Çocuğum Okula Gitmek İstemiyor: Neden Olabilir? | Samsun Çocuk Psikoloğu
Sabah olduğunda aynı cümleyi tekrar tekrar duymak…
“Okula gitmek istemiyorum.”
Bazen çocuk yatağından kalkmak istemez. Bazen hazırlanmayı geciktirir. Bazen ağlar, karın ağrısından söz eder, ayakkabısını giymeyi reddeder ya da annesinin ve babasının peşinden ayrılmaz.
Ebeveyn açısından bakıldığında bu durum zamanla oldukça yorucu hâle gelebilir. Çünkü bir yandan çocuğun okula gitmesi gerektiği düşünülürken diğer yandan:
“Neden her sabah aynı şeyi yaşıyoruz?”
sorusu ortaya çıkar.
Üstelik bazı çocuklar okul kapısına kadar giderken oldukça zorlanırken, ebeveyninden ayrıldıktan kısa süre sonra günlerine normal biçimde devam edebilir. Bazılarında ise isteksizlik günün tamamına yayılır.
Peki bir çocuk neden sabahları okula gitmek istemez?
Bunun tek bir cevabı yoktur.
Çünkü çocuğun “gitmek istemiyorum” cümlesi bazen gerçekten dinlenmek istemesini, bazen bir ayrılıkta zorlanmayı, bazen okulda yaşadığı bir güçlüğü, bazen performans baskısını, bazen de henüz kendi duygusunu kelimelere dökemediği bir sıkıntıyı anlatıyor olabilir.
Bu nedenle önemli olan yalnızca çocuğun okula gitmek istememesi değil, bu isteksizliğin çocuğun dünyasında ne anlama geldiğini anlamaya çalışmaktır.
“Okula Gitmek İstemiyorum” Bazen Başka Bir Şey Söylüyor Olabilir
Çocuklar yaşadıkları her şeyi yetişkinler gibi anlatamaz.
Bir yetişkin:
“Okulda kendimi yetersiz hissediyorum.”
“Arkadaşlarımın yanında geriliyorum.”
“Öğretmenimin beklentilerini karşılayamamaktan korkuyorum.”
“Annemden ayrıldığımda kaygılanıyorum.”
diyebilir.
Bir çocuk ise bunların yerine:
“Okula gitmek istemiyorum.”
diyebilir.
Bu nedenle davranış ile altında yatan duygu arasında doğrudan ve tek bir eşleşme kurmak doğru olmayabilir.
Okula gitmek istememek bir sonuçtur. Önemli soru ise bu sonuca hangi duygusal deneyimin eşlik ettiğidir.
Bazı çocuk için okuldan ayrılmak zordur.
Bazısı için evden ayrılmak.
Bazısı için arkadaş ilişkileri.
Bazısı için dersler.
Bazısı için hata yapmak.
Bazısı için öğretmenin beklentileri.
Bazısı için ise günün sonunda ailesinden ayrı kalmak.
Aynı cümle, farklı çocuklarda çok farklı hikâyeler anlatabilir.
Sabahları Yaşanan Ayrılık, Çocuğun Dünyasında Neden Bu Kadar Büyük Olabilir?
Okula gitmek, çocuk açısından yalnızca bir binaya gitmek değildir.
Aynı zamanda tanıdığı kişilerden ayrılıp başka bir sosyal ve duygusal ortama geçmektir.
Özellikle küçük yaşlarda çocuk için ebeveyn, güvenin önemli kaynaklarından biridir. Ebeveynin yanında olmak yalnızca fiziksel bir yakınlık değil, duyguların düzenlenmesine yardımcı olan bir ilişki alanı da oluşturabilir.
Sabah evden çıkarken çocuk bu alandan ayrılır.
Bazı çocuklar bu geçişi daha kolay yapabilir.
Bazıları ise ayrılığı daha yoğun yaşayabilir.
Burada çocuğun “şımarıklık yaptığı” sonucuna hemen varmak yerine, ayrılığın onun için nasıl bir deneyim olduğuna bakmak daha anlamlı olabilir.
Çünkü bir çocuk için:
“Annem biraz sonra gelecek.”
bilgisi yeterli olabilirken, başka bir çocuk için aynı bilgi duygusal olarak yeterince güven verici olmayabilir.
Bazen Mesele Okul Değil, Ayrılığın Kendisi Olabilir
Bazı çocuklar okuldayken aslında büyük bir problem yaşamaz.
Arkadaşlarıyla oynar, derslere katılır, öğretmeniyle iletişim kurar.
Ama sabah ebeveyninden ayrılma anında yoğun tepki verir.
Bu durumda çocuğun yaşadığı zorluk okulun kendisinden çok ayrılık anı ile ilişkili olabilir.
Çocuk açısından ayrılık yalnızca “annem şimdi gidiyor” demek değildir.
Bazen:
“Ben tek başıma kalacağım.”
“Beni özlerse ne olacak?”
“Ya bana bir şey olursa?”
“Ya anneme bir şey olursa?”
gibi farklı kaygılar taşıyabilir.
Burada çocuğun yaşına, gelişimsel düzeyine, geçmiş deneyimlerine ve aile içindeki ilişkilere bakmak gerekir.
Özellikle yaşamında yakın zamanda değişiklikler olmuşsa; taşınma, okul değişikliği, kardeş doğumu, ebeveynlerin ayrılığı, bakım veren değişikliği veya başka önemli yaşam olayları çocuğun ayrılık deneyimini etkileyebilir.
Çocuğun Okulda Yaşadığı Bir Şey Olabilir mi?
Elbette.
Her okula gitmek istememe durumunu ayrılma kaygısıyla açıklamak doğru değildir.
Çocuk okulda kendisini rahatsız eden bir durum yaşıyor olabilir.
Bir arkadaşıyla sorun yaşayabilir.
Dışlanmış hissedebilir.
Alay edilme veya zorbalık yaşayabilir.
Öğretmeniyle ilişkisinde zorlanabilir.
Derslerde zorlandığı için başarısız olmaktan korkabilir.
Sınıf içinde hata yapmaktan utanabilir.
Bazen de çocuğun yaşadığı güçlük yetişkinlere küçük görünebilir ama çocuk açısından oldukça önemli olabilir.
Örneğin öğretmenin sınıfta bir kez yaptığı bir uyarı, bazı çocuklar için kısa süre içinde unutulabilirken bazı çocuklarda yoğun bir mahcubiyet yaratabilir.
Bu nedenle “Bunda korkacak ne var?” diye bakmak yerine:
“Çocuğum bunu nasıl yaşıyor?”
sorusunu sormak daha değerlidir.
Başarısız Olma Korkusu da Çocuğu Okuldan Uzaklaştırabilir
Bazı çocuklar derslerle ilgili zorlanmalarını doğrudan anlatmaz.
Ödevlerden kaçabilir.
Hazırlanmak istemeyebilir.
Sabahları karın ağrısından söz edebilir.
Okula gitmemek için farklı gerekçeler üretebilir.
Bunun altında bazen:
“Yapamayacağım.”
“Diğer çocuklar benden daha iyi.”
“Öğretmenim benim başarısız olduğumu düşünecek.”
“Yanlış cevap verirsem herkes gülecek.”
gibi düşünceler olabilir.
Özellikle hata yapmanın çok fazla eleştirildiği veya başarının aile içinde büyük bir değer taşıdığı ortamlarda çocuk için okul yalnızca öğrenilen bir yer olmaktan çıkıp kendilik değerinin sınandığı bir alana dönüşebilir.
Böyle bir durumda çocuk okuldan değil, okulun temsil ettiği başarısızlık ihtimalinden uzaklaşmaya çalışıyor olabilir.
Çocuğun Okula Gitmek İstememesinde Ebeveynin Tutumu da Önemlidir
Çocukların duyguları yalnızca kendi iç dünyalarından oluşmaz. İlişkiler içinde şekillenir ve anlam kazanır.
Sabahları ebeveyn çok kaygılanıyorsa çocuk bu kaygıyı hissedebilir.
Ebeveyn:
“Ne oldu sana?”
“Yine mi başlamışız?”
“Artık yeter.”
“Büyük çocuk oldun, hâlâ bunu yapıyorsun.”
şeklinde yaklaşabilir.
Bazen bunun tam tersi de olabilir.
Ebeveyn çocuğun zorlandığını görünce aşırı endişelenir, uzun süre ikna etmeye çalışır, tekrar tekrar güvence verir veya okul konusunda sürekli konuşmaya başlar.
İki durumda da çocuğun yaşadığı şey yalnızca “okula gitmek istemiyorum” değildir.
Çocuk aynı zamanda ebeveyninin bu durum karşısındaki duygusunu da deneyimler.
Bu nedenle ebeveynin kendi kaygısını fark etmesi önemlidir.
Çünkü çocuk açısından okul yolculuğu bazen yalnızca okul ile ilgili değil, ayrılık anında ebeveyniyle kurduğu ilişkinin nasıl deneyimlendiğiyle de ilgilidir.
Psikodinamik Açıdan Çocuğun Okula Gitmek İstememesi
Psikodinamik yaklaşım, davranışların yalnızca görünen yüzüne bakmak yerine çocuğun iç dünyasında ne olup bittiğini anlamaya çalışır.
Bir çocuğun okula gitmek istememesi bu açıdan tek başına bir “problem davranış” olarak ele alınmaz.
Davranışın arkasında hangi duygu var?
Hangi ilişki biçimi etkili oluyor?
Çocuk neyi ifade etmekte zorlanıyor?
Hangi durumda bu davranış artıyor?
Hangi durumda azalıyor?
Bu sorular çocuğun davranışını anlamaya yardımcı olabilir.
Örneğin Winnicott’un çocuğun gelişimindeki yeterince güvenli çevre vurgusu düşünüldüğünde, çocuğun yeni bir çevreye geçerken ne kadar desteklenebildiği önem kazanır.
Çocuğun bağımsızlaşması yalnızca “kendi başına yapmayı öğrenmesi” değildir. Bağımsızlığın temelinde güvenli bir ilişki deneyimi de vardır.
Bu nedenle çocuğun ebeveyninden ayrılması ile ebeveynine ihtiyaç duymaması aynı şey değildir.
Tam tersine, çocuk çoğu zaman güvenli bir ilişki deneyimi içinde ayrılmayı ve yeniden birleşmeyi yaşayarak daha bağımsız hâle gelir.
Bazen Okula Gitmek İstememek Bir Geri Dönüş İhtiyacını Anlatabilir
Çocuk gelişimi her zaman düz bir çizgide ilerlemez.
Bazen bir çocuk belli bir dönemde oldukça bağımsız görünürken daha sonra ebeveynine daha fazla ihtiyaç duyabilir.
Yeni bir kardeşin gelmesi, taşınma, okul değişikliği, aile içindeki gerilimler veya başka önemli yaşam olayları çocuğun daha önce kazandığı bazı becerilerde geçici bir gerileme yaratabilir.
Bu durum “şımarıklık” anlamına gelmez.
Bazen çocuğun yeniden güven hissetmeye ihtiyaç duyduğunu gösterebilir.
Dolayısıyla çocuğun davranışını yalnızca yaşına göre değerlendirmek yerine:
“Bu davranış ne zaman ortaya çıktı?”
sorusunu sormak gerekir.
Çünkü zamanlama, davranışın anlamı hakkında önemli ipuçları verebilir.
Varoluşçu Açıdan Okula Gitmek Neden Zorlaşabilir?
Okul, çocuk açısından yalnızca akademik öğrenmenin başladığı bir yer değildir.
Çocuk ilk kez daha geniş bir sosyal dünyanın içine girer.
Kendi kararlarıyla, sorumluluklarla, kurallarla, başkalarının beklentileriyle ve diğer çocuklarla karşılaşır.
Bu açıdan okul, çocuğun giderek kendi başına bir birey olma deneyiminin de parçalarından biridir.
Ancak bağımsızlaşmak yalnızca özgürlük getirmez.
Özgürlükle birlikte belirsizlik de gelir.
Çocuk:
“Ben bunu yapabilir miyim?”
“Beni severler mi?”
“Başarabilir miyim?”
“Arkadaş edinebilecek miyim?”
“Burada benim yerim ne?”
gibi sorularla karşılaşabilir.
Yetişkin yaşamında bile önemli değişimlerin kaygı yaratmasının nedenlerinden biri budur. Yeni bir alan, aynı zamanda kişinin henüz bilmediği bir dünyaya adım atmasıdır.
Çocuk açısından okul da böyle bir geçiş alanı olabilir.
Peki Ebeveyn Ne Yapabilir?
Öncelikle “gitmek istemiyorum” cümlesini hemen tartışmaya çevirmemek önemlidir.
Çocuğun davranışını küçümsemek kadar, her sabah uzun ve kaygılı ikna konuşmaları yapmak da yararlı olmayabilir.
Daha anlamlı olan, çocuğun deneyimini merak etmektir.
“Okulda seni en çok zorlayan şey ne?”
“Sabahları en zor olan kısım hangisi?”
“Okula vardığında nasıl hissediyorsun?”
“Arkadaşlarınla ilgili seni düşündüren bir şey var mı?”
“Derslerde zorlandığın bir konu oluyor mu?”
gibi sorular çocuğun yaşadığı deneyimi anlatmasına alan açabilir.
Burada amaç çocuğu sorguya çekmek değil, onun dünyasına girebilmektir.
Bununla birlikte her sabah farklı gerekçeler üzerinden pazarlık yapmak da çocuğun kaygısını azaltmak yerine sürdürebilir. Çocuğun duygusunu görmek ile kaçınmayı sürekli kolaylaştırmak aynı şey değildir.
Çocuğa:
“Okula gitmek istemediğini anlıyorum. Zor geliyor olabilir. Yine de birlikte hazırlanacağız.”
diyebilmek, duyguyu kabul ederken sınırı da koruyan bir yaklaşım olabilir.
Çocuk için önemli olan bazen yaşadığı duygunun ortadan kaldırılması değil, o duyguyla birlikte hareket edebileceğini deneyimlemektir.
Hangi Durumlarda Daha Dikkatli Değerlendirmek Gerekir?
Okula gitmek istememe ara sıra görülebilir.
Ancak durum belirgin biçimde sıklaşıyorsa veya çocuğun yaşamını etkiliyorsa biraz daha yakından bakmak gerekir.
Özellikle uzun süre devam eden okul reddi, yoğun sabah kaygısı, sık tekrarlayan fiziksel yakınmalar, uyku sorunları, belirgin içe kapanma, arkadaş ilişkilerinde değişim, akademik performansta düşüş veya okulda yaşanan belirli bir olaydan sonra başlayan isteksizlik, çocuğun yaşadığı güçlüğün daha ayrıntılı değerlendirilmesini gerektirebilir.
Burada amaç hemen bir tanı koymak değildir.
Asıl amaç, çocuğun davranışının ne anlatmaya çalıştığını anlamaktır.
Çocuğum Okula Gitmek İstemiyorsa Ne Yapmalıyım?
Belki de en önemli nokta şudur:
Çocuğun “okula gitmek istemiyorum” demesi, her zaman “okulda bir sorun var” anlamına gelmez.
Ama aynı şekilde bunun yalnızca “naz” veya “tembellik” olduğunu varsaymak da doğru değildir.
Bazen çocuk ayrılmak istemez.
Bazen başarısız olmaktan korkar.
Bazen bir arkadaşlık problemi yaşar.
Bazen kendisini yeterince yeterli hissetmez.
Bazen de kendi içinde ne olduğunu tam olarak anlatamadığı için bunu davranışıyla gösterir.
Bu nedenle çocuğun sözünü yalnızca değiştirilmesi gereken bir davranış olarak değil, anlaşılması gereken bir mesaj olarak ele almak önemlidir.
Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?
Okula gitmek istememe durumu uzun süre devam ediyor, çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyor veya yoğun kaygı, fiziksel yakınmalar, okuldan sürekli kaçınma, sosyal ilişkilerde belirgin değişiklik gibi durumlarla birlikte görülüyorsa çocuğun yaşadığı sürecin daha ayrıntılı ele alınması yararlı olabilir.
Özellikle çocuğun davranışının arkasındaki duygusal ihtiyaçları, ayrılık deneyimini, okul ve akran ilişkilerini, aile içindeki dinamikleri ve çocuğun gelişimsel özelliklerini birlikte değerlendirmek daha sağlıklı bir çerçeve sunabilir.
Bu tür durumlarda Samsun çocuk psikoloğu desteği kapsamında Atakum’da yüz yüze ya da Türkiye ve yurt dışından online psikolojik destek seçenekleri değerlendirilebilir. Randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.
Sonuç
Bir çocuk sabah:
“Okula gitmek istemiyorum.”
dediğinde, duyduğumuz ilk şey reddetme olabilir.
Fakat bazen bu cümlenin içinde çok daha farklı ifadeler saklıdır:
“Annemden ayrılmak zor geliyor.”
“Burada başarısız olmaktan korkuyorum.”
“Arkadaşlarımın yanında kendimi iyi hissetmiyorum.”
“Beni anlamanızı istiyorum.”
“Bir şey beni rahatsız ediyor ama nasıl anlatacağımı bilmiyorum.”
Bu nedenle çocuğun davranışını değiştirmeye çalışmadan önce, o davranışın taşıdığı anlamı anlamaya çalışmak önemlidir.
Çünkü çocukların bazı cümleleri kelimelerle değil, davranışlarla kurulur.
Ve bazen bir çocuğun her sabah tekrar ettiği:
“Okula gitmek istemiyorum.”
cümlesinin altında, yalnızca okulla ilgili değil; ayrılık, güven, ilişki, yeterlilik ve büyümekle ilgili çok daha büyük bir hikâye olabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Çocuğum neden her sabah okula gitmek istemiyor?
Bunun tek bir nedeni yoktur. Ayrılıkta zorlanma, okulda yaşanan bir problem, arkadaş ilişkileri, akademik güçlükler, hata yapma korkusu, değişen yaşam koşulları veya çocuğun duygusal ihtiyaçları etkili olabilir.
Çocuğum okula gitmek istemediği için zorlanmalı mı?
Çocuğun duygusunu anlamak ile okula gitme konusunda sınırı korumak birbirinin karşıtı değildir. Çocuğun kaygısını küçümsemeden, yaşına uygun ve tutarlı bir şekilde okul rutinini sürdürmek önemlidir.
Sabahları karın ağrısı söylemesi psikolojik olabilir mi?
Bazı çocuklarda kaygı ve stres fiziksel yakınmalarla birlikte görülebilir. Ancak tekrarlayan fiziksel belirtiler öncelikle tıbbi açıdan da değerlendirilmelidir.
Çocuğum okulda iyi ama evden çıkarken ağlıyor. Bu neden olur?
Bazı çocuklarda asıl güçlük okulda olmak değil, ebeveyninden ayrılma anıdır. Çocuğun okuldayken nasıl davrandığı ve ayrılık sonrasında ne yaşadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Okula gitmek istememe ne zaman ciddiye alınmalı?
Sorun sıklaşıyor, uzun süre devam ediyor veya çocuğun okul hayatını, arkadaşlıklarını, uykusunu, günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkiliyorsa daha ayrıntılı değerlendirme düşünülmelidir.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap