Ebeveynin Kendi Çocukluğu, Çocuğuyla Kurduğu İlişkiye Nasıl Taşınır?
Bir ebeveyn bazen çocuğuna bakarken yalnızca onun davranışını görmez.
Kendi çocukluğundan bir şeyler de görür.
Çocuğu ağladığında içi neden bu kadar daralıyor?
Çocuğu kendisine karşı çıktığında neden normalden çok daha fazla öfkeleniyor?
Çocuğu başarısız olduğunda neden onu hemen toparlamak istiyor?
Çocuğu üzgün olduğunda neden kendi çocukluğundaki yalnızlığı hatırlıyor?
Bazen ebeveynin verdiği tepkinin şiddeti, çocuğun o an yaptığı şeyle tam olarak açıklanamayacak kadar büyük olabilir.
Çocuk küçük bir hata yapar ama ebeveyn çok yoğun bir kaygı yaşar.
Çocuk “hayır” der ama ebeveyn bunu sıradan bir karşı çıkıştan daha büyük bir reddedilme gibi hisseder.
Çocuk kendi başına bir şey yapmak ister ama ebeveyn bunu uzaklaşma gibi deneyimler.
Böyle anlarda yalnızca çocuğun ne yaptığına değil, ebeveynin içinde neyin harekete geçtiğine de bakmak gerekir.
Çünkü ebeveynlik yalnızca bugünde yaşanan bir ilişki değildir.
Ebeveyn kendi çocukluğundan öğrendiği sevgi biçimlerini, korkuları, beklentileri, sınır anlayışını, ilişki kurma biçimlerini ve bazen de henüz anlamlandırılmamış deneyimlerini çocukla olan ilişkisine taşıyabilir.
Bu aktarım çoğu zaman bilinçli değildir.
Bir ebeveyn:
“Ben çocukluğumda böyle yaşadım, şimdi bunu çocuğuma uygulayacağım.”
diye düşünmez.
Tam tersine, bazen kendisini çocukluğunda gördüğü ebeveynlik biçiminin tam tersini yapmaya çalışırken bile geçmişiyle ilişki içerisinde olabilir.
Çünkü çocukluk yalnızca hatırladığımız anılardan oluşmaz.
Bazı ilişkiler, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkinin biçimine dönüşür.
Bu nedenle ebeveynlikte önemli sorulardan biri yalnızca:
“Çocuğuma nasıl davranıyorum?”
değildir.
Bunun yanında:
“Ben çocukken bana nasıl davranılırdı ve bunun bende nasıl bir izi kaldı?”
sorusu da önemlidir.
Kendi Çocukluğumuz Neden Ebeveynliğimize Taşınır?
İnsan ilişkileri yalnızca öğrenilen bilgilerden oluşmaz.
Çocukken sevgi nasıl gösterildi?
Üzüldüğümüzde ne oldu?
Korktuğumuzda biri yanımızda oldu mu?
Öfkelendiğimizde duygumuza alan açıldı mı?
Hata yaptığımızda ne yaşadık?
Başarısız olduğumuzda nasıl karşılandık?
Bir şey istediğimizde duyulduk mu?
Kendi kararlarımızı vermemize izin verildi mi?
Bütün bu deneyimler zamanla çocuğun kendisi, başkaları ve ilişkiler hakkında bazı beklentiler geliştirmesine katkıda bulunur.
Çocuklukta öğrenilen bazı şeyler daha sonra düşünce olarak değil, ilişki biçimi olarak karşımıza çıkar.
Örneğin çocukken ağladığında sürekli susturulan bir kişi, kendi çocuğu ağladığında yoğun bir huzursuzluk yaşayabilir.
Çocukken başarı üzerinden değer gören bir ebeveyn, çocuğunun başarısızlığına normalden fazla tepki verebilir.
Çocukken çok kontrol edilen biri, kendi çocuğunun bağımsızlaşmasına karşı aşırı hassas olabilir.
Çocukken ebeveyninin duygularını taşımak zorunda kalan biri ise çocuğunun üzüntüsünü gördüğünde hemen onu düzeltmek veya rahatlatmak isteyebilir.
Burada geçmiş bugünün içine doğrudan girmez.
Geçmişin ilişkisel anlamı bugünkü ilişkinin içinde yeniden ortaya çıkabilir.
Freud: Geçmiş Yalnızca Hatıra Olarak Kalmaz
Sigmund Freud'un psikanalitik yaklaşımı, insanın bugünkü davranışlarının yalnızca bilinçli kararlarla açıklanamayacağını ortaya koyar.
Çocukluk deneyimleri, çatışmalar ve ilişkiler kişinin ruhsal dünyasında iz bırakabilir.
Özellikle kişinin farkında olmadığı bazı duygular ve ilişki biçimleri daha sonraki yaşamında farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkabilir.
Bu açıdan ebeveynlik oldukça önemli bir alandır.
Çünkü çocuk, ebeveynin kendi çocukluğu ile karşılaşabileceği güçlü bir ilişki alanı yaratır.
Ebeveyn çocuğunun ağladığını gördüğünde yalnızca:
“Çocuğum şu anda üzgün.”
demeyebilir.
Farkında olmadan kendi geçmişindeki bir duyguyla da karşılaşabilir.
“Ben çocukken kimse beni böyle sakinleştirmedi.”
“Ben böyle ağladığımda azar işitirdim.”
“Benim başarısız olmama izin verilmezdi.”
Bunlar her zaman bilinçli düşünceler olarak ortaya çıkmaz.
Bazen yalnızca yoğun bir öfke veya kaygı şeklinde yaşanır.
Bu nedenle bazı ebeveyn tepkilerinin şiddeti, çocuğun davranışından çok ebeveynin kendi geçmişinde taşıdığı anlamlarla ilişkili olabilir.
Bazen Ebeveyn Tam Olarak Kendi Ebeveyninin Tersine Dönüşür
Geçmişin bugüne taşınması her zaman aynı davranışın tekrar edilmesi şeklinde olmaz.
Bazen tam tersine dönüşür.
Çocukken çok katı bir ortamda büyüyen bir ebeveyn:
“Benim çocuğum hiçbir zaman böyle baskı altında olmayacak.”
diyebilir.
Bu kez sınır koymakta zorlanabilir.
Çocukken çok fazla kontrol edilmiş biri, kendi çocuğuna neredeyse hiç sınır koymayabilir.
Çocukken yeterince ilgi görmeyen biri, çocuğuyla aşırı iç içe olabilir.
Çocukken sürekli eleştirilen biri, kendi çocuğunu hiçbir şekilde eleştirmemeye çalışabilir.
İlk bakışta bunlar geçmişi tekrar etmek gibi görünmez.
Fakat bazen yine geçmişin etrafında şekillenen bir ebeveynlik vardır.
Çünkü kişi:
“Benim yaşadığımın tam tersini yapacağım.”
derken bile davranışlarını geçmişiyle bağlantılı biçimde belirliyor olabilir.
Bu nedenle geçmişten özgürleşmek yalnızca geçmişin tersini yapmak değildir.
Bazen geçmişle kurduğumuz ilişkinin farkına varmaktır.
Winnicott: Ebeveyn Kendi Çocukluğuyla Çocuğunun Çocukluğunu Karıştırdığında
Donald Winnicott'un yeterince iyi ebeveynlik anlayışı burada önemli bir alan açar.
Çocuk için gerekli olan kusursuz bir ebeveyn değildir.
Ebeveynin çocuğun gerçek ihtiyaçlarına yeterince duyarlı olması, onun gelişimini desteklemesi ve ilişkide onarıma alan açması önemlidir.
Ancak ebeveyn kendi çocukluğundan taşıdığı yaraları çocuğunun deneyimlerinden ayırmakta zorlandığında, çocukla kurduğu ilişkide bazı karışmalar ortaya çıkabilir.
Örneğin çocuk kendi başına bir şey yapmak ister.
Ebeveyn bunu:
“Benden uzaklaşıyor.”
şeklinde hissedebilir.
Oysa çocuk yalnızca gelişimsel olarak bağımsızlaşmaya çalışıyor olabilir.
Çocuk hata yapar.
Ebeveyn bunu:
“Başarısız olacak.”
şeklinde yoğun biçimde yaşayabilir.
Oysa çocuk yalnızca öğrenme sürecinin bir parçası olarak hata yapıyordur.
Çocuk ağlar.
Ebeveyn kendi çocukluğunda yaşadığı çaresizliği hatırlamaksızın benzer bir çaresizlik hisseder.
Bu durumda ebeveynin bugünkü tepkisi yalnızca çocuğun bugünkü deneyimine değil, geçmişteki bir yaşantının duygusal izine de bağlı olabilir.
“Ben Çocuğuma Asla Böyle Davranmayacağım” Demek Yeterli mi?
Hayır.
Çünkü ebeveynlikte en güçlü tekrarlar bazen bilinçli olarak fark ettiklerimiz değildir.
Bir kişi:
“Ben asla babam gibi olmayacağım.”
diyebilir.
Fakat öfkelendiğinde onun ses tonunu kullanabilir.
“Ben çocuğumu asla kardeşimle kıyaslamayacağım.”
diyebilir.
Fakat çocuğunun başarısızlığı karşısında kendisini başka çocuklarla kıyaslarken bulabilir.
“Ben çocuğumu hiçbir zaman baskı altında bırakmayacağım.”
diyebilir.
Fakat kaygılandığında çocuğun bütün hayatını kontrol etmeye başlayabilir.
Burada amaç ebeveyne:
“Sen de kendi anne-babanın aynısısın.”
demek değildir.
Çünkü insanlar geçmişlerini yalnızca tekrar etmez.
Geçmişleriyle farklı biçimlerde ilişki kurabilirler.
Ancak çocukluk deneyimlerinin bugünkü ebeveynlikte hangi noktalarda harekete geçtiğini fark etmek, ebeveynin çocuğuyla kurduğu ilişkiyi daha özgür biçimde şekillendirmesine yardımcı olabilir.
Bowlby: Bağlanma Biçimleri Kuşaktan Kuşağa Nasıl Taşınabilir?
John Bowlby'nin bağlanma kuramı, çocuğun erken dönem bakım deneyimlerinin ilerleyen yıllardaki ilişkilerini etkileyebileceğini ortaya koyar.
Çocuk bakım veren kişiyle kurduğu ilişki içerisinde bazı beklentiler geliştirir.
“İhtiyaç duyduğumda biri yanımda olacak mı?”
“Üzüldüğümde bana ne olacak?”
“Yakınlaştığımda karşılık bulacak mıyım?”
“Birine güvenebilir miyim?”
Bu tür deneyimler yalnızca çocuklukta kalmaz.
Yetişkin olduğumuzda kendi çocuğumuz olduğunda, geçmişte öğrendiğimiz ilişki biçimleri yeniden harekete geçebilir.
Örneğin kendi çocukluğunda ebeveyninden uzaklaşmak zorunda kalmış bir kişi, çocuğu kendi başına hareket etmeye başladığında yoğun kaygı yaşayabilir.
Çocuğunun bağımsızlaşmasını bir gelişimsel adım olarak görmek yerine:
“Bana artık ihtiyacı yok.”
gibi deneyimleyebilir.
Başka bir ebeveyn ise çocuk ağladığında hemen geri çekilebilir; çünkü çocuklukta yoğun duyguların kendisini zorlayan bir ilişki atmosferi yaratmış olabilir.
Dolayısıyla ebeveynin kendi bağlanma deneyimi, çocuğuyla kurduğu ilişkiyi etkileyebilir.
Ancak bu bir kader değildir.
Bir ebeveynin çocukluk deneyiminin zorlayıcı olması, kendi çocuğuyla mutlaka aynı ilişkiyi kuracağı anlamına gelmez.
Tam tersine, farkındalık ve ilişkisel deneyimlerle farklı bir bağlanma biçimi de geliştirilebilir.
Çocuğumuz Bazen Kendi Çocukluğumuzdaki Bizi Hatırlatır
Bir ebeveyn için en şaşırtıcı deneyimlerden biri, çocuğunun davranışının kendisinde geçmişten bir duygu uyandırması olabilir.
Çocuk ağlar.
Ebeveyn bir anda kendi çocukluğunda yaşadığı yalnızlığı hatırlar gibi olur.
Çocuk başarısız olur.
Ebeveyn kendi çocukluğundaki yetersizlik duygusuna yaklaşır.
Çocuk reddedilir.
Ebeveyn kendi geçmişindeki dışlanmayı hissedebilir.
Bu durumda ebeveyn yalnızca çocuğunun duygusuna değil, kendi çocukluğunun duygusuna da tepki veriyor olabilir.
Bu nedenle bazı ebeveynlerin çocuğunun yaşadığı küçük bir probleme karşı çok yoğun tepki vermesi mümkündür.
Çünkü çocukta görünen duygu, ebeveynin kendi geçmişinde bıraktığı bir yaraya temas etmiştir.
Bion: Ebeveyn Kendi Duygusunu Çocuğa mı Taşıyor?
Wilfred Bion'un düşünceleri, çocuğun henüz anlamlandırılamayan duygusal deneyimlerini bakım veren kişiyle ilişkisi içerisinde düşünmek açısından önemlidir.
Ancak burada yalnızca çocuğun ebeveynin duygularını taşımasından söz etmek yeterli değildir.
Ebeveynin de bazen kendi duygularını çocuğun deneyimi üzerinden yaşayabildiğini düşünmek gerekir.
Çocuğun kaygısı ebeveyne geçebilir.
Ama bazen ebeveynin kendi kaygısı da çocuğun yaşadığı bir durumu olduğundan daha tehdit edici biçimde algılamasına neden olabilir.
Örneğin çocuk okula gidecektir.
Ebeveyn:
“Acaba yalnız kalır mı?”
“Biri ona kötü davranır mı?”
“Bana ihtiyaç duyduğunda ne olacak?”
diye yoğun bir kaygı yaşayabilir.
Çocuğun kendi kaygısından daha büyük bir kaygı ebeveynde oluşabilir.
Bu durumda çocuk yalnızca kendi okul deneyimini yaşamaz.
Ebeveynin kaygısını da ilişkinin atmosferi içerisinde hissedebilir.
Bu nedenle ebeveynin kendi duygusal durumunu fark edebilmesi, çocuğun yaşadığı deneyimin onun duygularıyla karışmaması açısından önemlidir.
Kohut: Ebeveyn Bazen Çocuğunda Kendisini Tamamlamaya Çalışabilir
Heinz Kohut'un kendilik psikolojisi, kişinin kendilik değerini ve ilişkiler içerisinde görülme ihtiyacını anlamak açısından önemli bir perspektif sunar.
Bazen ebeveyn çocuk aracılığıyla kendi kendilik değerini düzenlemeye başlayabilir.
“Çocuğum başarılı olursa ben iyi bir ebeveynim.”
“Çocuğum mutluysa ben doğru bir şey yapıyorum.”
“Çocuğum herkes tarafından sevilirse ben de başarılı olmuş olurum.”
Bu durumda çocuğun hayatındaki başarılar ve başarısızlıklar ebeveynin kendi benlik değerini doğrudan etkileyebilir.
Çocuk bir sınavda başarısız olur.
Ebeveyn bunu yalnızca çocuğun başarısızlığı olarak değil, kendi ebeveynliğinin başarısızlığı olarak yaşayabilir.
Çocuk bir etkinliği yapmak istemez.
Ebeveyn bunu:
“Ben çocuğumu yeterince iyi yetiştiremedim.”
şeklinde hissedebilir.
Böylece çocuk farkında olmadan ebeveynin kendi değerini düzenleyen bir konuma yerleşebilir.
Oysa çocuğun hayatı ebeveynin kendisini doğrulamak için kullanacağı bir alan olmak zorunda değildir.
Çocuk ayrı bir bireydir.
Onun başarısı ebeveynin değerini, başarısızlığı ise ebeveynin yetersizliğini belirlemek zorunda değildir.
Çocuğumu Kendi Çocukluğumun Telafisi İçin mi Yetiştiriyorum?
Bu soru ebeveynlik açısından oldukça derindir.
Çocukluğunda yeterince oyun oynamamış bir ebeveyn, çocuğunun hiç sıkılmasını istemeyebilir.
Çocukken çok eleştirilmiş bir ebeveyn, çocuğuna sürekli:
“Sen harikasın.”
diyebilir.
Çocukken yeterince ilgi görmeyen bir ebeveyn, çocuğunun her an yanında olmak isteyebilir.
Çocukken çok kısıtlanmış biri, kendi çocuğunun önüne hiçbir sınır koymamaya çalışabilir.
İlk bakışta bunların hepsi anlaşılır tepkilerdir.
Ancak burada çocuk ile ebeveynin ihtiyaçları birbirine karışabilir.
Çocuğun ihtiyacı ile ebeveynin geçmişte alamadığı şeyi çocuğuna verme arzusu aynı şey değildir.
Bir ebeveyn kendi çocukluğunda alamadığını çocuğuna vermek isteyebilir.
Bu sevgiyle yapılabilir.
Ancak çocuk zamanla ebeveynin geçmişini telafi etmek zorunda kaldığında ilişkide başka bir ağırlık oluşabilir.
Çocuğun görevi ebeveyninin çocukluğunu iyileştirmek değildir.
Varoluşçu Açıdan Geçmişin İçinde Sıkışıp Kalmamak
Psikodinamik yaklaşım bize geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkilerde nasıl yaşamaya devam edebileceğini gösterir.
Varoluşçu yaklaşım ise başka bir soruyu gündeme getirir:
“Geçmişim beni etkiliyor olabilir, ama bugün onunla ne yapıyorum?”
İnsan çocukluğunu seçmez.
Nasıl bir ailede büyüyeceğini seçmez.
Kendisinin nasıl yetiştirileceğini seçmez.
Ama yetişkin olduğunda kendi yaşantısıyla kurduğu ilişki üzerine düşünme imkânına sahiptir.
Geçmişinden gelen bir korku olabilir.
Kendi çocuğunun aynı şeyi yaşamamasını isteyebilir.
Bu anlaşılırdır.
Fakat bazen geçmişte yaşananların etkisi o kadar güçlü olabilir ki ebeveyn bugün çocuğunun gerçekten kim olduğunu görmekte zorlanabilir.
Çocuk geçmişteki bir yarayı temsil etmeye başlayabilir.
O zaman ebeveyn:
“Çocuğum neden böyle?”
sorusundan çok:
“Çocuğumun davranışı bende neden bu kadar yoğun bir duygu yaratıyor?”
sorusuyla karşılaşabilir.
Varoluşçu açıdan bu farkındalık, kişinin ebeveynlikte daha özgür seçimler yapabilmesinin bir parçasıdır.
Çocuğumun Hikâyesi Benim Hikâyemden Ayrı
Belki de ebeveynlikte en zor şeylerden biri budur.
Çocuğumuz bize ait değildir.
O bizim çocuğumuzdur, ama bizim devamımız değildir.
Kendi mizacı vardır.
Kendi duyguları vardır.
Kendi seçimleri vardır.
Kendi yaşamı olacaktır.
Bizim çocukluğumuz onun çocukluğu değildir.
Bizim korkularımız onun kaderi değildir.
Bizim eksikliklerimiz onun tamamlaması gereken görevler değildir.
Bu ayrımı koruyabilmek, çocuğun kendiliğini geliştirebilmesi açısından önem taşır.
Ebeveyn çocuğunun hayatına eşlik eder.
Ancak onun yerine yaşayamaz.
Onun bütün acılarını ortadan kaldıramaz.
Onun bütün seçimlerini kontrol edemez.
Onun bütün hatalarını engelleyemez.
Ve belki de çocuk için en değerli şeylerden biri, ebeveyninin kendi geçmişiyle onun hikâyesini birbirinden ayırabildiğini hissetmektir.
Ebeveynler Ne Yapabilir?
Ebeveynin kendi çocukluğunu fark etmesi, her davranışının geçmişten kaynaklandığını düşünmesi anlamına gelmez.
Çocukla kurulan her ilişki anını eski yaraların açıklaması da gerekmez.
Ancak bazı tepkilerin çocukla olan olayın büyüklüğüyle orantısız olduğunu fark etmek önemli olabilir.
Çocuğun davranışından sonra:
“Neden bu kadar öfkelendim?”
“Bu durum bana neden bu kadar ağır geldi?”
“Çocuğumun yaşadığı şeyle benim çocukluğum arasında bir benzerlik mi var?”
gibi sorular ortaya çıkabilir.
Bazen ebeveyn kendi geçmişindeki bir deneyimi çocuk üzerinden yeniden yaşadığını fark edebilir.
Bu farkındalık suçluluk yaratmak için değil, çocuğu geçmişten ayırabilmek için önemlidir.
Çocuğun yaşadığı deneyimi ebeveynin kendi hikâyesinden ayırabilmek;
“Ben çocukken böyle yaşadım ama çocuğumun yaşadığı şey aynı olmak zorunda değil.”
diyebilmek anlamına gelir.
Bunun yanında ebeveynin kendi duygularına da alan açması önemlidir.
Çocuğuna öfkelendiğinde bu öfkenin varlığını kabul etmek, onu çocuğa yüklemek anlamına gelmez.
Çocuğunun bağımsızlaşmasından korktuğunda, bu korkunun çocuğun gerçekten tehlikede olduğunu göstermediğini fark etmek mümkündür.
Ve ebeveyn bazen çocuğuyla olan ilişkisinde yaşadığı bir güçlüğü tek başına çözmekte zorlanabilir.
Bu noktada kendi geçmişine bakabilmek, ebeveynlik ilişkisini daha anlaşılır hâle getirebilir.
Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?
Ebeveynlik sırasında kendi çocukluğunuzdan gelen yoğun duyguların sık sık harekete geçtiğini, çocuğunuzun bazı davranışlarına normalden çok daha güçlü tepkiler verdiğinizi veya geçmişte yaşadığınız ilişkilerin bugün çocuğunuzla kurduğunuz ilişkiyi belirgin biçimde etkilediğini düşünüyorsanız psikolojik destek faydalı olabilir.
Psikodinamik yönelimli psikolojik destek sürecinde ebeveynin çocukluk deneyimleri, geçmiş ilişkileri, bugün çocuğuyla kurduğu bağ, bilinçdışı tekrarlar ve ebeveynlik sırasında ortaya çıkan duygular birlikte ele alınabilir.
Amaç ebeveyni geçmişi nedeniyle suçlamak değildir. Tam tersine, geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişki üzerindeki etkisini fark ederek çocuğun hikâyesini ebeveynin hikâyesinden ayırabilmesine alan açmaktır.
Çocukla ilgili güçlüklerde ise gerektiğinde çocuğun gelişimsel ve duygusal dünyası da ayrıca değerlendirilir. Çocuk merkezli oyun terapisi, çocuğun henüz sözcüklerle ifade edemediği deneyimlerin oyun içerisinde ele alınabileceği bir alan sunabilir.
Samsun çocuk psikoloğu ve Samsun Atakum oyun terapisi konusunda bilgi almak isteyen ebeveynler yüz yüze psikolojik destek için benimle iletişime geçebilir. Türkiye'nin farklı şehirlerinden aileler için de online psikolojik destek seçenekleri bulunmaktadır. Randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.
Sonuç
Ebeveynlik yalnızca çocuğun hikâyesinin başladığı yer değildir.
Aynı zamanda ebeveynin kendi çocukluğuyla yeniden karşılaşabildiği bir dönemdir.
Çocuğun ağlaması kendi çocukluğundaki yalnızlığı hatırlatabilir.
Çocuğun öfkesi geçmişte bastırdığı öfkeyi harekete geçirebilir.
Çocuğun bağımsızlaşması kendi terk edilme korkusuna dokunabilir.
Çocuğun başarısızlığı kendi yeterlilik duygusunu sarsabilir.
Bütün bunlar ebeveynin kötü olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine ebeveynliğin neden yalnızca çocuk hakkında konuşarak anlaşılmayacağını gösterir.
Freud, geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkilerde nasıl yeniden ortaya çıkabileceğini anlamamıza yardımcı olur.
Winnicott, yeterince iyi ebeveynlik ve çocuğun kendiliğini geliştirebilmesi için güvenli bir ilişkinin önemini ortaya koyar.
Bowlby, erken bağlanma deneyimlerinin sonraki ilişkiler üzerindeki etkisini anlamamızı sağlar.
Bion, duyguların ilişki içerisinde nasıl taşındığını ve anlamlandırıldığını düşünmemize yardımcı olur.
Kohut ise çocuğun ebeveynin kendilik değerini düzenlediği bir konuma yerleşmesinin nasıl bir ilişkisel yük oluşturabileceğini gösterir.
Varoluşçu yaklaşım ise bütün bunların ardından önemli bir alan bırakır:
Geçmişimizi seçmedik. Ama bugün onunla nasıl bir ilişki kuracağımızı düşünme imkânımız var.
Çocuğumuz bizim geçmişimizi yeniden yaşamak zorunda değildir.
Bizim yaşadığımız korkular onun korkuları olmak zorunda değildir.
Bizim alamadığımız şeyleri o tamamlamak zorunda değildir.
Bizim gerçekleşmemiş hayallerimizi gerçekleştirmek onun görevi değildir.
Çocuğumuzun hikâyesi bizim hikâyemizden ayrı bir hikâyedir.
Belki de ebeveynliğin en önemli olgunluklarından biri, kendi çocukluğumuz ile çocuğumuzun çocukluğu arasındaki sınırı fark edebilmektir.
Çocuğumu kendi geçmişimin devamı olarak değil, kendi hikâyesi olan ayrı bir insan olarak görebiliyor muyum?
Bu sorunun cevabı, yalnızca çocuğumuzla ilişkimiz hakkında değil, kendi çocukluğumuzla bugün nasıl bir ilişki kurduğumuz hakkında da çok şey söyler.
Sık Sorulan Sorular
Ebeveynin çocukluğu çocuğuyla ilişkisini gerçekten etkiler mi?
Evet. Erken dönem ilişkiler, sevgi ve sınır deneyimleri, ebeveynin bugün çocukla kurduğu ilişkide belirli beklenti ve tepkilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir. Ancak çocukluk deneyimleri ebeveynlik biçimini tamamen belirlemez.
Kendi çocukluğum zorsa ben de çocuğuma zarar verir miyim?
Hayır. Zor bir çocukluk yaşamış olmak aynı deneyimin çocuğa aktarılacağı anlamına gelmez. Kişinin kendi geçmişini fark etmesi, hangi deneyimlerin bugün tetiklendiğini anlaması ve farklı ilişki biçimleri geliştirmesi mümkündür.
Neden çocuğuma bazı konularda aşırı tepki veriyorum?
Bazı durumlarda çocuğun davranışı ebeveynin kendi geçmişindeki bir duyguya veya deneyime temas edebilir. Bu nedenle verilen tepkinin şiddeti yalnızca çocuğun o anki davranışıyla açıklanamayabilir.
Çocuğumu kendi çocukluğumun telafisi için yetiştiriyor olabilir miyim?
Bazı ebeveynler çocuklarına kendi çocukluklarında alamadıkları şeyleri vermek isteyebilir. Bu sevgiyle yapılabilir. Ancak zaman zaman ebeveynin ihtiyacı ile çocuğun ihtiyacının birbirine karışması mümkün olabilir.
Çocuğumun benim yaşadıklarımı yaşamamasını istemem yanlış mı?
Hayır. Her ebeveyn çocuğunun kendisinden daha iyi koşullarda büyümesini isteyebilir. Ancak çocuğu geçmişte yaşananların tam tersi yönde yetiştirmeye çalışmak da onun bireyselliğini gözden kaçırabilir.
Çocuğumun bağımsızlaşması neden beni kaygılandırıyor?
Bazı ebeveynlerde çocuğun bağımsızlaşması, bilinçli olarak fark edilmeyen ayrılık veya kayıp duygularını harekete geçirebilir. Ayrıca ebeveynin kendi çocukluğundaki ayrılık deneyimleri de bugünkü tepkilerine eşlik edebilir.
Ebeveyn kendi çocukluğu hakkında çalıştığında çocuğuyla ilişkisi değişir mi?
Kişinin kendi geçmişini ve bugün taşıdığı ilişkisel örüntüleri daha iyi anlaması, çocuğuyla kurduğu ilişkiyi farklı biçimde değerlendirmesine yardımcı olabilir. Amaç geçmişi değiştirmek değil, geçmişin bugünkü ilişki üzerindeki etkisini daha iyi anlayabilmektir.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap