman geçmişi hatırlaması doğal olabilir. Düşünmek veya özlemek tek başına ilişkinin tamamlanmadığını göstermez. Önemli olan geçmişin bugünkü yaşamı ne ölçüde etkilediğidir.
Bir ayrılığı neden yıllar sonra bile unutamıyorum?
Bunun tek bir nedeni yoktur. İlişkinin yoğunluğu, yaşanan kaybın biçimi, tamamlanmamış duygular, cevapsız sorular, geçmiş bağlanma deneyimleri ve ilişkinin kişinin hayatındaki anlamı etkili olabilir.
Eski sevgilimi özlüyor olmam hâlâ onu sevdiğim anlamına mı gelir?
Her zaman değil. Bazen kişi karşısındaki insanı değil, o ilişkinin belirli dönemini, o dönemdeki kendisini veya yaşanamamış bir geleceği özleyebilir.
Bir ilişkinin tamamlanmadığını nasıl anlarım?
Geçmiş ilişkinin sürekli zihinsel olarak yeniden yaşanması, yeni ilişkilerin eski ilişkiyle kıyaslanması, yoğun suçluluk veya öfkenin devam etmesi ya da kişinin geleceğe yönelmekte zorlanması bu konuya daha yakından bakmayı gerektirebilir.
Ayrılığı tamamlamak eski sevgiliyi unutmak mıdır?
Hayır. Tamamlamak, geçmişin hiç hatırlanmaması değildir. Yaşanan ilişkiyi geçmişteki yeriyle kabul edebilmek ve bugünkü yaşam üzerindeki etkisinin zaman içerisinde değişmesi anlamına gelebilir.
Neden eski ilişkimi yeni ilişkilerimde tekrar yaşıyorum?
Geçmiş ilişkilerde oluşan beklentiler ve bağlanma örüntüleri yeni ilişkilerin algılanma biçimini etkileyebilir. Bu nedenle kişi farklı bir insanla birlikte olsa bile geçmişten gelen bazı duyguları yeniden yaşayabilir.
Ayrılık sonrası yaşanan boşluk neden bu kadar uzun sürebilir?
Bir ilişkinin sona ermesi yalnızca kişinin kaybı değildir. Günlük yaşam, alışkanlıklar, gelecek planları ve kişinin ilişki içerisindeki kendilik deneyimi de değişebilir. Bu nedenle boşluk duygusu yalnızca özlemle açıklanamaz.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap