Kendimi Gerçekten Ben mi Seçiyorum, Yoksa Benden Bekleneni mi Yaşıyorum?
Kısa Cevap
Hayatımızda verdiğimiz birçok kararın gerçekten bize ait olduğunu düşünürüz.
Hangi mesleği seçeceğimiz…
Nasıl bir ilişki yaşayacağımız…
Nerede yaşayacağımız…
Nasıl biri olmamız gerektiği…
Neye değer vereceğimiz…
Hatta nasıl mutlu olmamız gerektiği…
Fakat bazen insanın hayatına biraz daha yakından baktığında farklı bir soru ortaya çıkabilir:
“Bunların ne kadarı gerçekten benim seçimim?”
İnsan yalnızca kendi iç dünyasından oluşmaz. Çocukluktan itibaren ailesinin, çevresinin, kültürün ve ilişkilerinin içinde kendisiyle ilgili bazı düşünceler geliştirir.
“Başarılı olmalıyım.”
“Güçlü olmalıyım.”
“İyi bir evlat olmalıyım.”
“İnsanları hayal kırıklığına uğratmamalıyım.”
“Böyle bir hayat yaşamalıyım.”
“Bunu seçersem daha değerli olurum.”
Zamanla bu cümlelerin kime ait olduğunu ayırt etmek zorlaşabilir.
Çünkü başlangıçta dışarıdan gelen beklentiler, zaman içerisinde kişinin kendi iç sesi gibi duyulmaya başlayabilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında, kişinin bugünkü seçimleri bilinçdışı ihtiyaçlar, içselleştirilmiş ilişkiler ve erken dönem deneyimlerle bağlantılı olabilir.
Varoluşçu açıdan ise mesele biraz daha farklı bir noktaya taşınır:
“Bana verilmiş olan hayatın içinde, kendi hayatımı ne ölçüde seçiyorum?”
Belki de insanın kendisiyle ilgili en zor sorulardan biri budur.
Çünkü bazen kişi hayatını yaşarken, aslında kendi hayatının içinde bile başkalarının beklentilerini gerçekleştirmeye çalışıyor olabilir.
Bu Yazıda Neler Bulacaksınız?
- Kendi seçimlerimiz ile başkalarının beklentilerini nasıl ayırt edebiliriz?
- Çocuklukta öğrendiğimiz beklentiler yetişkinlikte seçimlerimizi nasıl etkileyebilir?
- Freud'un bilinçdışı ve içsel çatışma kavramları bu durumu nasıl açıklar?
- Winnicott'un gerçek kendilik ve sahte kendilik kavramları ne anlatır?
- Kohut'un kendilik psikolojisi açısından başkalarının onayı neden bu kadar önemli hâle gelebilir?
- Varoluşçu yaklaşım insanın kendi hayatını seçmesi meselesine nasıl bakar?
- Rollo May ve Sartre'ın düşünceleri seçim, özgürlük ve sorumluluk açısından bize ne söyler?
- Kendi hayatımızı yaşamadığımızı hissetmek neden içsel bir boşluk yaratabilir?
- Bize ait olmayan bir hayatı yaşadığımızı nasıl fark edebiliriz?
- Ne zaman psikolojik destek almak faydalı olabilir?
Hiç Kendinize “Ben Bunu Gerçekten İstiyor muyum?” Diye Sordunuz mu?
Bir meslek seçtiniz.
İyi bir meslek.
Ailenizin gurur duyacağı bir meslek.
Toplumun saygı duyduğu bir meslek.
Ama yıllar sonra bir gün:
“Ben aslında bunu hiç istememiştim.”
diye düşündünüz.
Ya da bir ilişki içerisindesiniz.
Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda.
İyi bir partner.
Düzenli bir hayat.
Güvenli bir ilişki.
Ama içinizde açıklayamadığınız bir huzursuzluk var.
“Ben gerçekten burada olmak istiyor muyum?”
Bazen de hayatınızda hiçbir sorun yokmuş gibi görünür.
İşiniz var.
İlişkiniz var.
Sosyal çevreniz var.
Bir düzeniniz var.
Ama yine de içinizde:
“Sanki kendi hayatımı yaşamıyorum.”
duygusu vardır.
Bu duygu her zaman yanlış bir hayat yaşadığınız anlamına gelmez.
Bazen yalnızca kendi istekleriniz ile sizden beklenenler arasındaki farkın görünür hâle gelmeye başladığını gösterebilir.
Çünkü insanın kendisine ait bir hayat kurabilmesi için önce şu ayrımı yapabilmesi gerekir:
“Ben ne istiyorum?”
ve
“Benden ne isteniyor?”
Kendimizden Gelen İsteklerle Başkalarının Beklentilerini Ayırmak Neden Zor?
Çünkü çocuk dünyaya geldiğinde kendi değerlerini, sınırlarını ve kimliğini hazır olarak getirmez.
Kendilik duygusu ilişkiler içerisinde gelişir.
Çocuk, çevresindeki insanların tepkilerinden kendisi hakkında bir şeyler öğrenir.
Başarılı olduğunda nasıl karşılandığı…
Üzüldüğünde nasıl karşılandığı…
Öfkelendiğinde ne olduğu…
Bir seçim yaptığında ailesinin nasıl tepki verdiği…
Bütün bunlar çocuğun zamanla kendisiyle ilgili bir dünya oluşturmasına katkıda bulunur.
Çocuk için sevgi ve kabul son derece önemli olduğundan, bazen kendi ihtiyaçları ile çevresinin beklentileri arasında seçim yapmak zorunda kalabilir.
“Bunu yaparsam annem mutlu olur.”
“Böyle davranırsam babam benimle gurur duyar.”
“Başarılı olursam değerli olurum.”
“Uslu olursam sevilirim.”
Bu düşünceler çocuklukta hayatta kalmanın veya ilişkide kalmanın doğal bir parçası olabilir.
Ancak çocuk büyüdüğünde bu ilişkisel düzeneklerin bazıları değişmeden kalabilir.
Yetişkin kişi artık ailesinin yanında değildir.
Fakat içinde hâlâ:
“Böyle yapmalısın.”
diyen bir ses olabilir.
Ve kişi bazen bu sesin gerçekten kendisine ait olduğunu düşünür.
Freud: Seçimlerimizin Arkasında Bilinçdışı Bir Dünya Olabilir
Sigmund Freud'un psikanalitik yaklaşımının en temel katkılarından biri, insan davranışlarının yalnızca bilinçli niyetlerle açıklanamayacağını göstermesidir.
İnsan bazen neden bir şeyi istediğini bildiğini düşünür.
Fakat o isteğin altında başka bir anlam bulunabilir.
Örneğin bir kişi sürekli başarılı olmak istiyor olabilir.
Bu başarı gerçekten kendi ilgilerinden kaynaklanıyor olabilir.
Ancak başka bir kişi için başarı:
“Yeterince değerli olduğumu kanıtlamalıyım.”
anlamına geliyor olabilir.
Dışarıdan bakıldığında iki kişi de çalışkan ve hedef odaklıdır.
Fakat iç dünyaları birbirinden tamamen farklıdır.
Birisi yaptığı işten anlam ve tatmin bulurken, diğeri başarısız olduğu anda kendisini değersiz hissetmektedir.
Bu nedenle psikodinamik açıdan yalnızca:
“Ne istiyorsun?”
sorusunu sormak yeterli değildir.
Bazen:
“Bunu neden istiyorsun?”
sorusunun daha derin bir karşılığı vardır.
Çünkü bir isteğin altında sevgi arzusu olabilir.
Kabul edilme ihtiyacı olabilir.
Değerli olma çabası olabilir.
Reddedilme korkusu olabilir.
Yetersizlik duygusu olabilir.
Bazen de çocuklukta karşılanmamış bir ihtiyacın telafisi olabilir.
Winnicott: Gerçek Kendilik ve Sahte Kendilik
Donald Winnicott'un gerçek kendilik ve sahte kendilik kavramları, kişinin kendi hayatını yaşayıp yaşamadığını anlamak açısından oldukça önemlidir.
Winnicott'a göre çocuk gelişirken çevrenin çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı olması, çocuğun kendi spontan varoluşunu geliştirebilmesi açısından önem taşır.
Ancak çocuk sürekli olarak çevresinin beklentilerine uyum sağlamak zorunda kalırsa, zamanla kendi spontan isteklerini geri plana atabilir.
Çocuk:
“Ben ne istiyorum?”
demekten önce:
“Benden ne bekleniyor?”
diye düşünmeye başlayabilir.
Bu durum yetişkinlikte çok daha görünmez biçimlerde devam edebilir.
Kişi:
“Bu işi seviyor muyum?”
yerine:
“Bu iş iyi bir kariyer mi?”
diye düşünebilir.
“Bu ilişki bana iyi geliyor mu?”
yerine:
“Bu ilişki dışarıdan nasıl görünüyor?”
diye düşünebilir.
“Ben gerçekten böyle yaşamak istiyor muyum?”
yerine:
“Böyle yaşarsam herkes memnun olur mu?”
sorusunu sorabilir.
İşte burada insanın dışarıya uyum sağlayan tarafı güçlenirken, kendi spontan arzularıyla ilişkisi zayıflayabilir.
Kişi hayatını sürdürür.
Fakat hayatının içinde kendisini yeterince hissedemeyebilir.
Bu nedenle bazen:
“Her şey yolunda ama ben iyi değilim.”
cümlesi ortaya çıkar.
“İyi Çocuk” Olmak Yetişkinlikte Nasıl Devam Eder?
Bazı insanlar çocukluklarından itibaren “iyi çocuk” olarak tanımlanırlar.
Uyumludur.
Sorun çıkarmaz.
Başarılıdır.
Sorumluluk sahibidir.
Ailesini üzmez.
İnsanları kırmamaya çalışır.
Bu özelliklerin kendisi elbette sorun değildir.
Ancak bazen kişinin bütün kimliği bu özelliklerin üzerine kurulabilir.
“Ben iyi bir insan olmalıyım.”
“Kimseyi hayal kırıklığına uğratmamalıyım.”
“Herkese yardımcı olmalıyım.”
“Hayır dersem kötü biri olurum.”
Bu durumda kişi kendi isteklerini fark ettiğinde bile suçluluk hissedebilir.
Çünkü kendi hayatını seçmek, onun için başkalarının beklentilerine karşı gelmek anlamına gelebilir.
Ve bu noktada özgürlük, yalnızca güzel bir imkân gibi değil, aynı zamanda kaygı yaratan bir durum gibi yaşanabilir.
Kohut: Neden Başkalarının Onayı Olmadan Kendimizi Eksik Hissediyoruz?
Heinz Kohut'un kendilik psikolojisi, kişinin kendilik değerinin ilişkiler içerisinde nasıl geliştiğini anlamamıza yardımcı olur.
Kohut'a göre erken dönem ilişkilerinde kişinin görülmesi, anlaşılması ve değerinin aynalanması, bütünlüklü bir kendilik duygusunun gelişiminde önemli bir yere sahiptir.
Çocuk kendisini yalnızca kendi içinden tanımaz.
Başkalarının ona nasıl baktığını da deneyimler.
“Seninle gurur duyuyorum.”
“Bunu yapabilirsin.”
“Seni anlıyorum.”
gibi deneyimler kişinin kendilik duygusunu destekleyebilir.
Ancak kişi kendisini değerli hissedebilmek için sürekli dışarıdan onay almak zorunda kalıyorsa, yetişkinlikte seçimleri de başkalarının bakışına göre şekillenebilir.
“Ailem bunu beğenir mi?”
“İnsanlar ne düşünür?”
“Başarılı görünür müyüm?”
“Beni takdir ederler mi?”
Böyle bir durumda kişi yalnızca kendi isteğini değil, kendi isteğinin başkaları tarafından nasıl karşılanacağını da düşünür.
Ve zamanla:
“Ben bunu istiyor muyum?”
sorusunun yerini:
“Bunu istediğimde değerli olur muyum?”
sorusu alabilir.
Benden Bekleneni Yaşamak Neden Bazen Güvenli Gelir?
Kendi hayatını seçmek özgürleştirici olduğu kadar kaygı verici de olabilir.
Çünkü kendi seçiminizi yaptığınızda sonucunun sorumluluğu da size ait olur.
Başkalarının seçtiği bir hayatı yaşadığınızda ise başarısızlık durumunda:
“Ben istememiştim.”
diyebilirsiniz.
Ama kendi seçiminizi yaptığınızda böyle bir sığınak kalmayabilir.
Bu nedenle insan bazen kendi özgürlüğünden kaçabilir.
Bir başkasının kararına uymak, kişinin kendi kararını vermesinden daha kolay gelebilir.
Özellikle çocukluktan itibaren:
“Büyükler daha iyi bilir.”
“Senin için en doğrusunu biz biliriz.”
“Biz senin iyiliğini düşünüyoruz.”
mesajlarıyla büyüyen biri, kendi iç sesine güvenmekte zorlanabilir.
Kendi kararını verdiğinde suçluluk hissedebilir.
Çünkü özgürlük yalnızca:
“İstediğimi yapabilirim.”
demek değildir.
Aynı zamanda:
“Seçtiğim şeyin sorumluluğunu da üstleniyorum.”
demektir.
Sartre: İnsan Seçimlerinin İçinde Var Olur
Jean-Paul Sartre'ın varoluşçu düşüncesinde insanın kendisini hazır bir öz olarak bulmaktan çok, seçimleri ve eylemleri içerisinde kendisini oluşturması önemli bir yere sahiptir.
Bu bakış açısında insan yalnızca kendisine verilen özelliklerden ibaret değildir.
İnsan seçimleriyle kendisini kurar.
Fakat bu özgürlük her zaman rahatlatıcı değildir.
Çünkü özgür olmak, sorumluluk taşımak anlamına da gelir.
Bazen kişi:
“Ben böyleyim.”
diyerek seçimlerinin sorumluluğundan uzaklaşabilir.
“Ailem böyle istedi.”
“Toplum böyle.”
“Mecburdum.”
“Başka seçeneğim yoktu.”
Bu cümlelerin her biri bazı yaşam koşullarında gerçek bir karşılığa sahip olabilir.
İnsan gerçekten de her şeyi seçemez.
Ancak varoluşçu yaklaşım bize şu soruyu yöneltir:
“Bütün bunların içinde sen neredesin?”
Çünkü insanın koşulları ile kendi varoluşu arasında bir alan vardır.
Ve bazen değişim, hayatın bütün koşullarını değiştirmekten önce kişinin kendi konumunu fark etmesiyle başlar.
Rollo May: Özgürlük ve Kaygı Birlikte Var Olabilir
Rollo May, varoluşçu yaklaşım içerisinde özgürlük ile kaygı arasındaki ilişkiye dikkat çeken önemli isimlerden biridir.
Çünkü insan özgürleştiğinde yalnızca seçenekleri artmaz.
Belirsizliği de artar.
Kendi kararınızı verdiğinizde:
“Ya yanlış yaparsam?”
sorusu ortaya çıkar.
Ailenizin istediği mesleği seçtiğinizde ise en azından kararın size ait olmadığı konusunda bir güvence vardır.
Kendi yolunuzu seçmek:
“Bunun sonucunu ben yaşayacağım.”
demeyi gerektirir.
Bu nedenle bazı insanlar özgürlükten çok, kesinliği tercih edebilir.
Fakat kesinlik uğruna sürekli olarak kendi isteklerinden vazgeçmek, zamanla kişinin kendisine yabancılaşmasına neden olabilir.
Rollo May'in düşünceleri açısından bakıldığında, kişinin kendi varoluşuna sahip çıkması biraz da bu kaygının içinde hareket edebilme kapasitesiyle ilgilidir.
“Hayır” Diyememek Bazen Kendi Hayatından Vazgeçmek midir?
Her “hayır” diyememe durumu aynı anlama gelmez.
Ancak kişi sürekli olarak başkalarının isteklerini kendi isteklerinin önüne koyuyorsa, burada ilişkisel bir örüntüden söz edilebilir.
Bir arkadaş bir şey ister:
“Tabii.”
Aile bir karar verir:
“Olur.”
Partner bir şey ister:
“Sen nasıl istersen.”
İş yerinde yeni bir sorumluluk gelir:
“Ben hallederim.”
Bir süre sonra kişi yorgun düşebilir.
Kırılabilir.
Öfkelenebilir.
Ama nedenini tam olarak anlayamayabilir.
Çünkü her seferinde kendi isteğini biraz daha geri plana atmıştır.
Burada önemli olan yalnızca “hayır” diyebilmek değildir.
Daha derinde:
“Benim istediğim şeyin de bir değeri var.”
diyebilmektir.
Varoluşçu Açıdan “Kendi Hayatını Yaşamak” Ne Demektir?
Kendi hayatını yaşamak, her istediğini yapmak değildir.
Sorumluluklardan kaçmak değildir.
Başkalarını önemsememek değildir.
Toplumdan tamamen bağımsız olmak da değildir.
İnsan her zaman ilişkiler içerisinde yaşar.
Ailesi vardır.
Yakınları vardır.
Toplumsal sorumlulukları vardır.
Ekonomik koşulları vardır.
Geçmişi vardır.
Bütün bunlar insanın seçimlerini etkiler.
Ancak varoluşçu yaklaşım açısından mesele, bütün bu koşulların içinde kişinin kendisini ne kadar özne olarak yaşayabildiğidir.
“Bu benim seçimim.”
diyebilmek önemlidir.
Bazen seçimimiz başkasının istediğiyle aynı olabilir.
Önemli olan kararın bize ait olup olmamasıdır.
Örneğin ailemiz bir mesleği önerir ve biz de gerçekten o mesleği istersek, bu seçim yine bize ait olabilir.
Sorun ailenin önerisi değildir.
Sorun:
“Ben bunu istemiyorum ama onları hayal kırıklığına uğratmamak için yapıyorum.”
noktasında başlayabilir.
Kendi Hayatımızı Yaşamadığımızı Nasıl Anlarız?
Bunun tek bir işareti yoktur.
Fakat bazı duygular kişiye kendi yaşamıyla ilişkisini yeniden düşündürebilir.
Örneğin kişi:
Sürekli ne yapması gerektiğini biliyor ama ne istediğini bilmiyor olabilir.
Bir karar verdiğinde ilk düşündüğü şey başkalarının ne söyleyeceği olabilir.
Başarılı olduğu hâlde tatmin hissetmeyebilir.
Kendi isteklerini düşündüğünde suçluluk yaşayabilir.
Başkalarını memnun etmekle kendisini iyi hissetmek arasında ayrım yapamayabilir.
“Ben ne istiyorum?” sorusuna cevap vermekte zorlanabilir.
Hayatında büyük kararlar alırken sürekli dışarıdan onay arayabilir.
Bütün bunlar tek başına kişinin kendi hayatını yaşamadığını göstermez.
Ancak tekrar eden bir örüntü varsa, kişinin kendi iç dünyasına dönüp bakması anlamlı olabilir.
İçsel Boşluk Nereden Geliyor Olabilir?
İnsan bazen kendisini dışarıdan başarılı görünen bir hayatın içinde boş hissedebilir.
Bu boşluk her zaman depresyon veya başka bir psikolojik problem anlamına gelmez.
Bazen kişinin yaşamı ile içsel dünyası arasındaki mesafeyi gösterir.
İnsan yaptığı şey ile istediği şey arasındaki farkı uzun süre görmezden geldiğinde, yaşamının anlamıyla ilgili sorular ortaya çıkabilir.
“Bütün bunları neden yapıyorum?”
“Bunu gerçekten ben mi istiyorum?”
“Başarılı olursam ne olacak?”
“Herkes memnun ama ben neden değilim?”
Bu sorular bazen bir kriz gibi hissedilebilir.
Oysa varoluşçu açıdan bakıldığında, böyle bir sorgulama kişinin yaşamıyla daha sahici bir ilişki kurma ihtiyacının ortaya çıkması da olabilir.
Çünkü insan yalnızca yaşamak değil, yaşadığı hayatın anlamını da kurmak ister.
Psikodinamik Açıdan Asıl Soru: “Bu İstek Kimin?”
Bir insan:
“Çok başarılı olmak istiyorum.”
diyebilir.
Psikodinamik yaklaşım burada bu isteği hemen sorgulamak yerine onun anlamını merak eder.
Başarı ne anlama geliyor?
Değerli olmak mı?
Kabul edilmek mi?
Birilerine kendini kanıtlamak mı?
Ailesinin sevgisini kazanmak mı?
Çocuklukta yaşanan bir yetersizlik duygusunu telafi etmek mi?
Yoksa gerçekten kişinin kendi arzusu mu?
Aynı şekilde:
“İyi bir evlilik istiyorum.”
diyen bir kişi için de soru yalnızca “Nasıl bir evlilik?” değildir.
Belki kişi yalnız kalmaktan korkuyordur.
Belki toplumun kendisinden beklediği hayatı gerçekleştirmek istiyordur.
Belki ailesine kendisini kanıtlamak istiyordur.
Belki gerçekten bir ilişki kurmak istiyordur.
Dışarıdan aynı görünen seçimlerin içsel anlamları birbirinden tamamen farklı olabilir.
Bu nedenle psikodinamik yaklaşım, insanın seçimlerinin arkasındaki bilinçdışı anlamları merak eder.
Kendimizi Seçmek Başkalarını Reddetmek Anlamına Gelmez
Kendi hayatımızı seçmek bazen yanlış anlaşılabilir.
“Ben kendi istediğimi yapacağım.”
demek, başkalarının ihtiyaçlarını önemsememek değildir.
İnsan ilişkisel bir varlıktır.
Seçimlerimiz başkalarını etkiler.
Başkalarının seçimleri de bizi etkiler.
Dolayısıyla özgürlük, ilişkilerden kopmak anlamına gelmez.
Daha çok kişinin ilişki içerisinde kendi varlığını da koruyabilmesiyle ilgilidir.
“Seni önemsiyorum ama bunu istemiyorum.”
“Senin fikrine değer veriyorum ama kararımı kendim vermek istiyorum.”
“Bunu senden farklı düşünüyorum.”
diyebilmek, hem ilişkiyi hem de kendiliği aynı anda taşıyabilmenin yollarından biridir.
Kendimizi Seçmek Neden Suçluluk Yaratabilir?
Çünkü bazı insanlar için başkasını memnun etmek sevgiyle eş anlamlı hâle gelmiştir.
“Onu üzmüyorsam iyi bir insanım.”
“Ailem benimle gurur duyuyorsa doğru bir hayat yaşıyorum.”
“Partnerim mutluysa ilişkim iyi.”
Bu düşünceler zamanla kişinin kendi ihtiyaçlarını görünmez hâle getirebilir.
Kişi kendisi için bir seçim yaptığında ise suçluluk ortaya çıkar.
“Bencil miyim?”
“Onları hayal kırıklığına uğrattım.”
“Acaba yanlış mı yaptım?”
Bu noktada suçluluk her zaman kişinin yanlış yaptığı anlamına gelmez.
Bazen yalnızca eski bir ilişki düzeninin değişmeye başladığını gösterebilir.
Çünkü kişi ilk kez:
“Ben de varım.”
demeye başlamıştır.
Gerçekten Ne İstediğimi Bilmiyorsam?
Bazı insanlar yıllarca başkalarının beklentilerine göre yaşadıktan sonra kendi isteklerini ayırt etmekte zorlanabilir.
Bu durumda:
“Ben aslında ne istiyorum?”
sorusu bile çok büyük bir soru hâline gelebilir.
Kişi ne istediğini bilmediği için değil, uzun süre kendi isteğini dinlemediği için cevap veremiyor olabilir.
Bu nedenle bazen mesele hemen bir karar vermek değildir.
Önce kişinin kendi iç dünyasında hangi seslerin bulunduğunu fark etmesi gerekir.
Bir ses:
“Bunu yapmalısın.”
diyebilir.
Bir başka ses:
“Bunu yaparsan insanlar seni sever.”
diyebilir.
Bir başka ses:
“Bunu yapmazsan başarısız olursun.”
diyebilir.
Ve bütün bu seslerin arasında daha sessiz bir soru olabilir:
“Peki ben ne istiyorum?”
Belki psikolojik çalışmanın önemli taraflarından biri de bu sesi duyabilmeye alan açmaktır.
Ne Zaman Psikolojik Destek Almak Faydalı Olabilir?
Kendi hayatınızı yaşamadığınızı sık sık hissediyorsanız, kararlarınızın büyük bölümünü başkalarının beklentilerine göre verdiğinizi düşünüyorsanız veya ne istediğinizi anlamakta zorlanıyorsanız, bu deneyimlerin altında yatan psikolojik örüntüleri anlamak faydalı olabilir.
Özellikle;
- Kendi isteklerinizi ifade etmekte zorlanıyorsanız,
- Başkalarını hayal kırıklığına uğratma korkusu yaşıyorsanız,
- Kendi kararlarınızdan sık sık şüphe ediyorsanız,
- Onay almadan seçim yapmakta zorlanıyorsanız,
- Başarılı olduğunuz hâlde yaşamınızda anlam veya tatmin eksikliği hissediyorsanız,
- “Ben ne istiyorum?” sorusuna cevap vermekte zorlanıyorsanız,
- Hayatınızın başkalarının beklentileri tarafından şekillendiğini düşünüyorsanız,
bu deneyimlerin kişisel hikâyenizdeki yerini anlamak önemli olabilir.
Psikodinamik yönelimli psikolojik destekte amaç, kişinin hayatını onun adına seçmek değildir.
Kişinin seçimlerinin arkasındaki duyguları, ilişkisel örüntüleri, içsel çatışmaları ve bilinçdışı anlamları birlikte anlamaya çalışmaktır.
Varoluşçu yaklaşım açısından ise kişinin kendi yaşamıyla kurduğu ilişki, özgürlüğü, sorumluluğu, seçimleri ve yaşamına verdiği anlam üzerinde durulur.
Bazen değişim, hayatımızı bir anda değiştirmekle değil;
“Bu gerçekten benim seçimim mi?”
sorusunu ilk kez dürüstçe sorabilmekle başlar.
Kendimi Gerçekten Ben mi Seçiyorum?
Belki de hayatımızdaki her seçimin tamamen bize ait olması mümkün değildir.
Geçmişimiz vardır.
Ailemiz vardır.
İçinde büyüdüğümüz kültür vardır.
Ekonomik koşullarımız vardır.
İlişkilerimiz vardır.
Bize öğretilen doğrular vardır.
Bütün bunlar bizi etkiler.
Ancak etkilenmek ile tamamen belirlenmiş olmak aynı şey değildir.
İnsan, kendisine verilmiş olanların içinde de kendisiyle bir ilişki kurabilir.
Psikodinamik yaklaşım bize, bugün verdiğimiz bazı kararların geçmişteki ilişkilerimizden ve bilinçdışı dünyamızdan izler taşıyabileceğini gösterir.
Varoluşçu yaklaşım ise geçmişin, koşulların ve ilişkilerin içinde bile kişinin kendi varoluşuyla nasıl bir ilişki kurduğunu sorar.
Belki de mesele:
“Benden bekleneni mi yaşıyorum?”
sorusuna hemen cevap vermek değildir.
Önce:
“Benden beklenenleri kendi isteklerimden ayırabiliyor muyum?”
diye sormaktır.
Çünkü insan bazen başkalarının sesini o kadar uzun süre dinler ki, kendi sesini duymayı unutabilir.
Ve belki de kendini bulmak, tamamen yeni bir insan olmak değil;
kendi hayatının içinde uzun zamandır susturduğu taraflarını yeniden duyabilmekle başlar.
Sonuç
Kendi hayatımızı yaşamak, başkalarının beklentilerinden tamamen bağımsız olmak anlamına gelmez.
İnsan ilişkiler içerisinde şekillenir.
Ailesinden, toplumdan, kültürden ve geçmişinden etkilenir.
Ancak bütün bunların içinde kişinin kendi istekleri, seçimleri ve anlam dünyası da vardır.
Bazen bu ikisini birbirinden ayırmak kolay değildir.
“Bunu gerçekten ben mi istiyorum?”
“Yoksa böyle yaparsam daha çok kabul göreceğimi mi düşünüyorum?”
“Bu benim seçimim mi, yoksa yıllardır içimde taşıdığım bir beklentinin devamı mı?”
Psikodinamik yaklaşım bu soruların altında bulunan bilinçdışı süreçleri ve erken dönem ilişkilerin izlerini anlamaya yardımcı olur.
Winnicott'un gerçek ve sahte kendilik kavramı, Kohut'un kendilik psikolojisi ve Freud'un bilinçdışı süreçlere ilişkin yaklaşımı, kişinin kendi arzusu ile içselleştirilmiş beklentiler arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamamıza farklı pencereler açar.
Varoluşçu yaklaşım ise soruyu bugüne getirir:
“Bütün bunların içinde ben nasıl bir hayat seçiyorum?”
Belki insanın kendisi olma süreci, başkalarının sesini tamamen susturmakla değil, o seslerin arasında kendi sesini ayırt edebilmekle başlar.
Çünkü bazen insanın yaşadığı en derin yabancılaşma, başka birine değil;
kendi hayatına yabancılaşmasıdır.
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Kendi hayatımı yaşamadığımı nasıl anlarım?
Bunu tek başına gösteren bir belirti yoktur. Ancak sürekli olarak başkalarının beklentilerine göre karar vermek, kendi isteklerini ifade etmekte zorlanmak, karar verirken yoğun onay ihtiyacı hissetmek veya hayatınız yolunda görünmesine rağmen anlam ve tatmin eksikliği yaşamak bu konuyu düşünmek için bir neden olabilir.
Başkalarının beklentileri seçimlerimizi gerçekten etkiler mi?
Evet. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde aile ilişkileri, sosyal çevre ve kültürel değerler kişinin kendisi ve hayatı hakkında geliştirdiği düşünceleri etkileyebilir. Bu etkilerin yetişkinlikte nasıl devam ettiği kişiden kişiye değişir.
Kendi seçimim ile ailemin beklentisini nasıl ayırt edebilirim?
Bu ayrım her zaman kolay değildir. Bazen kişinin kendi isteği ile dışarıdan öğrendiği beklentiler iç içe geçmiş olabilir. Psikodinamik açıdan kişinin bu seçimle ilgili duygularını, ilişkisel geçmişini ve içsel çatışmalarını anlamak ayrımı kolaylaştırabilir.
Kendi hayatımı seçmek bencillik midir?
Hayır. Kendi hayatıyla ilgili seçim yapmak başkalarının ihtiyaçlarını yok saymak anlamına gelmez. İnsan hem ilişkilerini önemseyebilir hem de kendi isteklerinin ve sınırlarının farkında olabilir.
Neden başkalarını hayal kırıklığına uğratmaktan bu kadar korkuyorum?
Bunun farklı nedenleri olabilir. Bazı kişiler için başkalarını memnun etmek sevgi, kabul edilme veya değerli olma duygusuyla erken yaşlarda ilişkilendirilmiş olabilir. Bu nedenle kendi isteğini öne koymak suçluluk veya kaygı yaratabilir.
Başarılı olduğum hâlde neden mutlu değilim?
Başarı tek başına kişinin yaşamıyla anlamlı bir bağ kurduğunu göstermez. Bazen kişi kendisine ait olmayan hedefleri gerçekleştirmiş olabilir. Böyle durumlarda dışarıdan başarı olarak görünen şey içeride tatmin yaratmayabilir.
“Ben ne istiyorum?” sorusuna cevap verememek normal mi?
Evet. Özellikle uzun süre başkalarının beklentilerine göre yaşamış kişiler kendi isteklerini ayırt etmekte zorlanabilir. Bu durum kişinin hiçbir isteği olmadığı anlamına gelmez.
Psikodinamik psikolojik destek bu konuda nasıl yardımcı olabilir?
Psikodinamik yönelimli psikolojik destek, kişinin seçimlerinin arkasındaki duyguları, geçmiş ilişkilerin etkilerini, bilinçdışı çatışmaları ve tekrar eden ilişki örüntülerini anlamaya odaklanabilir. Amaç kişiye ne seçmesi gerektiğini söylemek değil, kendi iç dünyasını daha iyi anlamasına eşlik etmektir.
Kendi Hayatınızı Anlamak İçin Psikolojik Destek
Kendi hayatınızın içinde kendinize yabancılaştığınızı hissediyor, başkalarının beklentileriyle kendi isteklerinizi birbirinden ayırmakta zorlanıyor veya verdiğiniz kararların gerçekten size ait olup olmadığını sık sık sorguluyorsanız, bu deneyimlerin altında yatan psikolojik süreçleri anlamak önemli olabilir.
Uzman Psikolog Bilal Kaya olarak Samsun Atakum'da yüz yüze psikolojik destek, Türkiye'nin her yerinden ise online psikolojik destek sunuyorum.
Psikodinamik yönelimli psikolojik destek sürecinde kişinin kendisiyle ve ilişkileriyle kurduğu örüntüler daha derinlemesine ele alınırken, varoluşçu yaklaşım kişinin seçimleri, özgürlüğü, sorumluluğu ve yaşamına verdiği anlam üzerine düşünmesine alan açar.
📍 Samsun Psikolog
📍 Atakum Psikolog
💻 Online Psikolog
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap