Çocuğum Ödev Yapmaya Oturunca Birden Ödev Harici Her Şeyi Yapmak İstiyor: Neden Kaçıyor?
Ödev zamanı gelir.
“Haydi, ödevini yapalım.”
Çocuk bir anda susar.
“Anne, su alabilir miyim?”
“Tuvalete gideceğim.”
“Çok acıktım.”
“Kalemimi bulamıyorum.”
“Önce biraz oyun oynayabilir miyim?”
“Çantamı hazırlamam lazım.”
“Bir dakika, şu işi de yapayım.”
Bir bakmışsınız çocuk, ödev dışında akla gelebilecek her şeyi yapmak istiyor.
Ebeveynin sabrı zorlanmaya başlar:
“Az önce hiçbir şey yapmıyordun, şimdi birden her işin çıktı.”
“Ödevden neden bu kadar kaçıyorsun?”
“Bunu yapabileceğini biliyoruz, neden oturmuyorsun?”
Bazen de aynı döngü her gün tekrar eder.
Ödev başlar, birkaç dakika geçer, çocuk başka bir şey ister.
Sonra yeniden oturur.
Tekrar kalkar.
Biraz daha oyalanır.
Saat ilerler.
Ebeveyn gerilir.
Çocuk daha da isteksizleşir.
Ve sonunda basit bir ödev, bütün akşamın meselesi hâline gelir.
Peki çocuk gerçekten ödev yapmak istemediği için mi her şeyi bahane eder?
Yoksa “kaçma” gibi görünen bu davranışın altında başka bir şey olabilir mi?
Çünkü bir çocuğun ödev masasından kaçınması her zaman tembellik değildir.
Bazen zorlanmaktan kaçmaktır.
Bazen hata yapmaktan.
Bazen başarısız görünmekten.
Bazen sıkılmaktan.
Bazen de kendisine sunulan bir görev üzerinde hiçbir kontrolünün olmadığını hissetmekten.
Hatta bazı çocuklarda ödev, masaya oturmaktan çok daha önce başlayan bir duygunun tetikleyicisi hâline gelebilir.
Bu nedenle asıl soru yalnızca:
“Çocuğum neden ödev yapmıyor?”
değil,
“Ödev yapmak çocuğum için ne anlam taşıyor?”
olabilir.
Çocuk Ödevden Gerçekten Kaçıyor mu?
Önce küçük ama önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Bir çocuk ödev yapmaktan kaçınıyorsa bunun birkaç farklı nedeni olabilir.
Gerçekten zorlanıyor olabilir.
Görevin çok uzun olduğunu düşünüyor olabilir.
Dikkatini sürdürmekte güçlük çekiyor olabilir.
Okuldan geldiğinde zihinsel olarak yorulmuş olabilir.
Ne yapacağını tam anlamadığı için başlamak istemiyor olabilir.
Daha önce hata yaptığında eleştirildiyse yeniden aynı deneyimi yaşamaktan çekiniyor olabilir.
Ya da ödev, çocuk için yalnızca akademik bir görev değil, ebeveynle her akşam yaşanan bir mücadele alanına dönüşmüş olabilir.
Bu nedenle “ödev yapmıyor” cümlesi tek başına bize çok az şey söyler.
Daha önemli olan:
Ne zaman kaçıyor?
Hangi ödevlerde kaçıyor?
Ödevi kim başlatıyor?
Çocuk görev başladığında ne hissediyor?
Ebeveyn ne yapıyor?
Çocuk ne yaptığında süreç kolaylaşıyor?
Bu ayrıntılar davranışın anlamını değiştirebilir.
Bazen Çocuk “Yapmak İstemiyorum” Değil, “Başlayamıyorum” Diyebilir
Yetişkinler için bir görevin yapılabilir görünmesi, çocuk için de kolay olduğu anlamına gelmez.
Bir çocuk:
“Ödevini yap.”
komutunu duyduğunda zihninde çok daha büyük bir görevle karşılaşabilir.
“Ne yapacağım?”
“Kaç soru var?”
“Ne kadar sürecek?”
“Yanlış yaparsam?”
“Bitirebilecek miyim?”
Bu soruların hepsi aynı anda ortaya çıkabilir.
Özellikle görevi nasıl parçalara ayıracağını henüz iyi beceremeyen çocuklarda başlamak, görevin kendisinden daha zor olabilir.
Bu nedenle bazı çocuklar ödeve oturmak yerine etrafta dolaşır, bir şeyler arar, konuşur veya başka işlere yönelir.
Dışarıdan bakıldığında bu “oyalanma” gibi görünür.
Fakat çocuğun iç dünyasında:
“Nereden başlayacağımı bilmiyorum.”
gibi bir deneyim olabilir.
Anna Freud: Kaçınma Bazen Bir Savunma Biçimidir
Anna Freud'un savunma mekanizmaları üzerine çalışmaları, insanın zorlayıcı duygular karşısında kendisini nasıl koruduğunu anlamak açısından önemlidir.
Bir çocuk ödev yaparken hata yapmaktan, eleştirilmekten veya başarısız olmaktan çekiniyorsa, bunu doğrudan:
“Bu görev beni kaygılandırıyor.”
şeklinde anlatamayabilir.
Bunun yerine:
“Su istiyorum.”
“Kalemim yok.”
“Bir şey yiyeceğim.”
“Şimdi biraz oyun oynayalım.”
diyebilir.
Burada çocuk bilinçli olarak bir strateji hazırlamıyor olabilir.
Zorlayıcı durumdan uzaklaşmak, kısa vadede rahatsız edici duygunun azalmasını sağlayabilir.
Çocuk ödeve başlamak yerine başka bir işe yönelir.
Bir süre rahatlar.
Sonra tekrar ödev gündeme gelir.
Bu nedenle kaçınma davranışı bazen çocuğun işi istemediğinden değil, işin onda yarattığı duygudan uzaklaşmaya çalışmasından kaynaklanabilir.
Freud: Başarısızlık Korkusu Neden Bazen “Bahane” Gibi Görünür?
Freud'un ruhsal çatışma ve savunma anlayışından hareketle, bir davranışın görünen yüzü ile ruhsal işlevi arasında fark olabilir.
Çocuk:
“Ben bunu yapmak istemiyorum.”
diyebilir.
Ama altında:
“Ya yapamazsam?”
bulunabilir.
Bu ikisi dışarıdan aynı görünebilir.
Fakat psikolojik olarak farklıdır.
Bir çocuğun ödevden kaçması, başarısızlık ihtimaliyle karşılaşmamak için bir yol hâline geldiyse çocuk göreve başlamadığı sürece başarısız da olmamış olur.
Başlamaz.
Yanlış yapmaz.
Öğretmenin kötü değerlendirmesiyle karşılaşmaz.
Ebeveynin hayal kırıklığını hissetmez.
Böylece kaçınma, kısa vadede çocuğun kendisini korumasına yardımcı olabilir.
Ama uzun vadede ödeve başlamayı daha da zorlaştırabilir.
Çünkü çocuk:
“Ödev = zorlanma = başarısızlık ihtimali”
bağlantısını daha güçlü biçimde öğrenebilir.
Winnicott: Çocuğun Özerkliği Nerede Başlıyor?
Winnicott'un gelişim yaklaşımında çocuk için kendi olma ve kendiliğinden hareket edebilme önemli bir yer tutar.
Çocuk büyüdükçe:
“Ben kendim yapacağım.”
dediği alanlar artar.
Ödev ise çoğu zaman çocuğun seçtiği bir etkinlik değildir.
Ne zaman yapılacağı bellidir.
Nasıl yapılacağı bellidir.
Ne kadar süreceği yetişkin tarafından belirlenebilir.
Ebeveyn başında bekleyebilir.
Yanlışları gösterebilir.
Tekrar tekrar hatırlatabilir.
Böyle bir ortamda bazı çocuklar için ödev yalnızca akademik bir görev değil, özerklikle ilgili bir mücadeleye dönüşebilir.
Çocuk:
“Ben yapacağım.”
demek ister.
Ebeveyn:
“Hayır, şimdi yapacaksın.”
der.
Çocuk biraz oyalanır.
Ebeveyn daha fazla kontrol eder.
Çocuk daha fazla direnir.
Sonra ikisi de:
“Bu çocuk neden söz dinlemiyor?”
ve
“Annem neden sürekli başımda?”
noktasına gelir.
Bazen sorun ödevin kendisinden çok, ödev etrafında kurulan ilişkisel döngüdür.
“Birden Her Şeyi Yapmak İstiyor” Neden Olur?
Bu davranışın çok basit bir tarafı da vardır.
Ödev başladığında çocuk aslında başka ihtiyaçlarını fark edebilir.
Okuldan geldiğinden beri su içmemiş olabilir.
Gerçekten acıkmış olabilir.
Tuvalet ihtiyacı olabilir.
Hareket etmeye ihtiyacı olabilir.
Biraz oyun oynamak isteyebilir.
Bu yüzden her “su istiyorum” cümlesini kaçınma olarak yorumlamak doğru değildir.
Önemli olan davranışın örüntüsüdür.
Çocuk gerçekten ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
Yoksa her birkaç dakikada bir yeni bir gerekçe mi ortaya çıkıyor?
İstekler yalnızca zor ödevlerde mi artıyor?
Çocuk ödevi bitirdiğinde bu “ihtiyaçlar” bir anda ortadan kalkıyor mu?
Bu ayrıntılar bize çok şey anlatabilir.
Bion: Düşünmek İçin Önce Duyguyu Taşıyabilmek
Wilfred Bion'un düşünce ve duyguların işlenmesiyle ilgili yaklaşımı çocukların zorlayıcı deneyimleri anlamlandırabilmelerini düşünmek açısından yararlıdır.
Çocuk zor bir görevle karşılaştığında henüz:
“Bu bana zor geliyor, ama bunu parçalara ayırıp yapabilirim.”
diyemeyebilir.
Daha önce yalnızca:
“Yapamıyorum.”
duygusu gelir.
Duygu düşünceden önce davranışa dönüşebilir.
Kalkmak.
Kaçmak.
Ağlamak.
Başka şeylerle ilgilenmek.
Ebeveynin yardımını sürekli istemek.
Bu noktada çocuğun ihtiyacı bazen daha fazla baskı değil, görevin zihinsel olarak daha taşınabilir hâle gelmesidir.
“Ödevini yap.”
çok büyük bir komuttur.
Ama:
“Önce ilk iki soruya bakalım.”
daha küçük bir adımdır.
Buradaki amaç çocuğun yerine ödevi yapmak değildir.
Görevi düşünilebilir ve yapılabilir hâle getirmesine yardımcı olmaktır.
Kohut: “Yapamıyorum” Çocuğun Kendilik Değerine Dokunabilir
Heinz Kohut'un kendilik psikolojisi, kişinin kendilik değerini ve yeterlilik duygusunu anlamak için önemli bir çerçeve sunar.
Bazı çocuklar için ödevde hata yapmak:
“Bu soruyu yanlış yaptım.”
anlamında kalır.
Bazıları için ise:
“Ben başarısızım.”
anlamına dönüşür.
İkinci durumda çocuk için ödevin duygusal yükü büyür.
Bir soruyu çözememek, kendilik değerine yönelik bir tehdit gibi hissedilebilir.
Bu nedenle çocuk soruya bakmaktansa kalemini aramayı tercih edebilir.
Ödevden kalkmak, o anda çocuğa başarısız olma ihtimalinden uzaklaşma fırsatı verir.
Burada çocuğa yalnızca:
“Sen çok zekisin.”
demek her zaman yeterli olmayabilir.
Çocuğun:
“Bir şeyi yapamamam, bütün olarak yetersiz olduğum anlamına gelmez.”
duygusunu yaşayabilmesi daha önemlidir.
Erikson: Çocuk Okul Çağında Kendini Nasıl Değerlendirir?
Erik Erikson'un gelişim kuramında okul çağındaki çocuğun önemli meselelerinden biri başarabilirlik ve yeterlilik duygusudur.
Çocuk artık yalnızca aile içinde değil, daha geniş bir sosyal ortamda kendisini değerlendirmeye başlar.
Arkadaşlarının ne yaptığına bakar.
Öğretmenin beklentileriyle karşılaşır.
Notlar ve başarılar görünür olur.
“Ben yapabiliyor muyum?”
sorusu daha fazla önem kazanır.
Eğer çocuk başarısızlık deneyimini çok ağır yaşıyorsa, ödev gibi akademik görevler bu sorunun tekrar tekrar karşısına çıkmasına neden olabilir.
Bu nedenle bazı çocuklar görevin kendisine değil, görevin kendileri hakkında söyleyebileceği şeye direnebilir.
Bowlby: Ebeveynle Ödev İlişkisi Çocuğun Davranışını Etkileyebilir
Bowlby'nin bağlanma yaklaşımından hareketle çocuğun bakım verenle kurduğu ilişkinin, zorlanma anlarındaki davranışları açısından önemli olduğu düşünülebilir.
Çocuk ödev yaparken sürekli:
“Anne, doğru mu?”
“Böyle mi yapacağım?”
“Bana bakar mısın?”
“Ben bunu yapabilir miyim?”
diye soruyorsa, burada yalnızca akademik yardım aramayabilir.
Bazen çocuk, zorlandığı anda ilişkisel olarak da destek arar.
Ebeveynin yanında olduğunu bilmek, görevi daha taşınabilir hâle getirebilir.
Ancak sürekli ebeveyn desteği olmadan başlayamayan bir çocukta da zamanla farklı bir bağımlılık döngüsü gelişebilir.
Bu nedenle:
“Ben buradayım, istersen ilk soruya birlikte bakalım.”
ile
“Sen yapamazsın, ben senin yerine göstereyim.”
arasında önemli bir fark vardır.
İlki çocuğa eşlik eder.
İkincisi çocuğun kendi yeterliliğini denemesini azaltabilir.
Kardeşler, Başarı ve Karşılaştırma da Devreye Girebilir
Çocuk ödevden kaçarken bazen odadaki başka bir çocuğa da bakar.
“Kardeşim benden daha hızlı yapıyor.”
“Onun ödevi daha kolay.”
“Abim bunu hemen bitiriyor.”
Bu tür karşılaştırmalar çocuğun kendilik değerini daha fazla etkileyebilir.
Özellikle:
“Bak kardeşin çoktan bitirdi.”
“Sen neden hâlâ buradasın?”
gibi cümleler kısa vadede çocuğu masada tutabilir.
Fakat uzun vadede ödevi bir gelişim alanından çıkarıp performans karşılaştırmasına dönüştürebilir.
Çocuk artık soruyla değil, kardeşinin ne yaptığıyla ilgilenmeye başlar.
“Kim önce bitirecek?”
“Kim daha başarılı?”
Böylece ödev, öğrenme alanı olmaktan uzaklaşabilir.
Çocuğu Sürekli Masada Tutmaya Çalışmak Ters Tepebilir mi?
Çocuk masadan kalktıkça ebeveynin onu tekrar oturtması anlaşılabilir.
Fakat bazı ailelerde zamanla bir döngü oluşabilir:
Çocuk kalkar.
Ebeveyn uyarır.
Çocuk yine kalkar.
Ebeveyn sesini yükseltir.
Çocuk ağlar.
Ebeveyn daha fazla yardım eder.
Ödev sonunda yapılır.
Ertesi gün aynı şey yeniden başlar.
Burada farkında olmadan şu öğrenilebilir:
Ödev ancak uzun bir mücadeleden sonra yapılır.
Bu nedenle çocuğun davranışını yönetmek kadar, ödev zamanının bütün aile içindeki duygusal anlamına da bakmak gerekir.
Ödev masası sürekli savaş alanına dönüşmüşse, çocuk için mesele artık matematik sorusu değil, o masaya oturmanın kendisi olabilir.
Ebeveynler Ne Yapabilir?
Çocuğun ödev öncesindeki temel ihtiyaçlarını mümkün olduğunca karşılamak iyi bir başlangıç olabilir.
Aç mı?
Susuz mu?
Çok mu yoruldu?
Biraz hareket etmeye ihtiyacı var mı?
Okuldan eve geçiş için zamana ihtiyacı var mı?
Bunlar göz önüne alındığında ödevin başlangıcı daha kolay olabilir.
Ayrıca ödevi tek parça hâlinde düşünmek yerine küçük bölümlere ayırmak işe yarayabilir.
“Bütün ödevini şimdi bitir.”
yerine:
“Önce şu üç soruyu yapalım.”
demek görevi daha ulaşılabilir hâle getirebilir.
Çocuğa sınırlı seçenekler vermek de özerklik duygusunu destekleyebilir:
“Önce matematik mi yapmak istersin, Türkçe mi?”
Bu, “Ödev yapacak mısın?” seçeneğini sunmak değildir.
Ödev yapılacaktır.
Fakat çocuk nasıl başlayacağı konusunda küçük bir söz hakkına sahip olabilir.
“Kaçıyor” Demeden Önce Ne Zor Geliyor, Ona Bakmak
Çocuk ödev masasından kalktığında hemen:
“Yine kaçıyorsun.”
demek yerine:
“Başlamak mı zor geliyor?”
“Bu ödev sana zor mu geldi?”
“Burada takıldığın bir yer mi var?”
“Biraz dinlenmeye mi ihtiyacın var?”
gibi sorular sorulabilir.
Bazen çocuğun cevabı oldukça basittir:
“Ne yapacağımı bilmiyorum.”
Bu durumda sorun isteksizlik değil, belirsizlik olabilir.
Bazen:
“Öğretmen yarın kontrol edecek.”
diyebilir.
Burada performans kaygısı öne çıkabilir.
Bazen:
“Çok uzun.”
diyebilir.
Bu durumda görevin büyüklüğü çocuğu bunaltıyor olabilir.
Dolayısıyla davranışı düzeltmeden önce davranışın neye tepki olduğunu anlamaya çalışmak önemlidir.
Her Erteleme Davranışı Aynı Değildir
Burada dikkat, dürtü kontrolü veya öğrenme ile ilgili gelişimsel güçlükleri de göz ardı etmemek gerekir.
Bazı çocuklar yalnızca ödevde değil, farklı ortamlarda da göreve başlamakta, sürdürmekte veya tamamlamakta zorlanabilir.
Bazıları ise yalnızca belirli akademik görevlerde zorlanır.
Bu ayrım önemlidir.
Çocuğun:
- okulda,
- evde,
- oyun sırasında,
- günlük sorumluluklarında
nasıl işlediğine birlikte bakmak gerekir.
Her “ödevden kaçma” davranışını psikolojik bir savunma olarak yorumlamak da doğru olmaz.
Bazen çocuğun gerçekten dikkatini sürdürme, planlama veya görev başlatma becerileri açısından desteğe ihtiyacı olabilir.
Bu nedenle davranışı tek bir açıklamaya indirgememek en sağlıklı yaklaşımdır.
Varoluşçu Açıdan: “Bunu Neden Yapıyorum?”
Çocuk büyüdükçe yalnızca “ne yapması gerektiğini” öğrenmez.
Yavaş yavaş:
“Bunu neden yapıyorum?”
sorusuyla da karşılaşır.
Ödev çocuğun seçtiği bir faaliyet değildir.
Bu nedenle çocuk, kendi iradesiyle dışarıdan gelen sorumluluk arasında bir gerilim yaşayabilir.
Özellikle büyük çocuklarda:
“Benim hayatım sürekli ödev ve okuldan mı ibaret?”
sorusu daha görünür hâle gelebilir.
Varoluşçu açıdan insanın sorumlulukları ile kendi seçimleri arasındaki ilişki önemlidir.
Çocuk henüz tam anlamıyla yetişkin değildir; dolayısıyla bütün sorumluluklarını kendi tercihleriyle belirlemesi beklenmez.
Ama küçük alanlarda seçim yapabilmek, kendi eyleminin öznesi olduğunu hissetmesine yardımcı olabilir.
Bu nedenle çocuğun sorumluluğunu ortadan kaldırmadan ona sınırlı seçim alanları tanımak anlamlıdır.
Asıl Soru Bazen “Ödevini Neden Yapmıyor?” Değil
Belki de daha derin soru şudur:
“Çocuğum ödev yapması gerektiğinde kendisi hakkında ne hissediyor?”
Yeterli mi?
Yetersiz mi?
Kontrol ediliyor mu?
Destekleniyor mu?
Kıyaslanıyor mu?
Başarısız olmaktan korkuyor mu?
Sıkılıyor mu?
Yoksa sadece uzun bir okul gününün ardından artık zihnini başka bir şeye vermek mi istiyor?
Aynı davranışın altında birbirinden tamamen farklı süreçler olabilir.
Bu nedenle çocuğu anlamaya çalışmak, onun her isteğine izin vermek anlamına gelmez.
Tam tersine, bazen sınır koymanın daha doğru biçimini bulmayı sağlar.
Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?
Ödev yapmaktan kaçınma uzun süredir devam ediyor, giderek artıyor veya yalnızca ödev zamanı değil, çocuğun okul ve günlük yaşamının başka alanlarında da belirgin biçimde görülüyorsa daha ayrıntılı değerlendirme düşünülebilir.
Özellikle ödev sırasında yoğun ağlama veya öfke, belirgin başarısızlık korkusu, kendisi hakkında “Ben yapamam.” gibi ifadeler, akademik performansta düşüş, dikkat ve görev sürdürme güçlükleri veya ebeveyn-çocuk ilişkisinde ödev kaynaklı sürekli çatışma yaşanıyorsa çocuğun deneyimini bütüncül biçimde ele almak yararlı olabilir.
Buradaki amaç çocuğu “tembel” veya “isteksiz” olarak etiketlemek değildir. Çocuğun davranışının arkasındaki duygusal, gelişimsel, ilişkisel ve akademik etkenleri anlamak daha önemlidir.
Bu tür durumlarda Samsun çocuk psikoloğu desteği kapsamında Atakum’da yüz yüze değerlendirme yapılabilir. Türkiye ve yurt dışından aileler için online psikolojik destek seçenekleri de değerlendirilebilir. Randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.
Sonuç: Bazen Çocuk Ödevden Değil, Ödevin Hissettirdiği Şeyden Kaçar
Çocuğun ödev yapmaya oturduğunda birdenbire susaması, acıkması, tuvalete gitmek istemesi veya başka işler bulması her zaman basit bir “kaçış” davranışı değildir.
Bazen gerçekten ihtiyaçları vardır.
Bazen yorulmuştur.
Bazen görevi zor bulur.
Bazen başlayamaz.
Bazen hata yapmaktan çekinir.
Bazen başarısız görünmek istemez.
Bazen de ödev, çocuk ile ebeveyn arasında sürekli tekrar eden bir güç mücadelesinin alanına dönüşmüştür.
Bu nedenle:
“Ödev yapmak istemiyor.”
cümlesinin biraz gerisine bakmak gerekir.
Çünkü bazen çocuk:
“Bunu yapmak istemiyorum.”
demiyordur.
Belki:
“Bunu yapamazsam ne olacak?”
diye düşünüyordur.
Belki:
“Yine benden daha iyisini bekleyecekler.”
diye korkuyordur.
Belki:
“Biraz da kendim ne yapacağıma karar vermek istiyorum.”
diyordur.
Belki de çok daha basit bir şey söylüyordur:
“Bugün gerçekten çok yoruldum.”
Çocuğun davranışını anlamak, sınırları ortadan kaldırmak değildir.
Tam tersine, doğru sınırı neden koyduğumuzu daha iyi anlamaktır.
Ve bazen ödev masasındaki mücadeleyi azaltmanın ilk adımı, çocuğa:
“Haydi ödevini yap.”
demeden önce,
“Şu anda sana zor gelen şey ne?”
diye sorabilmektir.
Çünkü çocukların bazı “kaçışları”, bazen bir sorumluluktan değil, o sorumluluğun içinde kendilerini nasıl hissettiklerinden kaçıştır.
Sıkça Sorulan Sorular
Çocuğum ödev yapacağı zaman neden sürekli su, yemek veya tuvalet istiyor?
Bunlar gerçekten karşılanması gereken ihtiyaçlar olabilir. Ancak her birkaç dakikada bir yeni bir gerekçe ortaya çıkıyor ve özellikle ödev sırasında belirginleşiyorsa, göreve başlamayı erteleme veya zorlanmadan uzaklaşma davranışı da söz konusu olabilir.
Çocuğum ödev yapmayı neden sürekli erteliyor?
Yorgunluk, görevin zor gelmesi, ne yapacağını bilememe, dikkat ve görev başlatma güçlükleri, başarısızlık korkusu veya ödev etrafında oluşmuş aile içi çatışmalar etkili olabilir.
Çocuğum ödev yaparken sürekli yardım istiyor. Ne yapmalıyım?
Önce gerçekten anlamadığı yeri belirlemek yararlı olabilir. Çocuğun yerine yapmak yerine ilk adımı birlikte düşünmek, ardından kendi başına devam etmesine alan açmak bağımsızlığını destekleyebilir.
Çocuğum “Ben yapamam.” diyorsa nasıl yaklaşmalıyım?
Cümleyi hemen “Tabii ki yaparsın.” diyerek kapatmak yerine hangi bölümün zor geldiğini anlamaya çalışmak daha yararlı olabilir. Görevi küçük adımlara bölmek ve çocuğun yapabildiği kısmı fark etmek destekleyici olabilir.
Ödev konusunda her gün kavga ediyorsak ne yapmalıyım?
Ödevin kendisi kadar, ödev sırasında oluşan ebeveyn-çocuk döngüsüne de bakmak gerekir. Sürekli hatırlatma, baskı, öfke ve karşılıklı direnç zamanla ödevi başlı başına bir çatışma alanına dönüştürebilir.
Çocuğum yalnızca ödevde mi kaçıyor, yoksa başka alanlarda da mı gözlemlemeliyim?
Bu ayrım önemlidir. Çocuk oyun, günlük sorumluluklar veya okul görevleri gibi farklı alanlarda da göreve başlamakta ve sürdürmekte zorlanıyorsa dikkat, yürütücü işlevler ve gelişimsel özellikler açısından daha ayrıntılı değerlendirme gerekebilir.
Ne zaman çocuk psikoloğundan destek alınmalı?
Ödevle ilgili yoğun ve sürekli çatışma yaşanıyor, çocuk akademik görevler karşısında belirgin kaygı veya değersizlik hissediyor, okula karşı isteksizlik gelişiyor ya da sorun günlük işlevselliği belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap