Çocuklar Neden Bazen Kendilerine Yasaklanan Şeyleri Daha Çok İsterler?
Bir çocuğa bir şeyi yapmaması söylendiğinde neden bazen tam tersini yapmaya çalışır? Oynamasına izin verilmeyen bir oyuncakla neden daha fazla ilgilenir? Ebeveyni bir davranışı yasakladıkça neden o davranışa yönelir, ısrar eder veya kendisine sunulan alternatifleri reddeder? Bir çocuk, biraz önce ilgilenmediği bir şeyi neden yalnızca yasaklandığında istemeye başlayabilir?
Ebeveynlerin günlük yaşamda sık karşılaştığı bu durum, ilk bakışta çocuğun inatçı olmasıyla açıklanabilir. Çocuk bir şeyi ister, ebeveyni izin vermez ve ardından iki taraf arasında giderek büyüyen bir mücadele başlar. Ebeveyn sınırı korumaya çalışırken çocuk isteğinde ısrar eder. Bazen bir süre sonra mesele artık istenen şey olmaktan çıkar; kimin karar vereceği, kimin geri adım atacağı ve kimin sözünün geçeceği de tartışmanın bir parçası hâline gelir.
Oysa çocukların yasaklanan şeylere yönelmesi her zaman sınırları kabul etmemeleriyle ilgili değildir. Bazen merak ettikleri bir şeyi keşfetmek isterler. Bazen kendi kararlarını verebildiklerini hissetmeye ihtiyaç duyarlar. Bazen de bir şeye ulaşmalarının engellenmesi, o şeyi daha önemli hâle getirir. Özellikle henüz duygularını düzenlemeyi ve isteklerini ertelemeyi öğrenmekte olan çocuklar için bir arzudan vazgeçmek, yetişkinlerin düşündüğünden daha zor olabilir.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir soru vardır: Çocuk yalnızca yasaklanan şeyi mi istemektedir, yoksa o şeyi istemesine izin verilmemesini de mi deneyimlemektedir?
Çünkü bir davranışın ardında yalnızca elde edilmek istenen nesne bulunmayabilir. Çocuk bazen kendi isteğini korumaya, bazen bağımsızlığını hissetmeye, bazen de yaşadığı hayal kırıklığıyla baş etmeye çalışır. Bu nedenle yasaklanan bir şeye yönelik ısrarı anlamak için yalnızca çocuğun ne istediğine değil, isteğinin engellenmesiyle nasıl bir ilişki kurduğuna da bakmak gerekir.
1. Yasaklanan Bir Şey Neden Daha Çekici Hâle Gelebilir?
Bir şeyin yasaklanması, onun çocuk açısından taşıdığı anlamı değiştirebilir. Çocuk daha önce sıradan bulduğu bir nesneyi veya etkinliği, kendisine izin verilmediğini fark ettikten sonra daha fazla merak etmeye başlayabilir. Çünkü yasak, yalnızca bir engel oluşturmaz; çocuğun dikkatini belirli bir noktaya da yöneltebilir.
Örneğin salonda duran bir eşya çocuk için başlangıçta fazla ilgi çekici olmayabilir. Ancak ebeveyni ona tekrar tekrar dokunmamasını söylediğinde çocuk o eşyaya daha fazla dikkat etmeye başlayabilir. Ebeveynin tepkisi, nesnenin sıradan niteliğinin önüne geçerek onu daha belirgin hâle getirebilir.
Burada iki süreç birlikte işleyebilir. Birincisi, çocuğun dikkatinin yasaklanan şeye yönelmesidir. İkincisi ise çocuğun kendi isteğiyle dışarıdan getirilen engel arasındaki çatışmayı deneyimlemesidir.
Psikolojide psikolojik tepki (psychological reactance) olarak adlandırılan kavram, kişinin özgürlüğünün kısıtlandığını algıladığında kısıtlanan seçeneği yeniden elde etme isteğinin artabileceğini açıklar. Jack Brehm'in geliştirdiği bu yaklaşım, insanların bir seçeneğe erişimleri engellendiğinde neden o seçeneğe daha fazla yönelme eğilimi gösterebildiklerini anlamamıza yardımcı olur.
Bu kavram yetişkinlerin davranışlarını açıklamak için de kullanılır; çocukların tepkilerini anlamada da yararlı bir çerçeve sunar. Ancak çocukların her yasak karşısında psikolojik tepki geliştireceği veya her ısrarın bu mekanizmayla açıklanabileceği düşünülmemelidir.
Çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, isteğin kendisi, yasağın nasıl ifade edildiği ve içinde bulunduğu duygusal durum önemlidir. Bazen çocuk yalnızca yapmak istediği bir etkinliğin yarıda kesilmesine üzülür. Bazen de karar verme hakkının elinden alındığını düşündüğü için daha fazla direnç gösterir.
Bu nedenle bir çocuğun yasaklanan bir şeyi daha çok istemesi, o şeyin mutlaka daha değerli olduğu anlamına gelmez. Bazen değişen, nesnenin kendisinden çok çocuğun o nesneye ulaşma özgürlüğüyle kurduğu ilişkidir.
2. Psikodinamik Açıdan Yasak: Çocuğun İsteği ile Dış Dünyanın Sınırları
Psikodinamik yaklaşım, çocuğun davranışlarını yalnızca görünen istekler ve tepkiler üzerinden değerlendirmek yerine, bu davranışlara eşlik eden duygusal çatışmaları da anlamaya çalışır.
Çocuk bir şeyi istediğinde o isteğin hemen karşılanmasını bekleyebilir. Özellikle küçük yaşlarda beklemek, hayal kırıklığına katlanmak ve isteğin gerçekleşmemesini kabullenmek henüz gelişmekte olan becerilerdir. Çocuk istediği şeyden vazgeçmesi gerektiğini anladığında yalnızca bir nesneye erişememekle karşılaşmaz; aynı zamanda arzusunun sınırlandığını da deneyimler.
Bu deneyim zaman zaman öfke, hayal kırıklığı, üzüntü veya ısrar biçiminde ortaya çıkabilir.
Psikodinamik açıdan burada önemli olan, isteğin kendisi ile isteğin karşılanmamasına verilen tepkiyi birbirinden ayırabilmektir. Çocuk bir oyuncağı gerçekten istiyor olabilir. Fakat oyuncak kendisinden alındığında yaşadığı tepki, oyuncağa duyduğu ilgiden daha yoğun hâle gelebilir. Çünkü artık yalnızca oyuncağı istemekle kalmıyor, kaybettiği şeyi geri almaya da çalışıyordur.
Böyle bir durumda ebeveyn, çocuğun davranışını yalnızca “İnat ediyor.” biçiminde değerlendirebilir. Oysa çocuğun iç dünyasında birden fazla deneyim bir arada bulunabilir: İstek, engellenme, öfke, kontrol kaybı hissi ve yeniden karar verebilme arzusu.
Bu duyguların hepsini çocuğun bilinçli olarak tanımlayabilmesi beklenemez. Çocuk çoğu zaman ne hissettiğini açıklamak yerine davranışıyla gösterir. Israr eder, ağlar, öfkelenir veya kendisine sunulan başka seçenekleri reddeder.
Burada çocuğun davranışını anlamaya çalışmak, sınırı ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Tam tersine, çocuk hem isteğinin fark edildiğini hem de her isteğin gerçekleşemeyeceğini deneyimleyebilir.
Örneğin ebeveyn, “Oynamaya devam etmek istiyorsun ve bitirmek sana zor geliyor. Ancak şimdi oyunu bırakmamız gerekiyor.” dediğinde çocuğun isteğini kabul ederken sınırı da korur.
Çocuk böylece iki farklı deneyimle karşılaşır: Bir şeyi gerçekten istemesi mümkündür ve o şeyin gerçekleşmemesi de mümkündür.
Duygusal gelişim açısından önemli olan, bu iki durumun aynı anda var olabilmesidir.
3. Margaret Mahler: Kendi İsteğine Sahip Olmak, Ayrı Bir Birey Olmayı Keşfetmektir
Psikanalist Margaret Mahler'in ayrışma-bireyleşme yaklaşımı, çocuğun bakım veren kişiyle kurduğu yakın ilişki içinde giderek kendisine ait bir benlik ve özerklik duygusu geliştirmesini anlamaya yardımcı olur.
Çocuk büyüdükçe yalnızca çevresindeki dünyayı keşfetmez; kendi isteklerinin, tercihlerinın ve kararlarının da farkına varmaya başlar. Neyi istediğini, neyi istemediğini ve hangi konularda kendi kararını verebildiğini deneyimler.
Bu süreçte ebeveynin sınırlarıyla karşılaşmak gelişimin doğal bir parçasıdır. Çocuk bazı şeyleri tek başına yapmak, kendi seçtiği oyunu sürdürmek veya yetişkinin yönlendirmesine karşı çıkmak isteyebilir. Bazen bu davranışlar yetişkinlere gereksiz bir inatlaşma gibi görünse de çocuğun kendi iradesini deneyimleme çabasıyla ilişkili olabilir.
Örneğin çocuk, kendi seçtiği kıyafeti giymekte ısrar edebilir. Ebeveyni ona başka bir kıyafet önerdiğinde bu öneriyi yalnızca bir kıyafet değişikliği olarak değil, kendi seçiminin kabul edilmemesi olarak da deneyimleyebilir. Elbette her kıyafet tartışmasının ardında böyle bir anlam bulunmaz; bazen çocuk yalnızca seçtiği kıyafeti giymek istiyordur.
Ancak çocuğun bağımsızlık ihtiyacının belirginleştiği durumlarda ebeveynin her kararı doğrudan vermesi, çocuk ile yetişkin arasında gereksiz güç mücadeleleri yaratabilir.
Burada önemli olan, çocuğun bütün kararları kendisinin verebilmesi değildir. Çocuk güvenliği, sağlığı ve günlük yaşamın gereklilikleri bakımından yetişkinin rehberliğine ihtiyaç duyar. Özerklik geliştirmek, her istediğini yapabilmekten çok, kendi tercihlerini uygun sınırlar içinde ifade edebilmeyi öğrenmektir.
Ebeveyn, karar verilebilecek alanlarda çocuğa seçenek sunabilir. Örneğin “Önce dişlerini mi fırçalamak istersin, pijamanı mı giymek istersin?” diye sorabilir. Ancak uykuya hazırlanmanın gerekli olduğunu açık biçimde koruyabilir.
Bu yaklaşım, çocuğa her isteğinin yerine getirileceği mesajını vermez. Bunun yerine, kendisine ait seçim alanları olduğunu ve bu alanların sınırlarının da bulunduğunu deneyimlemesine imkân tanır.
4. Bir Yasak Çocuğun Gözünde Neden Güç Mücadelesine Dönüşür?
Bazen ebeveyn ile çocuk arasındaki tartışma, başlangıçtaki konusundan giderek uzaklaşır.
Çocuk bir şeyi ister, ebeveyni izin vermez. Çocuk ısrar eder ve ebeveyn daha sert bir biçimde karşı çıkar. Çocuk daha fazla direnince yetişkin de kararından geri adım atmamak için çabasını artırır. Bir süre sonra iki tarafın da odağı ilk istek olmaktan çıkar; kimin sözünün geçeceği ön plana gelir.
Bu tür durumlarda ebeveynin sınırı koruma ihtiyacı ile çocuğun isteğinde ısrar etmesi birbirini besleyen bir döngüye dönüşebilir.
Çocuk, geri adım atarsa isteğinin önemsenmediğini düşünebilir. Ebeveyn ise geri adım atarsa otoritesinin zedeleneceğinden veya çocuğun her istediğini yaptırmayı öğreneceğinden endişelenebilir. Böylece her iki taraf da kendi konumunu korumaya çalışırken çatışma büyüyebilir.
Ancak her tartışma böyle bir örüntüye dönüşmez. Bazen sınırın açık olmaması, bazen çocuğun yorgunluğu, bazen de yetişkinin gün içindeki stres düzeyi çatışmayı artırabilir.
Yine de ebeveynin kendisine sorması gereken önemli bir soru vardır: Şu anda gerçekten korunması gereken bir sınırı mı sürdürüyorum, yoksa çocuğun itiraz etmesini kabul etmekte mi zorlanıyorum?
Bu ayrım, ebeveynlik açısından önemlidir. Çocuğun karşı çıkması her zaman ebeveynin otoritesine yönelik bir tehdit değildir. Bazı durumlarda bu, çocuğun hoşnutsuzluğunu ifade etme biçimidir.
Ebeveynin her itirazı kişisel bir meydan okuma olarak değerlendirmesi, günlük yaşamın birçok alanını güç mücadelesine dönüştürebilir. Buna karşılık sınırın neden gerekli olduğunu bilmesi ve bunu sakin biçimde sürdürmesi, tartışmanın büyümesini önlemeye yardımcı olabilir.
Çocuğun itiraz edebilmesi ile kararın değişmesi aynı şey değildir. Çocuk bir sınıra öfkelenebilir, bu sınıra katılmayabilir ve yine de sınırın geçerli olduğunu öğrenebilir.,
5. Winnicott ve Çocuğun Duygularını Taşıyabilmesi
Donald Winnicott'un çocuk gelişimine ilişkin yaklaşımında bakım verenin sunduğu yeterince güvenli ve destekleyici ortam önemli bir yere sahiptir. Çocuk, kendi duygularını ve ihtiyaçlarını deneyimlerken yetişkinin düzenleyici desteğine ihtiyaç duyar.
Bir sınırla karşılaşan çocuk, yalnızca istediği şeyden vazgeçmek zorunda kalmaz; aynı zamanda bu vazgeçişin yarattığı duygularla da baş etmek durumundadır. Henüz kendi duygularını düzenleme becerisi tam olarak gelişmemişse bu durum zorlayıcı olabilir.
Örneğin oyun süresinin sona erdiğini öğrenen çocuk öfkelenebilir. Ebeveyninin kendisini anlamadığını düşünebilir veya oyununu sürdürmek için ısrar edebilir. Bu sırada yetişkinin görevi, çocuğun öfkesini bütünüyle ortadan kaldırmak değil, bu duyguyu güvenli bir biçimde yaşamasına eşlik etmektir.
Ebeveyn, çocuğun duygusunu kabul ederken davranışın sınırını da koruyabilir: “Oyunun bitmesine kızdığını görüyorum. Oynamaya devam etmek istiyorsun. Ancak şimdi eve gitmemiz gerekiyor.”
Bu yaklaşım çocuğun kızgınlığını onaylamakla her davranışına izin vermek arasındaki farkı ortaya koyar.
Çocuğun öfkelenmesi kabul edilebilir; fakat vurmak, eşyalara zarar vermek veya başkasını incitmek sınırlandırılabilir. Böylece çocuk duygularıyla davranışlarının aynı şey olmadığını öğrenme fırsatı bulur.
Winnicott'un yaklaşımından hareketle düşünüldüğünde, çocuğun gelişiminde yalnızca istediği şeylerin karşılanması değil, bazı istekleri karşılanmadığında da ilişki içinde kalabilmesi önemlidir. Ebeveynin tutarlı ve duygusal açıdan ulaşılabilir olması, çocuğun hayal kırıklığını zaman içinde daha iyi taşımasına yardımcı olabilir.
Bu, çocuğun her hayal kırıklığında hemen sakinleşmesini beklemek anlamına gelmez. Öğrenme süreci tekrarlanan deneyimler, yaşa uygun beklentiler ve yetişkinin tutumuyla zaman içinde gelişir.
6. Varoluşçu Açıdan Yasaklar: İstediğimiz Her Şeyi Yapamamak
Varoluşçu açıdan insan, arzuları ve seçimleri olan; ancak aynı zamanda sınırlarla karşılaşan bir varlıktır. Çocukluk döneminde bu deneyim, oldukça somut biçimlerde yaşanır: Çocuk oynamak ister ama uyku vakti gelmiştir. Bir nesneye dokunmak ister ama o nesne güvenli değildir. Bir etkinliği sürdürmek ister ama günlük düzenin gereği olarak bitirmesi gerekir.
Çocuk, zaman içinde kendi istekleri ile dış dünyanın koşulları arasında bir ilişki kurmayı öğrenir.
Bu süreçte önemli olan, arzunun kendisinin yanlış veya kötü olduğu mesajını vermemektir. Çocuk bir şeyi isteyebilir; ancak istemesi, o şeyi mutlaka elde edeceği anlamına gelmez.
İstekle eylem arasındaki bu ayrım, çocuğun kendisini tanıması bakımından önemlidir. Bir şeyi istemek doğal olabilir, fakat her isteğin gerçekleştirilmesi mümkün olmayabilir. Bazen başkalarının ihtiyaçları, güvenlik, zaman veya ortak yaşamın kuralları nedeniyle istek ertelenir ya da karşılanmaz.
Çocuk bu durumlarla karşılaştıkça hem kendi arzularını fark etmeyi hem de başkalarının sınırları olduğunu öğrenir.
Ebeveynin amacı çocuğun isteklerini küçültmek veya iradesini kırmak değildir. Aynı zamanda her isteğin yerine getirilmesi de çocuğun gelişimi için gerekli değildir. Önemli olan, çocuğun istediği şeyin neden mümkün olmadığını anlayabileceği ve karşılanmayan isteğiyle baş etmek için destek bulabileceği bir ilişki içinde olmasıdır.
Bu açıdan sınırlar yalnızca engel oluşturmaz. Çocuğun kendi arzularını, başkalarının ihtiyaçlarını ve ortak yaşamın koşullarını birlikte değerlendirebilmesini sağlayan bir çerçeve de sunar.
7. Ebeveynler Yasak Koyarken Nasıl Bir Tutum Benimseyebilir?
Çocuğun yasaklanan bir şeyde ısrar etmesi, ebeveynin bütün sınırları kaldırmasını gerektirmez. Ancak sınırların nasıl konulduğu, çocuğun bu sınırlara verdiği tepkiyi etkileyebilir.
Yasağın nedenini açık ve yaşına uygun biçimde anlatın.
“Çünkü ben öyle söyledim.” ifadesi bazı durumlarda kısa süreli bir durdurma sağlayabilir; ancak çocuğun sınırın nedenini anlamasına yardımcı olmaz. Özellikle güvenlikle ilgili durumlarda açıklama kısa ve net olmalıdır: “Bu çekmeceyi açmana izin vermiyorum; içinde kesici eşyalar var ve canını acıtabilir.”
Çocuğun her açıklamayı kabul etmesi beklenmemelidir. Ancak nedenin anlaşılır olması, sınırın keyfî görünmesini azaltabilir.
Her isteği güç mücadelesine dönüştürmeyin.
Çocuk bir sınırdan hoşlanmadığında öfkelenebilir veya itiraz edebilir. Bu durum, ebeveynin kararı mutlaka değiştirerek ya da daha sertleşerek karşılık vermesini gerektirmez. Karar geçerliyse sakin biçimde sürdürmek çoğu zaman yeterlidir.
Mümkün olan alanlarda seçenek sunun.
Çocuğun her kararı vermesi gerekmez; fakat yaşına uygun alanlarda seçim yapabilmesi bağımsızlık duygusunu destekler. Örneğin parka gitme saati değiştirilemiyorsa hangi oyuncağı yanında götüreceğine karar verebilir. Böylece sınır korunurken çocuğun seçim yapabileceği alan da kalır.
Duygusunu kabul edin, sınırı koruyun.
“Buna kızdığını anlıyorum ama yine de bunu yapmana izin vermeyeceğim.” demek mümkündür. Çocuğun öfkelenmesi, sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde sınırın gerekli olması da çocuğun üzülmesini görmezden gelmeyi gerektirmez.
Gereksiz yasaklardan kaçının.
Her davranışı kontrol etmeye çalışmak yerine hangi sınırların gerçekten gerekli olduğunu ayırt etmek önemlidir. Güvenlik, sağlık ve başkalarının haklarıyla ilgili sınırlar açık biçimde korunmalıdır. Buna karşılık çocuğun oyun tercihi, güvenli keşifleri veya yaşına uygun bağımsızlık girişimleri mümkün olduğunca desteklenebilir.
Tutarlı olun, ancak katılaşmayın.
Bir gün izin verilen bir davranışın ertesi gün hiçbir açıklama olmadan yasaklanması çocuk için kafa karıştırıcı olabilir. Bununla birlikte koşullar değiştiğinde kuralların neden değiştiğini açıklamak mümkündür. Tutarlılık, her durumda aynı kararı vermekten çok, kararların anlaşılır ve öngörülebilir olmasıyla ilgilidir.
8. Yasaklanan Şeye Yönelmek Ne Zaman Daha Yakından Değerlendirilmelidir?
Çocukların sınırları denemesi, itiraz etmesi veya bazı yasaklar karşısında ısrarcı olması gelişim sırasında görülebilen davranışlardır. Bunların tek başına bir ruhsal soruna işaret ettiği söylenemez.
Bununla birlikte çocuğun her sınır karşısında çok yoğun ve uzun süren tepkiler göstermesi, günlük yaşamının belirgin biçimde etkilenmesi, kendisine veya başkalarına zarar veren davranışların sıklaşması ya da aile içindeki çatışmaların sürekli hâle gelmesi durumunda süreci daha yakından değerlendirmek yararlı olabilir.
Burada yalnızca çocuğun davranışına odaklanmak yerine yaşına, gelişimsel özelliklerine, günlük yaşam koşullarına ve yetişkinlerin sınır koyma biçimlerine de bakılmalıdır. Bazen çocuğun davranışını etkileyen şey, isteğin kendisinden çok yorgunluk, değişen rutinler veya duygusal açıdan zorlayıcı deneyimler olabilir.
Güçlük devam ediyorsa çocuk ve aileyle çalışan bir ruh sağlığı uzmanından destek alınabilir. Amaç çocuğun itiraz etmesini ortadan kaldırmak değil, davranışın ne anlama geldiğini ve çocuğun hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduğunu anlamaktır.
Sonuç: Çocuğun Her İsteği Karşılanmak Zorunda Değildir, Ama İsteği Anlaşılabilir
Çocuklar bazen kendilerine yasaklanan şeyleri daha fazla isteyebilirler. Bunun nedeni merak, bağımsızlık ihtiyacı, dikkatinin belirli bir nesneye yönelmesi veya istediği şeyden vazgeçmenin yarattığı hayal kırıklığı olabilir. Bazı durumlarda yasak, çocuğun özgürlüğünün kısıtlandığı hissini artırarak isteğini daha da belirgin hâle getirebilir.
Bu nedenle çocuğun ısrarını her zaman inatçılık olarak değerlendirmek yeterli değildir. Aynı şekilde çocuğun her isteğini yerine getirmek de gerekli değildir.
Ebeveynlikte önemli olan, çocuğun arzusunu duyabilmekle gerekli sınırları koruyabilmek arasındaki dengeyi kurmaktır. Çocuk istediği her şeyi elde edemeyebilir; ancak isteğinin fark edildiğini, duygularının küçümsenmediğini ve sınırların onu korumak için de var olabildiğini deneyimleyebilir.
Zaman içinde çocuk, bir şeyi istemenin onu mutlaka elde etmek anlamına gelmediğini öğrenir. Bir sınıra öfkelenebilir ama bu öfkeyle baş edebilir. Kendi kararlarının önemli olduğunu hissederken başkalarının sınırlarını da fark etmeye başlayabilir.
Çünkü amaç, çocuğun istemekten vazgeçmesi veya her söyleneni sorgulamadan kabul etmesi değildir. Amaç, kendi isteklerini ifade edebilen, hayal kırıklığıyla baş etmeyi öğrenen ve başkalarıyla birlikte yaşayabilen bir birey olarak gelişmesini desteklemektir.
Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?
Çocuğun yasaklar karşısındaki tepkileri aile yaşamını belirgin biçimde zorlaştırıyorsa, sınır koyma süreçleri sürekli çatışmaya dönüşüyorsa veya ebeveynler çocuğun davranışlarını anlamakta güçlük çekiyorsa profesyonel destek düşünülebilir.
Çocuklarla yürütülen psikolojik destek sürecinde çocuğun gelişimsel özellikleri, duygularını ifade etme biçimi, aile içindeki ilişkileri ve sınırlarla kurduğu ilişki birlikte ele alınabilir. Ebeveynlerin de sınır koyma, tutarlılık ve duygusal düzenleme konularında desteklenmesi sürecin önemli bir parçası olabilir.
Samsun Atakum'da çocuklara yönelik psikolojik destek ve ebeveyn danışmanlığı hakkında bilgi almak için ulaşabilirsiniz. Samsun çocuk psikoloğu ve Samsun oyun terapisi alanındaki destek seçenekleri hakkında bilgi edinmek, çocuğunuzun ihtiyaçlarını daha yakından değerlendirmek için randevu almak üzere ulaşabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Çocuklar neden yasaklanan şeyleri daha çok ister?
Yasaklanan bir şey çocuğun dikkatini daha fazla çekebilir veya çocuk özgürlüğünün kısıtlandığını hissederek isteğinde daha çok ısrar edebilir. Bununla birlikte her çocuğun tepkisi farklıdır; merak, gelişim düzeyi, hayal kırıklığı ve içinde bulunulan koşullar da önemlidir.
Çocuğun her istediğine hayır demek doğru mudur?
Hayır. Güvenlik, sağlık ve başkalarının haklarıyla ilgili sınırların korunması önemlidir; ancak gereksiz yasaklar çocuğun bağımsızlık ve keşif ihtiyacını kısıtlayabilir. Sınırların gerekli, anlaşılır ve yaşa uygun olması önem taşır.
Çocuk yasaklanan bir şey için ağladığında ne yapılmalı?
Öncelikle çocuğun duygusunu anlamaya çalışmak, ardından sınırın nedenini kısa ve net biçimde açıklamak yararlı olabilir. Çocuğun üzülmesi kararın mutlaka değişmesi gerektiği anlamına gelmez. Duyguyu kabul etmekle davranışa izin vermek birbirinden farklıdır.
Çocuğun sürekli karşı çıkması normal midir?
Çocukların kendi tercihlerini ifade etmeleri ve zaman zaman sınırları denemeleri gelişim sırasında görülebilir. Ancak tepkiler çok yoğun, uzun süreli veya günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen bir hâl alıyorsa çocuğun ihtiyaçlarını ve aile içindeki etkileşimleri daha yakından değerlendirmek yararlı olabilir.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap