Her Şey Yolundayken İçimizde Neden Bir Huzursuzluk Başlar?
Bazen hayatımızda görünürde yolunda gitmeyen hiçbir şey yoktur.
İlişkimiz iyi gidiyordur. İşimizle ilgili ciddi bir sorun yoktur. Maddi olarak kendimizi daha güvende hissediyoruzdur. Uzun zamandır istediğimiz bir şey gerçekleşmiştir. Belki hayatımızda ilk kez “nihayet her şey yolunda” diyebileceğimiz bir dönemin içindeyizdir.
Ama tam da o sırada içimizde tarif etmekte zorlandığımız bir huzursuzluk başlayabilir.
“Neden böyle hissediyorum?”
“Ortada bir sorun yokken neden içim sıkılıyor?”
“Her şey güzel gidiyor ama sanki birazdan kötü bir şey olacak.”
“Mutlu olmam gerekirken neden rahatlayamıyorum?”
“İyi giden bir şey varken neden uzaklaşmak istiyorum?”
Bu sorular çoğu zaman kişinin kendisini anlamasını zorlaştırır. Çünkü zihnimiz, huzursuzluk için görünür bir neden arar. Oysa insanın iç dünyasında her huzursuzluğun nedeni bugün yaşanan bir olay olmayabilir.
Bazen bugün sakinleştiğimizde, geçmişte susturduğumuz şeyler daha görünür hale gelir.
Huzur Her Zaman Huzurlu Hissettirmez
İnsan zihni yalnızca acıya değil, alışkanlığa da bağlanır.
Uzun süre belirsizlik, çatışma, reddedilme, eleştirilme ya da duygusal olarak karşılık bulamama deneyimleri yaşayan biri için bunlar zamanla yabancı olmaktan çıkabilir. Tanıdık hale gelir.
Bu nedenle psikolojik olarak önemli bir nokta vardır:
İnsan her zaman kendisine iyi gelen şeye değil, kendisine tanıdık gelene de yönelebilir.
Çocukluk döneminden itibaren oluşan ilişkisel deneyimler, kişinin yakınlığı, güveni, sevgiyi ve hatta huzuru nasıl deneyimlediğini etkileyebilir.
Bowlby’nin bağlanma kuramı üzerinden düşündüğümüzde, çocuğun bakım verenlerle kurduğu ilişkiler yalnızca o dönemi belirlemez. Zamanla kişi, ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair içsel beklentiler geliştirir. Yakınlığın ardından uzaklaşma, sevginin ardından kaybetme ya da kabul görmek için sürekli çabalama deneyimleri, yetişkinlikte ilişkinin doğal bir parçasıymış gibi hissedilebilir.
Bu nedenle bazı insanlar için güvenli bir ilişki başlangıçta rahatlatıcı olmak yerine şaşırtıcı olabilir.
Çünkü bilinçdışı düzeyde şu soru ortaya çıkabilir:
“Gerçekten yakınlaşırsam ne olacak?”
Bazen Sorun Huzursuzluk Değil, Huzura Alışamamaktır
Uzun süre alarm halinde yaşayan bir insan için sakinlik ilk anda huzur gibi değil, boşluk gibi hissedilebilir.
Bir şeylerin sürekli ters gideceğini bekleyen kişi, sorun olmadığında bile yeni bir sorun aramaya başlayabilir.
Telefonun sessiz olması rahatsız edebilir.
Partnerin ilgili davranması şüphe uyandırabilir.
İşlerin yolunda gitmesi “fazla iyi” gelebilir.
Bir süre tartışma yaşanmaması, “Acaba bir şey mi değişti?” düşüncesini doğurabilir.
Burada kişi bilinçli olarak mutsuzluğu seçtiği için değil, psikolojik sistemi tanıdığı düzene dönmeye çalıştığı için huzursuz olabilir.
Freud’un yaklaşımında geçmiş deneyimlerin ve çözümlenmemiş çatışmaların kişinin bugünkü yaşamında tekrar tekrar ortaya çıkabilmesi önemli bir yer tutar. Bu açıdan bakıldığında bazen insanı zorlayan şey yalnızca yaşadığı olay değil, geçmişte tamamlanmamış olanın bugünkü ilişkilerde yeniden harekete geçmesidir.
Bu yüzden “Neden güzel giden her şeyden şüphe ediyorum?” sorusunun altında bazen daha derin bir soru bulunur:
“Benim için gerçekten güvende olmak ne anlama geliyor?”
İyi Hissetmek Bile Bazı İnsanlarda Kaygı Yaratabilir
Mutluluk çoğu zaman yalnızca olumlu bir duygu değildir.
Beraberinde kaybetme korkusunu da taşıyabilir.
Bir şeyi çok istemek, onu kaybetme ihtimalini de görünür hale getirir. Sevdiğimiz biri hayatımızda önemli hale geldikçe onu kaybetme düşüncesi daha ürkütücü olabilir. Başarılı olduğumuz bir dönemde başarısız olma ihtimali daha fazla önem kazanabilir.
Bu nedenle bazen mutluluğun hemen arkasından kaygı gelebilir.
“Kendimi kaptırmayayım.”
“Çok bağlanmayayım.”
“Nasıl olsa bir şey olacak.”
“Şimdilik güzel ama uzun sürmez.”
Bu düşünceler kişinin yaşadığı güzel anı gerçekten yaşamasını zorlaştırabilir.
Karen Horney’nin çalışmaları üzerinden düşünüldüğünde, kişinin temel güven duygusunun zedelenmesi dünyayı sürekli tehdit içeren bir yer olarak algılamasına neden olabilir. Böyle bir iç dünyada huzur, tamamen bırakılmak anlamına gelebilir. Oysa kişi bırakmayı değil, kontrol etmeyi öğrenmiştir.
Bu yüzden her şey iyi giderken bile zihnin tetikte kalması şaşırtıcı değildir.
“Ya Bozulursa?” Düşüncesi Bazen Anın Kendisine Engel Olur
Bazı insanlar henüz kötü bir şey olmadan onun ihtimalini yaşamaya başlar.
Güzel bir ilişki yaşarken ayrılığı düşünür.
Başarı elde ettiğinde başarısız olacağı günü hayal eder.
Bir şeyden keyif aldığında bunun biteceğini düşünür.
Bir dönem huzurlu geçtiğinde huzurun kalıcı olup olmadığını kontrol eder.
Böylece insan yaşadığı anın içinde olmak yerine, gelecekte yaşanabilecek kaybın hazırlığını yapmaya başlar.
Burada önemli olan nokta şudur:
Kişi bazen acıyı yaşamamak için mutluluğu da tam olarak yaşayamaz.
Çünkü zihinsel olarak sürekli hazırlıklı olmak, geçmişte işe yarayan bir korunma biçimi olabilir.
Ancak geçmişte koruyucu olan bir mekanizma, bugünün koşullarında kişinin kendisini sınırlamasına neden olabilir.
Winnicott: Kendimiz Olabildiğimiz Bir Hayatın İçinde Miyiz?
Donald Winnicott’un düşünceleri bu noktada başka bir soru sormamıza yardımcı olur:
Yaşadığımız hayat gerçekten bize aitmiş gibi geliyor mu?
Winnicott’un “gerçek kendilik” ve “sahte kendilik” kavramları üzerinden düşündüğümüzde, insan bazen çevresinin beklentilerine uyum sağlayarak oldukça düzenli bir hayat kurabilir. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır.
Doğru işi seçmiştir.
Doğru ilişkiyi yaşamaktadır.
Çevresi onu başarılı görmektedir.
Sorumluluklarını yerine getirmektedir.
Ama kişinin iç dünyasında başka bir şey olabilir.
“Bunların hepsi güzel ama ben gerçekten bunu mu istiyorum?”
İşte bazı huzursuzluklar burada ortaya çıkar.
Sorun hayatın kötü olması değil, kişinin yaşadığı hayat ile içsel dünyası arasındaki mesafenin büyümesidir.
İnsan bazen sahip olduğu yaşamdan değil, o yaşamın içinde kendisine ne kadar yer kaldığından huzursuz olur.
Kendilik Değerimiz de Huzuru Belirleyebilir
Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi açısından bakıldığında, kişinin kendilik değerinin nasıl oluştuğu da önemlidir.
Sevilmek, görülmek, değerli hissetmek ve başkaları tarafından anlaşılmak yalnızca çocukluk döneminin ihtiyaçları değildir. Yetişkinlikte de insanın kendilik bütünlüğü üzerinde etkili olmaya devam eder.
Kendilik değeri büyük ölçüde dışarıdan gelen onaya bağlı hale geldiyse, kişi iyi şeyler yaşarken bile bunların yeterli olup olmadığını sorgulayabilir.
“Gerçekten başarılı mıyım?”
“Beni gerçekten seviyor mu?”
“Benden daha iyi biri çıkarsa ne olacak?”
“Bunları hak ediyor muyum?”
Bu soruların altında bazen mevcut yaşamdan çok, kişinin kendisiyle kurduğu ilişki bulunur.
Çünkü insanın hayatındaki güzel şeyleri kabul edebilmesi, kendisini ne kadar değerli gördüğüyle de ilişkilidir.
Bazen İçimizdeki Huzursuzluk Bir Anlam Arayışıdır
Her huzursuzluğu geçmişe bağlamak da doğru olmaz.
İnsan yalnızca çocukluk deneyimleriyle şekillenen bir varlık değildir. Aynı zamanda seçim yapan, sorumluluk alan ve kendi hayatına anlam vermeye çalışan bir varlıktır.
Varoluşçu yaklaşım tam olarak burada önemli hale gelir.
Rollo May, insanın özgürlüğü ve sorumluluğu arasındaki gerilime dikkat çeker. İnsan seçim yapabildiği ölçüde özgürleşir; ancak özgürlük aynı zamanda kaygı yaratır. Çünkü seçim yapmak, başka ihtimallerden vazgeçmek anlamına gelir.
Hayatımız yolunda giderken bile içimizde bir huzursuzluk başlayabilir.
Çünkü belki de artık ertelediğimiz sorularla karşı karşıya kalıyoruzdur:
“Gerçekten nasıl bir hayat istiyorum?”
“Yaşadığım hayat bana ait mi?”
“Bu ilişkiyi neden sürdürüyorum?”
“Başarı benim için ne ifade ediyor?”
“Ben gerçekten neyin peşindeyim?”
“Hayatımda eksik olan şey bir başarı mı, yoksa anlam mı?”
Bazen huzursuzluk ortada yanlış bir şey olduğu için değil, kişinin artık kendisine daha dürüst sorular sormaya başlaması nedeniyle ortaya çıkar.
Huzursuzluğu Hemen Susturmak Yerine Dinlemek
İçimizde bir huzursuzluk başladığında ilk refleksimiz çoğu zaman ondan kurtulmak olur.
Dikkatimizi dağıtırız.
Daha fazla çalışırız.
Sürekli telefonumuza bakarız.
Alışveriş yaparız.
Bir ilişkiye gereğinden fazla tutunabiliriz.
Bir ilişkiden aniden uzaklaşabiliriz.
Yeni hedefler belirleyebiliriz.
Kendimizi sürekli meşgul ederek içimizde olanı duymamaya çalışabiliriz.
Oysa bazen ihtiyaç duyulan şey huzursuzluğu hemen ortadan kaldırmak değil, onun ne söylediğini anlamaya çalışmaktır.
Çünkü huzursuzluk her zaman “bir şeyler yanlış” demek değildir.
Bazen:
“Kendimden uzaklaştım.”
“Güvende hissetmeyi bilmiyorum.”
“Kaybetmekten korkuyorum.”
“Bana tanıdık gelen şey ile bana iyi gelen şey aynı değil.”
“Bu hayatı gerçekten ben mi seçtim?”
diyen bir iç ses olabilir.
Peki Her Şey Yolundayken Gelen Huzursuzluk Ne Anlama Gelebilir?
Tek bir açıklaması yoktur.
Bazen geçmiş ilişkilerin bıraktığı izlerle ilgilidir. Bazen bağlanma biçimleriyle ilişkilidir. Bazen bastırılmış bir çatışmanın yeniden canlanmasıdır. Bazen kişinin kendi ihtiyaçlarıyla kurduğu ilişkinin zayıflığıdır.
Bazen ise yaşamın dış koşulları iyi görünürken kişinin iç dünyasında anlam, yakınlık, özgürlük ya da kendilikle ilgili daha temel bir sorgulama başlar.
Bu nedenle kendimize hemen şu soruyu sormak yerine:
“Neden böyleyim?”
şunu sormak daha anlamlı olabilir:
“İçimdeki bu huzursuzluk neyi fark etmemi istiyor?”
Çünkü kendimizi susturmaya çalıştığımız her duygu kaybolmaz.
Bazıları yalnızca daha farklı bir biçimde geri döner.
Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?
Her huzursuzluk psikolojik destek gerektirmez. Ancak bu his uzun süre devam ediyor, ilişkilerinizi etkiliyor, karar vermenizi zorlaştırıyor, yoğun kaygıya dönüşüyor ya da hayatınızda güzel giden şeylerden uzaklaşmanıza neden oluyorsa, yaşadığınız döngüyü daha yakından anlamak faydalı olabilir.
Özellikle aynı ilişkisel örüntülerin tekrarlandığını, iyi giden durumlarda geri çekildiğinizi, sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissettiğinizi veya ne istediğinizi bilmenize rağmen ona yaklaşırken huzursuz olduğunuzu fark ediyorsanız, bu deneyimlerin altında yatan dinamikler üzerine çalışılabilir.
Psikodinamik yaklaşım, yalnızca ortaya çıkan belirtilere değil; kişinin geçmiş yaşantıları, ilişkileri, bağlanma biçimi, tekrar eden örüntüleri ve bilinçdışı çatışmalarıyla birlikte bakmayı amaçlar. Varoluşçu yaklaşım ise kişinin seçimlerini, sorumluluklarını, özgürlüğünü, ilişkilerini ve yaşamındaki anlam arayışını ele alır.
Bazen hayatımızda değiştirmemiz gereken şey, dışarıdaki koşullar değil; o koşullarla kurduğumuz içsel ilişkidir.
Samsun Atakum’da yüz yüze psikolojik destek ve Türkiye’den veya yurt dışından online psikolojik destek seçenekleri hakkında bilgi almak için randevu almak için ulaşabilirsiniz.
Sık Sorulan Sorular
Her şey yolundayken neden huzursuz hissederim?
Bunun birçok nedeni olabilir. Geçmiş yaşantılar, bağlanma deneyimleri, kaybetme korkusu, kontrol ihtiyacı, kendilik değeriyle ilgili güçlükler veya yaşamın anlamına ilişkin sorgulamalar bu hissin ortaya çıkmasında rol oynayabilir.
Güzel şeyler olduğunda kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek normal mi?
Bazı kişilerde olumlu bir gelişmenin ardından kayıp veya tehlike beklentisinin ortaya çıkması görülebilir. Özellikle geçmişte belirsizlik ve güvensizlik deneyimleri yoğun olan kişilerde zihnin sürekli tetikte kalması mümkün olabilir.
İyi giden ilişkilerden neden uzaklaşmak isterim?
Yakınlık bazı insanlar için yalnızca güven değil, aynı zamanda kırılganlık ve kaybetme ihtimalini de çağrıştırabilir. Kişinin ilişki geçmişi ve bağlanma örüntüleri, yakınlığa verdiği tepkinin anlaşılmasında önemli olabilir.
Huzursuzluk her zaman bir psikolojik soruna mı işaret eder?
Hayır. Huzursuzluk yaşamın doğal bir parçası olabilir. Ancak uzun sürüyor, yoğunlaşıyor veya kişinin ilişkilerini, iş yaşamını ve günlük işlevselliğini etkiliyorsa daha yakından değerlendirmek anlamlı olabilir.
Psikodinamik yaklaşım bu durumu nasıl ele alır?
Psikodinamik yaklaşım, kişinin bugünkü duygularını geçmiş ilişkileri, içsel çatışmaları, tekrar eden ilişki örüntüleri ve bilinçdışı süreçleriyle birlikte anlamaya çalışır. Amaç yalnızca huzursuzluğu ortadan kaldırmak değil, onun nasıl oluştuğunu ve neden tekrarlandığını anlamaktır.
Varoluşçu yaklaşım neden önemlidir?
Çünkü bazen huzursuzluk bir patolojiden çok, kişinin yaşamına dair daha temel sorular sormaya başlamasıyla ilgilidir. Seçimler, özgürlük, sorumluluk, yakınlık, yalnızlık ve yaşamın anlamı bu değerlendirmede önemli yer tutar.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap