Hayatımızda Ne Eksik Olduğunu Bilemeden Eksik Hissetmek
Bazen hayatımıza dışarıdan baktığımızda büyük bir sorun göremeyiz.
İşimiz vardır. Bir ilişkimiz vardır. Hayalini kurduğumuz bazı şeylere ulaşmışızdır. Uzun zamandır istediğimiz bir şeyi satın almış, taşınmış, evlenmiş, yeni bir işe başlamış ya da yıllardır beklediğimiz bir değişikliği gerçekleştirmiş olabiliriz.
Yine de içimizden bir düşünce geçer:
“Bir şey eksik.”
Ama neyin eksik olduğunu tam olarak söyleyemeyiz.
Daha çok çalışsak geçecek gibi gelir.
Yeni bir ilişki iyi gelebilir diye düşünürüz.
Tatile çıkınca rahatlayacağımızı sanırız.
Bir hedef daha koyarız.
Bir şey daha satın alırız.
Bir karar daha veririz.
Ve bazen bütün bunların ardından aynı yere geri döneriz:
“Neden hâlâ tamamlanmış hissetmiyorum?”
Belki de mesele hayatımızda eksik olan tek bir şeyi bulmak değildir.
Belki de bazen insan, içinde taşıdığı eksiklik duygusuna bir isim koyamadığı için onu hayatının dışındaki şeylerde aramaya başlar.
Eksik Hissetmek Her Zaman Bir Şeyin Eksik Olduğu Anlamına Gelmez
İnsan zihni, hissettiği duygunun nedenini bulmak ister.
Kendimizi huzursuz hissediyorsak bir sebep ararız. Mutsuzsak neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışırız. İçimizde boşluk varsa onu dolduracak bir şey bulmaya yöneliriz.
Fakat her duygu, dışarıdaki tek bir nedenden kaynaklanmaz.
Bazen insanın hayatında gerçekten değişmesi gereken bir şey vardır.
Ama bazen de hayatında değişiklik yaptığı halde duygusu değişmez.
İlişki değişir, his değişmez.
İş değişir, his değişmez.
Şehir değişir, his değişmez.
Hedef değişir, his değişmez.
Bu noktada belki de sormamız gereken soru:
“Hayatımda ne eksik?”
değil,
“Ben neden eksik hissediyorum?”
olmaya başlar.
Bu iki soru birbirine benzer görünse de bizi bambaşka yerlere götürür.
Bazen Eksik Olan Şeyi Değil, Eksiklik Hissini Taşırız
Psikodinamik açıdan insan yalnızca bugünün olaylarıyla yaşayan bir varlık değildir.
Geçmiş deneyimlerimiz, ilişkilerimiz, çocuklukta öğrendiğimiz duygusal kalıplar ve kendimizle ilgili oluşturduğumuz anlamlar bugünkü yaşantımızın içine taşınabilir.
Freud'un ortaya koyduğu psikanalitik düşüncede insanın bilinçli olarak bildiği isteklerin altında farkında olmadığı arzuların ve çatışmaların bulunabileceği fikri önemli bir yere sahiptir.
Bu açıdan baktığımızda kişi bazen ne istediğini sandığını bilir ama aslında neye ihtiyaç duyduğunu bilmiyor olabilir.
Örneğin insan kendisine:
“Bir ilişkim olsa her şey daha güzel olacak.”
diyebilir.
Fakat ilişki başladığında bu kez başka bir huzursuzluk ortaya çıkabilir.
“Biraz daha başarılı olsam kendimi daha iyi hissedeceğim.”
diyebilir.
Başarı gelir, fakat rahatlama kısa sürer.
“Biraz daha param olsa…”
Sonra para olur.
Ama eksiklik hissi başka bir biçime dönüşür.
Burada sorun kişinin istediği şeylerin yanlış olması değildir.
Mesele, dışarıdaki bir şeyin içerideki başka bir duyguyu tamamen ortadan kaldırmasının beklenmesidir.
Çocuklukta Öğrendiğimiz “Yetmek” ve “Yetmemek”
Bir insanın kendisini yeterli ya da eksik hissetmesi yalnızca yetişkinlikte oluşmaz.
Çocuklukta sevgiyle, onayla, başarıyla, dikkatle ve görülme deneyimiyle kurduğumuz ilişki kendimiz hakkındaki algımızın gelişiminde önemli bir rol oynar.
Winnicott'un yaklaşımında çocuğun gelişebilmesi için yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması değil, duygusal olarak tutulduğu ve kendi oluşuna alan açıldığı bir ilişki ortamı da önemlidir.
Çocuk zamanla şu duyguyu geliştirmeye ihtiyaç duyar:
“Olduğum halimle var olabilirim.”
Fakat çocuk kendisini sürekli performans üzerinden değerlendirilmiş hissederse, yeterli olmanın belli koşullara bağlı olduğu bir iç dünya geliştirebilir.
“Başarılı olursam değerliyim.”
“Uslu olursam sevilirim.”
“İnsanları memnun edersem terk edilmem.”
“Güçlü olursam kimse beni incitemez.”
Böyle bir iç dünya yetişkinlikte devam ettiğinde insan sürekli bir sonraki eşiğe doğru koşabilir.
Çünkü mevcut hali hiçbir zaman tam olarak yeterli görünmez.
Bir şey elde edilir.
Fakat kısa süre sonra başka bir eksiklik belirir.
Bowlby: Yakınlık ve Güven Duygusu
Bowlby'nin bağlanma yaklaşımı da burada bize önemli bir perspektif sunar.
İnsan ilişkisel bir varlıktır. Kendimizi yalnızca kendi içimizden tanımayız; başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler içerisinde de kendimize dair anlamlar geliştiririz.
Erken dönem ilişkilerde oluşan güven veya güvensizlik deneyimleri, kişinin ilerleyen yıllarda yakınlıkla ilişkisini etkileyebilir.
Bu nedenle bazen insanın hissettiği eksiklik maddi ya da somut bir eksiklik olmayabilir.
Belki görülme eksikliğidir.
Belki anlaşılma eksikliğidir.
Belki güven eksikliğidir.
Belki de insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin zayıflamasıdır.
Fakat bunların adını koyamadığında kişi, duygusunu dışarıdaki nesnelerle anlatmaya çalışabilir.
“Bir şeylere sahip olursam rahatlarım.”
Oysa bazen sahip olmak ile içsel olarak güvende hissetmek aynı şey değildir.
Tanıdık Olanı Aramak: Eksiklik Neden Bazen Tekrar Eder?
Psikodinamik yaklaşımın önemli sorularından biri de şudur:
Neden insan bazen kendisini mutsuz eden örüntülere tekrar tekrar döner?
Burada geçmiş ilişkilerin ve öğrenilmiş duygusal kalıpların etkisi önem kazanabilir.
İnsan bazen kendisine tanıdık olanı, kendisine iyi gelenden daha kolay tanıyabilir.
Çünkü tanıdık olan şey güvenli olduğu için değil, bilindiği için daha anlaşılır gelebilir.
Bu nedenle geçmişte eksiklik yaşamış bir kişi, yetişkinlikte sürekli eksik hissettiren koşulların içinde bulunabilir.
Ama bunun farkında olmayabilir.
İlişkilerinde yeterince yakınlık görmez.
İşinde sürekli kendisini kanıtlamaya çalışır.
Dinlenirken bile bir şeyler yapması gerektiğini düşünür.
Başardığında rahatlamak yerine yeni bir hedef belirler.
İnsanları memnun etmekten vazgeçemez.
Sonra hayatının ortasında durup:
“Neden hiçbir şey bana yetmiyor?”
diye sorabilir.
Belki de mesele “hiçbir şeyin yetmemesi” değil, kişinin kendisini ancak bir şeyleri elde ettiğinde yeterli hissedebilmesidir.
Eksiklik Bazen Arzuyla Karışır
İnsan bir şey istemeye başladığında bunun arzu mu, ihtiyaç mı, kaçış mı olduğunu her zaman kolaylıkla ayıramayabilir.
Yeni bir iş istemek gerçekten gelişme arzusu olabilir.
Yeni bir ilişki istemek gerçek bir yakınlık ihtiyacı olabilir.
Daha iyi bir yaşam istemek doğal bir yaşam yönelimi olabilir.
Ancak bazen bütün bu isteklerin içine başka bir cümle gizlenebilir:
“Bunlara sahip olursam nihayet iyi olacağım.”
Buradaki “nihayet” kelimesi önemlidir.
Çünkü insan kendisini sürekli geleceğe erteliyorsa, bugünkü halini yaşamak giderek zorlaşabilir.
Şimdi yeterli değildir.
Henüz gelmemiş olan hayat daha değerlidir.
Ve insan sürekli kendisini gerçekleşmemiş bir geleceğin içine taşır.
Lacan ve Bitmeyen Arayış
Jacques Lacan'ın psikanalitik düşüncesinde arzu, yalnızca bir nesneye sahip olmakla son bulan basit bir ihtiyaç olarak ele alınmaz. İnsan arzunun peşinden giderken yeni eksiklikler ve yeni arayışlarla karşılaşabilir.
Buradan hareketle bazı yetişkinlik deneyimlerini anlamak mümkün olabilir:
Bir hedefe ulaşırız ve kısa süre sonra başka bir hedef belirir.
Bir ilişki isteriz, ilişki başladığında başka bir mesele önem kazanır.
Bir şey satın alırız, kısa süre sonra başka bir şeyi istemeye başlarız.
Bu durum tek başına patolojik değildir. İnsan zaten arzu eden bir varlıktır.
Sorun, hayatın sürekli olarak:
“Bir sonraki şey olduğunda başlayacağı”
düşüncesiyle yaşanmasıdır.
Çünkü o zaman insan hayatını yaşamaktan çok, hayatının başlamasını beklemeye başlar.
Varoluşçu Açıdan Eksiklik: İnsan Neden Tamamlanmış Hissetmek İster?
Varoluşçu düşünce, insanın kendisini yalnızca sahip oldukları üzerinden değil; seçimleri, özgürlüğü, sorumluluğu, ilişkileri ve yaşamına verdiği anlam üzerinden değerlendirmesine alan açar.
Viktor Frankl'ın yaklaşımında insanın anlam arayışı temel meselelerden biridir. Irvin Yalom ise varoluşun temel meseleleri arasında ölüm, özgürlük, yalıtılmışlık ve anlamsızlık gibi deneyimlere dikkat çeker.
Bu açıdan bakıldığında hayatımızdaki her boşluğu bir nesneyle doldurmaya çalışmak mümkün olmayabilir.
Çünkü bazı boşluklar satın alınamaz.
Bazı sorular cevaplanarak değil, yaşanarak anlaşılır.
“Ben nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?”
“Seçimlerim gerçekten bana mı ait?”
“Hayatımın hangi kısmında kendimden uzaklaştım?”
“Bir şeyleri gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa yapmam gerektiğini düşündüğüm için mi?”
Bu soruların cevabı yeni bir eşya, yeni bir ilişki veya yeni bir başarı olmayabilir.
Belki de insanın ihtiyacı hayatına daha fazla şey eklemekten önce, hayatının içinde kendisine yeniden yer açmaktır.
Bazen Eksiklik Hissi, Kendimizden Uzaklaşmanın İşaretidir
İnsan kendi istekleriyle, duygularıyla ve değerleriyle arasındaki bağı kaybettiğinde hayat dışarıdan oldukça düzenli görünebilir.
Her şey yerli yerinde olabilir.
Ama kişi kendisini kendi hayatının içinde misafir gibi hissedebilir.
İşte burada eksiklik hissi daha anlaşılmaz bir hale gelir.
Çünkü görünür bir problem yoktur.
Ama içeride canlılık da yoktur.
Kişi işini yapar.
Sorumluluklarını yerine getirir.
İnsanlarla görüşür.
Güler.
Planlar yapar.
Fakat bir yandan da:
“Sanki hayatım benim hayatım değilmiş gibi.”
duygusu yaşayabilir.
Varoluşçu bakış açısından bu durum, sahici bir yaşam sürme meselesini düşündürebilir.
Çünkü insan yalnızca doğru görünen hayatı değil, kendisi için anlam taşıyan hayatı da arar.
Peki Eksik Hissettiğimizde Ne Yapmalıyız?
Her eksiklik hissini hemen çözmek zorunda olmayabiliriz.
Bazen insanın ilk ihtiyacı çözüm değil, duygusuna yaklaşabilmektir.
“Tam olarak ne hissediyorum?”
“Bu his ne zaman ortaya çıkıyor?”
“Ne yaptığımda azalıyor, ne yaptığımda artıyor?”
“Bir şey elde ettiğimde neden kısa süre sonra yeniden ortaya çıkıyor?”
“Gerçekten neye ihtiyacım var?”
“Kendimden ne zamandır uzak yaşıyorum?”
Bu sorular eksiklik hissini ortadan kaldırmak için değil, onun dilini anlamak için sorulabilir.
Çünkü bazen bir duygu, çözülmesi gereken bir problemden çok, fark edilmesi gereken bir mesaj taşır.
Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?
Eksiklik hissi uzun süredir devam ediyor, kişinin yaşamdan aldığı doyumu azaltıyor veya sürekli yeni hedefler, ilişkiler, başarılar ve alışverişler aracılığıyla bu duyguyu bastırma ihtiyacı oluşturuyorsa, bu deneyimin daha yakından ele alınması yararlı olabilir.
Özellikle kişi:
- “Her şeyim var ama mutlu değilim” hissini uzun süredir yaşıyorsa,
- Başardığı şeylerden kısa süre sonra yeniden boşluk hissediyorsa,
- Sürekli daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu düşünüyorsa,
- İlişkilerde veya iş yaşamında aynı tatminsizlik örüntüsünü tekrar tekrar yaşıyorsa,
- Ne istediğini bilmediğini ya da kendi hayatına yabancılaştığını hissediyorsa,
- Kendilik değeri büyük ölçüde başarıya, onaya veya başkalarının ilgisine bağlı hale geldiyse,
- Yaşamının anlamını veya yönünü sorgulamaya başladıysa,
psikolojik destek, yalnızca “eksik olan şeyi” bulmaya çalışmak yerine bu eksiklik hissinin nasıl oluştuğunu ve kişinin kendi yaşamıyla ilişkisini anlamasına alan açabilir.
Sonuç: Belki de Mesele Eksik Olanı Bulmak Değil
Hayatımızda bir şeylerin eksik olduğunu hissettiğimizde ilk refleksimiz genellikle dışarıya bakmaktır.
Daha iyi bir ilişki.
Daha iyi bir iş.
Daha fazla para.
Daha fazla başarı.
Daha fazla ilgi.
Daha fazla deneyim.
Ama insan bazen bütün bunlara sahip olduktan sonra da aynı duyguyla karşılaşabilir.
Çünkü bazı eksiklikler dışarıdan tamamlanabilecek türden değildir.
Bazen insanın aradığı şey bir nesne değil, bir duygudur.
Görülmek.
Anlaşılmak.
Sevilmek.
Güvende hissetmek.
Kendisi olabilmek.
Hayatına anlam verebilmek.
Bazen de kişinin kendisiyle yeniden ilişki kurabilmesidir.
Belki bu yüzden eksiklik hissi geldiğinde hemen onu susturmaya çalışmak yerine biraz durmak gerekir.
Çünkü belki de sorumuz:
“Hayatımda ne eksik?”
değil,
“Kendimden ne kadar uzakta yaşıyorum?”
olduğunda başka bir kapı açılır.
Ve belki insanın bütün hayatı boyunca aradığı şey, hayatına daha fazla şey sığdırmak değil;
kendi hayatının içinde gerçekten var olabilmektir.
Samsun’da yüz yüze veya Türkiye ve yurt dışından online psikolojik destek almak için randevu almak için ulaşabilirsiniz.
SSS
Her şey yolunda olduğu halde neden mutsuz hissediyorum?
Dışarıdan her şeyin yolunda olması, kişinin iç dünyasında da aynı şekilde iyi hissettiği anlamına gelmeyebilir. Duygusal ihtiyaçlar, ilişki örüntüleri, kendilik algısı ve yaşamla kurulan ilişki bu hissin oluşmasında rol oynayabilir.
Sürekli bir şey satın almak veya yeni hedefler koymak eksiklik hissiyle ilişkili olabilir mi?
Bazen kişi içsel bir huzursuzluğu dışarıdaki değişikliklerle gidermeye çalışabilir. Ancak bu davranışlar tek başına psikolojik bir sorun anlamına gelmez. Önemli olan kişinin bu davranışlara hangi duyguyla yöneldiğidir.
İlişkim olduğu halde neden yalnız hissediyorum?
Fiziksel olarak bir ilişki içinde olmak ile duygusal olarak görülmüş, anlaşılmış ve yakın hissedebilmek aynı şey değildir. İlişkinin niteliği ve kişinin yakınlık deneyimi bu noktada önemlidir.
Eksiklik hissi depresyon anlamına gelir mi?
Eksiklik veya boşluk hissi farklı psikolojik deneyimlerle birlikte ortaya çıkabilir ve tek başına herhangi bir tanı anlamına gelmez. Sürenin, şiddetin ve kişinin günlük yaşamına etkisinin değerlendirilmesi gerekir.
Eksiklik hissi psikolojik destek ile çalışılabilir mi?
Bu his psikolojik destek sürecinde kişinin geçmiş ilişkileri, kendilik algısı, tekrar eden ilişki örüntüleri, ihtiyaçları ve yaşamına verdiği anlam üzerinden ele alınabilir.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap