07.10.2026 · 3 dk okuma

Neden Bazen Bir Şey Olmasını Çok Beklerken, Olduğunda Hiçbir Şey Hissetmeyiz?

Neden Bazen Bir Şey Olmasını Çok Beklerken, Olduğunda Hiçbir Şey Hissetmeyiz?

Uzun zamandır beklediğimiz bir haber gelir.

İstediğimiz işi buluruz.

Aylarca hayalini kurduğumuz bir yere gideriz.

Yıllardır istediğimiz bir şeyi satın alırız.

Bir ilişki başlar.

Beklediğimiz mesaj gelir.

Sonunda mezun oluruz.

Bir hedefe ulaşırız.

Ve sonra…

Tuhaf bir şey olur.

Bir süre önce bunun gerçekleşmesi için gün saymışızdır. Olursa her şeyin değişeceğini düşünmüşüzdür. Geldiğinde ise beklediğimiz büyük mutluluk bir türlü gelmez.

Bazen yalnızca kısa bir sevinç yaşarız.

Bazen birkaç saat sonra normale döneriz.

Bazen de kendimize şaşırırız:

“Ben bunu bu kadar çok istiyordum. Neden şimdi hiçbir şey hissetmiyorum?”

Ardından başka bir düşünce gelebilir:

“Demek ki aslında bunu istemiyormuşum.”

“Galiba artık hiçbir şey beni mutlu etmiyor.”

“Bunca zaman neden bekledim?”

Oysa her zaman sorun istediğimiz şeyde değildir.

Bazen beklemek, elde etmekten daha farklı bir psikolojik deneyimdir.

Çünkü beklerken yalnızca gelecekteki bir olayı beklemeyiz.

O olaya bir anlam yükleriz.

Hayal kurarız.

Bir hikâye oluştururuz.

Kendimizi başka türlü hayal ederiz.

“Bu olduğunda rahatlayacağım.”

“Bu olduğunda mutlu olacağım.”

“Bu olduğunda hayatım değişecek.”

Ve bazen gerçeğe kavuştuğumuzda fark ederiz ki, beklediğimiz şey aslında yalnızca bir olay değildir.

Bir duyguyu bekliyormuşuzdur.

Ve olay gerçekleşmiş olsa bile, o duygu kendiliğinden gelmez.


Bazen İstediğimiz Şeyi Değil, Onun Bize Vereceğini Düşündüğümüz Hissi İsteriz

Bir işe girmek istiyor olabiliriz.

Ama belki de asıl aradığımız şey iş değil, yeterli olduğumuzu hissetmektir.

Bir ilişki istiyor olabiliriz.

Ama belki de asıl aradığımız şey sevilmekten çok seçilmiş olduğumuzu hissetmektir.

Bir ev almak istiyor olabiliriz.

Ama belki de asıl istediğimiz güvende hissetmektir.

Bir başarı peşinde olabiliriz.

Ama belki de asıl arzumuz “Artık kendimi kanıtladım.” diyebilmektir.

Bu durumda nesne gerçekleşir, fakat ona yüklediğimiz psikolojik vaat gerçekleşmeyebilir.

İş gelir.

Ama yeterli hissettirmez.

İlişki başlar.

Ama içteki yalnızlığı bütünüyle ortadan kaldırmaz.

Başarı gelir.

Ama kendilik değerinin sorusunu tamamen kapatmaz.

Ve insan hayal kırıklığına uğrar.

Çünkü elde ettiği şey ile ondan beklediği şey aynı değildir.


Beklemek Neden Bazen Gerçekleşmesinden Daha Güzel Gelir?

Çünkü beklemek sırasında gerçekliğin sınırları yoktur.

Zihnimizde istediğimiz geleceği istediğimiz gibi kurabiliriz.

Henüz gerçekleşmemiş bir şey:

mükemmel olabilir,

eksiksiz olabilir,

bütün sorunları çözebilir,

bizi değiştirebilir,

hayatımıza anlam verebilir.

Gerçeklik ise böyle değildir.

Gerçekleştiğinde ayrıntılar ortaya çıkar.

Eksikleri görünür.

Sınırları vardır.

Beklediğimiz kadar yoğun hissettirmeyebilir.

Çünkü hayal kurarken gerçekliğin bütün ayrıntılarına maruz kalmayız.

Bu nedenle bazen özlediğimiz şey, gerçekleşecek olanın kendisinden çok, zihnimizdeki hâlidir.


Freud: Arzu Neden Gerçekleştiğinde Bazen Sönümlenir?

Freud’un insan zihnine ilişkin düşüncelerinde arzu, haz ve gerçeklik arasındaki gerilim önemli bir yere sahiptir.

Arzu her zaman yalnızca “bir şeye sahip olma” meselesi değildir. Arzu, ulaşılmamış olanın canlılığıyla da beslenebilir.

Henüz elde etmediğimiz bir şey zihnimizde hareket alanı bırakır.

Hayal ederiz.

Bekleriz.

Planlarız.

Eksik olanın etrafında düşünürüz.

Fakat bir şey gerçekleştiğinde belirsizlik azalır.

Arzu nesnesi artık dışarıda bekleyen bir ihtimal değildir.

Gerçekliğin içine girmiştir.

Bu nedenle elde etmenin ardından arzunun yoğunluğu azalabilir.

Burada “insan hiçbir zaman doymaz” gibi basit bir sonuca gitmek doğru olmaz.

Daha önemli olan şudur:

Arzu ile elde etmek aynı psikolojik deneyim değildir.

Bazen bizi ayakta tutan şey, yalnızca varmak değil; varılacak bir yerin olmasıdır.


Lacan: Arzu Neden Hep Biraz Ötesinde Kalabilir?

Lacan’ın düşüncesinde arzu, basit bir “ihtiyacım var ve onu elde edersem biter” düzeninde ele alınmaz.

İnsan bir şeyi elde ettiğinde bile başka bir şeyin eksikliğini yaşayabilir.

Çünkü arzu yalnızca nesnenin kendisiyle ilgili değildir.

İnsanın kendisi, başkaları ve kendi varlığıyla ilgili soruların içine yerleşmiştir.

Bu yüzden bazen:

“Bunu elde edersem tamamlanacağım.”

diye düşünürüz.

Sonra elde ederiz.

Ama tamamlanmış hissetmeyiz.

Çünkü nesne, aslında ondan beklediğimiz daha büyük şeyi taşıyamamıştır.

Bir iş,

“Artık yeterliyim.”

sorusunu sonsuza kadar cevaplayamaz.

Bir ilişki,

“Artık hiç yalnız hissetmeyeceğim.”

garantisini veremez.

Bir başarı,

“Artık kendimden kuşku duymayacağım.”

sözünü veremez.

Gerçeklik bize bazen şunu gösterir:

Bazı eksiklikler dışarıdaki bir nesneyle tamamen kapanmaz.




Winnicott: Hayal Ettiğimiz Benlik ile Gerçek Benlik Arasındaki Fark

Winnicott’un düşünceleri açısından kişi yalnızca dış dünyadaki nesnelerle değil, kendi benlik deneyimiyle de ilişki kurar.

Bazen istediğimiz şeyin bizim için anlamı, “ona sahip olduğumuzda nasıl biri olacağımız” düşüncesine bağlanır.

Yeni işe girince özgüvenli biri olacağım.

Yeni ilişkim başladığında daha sevilen biri olacağım.

İstediğim yere taşınınca huzurlu biri olacağım.

Bir hedefe ulaşınca nihayet kendimden memnun olacağım.

Burada asıl beklenen bazen olay değil, yeni bir benlik hâlidir.

Fakat olay gerçekleştiğinde eski içsel çatışmalar bizimle birlikte gelir.

Yeni şehir eski yalnızlığı otomatik olarak çözmez.

Yeni ilişki eski değersizlik duygusunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Yeni başarı, kişinin kendisiyle ilişkisini bir gecede değiştirmeyebilir.

Bu yüzden bazen insan şunu fark eder:

Hayatım değişti ama ben kendimle olan ilişkimi değiştiremedim.


Kohut: Başarı Bazen Kendilik Değerini Neden Kalıcı Biçimde Doldurmaz?

Kohut’un kendilik psikolojisi açısından insanın kendilik bütünlüğünü ve değer duygusunu koruma ihtiyacı önemli bir yere sahiptir.

Kimi zaman bir başarının bizi çok iyi hissettireceğini düşünürüz.

“Bunu başarırsam kendimi iyi hissedeceğim.”

Başarı geldiğinde kısa süreli bir yükselme yaşanabilir.

Fakat sonra başka bir başarı gerekir.

Yeni bir hedef.

Yeni bir onay.

Yeni bir kanıt.

Çünkü dışarıdaki olay, içerideki kendilik değerini yalnızca geçici olarak düzenlemiştir.

Burada sorun başarı değildir.

Sorun, başarının kendilik değerinin tek taşıyıcısı hâline gelmesidir.

Kişi kendisini ancak bir şey başardığında iyi hissedebiliyorsa, her başarıdan sonra bir sonraki başarının gelmesi gerekir.

Ve bu durumda beklemek bile tuhaf biçimde daha canlı olabilir.

Çünkü bir sonraki hedef hâlâ önümüzde durmaktadır.


Bion: Gerçekleşen Bir Şeyin Duygusal Olarak İşlenmesi Gerekebilir

Bion’un yaklaşımı açısından bir olayın gerçekleşmesi ile o olayın duygusal olarak işlenmesi arasında fark vardır.

Bazen hayatımızda büyük bir değişiklik olur.

Ve zihnimiz buna yetişemez.

Aylarca beklediğimiz şey gerçekleşir.

Fakat duygumuz hemen onunla aynı hızda değişmez.

İnsan bir süre,

“Gerçekten oldu mu?”

duygusunda kalabilir.

Bu yüzden beklenen olay gerçekleştiğinde hiçbir şey hissetmemek her zaman isteksizlik değildir.

Bazen yaşantının henüz zihinde yerini bulmamış olmasıdır.

Özellikle uzun süre beklenen bir şey gerçekleştiğinde, insanın onu duygusal olarak sindirmesi zaman alabilir.

Olay önce olur.

Anlamı bazen sonra gelir.


Bowlby: Beklemek Bazen Bizi Bir Bağa Bağlar

Bowlby’nin bağlanma kuramı açısından insanın bağ kurduğu şeylerden biri yalnızca kişiler değildir; beklentiler de kişinin iç dünyasında bağlayıcı hâle gelebilir.

Birini beklemek.

Bir haber beklemek.

Bir ilişkinin düzelmesini beklemek.

Bir görüşmeyi beklemek.

Bir kavuşmayı beklemek.

Beklediğimiz şey henüz gerçekleşmediği sürece onunla ilgili zihinsel bir bağ canlı kalır.

Olasılık vardır.

Umut vardır.

Hayal vardır.

Ve bu nedenle bazen beklemek, gerçekliğin kendisinden daha yoğun duygular yaratabilir.

Çünkü henüz kaybedilmiş bir ihtimal yoktur.

Her şey mümkündür.

Gerçekleştiğinde ise olan şey, artık ihtimal değil gerçektir.

Ve gerçek, her zaman hayal kadar sınırsız değildir.


Melanie Klein: İdeal Nesne ile Gerçek Nesne Aynı Olmayabilir

Melanie Klein’ın nesne ilişkileri yaklaşımı açısından, insanın ilişkiler ve nesneler hakkında idealize edilmiş imgeler oluşturabilmesi önemlidir.

Bu yalnızca romantik ilişkilerde değil, iş, yaşam tarzı, şehir, başarı ve gelecek tasarımlarında da düşünülebilir.

Bir şeyi uzun süre istediğimizde onun zihnimizdeki temsili giderek ideal hâle gelebilir.

“Oraya gidersem her şey değişecek.”

“Bu insan hayatıma girerse kendimi artık yalnız hissetmeyeceğim.”

“Bu başarıdan sonra kendime saygım gelecek.”

Fakat gerçek nesne, ideal imgenin aynısı değildir.

İşte burada hayal kırıklığı doğabilir.

Sorun gerçekliğin kötü olması değil;

gerçekliğin hiçbir zaman zihnimizdeki kadar kusursuz olmamasıdır.

Olgunlaşmanın önemli taraflarından biri de ideal olan ile gerçek olanı aynı ilişkide taşıyabilmektir.


Bazen Beklediğimiz Şey Gerçekleşince Yas da Başlar

Bu ilk anda tuhaf gelebilir.

Bir şey gerçekleştiğine göre neden yas tutalım?

Çünkü her gerçekleşme, bazı ihtimallerin de kapanması anlamına gelir.

Uzun süre bir şeyi beklerken birçok farklı gelecek ihtimalini zihnimizde taşıyabiliriz.

“Belki şöyle olur.”

“Belki böyle gelişir.”

“Belki hayatım o zaman farklı olur.”

Gerçekleştiğinde seçeneklerden biri gerçek olur.

Diğerleri artık yalnızca ihtimal değildir; geride kalmıştır.

Bu nedenle bazen beklenen şeyin gerçekleşmesiyle birlikte küçük bir yas ortaya çıkabilir.

Artık hayal etmenin sınırsız alanı yoktur.

Gerçeklik vardır.

Ve gerçeklik, seçeneklerin bir kısmını kapatır.


“O Zaman Neden Bu Kadar Bekledim?” Sorusu

İnsan beklediği şey gerçekleştiğinde kendisine kızabilir:

“Bunu yıllardır istiyorum, şimdi neden mutlu değilim?”

Burada kendisine yüklenmek yerine daha farklı bir soru sorulabilir:

“Ben aslında neyi bekliyordum?”

Bir olayın gerçekleşmesini mi?

Bir duyguyu mu?

Bir dönüşümü mü?

Kendimle ilgili bir kanıtı mı?

Bir başkasının beni seçmesini mi?

Geçmişte alamadığım bir şeyi telafi etmeyi mi?

Bazen yıllardır beklediğimiz şeyin, bugün elimizde duran şey olmadığını fark ederiz.

Belki ondan beklediğimiz anlam çok daha büyüktür.


Erich Fromm: Sahip Olmak ile Olmak Arasındaki Fark

Erich Fromm’un “sahip olmak” ve “olmak” üzerinden geliştirdiği yaklaşım, bu deneyimi düşünmek için güçlü bir çerçeve sunar.

Modern yaşam bize sıklıkla şunu söyler:

“Şuna sahip olursan iyi olacaksın.”

“Bunu elde edersen tamamlanacaksın.”

“Şuraya gelirsen mutlu olacaksın.”

Böylece mutluluk bir “sahip olma” hedefi hâline gelir.

Oysa insanın yaşadığı deneyim yalnızca elde ettiklerinden oluşmaz.

Bir şeye sahip olduktan sonra onunla nasıl yaşadığı daha belirleyici olabilir.

Bu nedenle bazen sorun “yeterince şeyimiz olmaması” değil;

elde ettiklerimizin bize nasıl bir hayat kurduğu olabilir.


Kierkegaard: Geleceğin İhtimali Neden Bu Kadar Güçlüdür?

Kierkegaard açısından insanın varoluşunda ihtimal önemli bir yere sahiptir.

Henüz olmamış olan şeyler, zihnimizde çok büyük bir alan kaplayabilir.

Çünkü ihtimalin sınırı yoktur.

Bir gelecek tasarlarken her şey mümkün görünür.

Gerçekleştiğinde ise seçilmiş tek bir yol ortaya çıkar.

Bu yüzden bazen geleceğin ihtimali, gerçekleşmiş geçmişten daha canlı hissedilebilir.

Beklerken bütün ihtimaller bizimledir.

Gerçekleştiğinde ise yalnızca biri kalır.

Bu, bazı insanlarda açıklanması zor bir boşluk yaratabilir:

“Tam da istediğim oldu ama neden içimde bir eksilme var?”

Belki de ihtimalin kaybolmasıdır bizi şaşırtan.


Sartre: Seçim Yapınca Neden Başka İhtimalleri Kaybederiz?

Varoluşçu yaklaşım açısından seçim yalnızca bir şeyi seçmek değildir.

Aynı zamanda seçmediğimiz şeyleri geride bırakmaktır.

Bu nedenle gerçekleşen bir olay, hayal ettiğimiz geleceğin başka versiyonlarını da kapatabilir.

Bir iş seçeriz.

Başka bir kariyer yolunu geride bırakırız.

Bir şehir seçeriz.

Başka şehirlerin ihtimalini kapatırız.

Bir ilişkiye gireriz.

Başka ihtimallerin bir kısmı artık gerçek hayatımızın dışında kalır.

Dolayısıyla beklediğimiz şeyin gerçekleşmesi, yalnızca “kazandığımız” bir şey değildir.

Aynı zamanda bir seçimdir.

Ve her seçim, küçük de olsa bir vazgeçiş taşır.

Bazen beklediğimiz şey gerçekleştiğinde hissettiğimiz boşluk biraz da bundan kaynaklanabilir.


Yalom: “Ve Sonra?” Sorusu

Varoluşçu açıdan bazen en zor soru hedefe nasıl ulaşacağımız değildir.

“Ulaştıktan sonra ne olacak?”

sorusudur.

Bir hedefe ulaşana kadar yaşamımız bir hikâye etrafında örgütlenebilir:

“Bunu başaracağım.”

“Şu günü bekliyorum.”

“Şuraya geldiğimde rahatlayacağım.”

Hedef gerçekleştiğinde hikâyenin önemli bir bölümü kapanır.

Ve insan kendisini kısa süreliğine boşlukta bulabilir.

Çünkü uzun zamandır hayatına yön veren “sonra” artık bugündür.

Şimdi yeni soru gelir:

“Peki şimdi?”

Belki bazen beklenen şeyin gerçekleşmesiyle gelen boşluk, aslında mutluluğun yokluğu değildir.

Bir sonraki anlamın henüz oluşmamış olmasıdır.


Neden Bazen En Büyük Heyecan Hedefe Ulaşmadan Önce Yaşanır?

Çünkü hedefe doğru giderken hareket vardır.

Merak vardır.

Beklenti vardır.

Plan vardır.

Hayal vardır.

Kişi kendisini gelecekte görür.

Hedef gerçekleştiğinde ise artık hayal etmek yerine yaşamak gerekir.

Bu ikisi birbirinden farklıdır.

Hayal etmek kontrolün bizde olduğu bir alandır.

Gerçeklik ise değildir.

Hayalimizde istediğimiz şey tam istediğimiz biçimde olabilir.

Gerçeklik ise pazarlık ister.

Uyum ister.

Sabır ister.

Hayal kırıklığı içerir.

Bu nedenle bazen bir şeyin gerçekleşmesi, bizi hayal kurduğumuz kadar mutlu etmeyebilir.

Çünkü artık onu hayal etmiyoruzdur; onunla yaşamamız gerekiyordur.


Bazen “Hiçbir Şey Hissetmiyorum” Aslında Hiçbir Şey Hissetmemek Değildir

İnsanlar duygularını her zaman büyük ve belirgin biçimde yaşamaz.

Bazen uzun bekleyişin ardından gelen olay karşısında yalnızca:

“Tamam.”

diyebiliriz.

Sonra günlük hayata devam ederiz.

Bu da otomatik olarak duygusuz olduğumuz anlamına gelmez.

Bazı duygular sessizdir.

Bazen sevinç coşku gibi değil, sakinlik gibi gelir.

Bazen rahatlama heyecan değil, gerilimin azalması şeklindedir.

Bazen mutluluk büyük bir patlama değildir.

Sadece,

“Evet, sonunda oldu.”

demektir.

Bu nedenle beklediğimiz olay gerçekleştiğinde film sahnesi gibi bir coşku yaşamamamız, mutlaka bir problem olduğu anlamına gelmez.


Ne Zaman Üzerinde Düşünmek Gerekebilir?

Bazen bir şeyin gerçekleştiğinde beklenen duygunun gelmemesi oldukça normaldir.

Ama bu durum hayatın birçok alanına yayılıyorsa farklı bir soru ortaya çıkabilir.

Hiçbir şeyden keyif alamamak.

Eskiden sevilen şeylerin artık hiçbir duygu yaratmaması.

Uzun süren isteksizlik.

Sürekli boşluk hissi.

Kişinin hayatındaki olumlu gelişmeler karşısında bile belirgin bir kopukluk yaşaması.

Bunlar yalnızca “beklentilerim fazla çıktı” ile açıklanamayabilir.

Burada ruhsal durumun bütünü önemlidir.

Çünkü tek bir olay karşısında beklenen heyecanın gelmemesi ile genel olarak haz ve ilgi kapasitesinde belirgin bir azalma aynı şey değildir.


Belki de Sorun İstediğimiz Şeyin Gerçekleşmesi Değil, Ona Fazla Şey Yüklememizdir

Bazen bir olaydan hayatımızı değiştirmesini bekleriz.

Bir işten özdeğerimizi.

Bir ilişkiden bütün yalnızlığımızı.

Bir başarıdan kendimize saygımızı.

Bir taşınmadan huzurumuzu.

Bir tatilden bütün yorgunluğumuzun geçmesini.

Bir satın almadan eksikliğimizin kapanmasını.

Fakat hiçbir dış olay, kendisine yüklediğimiz bütün psikolojik ihtiyaçları tek başına taşıyamaz.

İşte bu yüzden bazen istediğimiz şey elimizdeyken bile içimizde başka bir soru kalır.

“Peki şimdi?”

Bu soruyu başarısızlık olarak değil, insan olmanın doğal bir parçası olarak görmek mümkündür.

Çünkü insanın hayatı yalnızca hedeflerden oluşmaz.

Hedefler gelir.

Gerçekleşir.

Biter.

Ve insan yine kendisiyle kalır.


Belki de Mutluluk Her Zaman Beklediğimiz Gibi Gelmez

Bazen mutluluk coşkulu değildir.

Bazen sessizdir.

Bazen bir olayın hemen ardından gelmez.

Bazen günler sonra fark edilir:

“Geçen ay bunu ne kadar istiyordum.”

“Şimdi hayatım gerçekten değişmiş.”

Duyguların her zaman olayla aynı anda ortaya çıkması gerekmez.

İnsan yaşadığı şeyi önce yaşayabilir, sonra anlamlandırabilir.

Bu nedenle beklediğimiz bir şey gerçekleştiğinde hiçbir şey hissetmemek, bazen yalnızca duygunun henüz ortaya çıkmamış olmasıdır.

Bazen ise beklediğimiz şeyin gerçekten ne olduğunu yeniden düşünmemiz gerekir.


Belki de Asıl Soru Şudur: “Ne Olunca Mutlu Olacağım?” Değil, “Şu Anki Hayatımda Ne Var?”

İnsan hayatını sürekli gelecekteki bir eşiğe bağladığında bugün kolayca bekleme odasına dönüşebilir.

“Şu iş olsun.”

“Şu ilişki olsun.”

“Şu borç bitsin.”

“Şu sınav geçsin.”

“Şu eve çıkayım.”

“Şu hedefe ulaşayım.”

Sonra hayat başlayacak.

Fakat bazen “sonra” geldiğinde insan şaşırır.

Çünkü hayat çoktan oradadır.

İşte belki de burada önemli bir dönüşüm vardır:

Hayatı bir sonraki olaya kadar ertelemek yerine, gerçekleşmiş olan şeyin içinde yaşamayı öğrenmek.

Bu, hedeflerden vazgeçmek değildir.

Arzularımızı küçültmek değildir.

Sadece onları bütün hayatımızın anlamını taşıyacak tek şey hâline getirmemektir.


Sonuç: Bazen Beklediğimiz Şey Gerçekleşir, Ama Beklediğimiz Duygu Gelmez

Bu durum her zaman bir sorun değildir.

Bazen olay, zihnimizde büyüttüğümüz kadar dönüştürücü değildir.

Bazen ona çok fazla anlam yüklemişizdir.

Bazen gerçek, hayal kadar kusursuz değildir.

Bazen uzun bekleyiş sona erdiği için yeni bir boşluk doğar.

Bazen duygumuz henüz yaşanan olaya yetişmemiştir.

Bazen de gerçekten istediğimiz şeyin nesnenin kendisi değil, onun bize vereceğini düşündüğümüz duygu olduğunu fark ederiz.

Bir işi isteriz ama aslında yeterli hissetmek isteriz.

Bir ilişki isteriz ama aslında seçilmek isteriz.

Bir başarı isteriz ama aslında kendimize değer vermek isteriz.

Bir değişim isteriz ama aslında içimizdeki başka bir şeyi değiştirmek isteriz.

Ve bazen bütün bunların sonunda şu gerçekle karşılaşırız:

Dışarıdaki bir olay gerçekleştiğinde içimizdeki her şey otomatik olarak değişmez.

Bu, istediğimiz şeyin değersiz olduğu anlamına gelmez.

Sadece insanın iç dünyasının tek bir olaydan daha büyük olduğunu gösterir.

Belki de bu nedenle bazı bekleyişlerin sonunda büyük bir coşku yerine sessiz bir cümle gelir:

“Sonunda oldu.”

Ve hayat devam eder.

Çünkü insan bazen mutluluğu beklediği şeyi elde edince değil, elde ettiği şeyle nasıl bir hayat kuracağını yaşamaya başladığında keşfeder.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Uzun süredir beklediğiniz bir şey gerçekleştiğinde beklediğiniz kadar mutlu olmamanız tek başına psikolojik bir problem olduğu anlamına gelmez. İnsanların duygusal tepkileri birbirinden farklı olabilir ve bazı önemli değişimlerin duygusal anlamının ortaya çıkması zaman alabilir.

Ancak yalnızca belirli bir olayda değil, hayatın genelinde hiçbir şeyden yeterince keyif alamama, olumlu gelişmeler karşısında bile belirgin bir boşluk yaşama, sürekli yeni bir hedefe yönelmeden rahatlayamama veya mutluluğu daima gelecekte bir noktaya erteleme hâli varsa, kişinin kendisiyle ve yaşamıyla kurduğu ilişkiye daha yakından bakmak yararlı olabilir.

Böyle bir süreçte yalnızca “Neden mutlu olamıyorum?” sorusuna değil; “Bu olaydan ne bekliyordum?”, “Kendim hakkında neyi değiştireceğini düşünüyordum?” ve “Mutluluğumu neden sürekli gelecekte bir noktaya bağlıyorum?” gibi sorulara da bakılabilir.

Psikolojik destek sürecinde amaç kişinin sürekli daha fazlasını istemesini engellemek değil; arzularını, beklentilerini, kendilik değerini ve yaşamıyla kurduğu ilişkiyi daha iyi anlamlandırabilmesine alan açmaktır.

Samsun Atakum’da yüz yüze psikolojik destek ve Türkiye ile yurt dışından online psikolojik destek için randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sık Sorulan Sorular

Çok istediğim bir şey gerçekleşti ama mutlu olamadım. Bu normal mi?

Evet. Beklediğiniz bir olayın gerçekleşmesi, mutlaka yoğun bir mutluluk yaratmak zorunda değildir. Beklenti ile gerçeklik arasındaki fark, yorgunluk, olayın zihinde fazla idealize edilmesi ve duygunun sonradan ortaya çıkması gibi farklı etkenler rol oynayabilir.

İstediğim şey gerçekleşince neden başka bir şey istemeye başlıyorum?

İnsanın arzu ve hedeflerinin zaman içinde değişmesi doğaldır. Ancak kişinin kendilik değerini sürekli yeni hedeflere ulaşmaya bağlaması, hedef gerçekleştiğinde kısa süreli bir tatminin ardından yeniden yetersizlik hissetmesine yol açabilir.

Beklediğim şey beni mutlu etmediğine göre gerçekten istememiş miyim?

Hayır. Bir şeyi gerçekten istemek ile onu elde ettiğinizde beklediğiniz duyguyu yaşamak aynı şey değildir. Bazen istediğimiz nesnenin yanında, onun bize sağlayacağını düşündüğümüz başka bir duyguyu da isteriz.

Neden hayal ettiğim şey gerçekte daha sıradan geliyor?

Hayal kurarken gerçekliğin sınırları yoktur. Gerçekleştiğinde ise olayın eksikleri, sorumlulukları ve gündelik ayrıntıları ortaya çıkar. Bu nedenle gerçek ile ideal arasındaki farkın hissedilmesi oldukça anlaşılabilir.

Bir şey gerçekleştiğinde hiçbir şey hissetmemek depresyon belirtisi midir?

Tek başına değildir. Ancak genel olarak yaşamın birçok alanında uzun süre keyif, ilgi ve haz duygusunda belirgin azalma varsa ruhsal durumun daha bütüncül biçimde değerlendirilmesi önemlidir.

Hayatımda sürekli bir sonraki hedefi bekliyorum. Neden?

Bazı kişiler için hedef belirlemek motive edicidir. Bazı kişilerde ise hayatı sürekli gelecekteki bir noktaya erteleme biçimine dönüşebilir. Burada kişinin bugünle ilişkisi ve kendilik değerini neye dayandırdığı önemlidir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap