31.08.2026 · 3 dk okuma

Çocuğumun Oyununda Sürekli Aynı Hikâye Neyi Anlatıyor?

Çocuğumun Oyununda Sürekli Aynı Hikâye Neyi Anlatıyor?

Çocuğunuzun oyununu izlerken bazen aynı hikâyenin tekrar tekrar oynandığını fark edebilirsiniz.

Aynı oyuncak bebek her seferinde hastalanır.

Bir karakter sürekli evden gider.

Bir başkası onu arar.

Bir araba tekrar tekrar kaza yapar.

Bir oyuncak sürekli düşer ve kurtarılır.

Bir ev yıkılır, sonra yeniden kurulur.

Ertesi gün aynı hikâye yeniden başlar.

Ve bir süre sonra ebeveynin aklına şu soru gelir:

“Çocuğum neden hep aynı şeyi oynuyor?”

“Bunun altında bir şey mi var?”

“Bir yaşantısını mı anlatıyor?”

“Bana bir şey söylemeye mi çalışıyor?”

Bu sorular oldukça anlaşılır.

Çünkü oyun, çocukların dünyasında yalnızca eğlenmekten ibaret değildir. Özellikle küçük çocuklar henüz yaşadıkları her şeyi yetişkinler gibi sözcüklerle anlatamayabilir. Oyun; düşünmenin, ilişki kurmanın, denemenin, hayal etmenin ve duygularla baş etmenin yollarından biri olabilir.

Fakat burada önemli bir denge kurmak gerekir.

Çocuğun aynı oyunu tekrar etmesi tek başına bir psikolojik problemin göstergesi değildir.

Çocuklar sevdikleri oyunları tekrar edebilir. Aynı hikâyeyi oynamaktan keyif alabilir. Tekrar, çocuğa öngörülebilirlik ve kontrol duygusu sağlayabilir. Özellikle gelişimin erken dönemlerinde tekrar etmek öğrenmenin de doğal bir parçasıdır.

Bununla birlikte bazı durumlarda oyundaki tekrarların çocuğun zihnini meşgul eden bir deneyimle, bir duyguyla veya ilişkisel bir meseleyle bağlantılı olması da mümkündür.

Bu nedenle asıl soru:

“Çocuğum neden aynı oyunu oynuyor?”

değil;

“Bu oyunda tekrar tekrar ne oluyor ve çocuğum bu hikâyeyi nasıl yaşıyor?”

sorusudur.




Çocuklar Neden Tekrar Tekrar Aynı Oyunu Oynar?

Tekrar çocuklukta oldukça doğal bir deneyimdir.

Çocuk bir oyunu sevdiğinde tekrar oynar.

Bir masalı tekrar tekrar dinlemek ister.

Aynı çizgi filmi defalarca izleyebilir.

Aynı soruyu gün içinde birçok kez sorabilir.

Çünkü tanıdık olan şey çocuğa bir öngörülebilirlik sağlar.

“Ne olacağını biliyorum.”

duygusu çocuk için rahatlatıcı olabilir.

Bir başka neden ise çocuğun tekrar yoluyla becerilerini geliştirmesidir.

Bir oyunu ilk oynadığında henüz nasıl ilerleyeceğini bilmeyebilir. Tekrar ettikçe oyunun kurallarını daha iyi kavrar, yeni ihtimaller dener ve oyunu giderek daha fazla kontrol eder.

Dolayısıyla tekrarlayan oyunların hepsini psikolojik bir mesaj olarak okumak doğru değildir.

Ancak bazen tekrarın biçimi dikkat çekici olabilir.

Örneğin çocuk yalnızca doktorculuk oynamıyordur.

Her seferinde aynı karakter hastalanıyor, kimse ona ulaşamıyor, ardından çocuk onu kurtarıyor olabilir.

Ya da her oyunda bir karakter kayboluyor ve çocuk uzun süre onu arıyor olabilir.

Burada oyunun tek bir sembolünü yorumlamaktan çok, tekrar eden ilişkinin ve hikâyenin yapısına bakmak gerekir.




Oyunun Tekrar Etmesi ile Aynı Anlamı Taşıması Aynı Şey Değildir

Bir oyunun tekrar etmesi, her seferinde aynı psikolojik anlamı taşıdığı anlamına gelmez.

Çocuk aynı oyunu farklı zamanlarda farklı duygularla oynayabilir.

Bugün bir karakteri korktuğu için kurtarıyor olabilir.

Bir hafta sonra aynı karakteri yalnızca eğlendiği için kurtarıyor olabilir.

Bu nedenle:

“Oyuncak bebek sürekli hastalanıyor, demek ki çocuğum hastalıkla ilgili bir kaygı yaşıyor.”

şeklinde doğrudan bir yorum yapmak doğru değildir.

Oyunu anlamaya çalışırken:

  • Oyunun nasıl başladığına,
  • nasıl devam ettiğine,
  • nasıl sonlandığına,
  • karakterlerin rollerine,
  • çocuğun oyundaki duygusal tonuna,
  • oyunun zaman içerisinde değişip değişmediğine

bakmak gerekir.

Daha da önemlisi, oyunun dışındaki çocuğa bakmak gerekir.

Çocuk genel olarak nasıl?

Uyku düzeninde bir değişiklik var mı?

Yakın zamanda yaşamında önemli bir olay oldu mu?

Ayrılık, taşınma, okul değişikliği, kardeş doğumu gibi gelişmeler yaşandı mı?

Oyundaki tema günlük yaşamındaki başka davranışlarla da birlikte mi görülüyor?

Çocuğu bir bütün olarak görmeden, tek bir oyun üzerinden sonuç çıkarmak doğru değildir.




Anna Freud: Oyun Çocuğun İçsel Çatışmalarını Anlamak İçin Bir Alan Sunabilir

Anna Freud, çocukların ruhsal yaşamını anlamaya yönelik çalışmalarıyla psikanalitik çocuk psikolojisinin önemli isimlerinden biridir.

Çocuğun davranışlarını yalnızca görünen biçimiyle ele almak yerine, bu davranışların altında işleyen savunma süreçlerine dikkat çekmiştir.

Bu açıdan oyun da çocuğun iç dünyasını anlamak için önemli bir alan olabilir.

Çocuk henüz:

“Bu durum beni kaygılandırıyor.”

diyemeyebilir.

Ama oyunda aynı durumu tekrar tekrar kurabilir.

Bir şeyi kontrol edebilir.

Bir karakteri saklayabilir.

Başka bir karaktere saldırabilir.

Bir tehlikeden kurtulabilir.

Bazen çocuk için oyun, yoğun bir iç deneyimin daha taşınabilir bir biçimde yaşanabildiği bir alan olabilir.

Ancak burada önemli olan, oyunun her zaman bilinçdışı bir çatışmanın doğrudan temsili olduğunu düşünmemektir.

Anna Freud'un savunma anlayışı bize daha çok şu açıdan yardımcı olur:

Çocuğun görünen davranışının arkasında, baş etme biçimleri ve duygusal ihtiyaçları bulunabilir.

Bu nedenle tekrarlayan oyunu hemen “bir sorunun kanıtı” olarak görmek yerine, çocuğun bir deneyimle nasıl baş etmeye çalıştığına ilişkin bir ipucu olarak düşünmek daha doğru olabilir.




Melanie Klein: Oyun Çocuğun İç Dünyasındaki Fantezilerin Dili Olabilir

Melanie Klein'ın çocuk psikanalizinde oyuna verdiği önem, tekrarlayan oyunları düşünürken özellikle değerlidir.

Klein, çocukların oyunlarını yetişkinlerin serbest çağrışımlarına benzer biçimde ele alarak çocuğun iç dünyasındaki fanteziler, çatışmalar, korkular ve ilişkisel temalar hakkında düşünmeye çalışmıştır.

Çocuk oyun içerisinde sevgi ve öfkeyi aynı anda yaşayabilir.

Bir karakteri çok sevip hemen ardından ona zarar verebilir.

Birini kaybedip tekrar bulabilir.

Bir karakteri kötü, diğerini iyi yapabilir.

Sonra roller tamamen değişebilir.

Klein açısından çocukların iç dünyasında birbirine zıt duyguların bir arada bulunması mümkündür.

Bu nedenle tekrar eden oyunda:

“Kim kimi kurtarıyor?”

“Kim kimi terk ediyor?”

“Kim güçsüz, kim güçlü?”

“Kimin öfkesi kime yöneliyor?”

gibi sorular önemli olabilir.

Ama yine burada dikkat gerekir.

Aynı oyunu oynayan her çocuğun aynı bilinçdışı çatışmayı yaşadığını söylemek mümkün değildir.

Oyunun anlamı çocuğun bütün yaşamı ve ilişkileri içerisinde düşünülmelidir.




Winnicott: Çocuk Oyunda Gerçeklikle Kendi İç Dünyası Arasında Bir Alan Kurar

Donald Winnicott'un oyunla ilgili düşünceleri bu konuya başka bir boyut kazandırır.

Winnicott'a göre oyun, çocuğun iç dünyası ile dış gerçeklik arasında önemli bir geçiş alanıdır.

Çocuk oyun içerisinde gerçek dünyadaki deneyimlerini olduğu gibi tekrar etmek zorunda değildir.

Onları yeniden düzenleyebilir.

Değiştirebilir.

Kendi kurallarını oluşturabilir.

Bazen gerçek hayatta kontrol edemediği bir şeyi oyunda kontrol edebilir.

Gerçek hayatta beklemek zorunda olduğu bir şeyi oyunda hemen gerçekleştirebilir.

Kaybolan birini oyunda geri getirebilir.

Korktuğu bir karakteri güçlü hâle getirebilir.

Bu açıdan tekrar, çocuğun yalnızca geçmişi canlandırması anlamına gelmez.

Çocuk aynı zamanda yaşantısını kendi yöntemleriyle yeniden kuruyor olabilir.

Bu nedenle bazen hikâyenin tekrarından daha önemli olan şey, çocuğun hikâye üzerindeki hâkimiyetinin zaman içerisinde nasıl değiştiğidir.

Başlangıçta her seferinde kaybedilen karakter bir süre sonra kurtuluyorsa, oyun içerisinde yeni bir ihtimal ortaya çıkmıştır.

Bu değişim önemlidir.




Aynı Hikâyenin Sonu Hiç Değişmiyor mu?

Tekrarlayan oyunu değerlendirirken oldukça önemli bir soru:

“Oyun değişiyor mu?”

Çocuk her seferinde tam olarak aynı senaryoyu mu oynuyor?

Yoksa küçük değişiklikler yapıyor mu?

İlk başta korkan karakter sonradan güçleniyor mu?

Kaybolan kişi daha sonra bulunuyor mu?

Kavga edenler barışıyor mu?

Yıkılan ev yeniden yapılıyor mu?

Çocuk bazı oyunlarda oyunun kontrolünü kaybediyor, bazı oyunlarda ise hikâyeyi istediği gibi yönetebiliyor mu?

Bunlar çocuğun oyunun içerisinde nasıl bir pozisyon aldığını anlamak açısından önemlidir.

Çünkü oyun yalnızca içerikten oluşmaz.

Çocuğun o içerikle ne yaptığı da önemlidir.

Aynı hikâyeyi tekrar tekrar oynayan iki çocuk, oyunun içerisinde tamamen farklı deneyimler yaşıyor olabilir.

Bir çocuk oyunun sonunda sürekli başarısız olur.

Başka bir çocuk aynı hikâyeyi her seferinde değiştirerek kontrolü giderek daha fazla ele alır.

Dışarıdan bakıldığında ikisi de “aynı oyunu oynuyor” gibi görünür.

Fakat oyun içerisindeki psikolojik deneyimleri aynı değildir.




Margaret Mahler: Ayrılık ve Yakınlık Temaları Neden Tekrar Edebilir?

Margaret Mahler'in ayrışma-bireyleşme yaklaşımı, özellikle küçük çocuklarda tekrar eden ayrılık, uzaklaşma ve yeniden birleşme temalarını düşünmek açısından yararlı olabilir.

Çocuk gelişim içerisinde hem ebeveynine bağlanmak hem de giderek ondan ayrı bir birey olmak zorundadır.

Bu iki hareket aynı anda yaşanır.

Yaklaşmak.

Uzaklaşmak.

Geri dönmek.

Yeniden keşfetmek.

Bu nedenle çocukların oyunlarında:

“Anne gitti.”

“Bebek kayboldu.”

“Baba geri geldi.”

“Oyuncak yalnız kaldı.”

gibi temaların bulunması tek başına olağandışı değildir.

Çocuk kendi bağımsızlığını denerken aynı zamanda ilişkinin devam edip etmediğini de deneyimliyor olabilir.

Bu nedenle bazı tekrarlar yalnızca bir sorunu değil, gelişimin doğal bir hareketini gösterebilir.

Önemli olan bunun çocuğun yaşına ve genel gelişimine uygun olup olmadığıdır.




Erik Erikson: Tekrarlanan Oyun Gelişimsel Bir Çatışmanın Etrafında Döndüğünü Gösterebilir mi?

Erik Erikson'un psikososyal gelişim yaklaşımı, çocuğun farklı gelişim dönemlerinde belirli psikososyal çatışmalarla karşılaştığını öne sürer.

Özerklik.

Girişim.

Yeterlilik.

Bunlar çocuğun gelişiminde önemli deneyimlerdir.

Özellikle okul öncesi dönemde çocuk:

“Ben yapabilir miyim?”

“Kendi kararımı verebilir miyim?”

“Bir şey başlatabilir miyim?”

gibi deneyimlerden geçer.

Bu nedenle bazı oyunların tekrar tekrar kurulması, çocuğun güç, kontrol, başarı, bağımsızlık veya girişim gibi gelişimsel temaları denemesinin bir parçası olabilir.

Örneğin sürekli kazanılan oyunlar bir çocuğun yeterlilik deneyimini pekiştirmesine hizmet edebilir.

Sürekli kaybeden bir karakterin bulunduğu oyun ise çocuğun başarısızlık ve yeterlilikle ilgili deneyimlerini ele aldığı bir alan olabilir.

Yine de tek başına oyunun içeriğinden gelişimsel bir sorun sonucu çıkarmak doğru değildir.

Çocuğun genel yaşamı ve gelişimsel düzeyi önemlidir.




Bazen Aynı Hikâyeyi Oynamak Çocuğun Kontrol Duygusunu Güçlendirir

Çocukların yaşamında yetişkinlere kıyasla çok daha fazla kontrol edilemeyen şey vardır.

Ne zaman uyuyacağına başkaları karar verir.

Ne zaman okula gideceğine başkaları karar verir.

Ne yiyeceğine bazen başkaları karar verir.

Ne zaman evden çıkılacağını yetişkinler belirler.

Bir yetişkinin “yarın” dediği şey çocuk için çok uzak olabilir.

Oyun ise farklıdır.

Çocuk oyunun kurallarını belirleyebilir.

Kimin kazanacağına karar verebilir.

Kimin gideceğini seçebilir.

İsterse hikâyeyi baştan başlatabilir.

Bu nedenle aynı hikâyeyi tekrar etmek çocuğa:

“Bu kez ne olacağını biliyorum.”

ve

“Burada kontrol bende.”

duygusu verebilir.

Bu yüzden tekrar eden oyunu hemen bir kaygı belirtisi olarak yorumlamak doğru değildir.

Bazen çocuk yalnızca dünyayı biraz daha anlaşılır hâle getirmeye çalışıyordur.




Bazen Çocuk Yaşadığı Bir Şeyi Oyunun İçinde Yeniden Kurabilir

Çocuğun yaşadığı her olay söze dökülemeyebilir.

Özellikle yoğun duygular söz konusu olduğunda çocuk ne hissettiğini açıklamakta zorlanabilir.

Örneğin yeni bir okula başlayan bir çocuk, okulda yaşadıklarını ayrıntılı biçimde anlatmayabilir.

Ama evde öğretmen-öğrenci oyunu oynamaya başlayabilir.

Yeni kardeşi olan bir çocuk, kardeşi hakkında uzun uzun konuşmayabilir.

Ama oyununda bir bebeğin sürekli ilgi istemesini konu edebilir.

Bir ayrılık yaşayan çocuk, bu konuyu hiç konuşmadan oyuncak karakterleri sürekli ayırıp tekrar birleştirebilir.

Bunların her biri çocuğun yaşadığı olayları oyun aracılığıyla işlediğini düşündürebilir.

Ancak yine:

oyundaki tema = yaşanan olayın kesin açıklaması

değildir.

Oyun bir ipucudur.

Kesin bir teşhis aracı değildir.




Oyun İçerisinde Çocuğun Pozisyonu Neden Önemlidir?

Aynı hikâyede çocuk bazen kurtaran kişi olur.

Bazen kurtarılan.

Bazen gözlemci.

Bazen kötü karakter.

Bazen herkesin annesi veya babası.

Bu roller rastgele olabilir.

Ama bazı roller sürekli tekrarlandığında, çocuğun oyun içerisindeki konumunu düşünmek anlamlı olabilir.

Örneğin sürekli olarak:

“Ben kurtaracağım.”

diyen bir çocuk ile sürekli:

“Biri beni kurtarsın.”

diyen bir çocuk aynı hikâyeyi oynamıyor olabilir.

Burada yine çocuğun gerçek yaşamına bakmak gerekir.

Çocuğun sorumlulukları yaşına uygun mu?

Kendisini sürekli korumak zorunda hissediyor mu?

Ebeveynin duygularını taşıyor mu?

Yoksa sadece kahraman olmayı seviyor mu?

Oyunun anlamı ancak çocuğun bütün ilişkileri ve yaşam koşulları içerisinde düşünüldüğünde daha anlaşılır hâle gelir.




Ebeveyn Oyunun İçinde Ne Kadar Yer Almalı?

Ebeveynin çocuğun oyununa ilgi göstermesi önemlidir.

Ancak oyunu sürekli yönetmek, çocuğa ne oynaması gerektiğini söylemek veya gördüğü her şeyi yorumlamak gerekli değildir.

Çocuk:

“Bu bebek şimdi hastalandı.”

diyorsa:

“Neden hastalandı?”

diye sorgulamak yerine:

“Bebek hastalanmış.”

demek bile yeterli olabilir.

Çocuğun hikâyeyi kendi yönünde ilerletmesine izin vermek önemlidir.

Ebeveynin görevi oyunun bütün anlamını çözmek değildir.

Bazen sadece orada olmak ve çocuğun oyununa eşlik etmek yeterlidir.

Çocuk isterse ebeveyni oyunun içerisine alır.

İsterse dışarıda bırakır.

İsterse aynı hikâyeyi tekrar tekrar oynar.

Bu alanın çocuğa ait kalabilmesi önemlidir.




Çocuğumun Oyununu Yorumlamalı mıyım?

Genellikle acele etmemek daha sağlıklıdır.

Özellikle:

“Bu oyuncak senin babanı temsil ediyor.”

“Sen bunu oynuyorsun çünkü korkuyorsun.”

“Demek ki kardeşini kıskanıyorsun.”

gibi kesin yorumlar çocuğun deneyimini yetişkinin anlamlandırmasına teslim edebilir.

Çocuk bazen gerçekten bir şey anlatıyordur.

Bazen de sadece oyun oynuyordur.

Bunu ayırt etmek her zaman kolay değildir.

Bu nedenle oyunun anlamını çocuğa doğrudan yüklemek yerine, onun oyununun akışını takip etmek ve genel davranışlarını gözlemlemek daha değerlidir.

Çocuğun oyunundaki tekrarlar, ebeveyn için bir merak alanı olabilir.

Ama hemen bir sonuç olmamalıdır.




Hangi Durumlarda Daha Yakından Bakmak Gerekebilir?

Tekrarlayan oyun kendi başına endişe nedeni değildir.

Ancak oyun tekrarının yanında belirgin ve kalıcı başka değişiklikler de varsa, çocuğun duygusal durumuna daha yakından bakmak gerekebilir.

Örneğin çocukta belirgin bir içe kapanma ortaya çıkıyorsa,

uyku düzeni ciddi biçimde değişiyorsa,

yoğun korkular gelişiyorsa,

okula gitmekte belirgin biçimde zorlanıyorsa,

günlük yaşamını etkileyen yoğun öfke görülüyorsa,

oyundaki tema çok yoğun bir sıkıntıyla birlikteyse,

veya davranış değişikliği yakın zamanda yaşanan önemli bir olayın ardından başladıysa,

oyunun yalnızca doğal bir tekrar mı, yoksa daha geniş bir güçlüğün parçası mı olduğu değerlendirilmelidir.

Burada da tek bir davranıştan sonuç çıkarmak yerine çocuğun bütün gelişimsel ve ilişkisel dünyasına bakmak gerekir.




Oyun Terapisi Neden Farklıdır?

Evde oynanan oyun ile oyun terapisi aynı şey değildir.

Oyun terapisi, çocuğun yaşına ve gelişimsel özelliklerine uygun profesyonel bir psikolojik destek sürecidir.

Burada amaç:

“Oyundaki sembolün anlamını bulmak.”

değildir.

Çocuğun oyununu, duygularını, ilişkilerini ve gelişimsel özelliklerini bir bütün içerisinde anlamaya çalışmaktır.

Tekrarlayan oyunlar bu süreç içerisinde önemli gözlem alanları oluşturabilir.

Çocuğun oyunda hangi temaları tekrar ettiği kadar, terapistle ilişkisi, oyunun nasıl değiştiği ve çocuğun duygusal deneyimleri de değerlendirilir.

Bu nedenle çocuk merkezli oyun terapisinde bir oyuncağa bakıp:

“Bu kesinlikle şunu temsil ediyor.”

şeklinde mekanik yorumlar yapmak yerine, çocuğun bütün yaşantısını anlamaya çalışmak daha önemlidir.




Ebeveynler Ne Yapabilir?

Çocuğunuz aynı hikâyeyi sürekli oynuyorsa öncelikle bunu hemen bir problem olarak değerlendirmemeye çalışın.

Oyunu gözlemleyin.

Çocuk hangi hikâyeyi tekrar ediyor?

Oyunun sonu hep aynı mı?

Hikâyede zaman içerisinde değişiklik oluyor mu?

Çocuğunuz oyunda nasıl hissediyor?

Sizin oyuna katılmanızı istiyor mu?

Yakın zamanda hayatında önemli bir değişiklik oldu mu?

Bunun yanında çocuğunuzun oyununu sürekli sorgulamamaya dikkat edin.

Bazen:

“Bana anlatmak ister misin?”

yerine:

“Bu oyunu oynamaktan hoşlanıyorsun.”

demek daha kapsayıcı olabilir.

Çocuğun duygusunu ifade etmesine alan açmak, oyunun ne anlama geldiğini onun adına belirlemekten daha önemlidir.

Ve en önemlisi, çocuğun oyununu bir test gibi görmemektir.

Çocuk oyun oynarken her zaman gizli bir mesaj göndermiyor olabilir.

Bazen yalnızca çocuk oluyordur.




Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Çocuğunuzun oyununda tekrarlayan temalarla birlikte belirgin korkular, içe kapanma, yoğun öfke, uyku sorunları, ayrılık güçlüğü veya günlük yaşamda dikkat çekici davranış değişiklikleri ortaya çıkıyorsa psikolojik destek düşünülebilir.

Çocuklarla yürütülen psikolojik destek sürecinde tek bir oyun veya oyuncak üzerinden kesin bir sonuca gidilmez. Çocuğun gelişimsel özellikleri, aile ilişkileri, yaşamındaki değişiklikler, genel davranışları ve oyun içerisindeki tekrarlar birlikte değerlendirilir.

Dinamik yaklaşım açısından oyun; çocuğun iç dünyasını, ilişkisel deneyimlerini ve henüz söze dönüşmemiş duygularını anlamaya yardımcı olabilecek önemli bir alan sunar. Ancak amaç her sembole sabit bir anlam yüklemek değil, çocuğun kendi hikâyesini ve bu hikâyedeki tekrarları anlamaya çalışmaktır.

Samsun çocuk psikoloğu arayışında olan ebeveynler için Samsun Atakum'da yüz yüze psikolojik destek ve Samsun oyun terapisi çalışmaları yürütülmektedir. Farklı şehirlerde yaşayan aileler için online psikolojik destek seçenekleri de bulunmaktadır. Çocuğunuzun yaşadığı güçlüğü daha yakından ele almak ve randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.




Sonuç

Çocuğunuzun oyununda sürekli aynı hikâyenin dönmesi, tek başına bir sorun olduğu anlamına gelmez.

Çocuklar tekrar eder.

Sevdikleri oyunları yeniden oynar.

Dünyayı anlamlandırmak için aynı hikâyelere geri dönebilir.

Kontrol edemedikleri şeyleri oyun içerisinde kontrol etmeyi deneyebilir.

Bazen de henüz söze dökemediği bir duyguyu oyun aracılığıyla ele alabilir.

Anna Freud bize çocuğun davranışlarının arkasındaki savunma ve baş etme biçimlerini düşünmek için önemli bir çerçeve sunar.

Melanie Klein, oyunun çocuğun iç dünyasındaki fanteziler ve ilişkisel çatışmalarla bağlantısını anlamamıza yardımcı olur.

Winnicott, oyunun iç dünya ile dış gerçeklik arasında çocuğun kendisini ifade edebildiği özel bir alan olduğunu gösterir.

Mahler, ayrılık ve yakınlaşma temalarının çocuğun gelişimsel yolculuğu içerisinde neden tekrar tekrar ortaya çıkabileceğini anlamamıza yardımcı olur.

Erikson ise çocuğun gelişim dönemlerinde yaşadığı özerklik, girişim ve yeterlilik gibi psikososyal çatışmaları düşünmemize olanak tanır.

Bütün bu yaklaşımların ortaklaştığı önemli bir nokta vardır:

Bir çocuğun oyununu anlamak, oyundaki tek bir sembolü çözmekten çok daha fazlasıdır.

Çocuğun kim olduğuna,

neler yaşadığına,

ilişkilerine,

gelişimsel dönemine

ve oyunun içerisinde kendisini nasıl konumlandırdığına birlikte bakmak gerekir.

Belki de ebeveyn olarak kendimize sorabileceğimiz en değerli soru:

“Bu oyunun gizli anlamı ne?”

değil;

“Çocuğum bu oyunu oynarken dünyayı nasıl deneyimliyor?”

sorusudur.

Çünkü bazen çocuk aynı hikâyeyi tekrar tekrar oynarken bir sorunu anlatmıyordur.

Belki yalnızca bir şeyi yeniden deniyordur.

Belki kontrol ediyordur.

Belki öğreniyordur.

Belki eğleniyordur.

Belki de henüz kelimelere dökemediği bir duygunun çevresinde dolaşıyordur.

Bunu hemen bilmek zorunda değiliz.

Bazen çocuk için en kıymetli şey, oyunun anlamını onun yerine bulmak değil;

o hikâyeyi anlatırken yanında kalabilmektir.




Sık Sorulan Sorular

Çocuğum aynı oyunu sürekli oynuyorsa bu normal mi?

Çoğu zaman evet. Çocukların sevdikleri oyunları tekrar etmesi gelişimsel olarak doğal olabilir. Tekrarlayan oyunun yanında belirgin davranış değişiklikleri veya yoğun duygusal güçlükler bulunup bulunmadığına bakmak önemlidir.

Tekrarlayan oyun çocuğumun travma yaşadığını gösterir mi?

Hayır. Tekrarlayan oyun tek başına travma göstergesi değildir. Oyunun içeriği çocuğun gelişimi, yaşamındaki olaylar ve genel duygusal durumu ile birlikte değerlendirilmelidir.

Çocuğumun oyunundaki her şeyin bir anlamı var mı?

Hayır. Çocuklar bazen yalnızca oyun oynar, hayal kurar veya eğlenir. Her oyuncak, karakter veya hikâyeye sabit bir psikolojik anlam yüklemek doğru değildir.

Çocuğum aynı hikâyeyi oynarken neden sürekli aynı karakteri kullanıyor?

Bu durum çocuğun oyun tercihiyle ilişkili olabilir. Bazı durumlarda ise çocuk kendisini belirli bir karakter üzerinden daha rahat ifade ediyor olabilir. Bunun anlamı çocuğun bütün yaşamı ve oyunun genel örüntüsü içerisinde değerlendirilmelidir.

Çocuğum oyununda sürekli ayrılık ve kaybolma temalarını oynuyorsa ne yapmalıyım?

Bu temalar çocuklukta gelişimsel olarak görülebilir. Yakın zamanda yaşanan bir ayrılık veya değişiklik varsa oyun çocuğun bu deneyimi işlemesinin bir parçası olabilir. Ancak yalnızca oyun içeriğine bakarak sonuç çıkarmamak gerekir.

Çocuğumun oyununa müdahale etmeli miyim?

Oyunu sürekli yönetmek yerine çocuğun yönlendirmesine izin vermek daha uygun olabilir. Ebeveynin görevi oyunun anlamını çözmek değil, çocuğun güvenli bir ortamda oyununu sürdürebilmesine eşlik etmektir.

Oyun terapisi çocuğun oyunundaki tekrarları nasıl ele alır?

Oyun terapisi yalnızca tek bir oyuncağın veya sembolün anlamını çözmeye dayanmaz. Çocuğun gelişimi, ilişkileri, duygusal durumu ve oyun içerisindeki tekrar eden temalar birlikte değerlendirilir.

Aynı oyunun zamanla değişmesi önemli midir?

Evet. Oyunun nasıl değiştiği, bazen oyunun tekrar etmesinden daha fazla bilgi verebilir. Çocuğun hikâyeye yeni sonlar eklemesi, karakterleri değiştirmesi veya oyunda daha fazla kontrol sahibi olması önemli gözlem alanları oluşturabilir.



Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap