08.07.2026 · 3 dk okuma

Çocukken "Ağlama" Denilenler Yetişkinlikte Duygularını Nasıl Yaşar?

Çocukken "Ağlama" Denilenler Yetişkinlikte Duygularını Nasıl Yaşar?

Kısa Cevap

Çocuklukta sık sık "Ağlama.", "Abartma.", "Bunda üzülecek ne var?" gibi ifadelerle karşılaşmak, bazı bireylerin yetişkinlikte duygularını bastırmalarına, ifade etmekte zorlanmalarına veya hissettikleri duyguları küçümsemelerine katkıda bulunabilir. Her birey aynı şekilde etkilenmez. Ancak çocuklukta duygulara verilen tepkiler, kişinin duygularını anlama ve düzenleme biçimini etkileyebilir.


Çocukken ağladığınızda size ne söylenirdi?

"Bir şeyin yok, ağlama."

"Koskoca çocuk oldun."

"Güçlü ol."

"Abartıyorsun."

"Erkekler ağlamaz."

"Bu kadar hassas olma."

Bu cümlelerden biri size tanıdık geliyor mu?

Bugün üzüldüğünüzde duygularınızı ifade etmek yerine içinize atıyor musunuz?

Birisi "Nasılsın?" diye sorduğunda gerçekten hissettiklerinizi anlatmakta zorlanıyor musunuz?

Ağlamak istediğiniz hâlde kendinizi tutuyor musunuz?

Başkalarının yanında kırılgan görünmek size rahatsız edici geliyor mu?

Eğer bu sorular size tanıdık geldiyse, bunun yalnızca kişilik özelliklerinizle ilgili olmadığını bilmek önemlidir.

Duygularımızı nasıl yaşadığımız, onları nasıl ifade ettiğimiz ve zorlayıcı hislerle nasıl baş etmeye çalıştığımız, yaşamın ilk yıllarında şekillenmeye başlayan süreçlerden etkilenebilir.

Peki çocukken "Ağlama." denilmesi neden bu kadar önemli olabilir?


Ağlamak Zayıflık Değildir

Toplumda ağlamak çoğu zaman güçsüzlükle ilişkilendirilebilir.

Oysa psikolojik açıdan bakıldığında ağlamak, insanın sahip olduğu doğal duygu ifade yollarından biridir.

Üzüntü…

Hayal kırıklığı…

Özlem…

Kayıp…

Yoğun mutluluk…

Bütün bu duygular zaman zaman gözyaşıyla birlikte ortaya çıkabilir.

Bu nedenle ağlamayı yalnızca zayıflık olarak görmek, duyguların doğal işleyişini göz ardı etmek anlamına gelebilir.


Çocuk Duygularını Ailesinin Tepkileriyle Tanır

Bir çocuk doğduğunda öfkenin, üzüntünün ya da korkunun nasıl yaşanacağını bilmez.

Bunu büyük ölçüde bakım veren kişilerle kurduğu ilişki içinde öğrenir.

Çocuk korktuğunda sakinleştiriliyorsa…

Üzüldüğünde anlaşılmaya çalışılıyorsa…

Ağladığında "Geçecek, yanındayım." mesajını hissedebiliyorsa…

Duygularını tehdit olarak değil, yaşamın doğal bir parçası olarak deneyimlemeye başlayabilir.

Ancak bunun tam tersi de mümkündür.

Sürekli susturulan, küçümsenen veya eleştirilen duygular zamanla ifade edilmesi gereken hisler olmaktan çıkıp saklanması gereken deneyimlere dönüşebilir.


"Ağlama" Mesajı Çocuk İçin Ne Anlama Gelebilir?

Bir yetişkin "Ağlama." derken çoğu zaman iyi niyetli olabilir.

Çocuğun üzülmesini istemeyebilir.

Onu güçlü olmaya teşvik ettiğini düşünebilir.

Ancak çocuk bu cümleyi farklı şekilde anlamlandırabilir.

Örneğin şu düşünceler gelişebilir:

  • Üzülmem yanlış.
  • Ağlarsam sevilmem.
  • Duygularımı göstermemeliyim.
  • İnsanlar güçlü olanları kabul eder.
  • Yardıma ihtiyacım olduğunu göstermem doğru değil.

Bu düşünceler çoğu zaman bilinçli değildir.

Ancak zamanla kişinin duygularıyla kurduğu ilişkiyi etkileyebilir.


Winnicott: Duyguların Kabul Görmesi Neden Önemlidir?

Psikanalist Donald Winnicott, çocuğun duygusal gelişiminde bakım veren kişinin tutumunun önemli olduğunu vurgular.

Çocuk yalnızca beslenmeye ve korunmaya değil, hissettiklerinin kabul edilmesine de ihtiyaç duyar.

Korktuğunda…

Üzüldüğünde…

Öfkelendiğinde…

Bu duyguların tamamen ortadan kaldırılması değil, anlaşılması önemlidir.

Çocuk zamanla şu deneyimi yaşayabilir:

"Üzgün olabilirim ve buna rağmen kabul görebilirim."

Bu deneyim, duyguların bastırılması yerine düzenlenebilmesine katkı sağlayabilir.


Bion: Duyguların Taşınabilmesi

Psikanalist Wilfred Bion, çocukların yoğun duygularını tek başlarına düzenlemekte zorlanabileceklerini ifade eder.

Bu nedenle bakım veren kişinin çocuğun duygusunu anlayabilmesi, ona isim verebilmesi ve sakinleştirebilmesi önemlidir.

Örneğin çocuk korktuğunda;

"Korkmuş görünüyorsun."

"Bu seni üzmüş olmalı."

gibi ifadeler, çocuğun yaşadığı deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olabilir.

Bunun yerine sürekli;

"Abartıyorsun."

"Boşver."

"Ağlama."

gibi tepkilerle karşılaşan çocuk, zamanla kendi duygularını da anlamakta zorlanabilir.


Freud: Bastırılan Duygular Ortadan Kaybolur mu?

Sigmund Freud, insanların bazı duygu ve düşüncelerini bilinçdışı süreçlerle bastırabileceğini öne sürmüştür.

Ancak bastırılan bir duygu tamamen yok olmaz.

Farklı biçimlerde kendini göstermeye devam edebilir.

Örneğin kişi üzüldüğünü fark etmek yerine sürekli gergin hissedebilir.

Ya da kırgınlığını ifade etmek yerine içine kapanabilir.

Bazen de nedenini tam olarak açıklayamadığı bir huzursuzluk yaşayabilir.

Duygunun ifade edilmemesi, her zaman onun ortadan kalktığı anlamına gelmez.


Yetişkinlikte Duyguları İfade Etmek Neden Zorlaşabilir?

Çocuklukta duygularını göstermemeyi öğrenen bazı bireyler, yetişkin olduklarında da benzer bir yolu izleyebilir.

Üzüldüklerinde "İyiyim." diyebilirler.

Yardıma ihtiyaç duyduklarında bunu dile getirmeyebilirler.

Kırıldıklarında sessiz kalabilirler.

Ağlamak istediklerinde kendilerini durdurabilirler.

Çünkü yıllar önce öğrendikleri mesaj hâlâ etkisini sürdürüyor olabilir:

"Duygularını gösterme."


Bowlby: Duyguların Güvenle İfade Edilebildiği İlişkiler Neden Önemlidir?

Bağlanma kuramının kurucusu John Bowlby, çocuğun bakım veren kişiyle kurduğu ilişkinin yalnızca güven duygusunu değil, duygularını yaşama biçimini de etkileyebileceğini ifade eder.

Çocuk korktuğunda, üzüldüğünde ya da hayal kırıklığı yaşadığında bakım veren kişinin yaklaşımı önemlidir.

Duyguları kabul edilen çocuk, zamanla şu mesajı alabilir:

"Ne hissedersem hissedeyim, bunu yaşayabilirim ve biri beni anlamaya çalışabilir."

Buna karşılık duygularının sürekli küçümsendiğini ya da yok sayıldığını deneyimleyen bir çocuk, hissettiklerini ifade etmek yerine bastırmayı öğrenebilir.

Yıllar sonra bir ilişkide kırıldığında konuşmak yerine sessiz kalması ya da üzüldüğünde yalnız kalmayı tercih etmesi, yalnızca bugünkü olaylarla ilgili olmayabilir.


Karen Horney: Güçlü Görünmek Zorunda Hissetmek

Psikanalist Karen Horney, çocuklukta güvenli ve kabul edici ilişkilerin yeterince kurulamadığı durumlarda bireyin kendisini korumaya yönelik çeşitli baş etme yolları geliştirebileceğini ifade eder.

Bazı kişiler için bu yollardan biri, her zaman güçlü görünmeye çalışmaktır.

"Kimse benim zayıf olduğumu görmemeli."

"Üzüldüğümü belli edersem insanlar beni küçümser."

"Her şeyin üstesinden tek başıma gelmeliyim."

Bu düşünceler, dışarıdan bakıldığında güçlü görünse de kişinin duygularıyla temas kurmasını zorlaştırabilir.

Oysa güçlü olmak, hiç üzülmemek değil; gerektiğinde duygularını kabul edebilmek ve yardım isteyebilmektir.


Duyguları Bastırmak Günlük Hayatta Nasıl Görünebilir?

Duyguları bastırmak her zaman fark edilen bir durum değildir.

Bazen kişi bunun yerine şunları yaşayabilir:

  • "İyiyim." demesine rağmen içten içe tükenmiş hissetmek.
  • Kırıldığı hâlde bunu dile getirememek.
  • Ağlamak istediğinde kendini durdurmak.
  • Sürekli güçlü görünmeye çalışmak.
  • Yardım istemekten kaçınmak.
  • Başkalarının yanında duygularını göstermemek.
  • Üzüntüyü öfke ya da uzaklaşma ile ifade etmek.

Bu davranışların tek bir nedeni yoktur. Ancak bazı bireylerde çocuklukta duygulara verilen tepkiler, bu örüntülerin gelişmesine katkıda bulunabilir.


Duyguları Bastırmak Onları Ortadan Kaldırır mı?

Bir duyguyu ifade etmemek, onun yok olduğu anlamına gelmez.

Üzüntü bastırıldığında bazen huzursuzluk olarak hissedilebilir.

Öfke dile getirilemediğinde, kişinin kendisine yönelen yoğun bir öz eleştiriye dönüşebilir.

Hayal kırıklığı ifade edilmediğinde, ilişkilerden yavaş yavaş uzaklaşmaya neden olabilir.

Bu nedenle psikolojide amaç, bütün duyguların sürekli dışa vurulması değildir.

Asıl önemli olan, kişinin ne hissettiğini fark edebilmesi, bunu anlayabilmesi ve uygun yollarla ifade edebilmesidir.


Duyguların Kabul Edildiği Bir Ortam Neden Önemlidir?

Çocuklar yalnızca mutlu olduklarında değil, korktuklarında, üzüldüklerinde ve öfkelendiklerinde de anlaşılmaya ihtiyaç duyar.

"Ağlama." yerine;

"Üzüldüğünü görüyorum."

"Bu senin için zor olmuş gibi görünüyor."

"İstersen birlikte konuşabiliriz."

gibi yaklaşımlar, çocuğun duygularını tanımasına ve düzenlemesine katkı sağlayabilir.

Bu, çocuğun her davranışını onaylamak anlamına gelmez.

Duyguyu kabul etmek ile davranışı onaylamak aynı şey değildir.

Örneğin bir çocuk öfkelenebilir. Öfkesini hissetmesi doğaldır; ancak öfkeyle başkasına zarar vermesi kabul edilebilir bir davranış değildir.

Bu ayrım, duygusal gelişim açısından oldukça önemlidir.


Bu Herkes İçin Geçerli midir?

Hayır.

Çocukken "Ağlama." denilen her birey yetişkinlikte duygularını ifade etmekte zorlanacak diye bir kural yoktur.

Birçok etken bu süreci etkileyebilir.

Çocuğun mizacı, diğer bakım verenlerle kurduğu ilişkiler, sosyal çevresi ve yaşam boyunca karşılaştığı destekleyici deneyimler bu etkileri değiştirebilir.

Bu yazıda anlatılanlar, olası psikolojik süreçleri anlamaya yönelik genel bir çerçeve sunmaktadır.


Kendinize Şu Soruları Sorabilirsiniz

Kendinizi daha yakından tanımak için aşağıdaki sorular üzerinde düşünebilirsiniz:

  • Üzüldüğümde bunu kolayca ifade edebiliyor muyum?
  • Ağlamak benim için ne ifade ediyor?
  • Duygularımı paylaştığımda anlaşılacağımı mı, yargılanacağımı mı düşünüyorum?
  • Yardım istemek bana neden zor geliyor?
  • Çocukken üzüldüğümde bana nasıl yaklaşılırdı?

Bu soruların tek bir doğru cevabı yoktur. Ancak duygularınızla kurduğunuz ilişkiyi anlamanız için önemli ipuçları sunabilir.


Psikolojik Destek Ne Zaman Faydalı Olabilir?

Eğer;

  • Duygularınızı ifade etmekte zorlanıyorsanız,
  • Sürekli güçlü görünmek zorunda hissediyorsanız,
  • Üzüntünüzü ya da kırgınlığınızı paylaşamıyorsanız,
  • Ağlamanın zayıflık olduğunu düşünüyorsanız,
  • Duygularınızı bastırmanın yaşam kalitenizi etkilediğini fark ediyorsanız,

psikolojik destek almak, bu örüntüleri daha yakından anlamanıza yardımcı olabilir.

Psikolojik destek sürecinde yalnızca bugün yaşadığınız güçlükler değil, bu güçlüklerin yaşam öykünüz içindeki anlamı da ele alınabilir. Amaç, duyguları ortadan kaldırmak değil; onlarla daha sağlıklı bir ilişki kurabilmektir.


Sonuç

Çocuklukta duyduğumuz her cümle yaşamımızı belirlemez. Ancak bazı mesajlar, özellikle yıllar boyunca tekrarlandığında, duygularımızla kurduğumuz ilişki üzerinde iz bırakabilir.

Sürekli "Ağlama.", "Abartma." ya da "Güçlü ol." mesajlarıyla büyüyen bazı bireyler, yetişkinlikte üzüntülerini ifade etmekte, yardım istemekte ya da kırılgan yanlarını paylaşmakta zorlanabilir.

Oysa duygular, insan olmanın doğal bir parçasıdır. Üzüntü, korku, hayal kırıklığı ya da öfke hissetmek bizi zayıf yapmaz. Aksine, bu duyguları fark edebilmek ve onlara alan açabilmek, psikolojik sağlamlığın önemli bir göstergesidir.

Kendinizi duygularınızı bastırırken buluyorsanız, bunun nedenlerini merak etmek kendinizi daha yakından tanımanız için değerli bir başlangıç olabilir.


Sık Sorulan Sorular

Çocukken ağlamanın engellenmesi yetişkinliği etkiler mi?

Bazı bireylerde, çocuklukta duyguların sürekli bastırılması ya da küçümsenmesi, yetişkinlikte duyguları ifade etme biçimini etkileyebilir. Ancak bu durum herkes için aynı şekilde gelişmez.

Ağlamak psikolojik olarak sağlıklı mıdır?

Ağlamak, birçok duygunun doğal ifade yollarından biridir. Herkes aynı şekilde ağlamaz; ancak duyguların fark edilmesi ve uygun biçimde ifade edilmesi psikolojik açıdan önemlidir.

Duygularımı ifade etmekte zorlanıyorsam bunu değiştirebilir miyim?

Evet. Kişi duygularıyla kurduğu ilişkiyi fark ettikçe ve bunları anlamaya başladıkça, zaman içinde kendisini ifade etme konusunda daha esnek yollar geliştirebilir.


Bilal KAYA | Yetişkin ve Çocuk Psikoloğu | Online Psikolog | Samsun Psikolog | Atakum Psikolog

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap