Kısa Cevap
Bazı insanlar, mantıklarıyla güvende olduklarını bilmelerine rağmen bunu duygusal olarak hissedemeyebilir. Evlerinin kapısını kilitlediklerini bildikleri hâlde tekrar kontrol etme ihtiyacı duyabilir, doktor "Her şey normal." dediği hâlde içleri rahat etmeyebilir ya da sevdikleriyle birlikte olduklarında bile kötü bir şey olacakmış hissini taşıyabilirler. Bu durum her zaman gerçek bir tehlikeden kaynaklanmaz. Bazen güven duygusunun nasıl geliştiği, geçmiş yaşam deneyimleri, bağlanma örüntüleri ve sinir sistemimizin tehditleri algılama biçimi bu deneyimde rol oynayabilir.
Hiç Kendinize Bu Soruları Sordunuz mu?
Evinizin kapısını kilitlediğinizi bildiğiniz hâlde birkaç dakika sonra tekrar kontrol ediyor musunuz?
Doktor yaptırdığınız tetkiklerin normal olduğunu söylediği hâlde "Ya gözden kaçan bir şey varsa?" diye düşünmeye devam ediyor musunuz?
Sevdiğiniz insanlar yanınızdayken bile onları kaybedeceğiniz korkusunu taşıyor musunuz?
Telefon geç açıldığında zihniniz hemen kötü ihtimaller üretmeye mi başlıyor?
Mantığınız "Her şey yolunda." derken bedeniniz buna inanmıyor mu?
Eğer bu sorular size tanıdık geliyorsa yalnız olmadığınızı bilmeniz önemlidir.
Çünkü birçok insanın yaşadığı en yorucu deneyimlerden biri, gerçeklikle duyguların aynı şeyi söylememesidir.
Mantığınız sizi sakinleştirmeye çalışır.
Ama içinizde başka bir ses vardır.
"Ya gerçekten güvende değilsem?"
İşte bu noktada çoğu kişi kendisini anlamakta zorlanır.
"Her şey yolunda ama neden hâlâ böyle hissediyorum?"
Bu sorunun cevabı yalnızca bugünkü yaşananlarda değil, bazen güven duygusunun nasıl geliştiğinde de saklı olabilir.
Güvende Olmak ile Güvende Hissetmek Aynı Şey Değildir
İlk bakışta bu iki ifade aynı gibi görünür.
Ancak psikolojik açıdan aralarında önemli bir fark vardır.
Güvende olmak, bulunduğumuz ortamın gerçekten tehdit içermemesidir.
Güvende hissetmek ise sinir sistemimizin ve duygusal dünyamızın bu güvenliği algılayabilmesidir.
Örneğin uçak yolculuğu, istatistiksel olarak güvenli ulaşım yöntemlerinden biridir.
Bunu bilen birçok insan yine de yoğun kaygı yaşayabilir.
Ya da evinin kapısını kilitleyen biri bunu bildiği hâlde tekrar tekrar kontrol etme ihtiyacı hissedebilir.
Burada sorun bilgi eksikliği değildir.
Sorun, bilginin duygusal olarak hissedilememesidir.
İnsan zihni bazen gerçekliği bilir.
Ama beden hâlâ alarm vermeye devam eder.
Beynimiz Neden Alarmı Kapatmakta Zorlanabilir?
İnsan beyni yalnızca tehlikeleri fark etmek için değil, aynı zamanda bizi hayatta tutmak için gelişmiştir.
Bu nedenle bazen gerçek bir tehdit ortadan kalkmış olsa bile alarm sistemi hemen kapanmayabilir.
Örneğin karanlık bir sokakta yürürken irkilmeniz oldukça doğaldır.
Ancak eve ulaştıktan sonra bile kalbinizin bir süre hızlı atmaya devam etmesi de normaldir.
Çünkü sinir sistemi, güvenliğe yeniden uyum sağlamak için zamana ihtiyaç duyabilir.
Bazı kişilerde ise bu alarm sistemi çok daha hassas çalışabilir.
Ortada belirgin bir tehlike olmasa bile beden, sanki her an kötü bir şey olacakmış gibi hazırlık yapmaya devam edebilir.
Bu durum kişinin isteyerek yaptığı bir şey değildir.
Çoğu zaman otomatik olarak gerçekleşir.
Güven Duygusu Nasıl Gelişir?
Psikolojide güven duygusunun nasıl oluştuğunu açıklayan önemli kuramlardan biri John Bowlby'nin Bağlanma Kuramıdır.
Bowlby'ye göre bebek, yaşamının ilk yıllarında yalnızca fiziksel olarak beslenmeye değil; aynı zamanda duygusal olarak korunmaya, anlaşılmaya ve yatıştırılmaya da ihtiyaç duyar.
İhtiyaç duyduğunda yanında olan, onu sakinleştiren ve tutarlı bir bakım sunan bir yetişkin, çocuğun dünyayı daha güvenli bir yer olarak deneyimlemesine katkıda bulunabilir.
Zamanla çocuk yalnızca bakım veren kişiye değil, aynı zamanda kendisine de güvenmeyi öğrenebilir.
Elbette bu süreç tek başına çocukluk deneyimleriyle açıklanamaz.
Mizaç, yaşam olayları, travmalar, yetişkinlik deneyimleri ve birçok farklı etken de güven duygusunu etkileyebilir.
Ancak erken ilişkiler, kişinin "Dünya güvenli bir yer mi?" sorusuna verdiği ilk cevapların oluşmasında önemli bir rol oynayabilir.
Winnicott: Güven Duygusu Bir Anda Oluşmaz
Psikanalist Donald Winnicott, güven duygusunun zaman içinde gelişen bir deneyim olduğunu vurgular.
Ona göre bebek, ihtiyaç duyduğunda onu anlayan ve duygularına yeterince karşılık verebilen bir bakım verenle ilişki kurduğunda kendisini daha güvende hissedebilir.
Winnicott buna "yeterince iyi bakım" adını verir.
Buradaki önemli nokta mükemmellik değildir.
Hiçbir ebeveyn her zaman kusursuz olamaz.
Önemli olan, çocuğun ihtiyaç duyduğunda çoğu zaman anlaşılabilmesi ve duygusal olarak taşınabilmesidir.
Bu deneyimler zamanla kişinin iç dünyasında bir güven hissinin oluşmasına katkı sağlayabilir.
Ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde yaşanan zorlayıcı olaylar da bu güven duygusunu etkileyebilir.
Dolayısıyla bugün güvende hissedememek, yalnızca çocuklukla açıklanabilecek bir durum değildir; kişinin tüm yaşam öyküsü birlikte değerlendirilmelidir.
Bion: Kaygı Tek Başına Taşınması Zor Bir Duygudur
Wilfred Bion, insan zihninin bazı duyguları tek başına anlamlandırmakta zorlanabileceğini ifade eder.
Özellikle yoğun kaygı yaşandığında kişi ne hissettiğini tam olarak tarif edemeyebilir.
Sanki içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardır.
Bion'a göre erken dönem ilişkilerde bakım veren kişi, bebeğin yoğun duygularını anlamlandırmasına yardımcı olur.
Bu süreç, zamanla kişinin kendi duygularını düzenleyebilme kapasitesinin gelişmesine katkı sağlayabilir.
Yetişkinlikte ise yoğun kaygı yaşandığında zihnimiz bazen bu duyguyu anlamlandırmak yerine sürekli açıklama aramaya başlayabilir.
"Acaba hasta mıyım?"
"Ya kötü bir şey olacaksa?"
"Ya fark etmediğim bir tehlike varsa?"
Aslında aranan şey çoğu zaman yalnızca bir cevap değildir.
İçeride hissedilen belirsiz huzursuzluğu anlamlandırabilecek bir açıklamadır.
Fakat bu açıklama bulunduğunda bile rahatlama çoğu zaman kısa sürer.
Çünkü sorun yalnızca cevabı bulamamak değildir.
Bazen sorun, kaygının kendisini taşımanın ne kadar zor olduğudur.
Neden Sürekli Güvence Ararız?
Güvende hissedemediğimizde çoğu zaman güvence aramaya başlarız.
Yakınlarımıza aynı soruyu tekrar tekrar sorabiliriz.
İnternette belirtilerimizi araştırabiliriz.
Kapıyı yeniden kontrol edebiliriz.
Doktora tekrar gidebiliriz.
Telefonu defalarca arayabiliriz.
Bütün bunlar kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir.
Ancak çoğu zaman bu rahatlama uzun sürmez.
Çünkü zihin kısa süre sonra yeni bir şüphe üretir.
"Ya bu sefer farklıysa?"
"Ya gözden kaçan bir şey varsa?"
Böylece kişi, güvence aradıkça kısa süre rahatlar; rahatladıkça da yeni güvencelere ihtiyaç duymaya başlayabilir.
Bu döngü zamanla yorucu bir hâl alabilir.
Freud: Kaygı Her Zaman Bugünle İlgili midir?
Sigmund Freud, kaygıyı yalnızca rahatsız edici bir duygu olarak değil, aynı zamanda ruhsal yaşamın önemli bir işareti olarak değerlendirmiştir. Ona göre kaygı bazen gerçek bir tehlikeye karşı ortaya çıkarken, bazen de geçmiş yaşantılarla ilişkili çatışmaların bir yansıması olabilir.
Bugün yaşadığımız bir olay, geçmişte hissettiğimiz bir duyguyu yeniden harekete geçirebilir.
Örneğin yeni bir işe başlamak yalnızca yeni bir deneyim değildir. Aynı zamanda başarısız olma, eleştirilme ya da reddedilme korkularını da tetikleyebilir.
Benzer şekilde, sevdiğimiz birinin telefonuna ulaşamamak yalnızca o ana ait bir belirsizlik değildir. Eğer geçmiş yaşam deneyimlerimizde kayıp, ayrılık ya da yoğun güvensizlik duyguları önemli bir yer tuttuysa, bugünkü küçük bir belirsizlik çok daha büyük bir tehdit gibi hissedilebilir.
Bu nedenle kişi çoğu zaman yalnızca bugünkü olaya tepki vermiyor olabilir. Bazen geçmişte yaşanan deneyimlerin bıraktığı duygusal izler de bugünkü kaygının yoğunluğunu etkileyebilir.
Polivagal Kuram: Bedenimiz Güvende Olduğunu Neden Anlamayabilir?
Nörobilimci Stephen Porges tarafından geliştirilen Polivagal Kuram, güven duygusunu anlamamız açısından önemli bir bakış açısı sunar.
Bu kurama göre sinir sistemimiz çevremizi sürekli olarak değerlendirir.
Bu değerlendirme bilinçli değildir.
Yani oturup "Şu an güvende miyim?" diye düşünmeyiz.
Bedenimiz bunu kendiliğinden yapar.
Eğer sinir sistemi bulunduğu ortamı güvenli olarak algılarsa;
- kaslar gevşemeye başlar,
- nefes daha düzenli hâle gelir,
- kalp atışı sakinleşir,
- çevremizle ilişki kurmak kolaylaşır.
Ancak sinir sistemi çevrede tehdit algılarsa, gerçek bir tehlike olmasa bile savunma sistemini devreye sokabilir.
İşte bu yüzden bazı insanlar şöyle der:
"Mantığım her şeyin yolunda olduğunu söylüyor ama bedenim buna inanmıyor."
Bu ifade çoğu zaman abartı değildir.
Çünkü güven hissi yalnızca düşüncelerimizle değil, sinir sistemimizin verdiği tepkilerle de ilişkilidir.
Güvende Hissetmemek Her Zaman Gerçek Bir Tehlike Olduğu Anlamına Gelmez
Kaygı yaşayan birçok kişi, bedenindeki belirtileri gerçek bir tehlikenin kanıtı olarak yorumlayabilir.
Kalp çarpıntısı...
Göğüste sıkışma hissi...
Nefes alamıyormuş gibi hissetmek...
Baş dönmesi...
Kas gerginliği...
Bu belirtiler oldukça gerçek olabilir.
Ancak belirtilerin gerçek olması, mutlaka ortada gerçek bir tehlike olduğu anlamına gelmez.
Sinir sistemi bazen yanlış alarm verebilir.
Nasıl ki bir evin alarm sistemi rüzgâr nedeniyle çalışabiliyorsa, bedenimiz de bazen gerçek bir tehdit olmadan alarm durumuna geçebilir.
Bu nedenle birçok kişi "Biliyorum ama hissedemiyorum." cümlesini kurar.
Aslında burada yaşanan çelişki tam olarak budur.
Varoluşçu Yaklaşım: Mutlak Güvenlik Mümkün müdür?
Varoluşçu psikoloji, güvenlik ihtiyacına farklı bir açıdan yaklaşır.
İnsan belirsizlik içinde yaşayan bir varlıktır.
Yarın ne olacağını...
Sevdiklerimizin her zaman yanımızda olup olmayacağını...
Hayatın bize neler getireceğini...
kesin olarak bilemeyiz.
Bu durum zaman zaman kaygı yaratabilir.
Çünkü zihnimiz belirsizlikten hoşlanmaz.
Kesinlik ister.
Garanti ister.
Kontrol etmek ister.
Ancak yaşam bize böyle bir garanti sunmaz.
Bu nedenle bazı insanlar güven arayışını dış dünyada sürdürmeye çalışır.
Her şeyi kontrol etmeye çalışmak...
Sürekli emin olmak istemek...
Risk almaktan kaçınmak...
Belirsizlikten uzak durmaya çalışmak...
Kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir.
Fakat mutlak güvenlik arayışı çoğu zaman mümkün değildir.
Varoluşçu bakış açısına göre ruhsal olgunlaşmanın önemli bir yönü, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak değil; onunla yaşayabilmeyi öğrenmektir.
Günlük Yaşamda Nasıl Fark Edilebilir?
Güvende hissetmemek yalnızca yoğun kaygı atakları şeklinde ortaya çıkmaz.
Bazen çok daha sessiz biçimlerde kendini gösterebilir.
Örneğin kişi;
- Sürekli telefonunu kontrol edebilir.
- Yakınlarından sık sık güvence isteyebilir.
- İnternette belirtilerini tekrar tekrar araştırabilir.
- Kapıyı ya da ocağı defalarca kontrol edebilir.
- Kötü bir haber alacakmış gibi sürekli tetikte hissedebilir.
- Rahatladığı an "Acaba gözden kaçırdığım bir şey mi var?" diye düşünebilir.
Bütün bunların ortak noktası, güvenlik arayışının hiç bitmemesidir.
Çünkü dışarıdan alınan güvence, içerideki güven hissinin yerini her zaman doldurmayabilir.
Bu Herkes İçin Geçerli midir?
Hayır.
Zaman zaman güvende hissetmemek, özellikle stresli yaşam olayları sırasında birçok insanın yaşayabileceği doğal bir deneyimdir.
Önemli bir ameliyat beklemek...
Yakın birinin sağlık sorunları...
İş değişikliği...
Taşınma...
Doğal afetler...
gibi durumlarda kaygı düzeyi artabilir.
Ancak bu his uzun süredir devam ediyor, günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkiliyor ve sürekli bir alarm hâline dönüşüyorsa, bunun psikolojik açıdan değerlendirilmesi faydalı olabilir.
Her bireyin yaşam öyküsü ve deneyimi farklıdır. Bu nedenle aynı belirti, farklı kişiler için farklı anlamlar taşıyabilir.
Kendinize Şu Soruları Sorabilirsiniz
Bu yazıyı okurken aşağıdaki sorular üzerinde düşünebilirsiniz:
- Kendimi en çok hangi ortamlarda güvensiz hissediyorum?
- Mantığım ile hislerim en çok hangi konularda çatışıyor?
- Rahatladığımda bile yeni bir tehdit arıyor muyum?
- Belirsizlikle karşılaştığımda ilk aklıma gelen düşünce ne oluyor?
- Güvende hissetmek için en çok neye ihtiyaç duyuyorum?
- Dışarıdan aldığım güvenceler beni ne kadar süre rahatlatıyor?
Bu soruların amacı kendinizi yargılamak değil; güven duygunuzla kurduğunuz ilişkiyi daha yakından anlamaya çalışmaktır.
Psikolojik Destek Ne Zaman Faydalı Olabilir?
Eğer;
- Sürekli tetikte hissediyorsanız,
- Gerçek bir tehlike olmasa bile bedeniniz sürekli alarm veriyorsa,
- Güvence arama davranışları günlük yaşamınızı etkiliyorsa,
- Kaygı nedeniyle sosyal, ailevi veya mesleki yaşamınız zorlaşıyorsa,
- Mantığınızla bildiğiniz hâlde duygusal olarak rahatlayamıyorsanız,
psikolojik destek almak faydalı olabilir.
Psikolojik destek sürecinde yalnızca belirtiler değil; güven duygusunun yaşam öykünüz içinde nasıl şekillendiği, kaygının hangi durumlarda arttığı ve bu deneyimin sizin için ne ifade ettiği de ele alınabilir.
Sonuç
Bazen en yorucu deneyim, gerçek bir tehlikenin içinde olmak değil; güvende olduğumuzu bildiğimiz hâlde bunu hissedememektir.
Mantığımız "Her şey yolunda." der.
Bedenimiz ise hâlâ alarm verir.
Bu durum, zayıf olduğumuz ya da iradesiz davrandığımız anlamına gelmez.
Güven duygusu yalnızca düşüncelerimizle oluşmaz.
İlişkilerimiz, yaşam deneyimlerimiz, sinir sistemimiz ve duygusal dünyamız birlikte çalışır.
Belki de iyileşme, hayatın bize hiçbir zaman risk sunmayacağını öğrenmekten değil; belirsizlik içinde de kendimizi daha güvende hissedebileceğimiz bir iç denge geliştirmekten geçer.
Sık Sorulan Sorular
Güvende olduğumu bildiğim hâlde neden kaygılanıyorum?
Güvende olmak ile güvende hissetmek aynı şey değildir. Sinir sistemi, geçmiş deneyimler ve kaygı düzeyi bu hissi etkileyebilir.
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek anksiyete belirtisi olabilir mi?
Bu his, anksiyete ile ilişkili olabilir; ancak tek başına tanı koydurmaz. Süreklilik göstermesi ve yaşamı etkilemesi durumunda bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak faydalı olabilir.
Sürekli güvence aramak neden beni kısa süre rahatlatıyor?
Güvence aramak geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak altta yatan kaygı devam ettiği için zihin bir süre sonra yeni şüpheler üretebilir.
Bilal KAYA | Yetişkin ve Çocuk Psikoloğu | Online Psikolog | Samsun Psikolog | Atakum Psikolog
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap