08.10.2026 · 3 dk okuma

Çocuğunuzun Size Söylemediği Şeyleri Davranışlarından Anlamak Mümkün mü?

Çocuğunuzun Size Söylemediği Şeyleri Davranışlarından Anlamak Mümkün mü?

Çocuğunuz okuldan geliyor.

“Günün nasıl geçti?” diye soruyorsunuz.

“İyi.”

“Bir şey oldu mu?”

“Hayır.”

Konuşma bitiyor.

Fakat sonra odasına çekiliyor. Daha çabuk öfkeleniyor. Kardeşine bağırıyor. Yemeğini yarım bırakıyor. Normalde sevdiği oyuna katılmak istemiyor. Gece yatağa gittiğinde sizin yanınıza geliyor.

Ve siz düşünmeye başlıyorsunuz:

“Bir şey mi oldu?”

“Bana söylemediği bir şey mi var?”

“Neden davranışı değişti?”

“Acaba gerçekten iyi mi?”

Çocukların her yaşantıyı doğrudan kelimelerle anlatması her zaman kolay değildir. Özellikle küçük çocuklarda duyguları tanımak, adlandırmak ve başkasına aktarmak henüz gelişen kapasitelerdir.

Bu nedenle çocuk bazen,

“Bugün arkadaşım beni dışladığı için çok üzüldüm.”

demek yerine odasına kapanabilir.

“Öğretmenin söylediği bir söz beni utandırdı.”

demek yerine huysuzlaşabilir.

“Bir süredir seni paylaşmakta zorlanıyorum.”

demek yerine kardeşine karşı daha tepkili olabilir.

Ama burada çok önemli bir sınır vardır:

Her davranışın gizli bir anlamı olduğu söylenemez.

Bir çocuk sessizleştiğinde mutlaka üzülmüş değildir.

Bir çocuk huysuzlandığında mutlaka bir sorun yaşamıyordur.

Bir çocuk odasına kapandığında mutlaka ebeveyninden uzaklaşmak istemiyordur.

Davranış, bize bir ipucu verebilir; fakat tek başına kesin bir cevap vermez.

Bu yüzden asıl mesele,

“Çocuğumun davranışının gizli anlamı nedir?”

sorusundan çok,

“Bu davranış hangi koşullarda ortaya çıkıyor ve çocuğum bana başka ne anlatmaya çalışıyor olabilir?”

sorusudur.


Çocuklar Neden Her Şeyi Sözcüklerle Anlatamaz?

Yetişkinler duygularını düşünmeye, sınıflandırmaya ve ifade etmeye daha fazla alışkındır.

“Canım sıkıldı.”

“Buna kırıldım.”

“Utandım.”

“Kendimi dışlanmış hissettim.”

“Bunu düşündüğüm için korkuyorum.”

Bir yetişkin bunları söyleyebilir.

Ancak çocuk için duyguyla sözcük arasındaki köprü henüz tam olarak gelişmemiş olabilir.

Çocuk bir duyguyu yaşayabilir ama ona isim koyamayabilir.

Bir olaydan etkilenebilir ama nedenini anlamlandıramayabilir.

İşte bu durumda davranış öne çıkabilir.

Ağlamak.

Susmak.

Öfkelenmek.

Israr etmek.

Oyundan çekilmek.

Ebeveyne yapışmak.

Bir şeyi tekrar tekrar sormak.

Bir anda hiçbir şey olmamış gibi davranmak.

Bunların hepsi olası iletişim biçimleri olabilir.

Ama aynı davranış farklı nedenlerle de ortaya çıkabileceği için, davranışın bağlamını görmek gerekir.


Davranış Bir “Mesaj” Olabilir Ama Bir “Çeviri Anahtarı” Değildir

Çocuk psikolojisinde en sık yapılan hatalardan biri, davranışları tek bir anlama indirgemektir.

“Çok öfkeli → kesin kıskanıyor.”

“Yalnız oynamıyor → kesin ayrılık sorunu var.”

“Yalan söylüyor → kesin güven sorunu var.”

“Sessiz → kesin bir şey saklıyor.”

Oysa çocuk davranışları bundan çok daha karmaşıktır.

Aynı davranışın farklı nedenleri olabilir.

Örneğin çocuk bir gün çok öfkeli olabilir.

Uykusuzdur.

Açtır.

Okulda yorulmuştur.

Bir arkadaşına kızmıştır.

Evde yaşanan bir değişiklik onu etkilemiştir.

Ya da gerçekten sadece o gün zor bir gün geçiriyordur.

Bu nedenle çocuğun davranışını anlamaya çalışmak, onu hemen “çözmek” anlamına gelmez.

Daha çok merak ederek gözlemlemek anlamına gelir.


Freud: Söylenmeyenler Bazen Davranışta Ortaya Çıkabilir

Freud’un psikodinamik yaklaşımı, insan davranışının her zaman kişinin bilinçli niyetiyle açıklanamayabileceğine dikkat çeker.

İnsan bazen söylemediği bir şeyi farklı bir yoldan dışa vurabilir.

Çocuklarda bunun bazı örnekleri davranışlar üzerinden görülebilir.

“Ben üzgünüm.” diyemeyen bir çocuk daha öfkeli olabilir.

“Bunu yapmak istemiyorum ama seni hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorum.” diyemeyen bir çocuk işi sürekli erteleyebilir.

“Beni fark et.” diyemeyen bir çocuk daha fazla dikkat çekmeye çalışabilir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, her davranışın bilinçdışı bir çatışmanın sonucu olduğuna karar vermemektir.

Psikodinamik yaklaşım bize bir olasılık alanı açar.

Davranışın görünen yüzünün yanında başka bir işlevi olup olmadığını düşünmeye davet eder.


Anna Freud: Çocuk Kendini Korumak İçin Ne Yapıyor Olabilir?

Anna Freud’un savunma mekanizmaları üzerine çalışmaları, çocukların zorlayıcı duygularla baş etmek için çeşitli psikolojik yollar kullanabildiklerini anlamamıza yardımcı olur.

Bazı çocuklar zorlandıklarında konuşmak yerine inkâr edebilir.

Bazıları konuyu değiştirir.

Bazıları şakalaşır.

Bazıları “Bilmiyorum.” der.

Bazıları öfkelenir.

Bazıları ise hiçbir şey olmamış gibi davranır.

Bunların her birini otomatik olarak bir savunma olarak etiketlemek doğru değildir.

Ancak bazen davranış, çocuğun kendisini zorlayıcı bir duygudan korumasına yardımcı olabilir.

Örneğin utanan bir çocuk öfkelenebilir.

Korkan bir çocuk kontrol etmeye çalışabilir.

Kırılan bir çocuk “Umurumda değil.” diyebilir.

Burada çocuğun söylediğinden çok davranışının hangi koşulda değiştiğine bakmak önemlidir.


Winnicott: Çocuk Bazen Söylemek Yerine Davranarak Gösterir

Winnicott’un düşünceleri çocukların yaşantılarını yalnızca sözcüklerle değil, oyun ve ilişki içinde de ortaya koyabildiğini düşünmek açısından önemlidir.

Çocukların oyunlarında, tekrar eden davranışlarında veya ebeveynle kurdukları etkileşimlerde duygusal yaşantılarının izleri bulunabilir.

Çocuk bir oyunda sürekli birini kurtarıyor olabilir.

Bir başka çocuk hep kaybeden karakteri oynayabilir.

Bir başka çocuk aynı hikâyeyi tekrar tekrar kurabilir.

Ancak burada da aynı uyarı geçerlidir:

Oyunun tek bir sembolik anlamı yoktur.

Bir çocuk ejderha oynuyorsa bunun otomatik olarak “içindeki öfkeyi gösterdiği” söylenemez.

Bir çocuk sürekli doktorculuk oynuyorsa bunun mutlaka bir korkuya işaret ettiği düşünülemez.

Oyun, çocuğun dünyasını anlamak için önemli bir alan olabilir; fakat onu yorumlarken çocuğun gelişimsel düzeyi, yaşamı ve bağlamı birlikte değerlendirilmelidir.


Bion: Çocuğun Söyleyemediği Duygu Bazen Davranışa Dönüşebilir

Bion’un duyguların işlenmesi üzerine düşünceleri, çocuğun yaşadığı bir deneyimi henüz zihinsel olarak anlamlandırmakta zorlanabileceği durumları düşünmek için önemlidir.

Çocuk aynı anda birçok şey hissedebilir:

üzüntü,

öfke,

korku,

utanç,

özlem,

hayal kırıklığı.

Ama bunları ayıramayabilir.

O zaman yetişkin yalnızca davranışı görür:

“Çok sinirli.”

“Hiçbir şey söylemiyor.”

“Yine ağlıyor.”

“Bizi dinlemiyor.”

Bazen burada gerekli olan şey davranışın hemen düzeltilmesi değil, duygunun düşünülebilir hâle gelmesine yardımcı olmaktır.

“Bugün biraz zorlanmış gibisin.”

“Bir şey seni kızdırmış olabilir mi?”

“İstersen anlatabilirsin.”

gibi cümleler bunun için alan açabilir.

Fakat çocuk konuşmak istemiyorsa zorlamak da gerekmeyebilir.

Bazen yalnızca ebeveynin ulaşılabilir olması önemlidir.


Bowlby: Çocuk Bize Söylemediğini Davranışıyla Neden Gösterebilir?

Bağlanma kuramı açısından çocuk zorlandığında güven duyduğu yetişkine yönelme eğilimi gösterebilir.

Fakat bu her zaman açık bir “yardım et” çağrısı biçiminde ortaya çıkmaz.

Bir çocuk daha fazla yakınlık arayabilir.

Diğer bir çocuk ise tam tersine uzaklaşabilir.

Bir çocuk daha fazla soru sorabilir.

Bir başkası sürekli tartışabilir.

Bir başka çocuk ebeveyne rağmen kendi başına kalmaya çalışabilir.

Bu nedenle çocuğun davranışında görülen yakınlaşma veya uzaklaşma tek başına yorumlanmamalıdır.

Bağlanma davranışları bağlama göre değişir.

Önemli olan çocuğun genel örüntüsünü görmektir.


Kohut: Çocuk “Beni Görüyor musun?” Diye Soruyor Olabilir

Kohut’un kendilik psikolojisi açısından kişinin görülme, anlaşılma ve değerli hissetme ihtiyacı önemli bir yere sahiptir.

Çocukların da buna ihtiyaç duyduğunu gözden kaçırmamak gerekir.

Bazen çocuk yalnızca yaptığı davranışın fark edilmesini istemez.

Kendisinin görülmesini ister.

Bir resim yaptığında,

“Güzel olmuş.”

dememizi beklemekten farklı bir şey olabilir.

“Bunu yaparken ne düşündün?”

diye merak edilmek isteyebilir.

Bir şey anlatırken,

“Bunu gerçekten önemsiyorum.”

duygusunu karşı taraftan almak isteyebilir.

Bu nedenle bazı davranışlar, doğrudan bir “dikkat çekme” davranışı olarak etiketlenmeden önce çocuğun ilişkide nasıl görülmek istediğine bakılarak düşünülebilir.


Melanie Klein: Çocuğun Çelişkili Duyguları Olabilir

Çocuklar bir kişiyi aynı anda hem sevip hem kızabilir.

Kardeşini çok sevip ondan nefret ettiğini söyleyebilir.

Annesine sarılmak isteyip biraz önce ona bağırmış olabilir.

Babasıyla vakit geçirmek isteyip sonra “Git!” diyebilir.

Bu çelişkiler gelişimin doğal bir parçasıdır.

Çocuğun davranışı bazen tek bir duyguyu değil, birbirine karışmış birkaç duyguyu taşıyor olabilir.

Bu nedenle,

“Beni istemiyor.”

veya

“Bana kızgın.”

gibi tek bir açıklamaya hızla gitmek yerine, aynı anda başka duyguların da bulunabileceğini düşünmek önemlidir.


Çocuğunuzun Davranışlarında Değişiklik Olduğunda Nelere Bakabilirsiniz?

Bir davranışın anlamını araştırırken şu sorular yardımcı olabilir:

Ne zaman başladı?

Davranış yeni mi?

Uzun zamandır mı var?

Bir olaydan sonra mı ortaya çıktı?

Nerede ortaya çıkıyor?

Sadece evde mi?

Okulda da var mı?

Sadece belirli kişilerle mi?

Kimlerin yanında artıyor?

Anneyle mi?

Babasıyla mı?

Kardeşiyle mi?

Arkadaşlarının yanında mı?

Öncesinde ne oluyor?

Bir istek reddediliyor mu?

Bir ayrılık mı yaşanıyor?

Bir görev mi veriliyor?

Bir eleştiri mi yapılıyor?

Sonrasında ne oluyor?

Çocuk ne elde ediyor?

Yakınlık mı?

Kaçış mı?

İlgi mi?

Bir görevin ertelenmesi mi?

Yoksa sadece sakinleşiyor mu?

Bu sorular davranışı “yorumlamak”tan daha güvenli bir yol sunar.


“Bana Bir Şey Söylemiyor” Demeden Önce Çocuğun Dilini Genişletmek

Bazı çocuklar yaşadıklarını doğrudan anlatmakta zorlanabilir.

Bu durumda ebeveynin görevi sorgu yapmak değil, konuşulabilir bir alan oluşturmak olabilir.

“Bir şey olmuş.”

diye düşünmek yerine,

“Bugün gününün nasıl geçtiğini merak ediyorum.”

diyebilirsiniz.

“Niye böyle davranıyorsun?”

yerine,

“Bugün seni zorlayan bir şey var mı?”

diyebilirsiniz.

“Bana doğruyu söyle.”

yerine,

“Bunu konuşmak istersen seni dinlerim.”

demek daha güvenli bir alan yaratabilir.

Bazen çocuk hemen anlatmaz.

Bu da bir sorun değildir.

Çocuğun bilmesi gereken şey,

“Ben konuşmaya hazır olduğumda burada bir yetişkin var.”

duygusudur.


Peki Çocuğun Davranışından Her Şeyi Anlayabilir miyiz?

Hayır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Davranış bize ipucu verebilir.

Ama davranış bir röntgen değildir.

Bir çocuğun öfkesinden ne yaşadığını kesin olarak bilemeyiz.

Bir çocuğun sessizliğinden ne düşündüğünü kesin olarak bilemeyiz.

Bir oyunun tek bir anlamı olduğunu söyleyemeyiz.

Bu nedenle ebeveynin görevi çocuğun davranışlarını “deşifre etmek” değil, davranışın anlamını çocukla birlikte keşfetmeye çalışmaktır.

Bazen en iyi soru,

“Bunun altında ne var?”

değil,

“Başka ne olabilir?”

sorusudur.

Bu yaklaşım hem merakı korur hem de çocuğu bir etikete sıkıştırmaz.


Varoluşçu Yaklaşım: Çocuğu “Çözmek” Yerine Onu Tanımaya Çalışmak

Varoluşçu yaklaşım açısından insanın tek bir tanıma indirgenemeyeceği fikri önemlidir.

Çocuk da yalnızca “utangaç çocuk”, “inatçı çocuk”, “öfkeli çocuk”, “çok hassas çocuk” değildir.

Bugün sessiz olabilir.

Yarın çok neşeli olabilir.

Bir ortamda çekingen davranırken başka bir yerde çok rahat olabilir.

Aynı davranış farklı yaşam koşullarında farklı anlamlar taşıyabilir.

Bu nedenle çocuğu tek bir davranış üzerinden açıklamak yerine, onun özgün yaşam deneyimini anlamaya çalışmak daha değerlidir.

Çocuğun davranışını gördüğümüzde,

“Sen neden böylesin?”

demek yerine,

“Sana şu anda ne oluyor olabilir?”

diye merak edebilmek, çocuğu bir problem olmaktan çıkarıp anlaşılması gereken bir özne hâline getirir.


Bazen Çocuk Bize Söylemediği Şeyi Davranışıyla Gösterir; Ama Bazen Sadece Çocuktur

Bu cümle belki de konunun en önemli tarafıdır.

Çocuk bazen kötü bir gün geçirir.

Bazen yorulur.

Bazen açtır.

Bazen sıkılır.

Bazen öfkelenir.

Bazen hiçbir nedeni olmadan huysuzlanır.

Bazen de gerçekten söyleyemediği önemli bir şey vardır.

Ebeveynin zorluğu tam burada başlar.

Hangi davranışın üzerinde durmalı, hangisini akışında bırakmalı?

Bunun kesin bir formülü yoktur.

Ancak davranış kalıcı, belirgin ve çocuğun genel işleyişinden farklı bir değişim oluşturuyorsa daha dikkatli olmak gerekir.


Davranışta Değişiklik Ne Zaman Daha Fazla Önem Kazanır?

Örneğin çocuk:

uzun süredir içine kapanıksa,

daha önce sevdiği etkinliklerden çekilmeye başladıysa,

uykusu belirgin biçimde değiştiyse,

okula gitmek istemiyorsa,

iştahında belirgin değişiklik varsa,

sık sık fiziksel yakınmalar dile getiriyorsa,

oyunlarında belirgin ve sürekli bir değişiklik oluştuysa,

arkadaş ilişkilerinden uzaklaşıyorsa,

çok daha öfkeli veya korkulu hâle geldiyse,

ve bu değişiklikler birkaç günlük geçici bir durumdan daha uzun sürüyorsa,

davranışın ardında ne olabileceğini daha yakından değerlendirmek anlamlı olabilir.

Burada yine amaç “gizli nedeni bulmak” değildir.

Amaç çocuğun yaşadığı değişimi bütüncül olarak anlamaktır.


Çocuğun Davranışını Nasıl Dinleyebiliriz?

Çocukların davranışlarına bakarken üç farklı şeyi birlikte düşünmek yararlı olabilir:

Davranış ne?

Çocuk ne yapıyor?

Bağlam ne?

Bu davranış hangi durumlarda ortaya çıkıyor?

İlişkisel karşılığı ne?

Bu davranıştan sonra çocuk ile çevresi arasında ne değişiyor?

Bu üç alan birlikte düşünüldüğünde ebeveyn davranışın ardındaki olası ihtiyaçlara daha dikkatli yaklaşabilir.

Örneğin çocuk ağlıyor.

Davranış bu.

Ama ağlama ne zaman oluyor?

Her isteği reddedildiğinde mi?

Yalnız kaldığında mı?

Okuldan sonra mı?

Belli bir kişiyle görüştükten sonra mı?

Sonrasında ne oluyor?

Sarılıyor mu?

İsteğini elde ediyor mu?

Odadan mı çıkıyor?

Uyumak mı istiyor?

İşte bu ayrıntılar bize davranış hakkında daha fazla bilgi verebilir.


Ebeveynler Ne Yapabilir?

Gözlemleyin ama hemen sonuç çıkarmayın.

“Bugün sessiz.”

demek başka,

“Kesin bir sorun var.”

demek başkadır.

İlkinde merak vardır.

İkincisinde sonuç.

Davranışın zaman içindeki örüntüsüne bakın.

Tek bir gün yerine tekrar eden değişikliklere dikkat edin.

Açık uçlu sorular sorun.

“Bugün seni en çok ne güldürdü?”

“En zor gelen neydi?”

“İstersen anlatabilirsin.”

gibi sorular çocuğun konuşmasına alan açabilir.

Çocuğun susmasına da izin verin.

Her sessizliği hemen konuşmayla doldurmak gerekmez.

Çocuk bazen önce yanında bir yetişkin olduğunu bilmeye ihtiyaç duyabilir.

Davranışı kişiliğe çevirmeyin.

“Sen zaten çok inatçısın.”

“Sen hep böylesin.”

yerine davranışı konuşun:

“Şu anda bunu yapmak istemiyorsun.”

Çocuğun yerine yorumlamayın.

“Sen bunu kesin kardeşini kıskandığın için yapıyorsun.”

demek yerine,

“Kardeşinle ilgili bir şey seni zorlamış olabilir mi?”

gibi olasılık alanı bırakabilirsiniz.

Değişiklik uzun sürüyorsa profesyonel değerlendirmeyi düşünün.

Özellikle davranış çocuğun günlük yaşamını ve ilişkilerini belirgin şekilde etkiliyorsa, bunu yalnızca ebeveyn gözlemiyle çözmeye çalışmak yerine çocuk psikolojisi alanında değerlendirmek yararlı olabilir.


Sonuç: Çocuğu Anlamak, Davranışlarını Çözmekten Daha Fazlasıdır

Çocuklar her zaman ne hissettiklerini söyleyemezler.

Bazen ağlarlar.

Bazen susarlar.

Bazen öfkelenirler.

Bazen bir oyunda tekrar tekrar aynı hikâyeyi kurarlar.

Bazen ebeveynlerinden uzaklaşırlar.

Bazen de hiç beklemediğimiz bir anda yanımıza gelip sarılırlar.

Bütün bunlar bize bazı ipuçları verebilir.

Ama çocuk davranışı bir bilmece değildir.

Çocuğu tek bir davranıştan çözmeye çalışmak yerine, onu zaman içinde tanımaya çalışmak daha değerlidir.

Çünkü çocuk bazen bize gerçekten söyleyemediği bir şeyi davranışıyla gösterebilir.

Ama bazen de yalnızca yorulmuştur.

Bazen büyüyordur.

Bazen sınırları deniyordur.

Bazen canı sıkılmıştır.

Bazen de henüz ne hissettiğini kendisi bile bilmiyordur.

Bu nedenle çocuk davranışlarına bakarken belki de en sağlıklı tutum şudur:

Ne hemen görmezden gelmek ne de her davranışın altında gizli bir problem aramak.

Onun yerine görmek.

Merak etmek.

Dinlemek.

Bağlamı anlamak.

Gerekirse soru sormak.

Ve çocuğun anlatamadığı yerde onun yerine hikâye yazmak yerine, kendi hikâyesini anlatabileceği alanı korumak.

Çünkü çocuğu anlamak her zaman “neden böyle yaptığını bilmek” değildir.

Bazen,

“Henüz nedenini bilmiyorum ama seni anlamaya çalışıyorum.”

diyebilmektir.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Çocuğun bazı duygularını doğrudan anlatmak yerine davranışlarıyla göstermesi gelişimsel olarak anlaşılabilir. Ancak davranış değişiklikleri tek başına yorumlanmamalı; çocuğun yaşı, gelişimsel özellikleri, yaşadığı olaylar ve genel işlevselliğiyle birlikte ele alınmalıdır.

Özellikle daha önce olmayan bir davranışın belirginleşmesi, uzun sürmesi, farklı ortamlara yayılması veya çocuğun okul, arkadaşlık, uyku, oyun ve aile ilişkilerini etkilemesi durumunda daha ayrıntılı bir değerlendirme yararlı olabilir.

Bu süreçte amaç çocuğun davranışlarını “deşifre etmek” değil; davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığını, çocuğun ne yaşadığını ve ilişkiler içinde nasıl bir anlam kazandığını birlikte anlamaya çalışmaktır.

Samsun Atakum’da yüz yüze çocuk psikoloğu desteği ve Türkiye ile yurt dışından online psikolojik destek hakkında bilgi almak ve randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sık Sorulan Sorular

Çocuğum konuşmuyor ama davranışları değişti. Bir şey yaşadığını anlayabilir miyim?

Davranışlardaki değişiklik bazı ipuçları sağlayabilir ancak tek başına yaşanan olayın ne olduğunu göstermez. Çocuğun davranışının ne zaman başladığı, hangi koşullarda arttığı ve günlük yaşamını nasıl etkilediği birlikte değerlendirilmelidir.

Çocuğumun her davranışının altında psikolojik bir neden var mıdır?

Hayır. Çocukların davranışlarının bazen çok basit açıklamaları olabilir. Yorgunluk, açlık, sıkılma, gelişimsel dönem veya günlük yaşamda yaşanan küçük değişiklikler de davranışları etkileyebilir.

Çocuğum “Bir şey yok.” diyor ama farklı davranıyor. Israr etmeli miyim?

Her zaman değil. Çocuğu sorgulamak yerine konuşmaya açık olduğunuzu göstermek ve uygun bir zamanda yeniden alan açmak daha yararlı olabilir.

Çocuğum duygularını neden anlatamıyor?

Duyguları tanıma, adlandırma ve ifade etme becerileri gelişim boyunca ilerler. Çocuğun yaşı, mizacı, dil gelişimi ve ilişkisel deneyimleri bu kapasiteyi etkileyebilir.

Çocuğumun oyunlarından psikolojik durumunu anlayabilir miyim?

Oyun çocuğun dünyasını anlamak için önemli bir alan olabilir. Ancak tek bir oyun veya sembol üzerinden kesin psikolojik çıkarım yapmak doğru değildir. Oyunun bütünü ve çocuğun yaşam bağlamı birlikte değerlendirilmelidir.

Davranış değişikliği ne zaman bir uzmandan destek almayı gerektirir?

Davranış değişikliği belirgin, sürekli ve çocuğun günlük işlevselliğini etkileyen bir hâle geldiğinde profesyonel değerlendirme düşünülebilir. Özellikle okul, uyku, arkadaşlık, oyun veya aile ilişkilerinde belirgin değişiklikler varsa daha yakından değerlendirmek önemlidir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap