15.08.2026 · 3 dk okuma

Çocuğum İstediği Olmayınca Beni Dinlemiyor. Bunun Altında Ne Olabilir? Samsun çocuk psikoloğu

Çocuğum İstediği Olmayınca Beni Dinlemiyor. Bunun Altında Ne Olabilir? Samsun çocuk psikoloğu

“Ne söylesem beni dinlemiyor.”

“Bir şeyi istediği gibi olmayınca hemen bağırıyor.”

“Hayır dediğim anda sanki söylediklerimin hiçbirini duymuyor.”

“Bazen ne yapacağımı gerçekten bilemiyorum.”

Özellikle 3–9 yaş arasındaki çocuklarda ebeveynlerin sık karşılaştığı durumlardan biri, çocuğun istediği gerçekleşmediğinde ebeveynin söylediklerine karşı direnç göstermesidir. Çocuk bir isteği yerine getirilmediğinde ağlayabilir, bağırabilir, öfkelenebilir, kendisini yere atabilir, ebeveynine karşı çıkabilir veya o anda söylenen hiçbir şeyi kabul etmeyebilir.

Bu davranış dışarıdan bakıldığında yalnızca “inatlaşma” gibi görünebilir.

Fakat çocuk açısından bakıldığında durum her zaman bu kadar basit değildir.

Çünkü çocuk henüz duygularını yetişkinler kadar düzenleyemez. İstediğinin gerçekleşmemesi yalnızca bir isteğin gerçekleşmemesi anlamına gelmeyebilir. Hayal kırıklığı, engellenme, kontrol kaybı, anlaşılmama, kaybetme veya ebeveynle yaşanan ilişkinin nasıl devam edeceğine dair kaygılar aynı anda ortaya çıkabilir.

Bu nedenle çocuğun:

“Hayır!”

demesinin arkasında yalnızca “hayır denilen şeyi kabul etmek istememek” olmayabilir.

Bazen çocuk, henüz sözcüklere dökemediği bir duyguyu davranışıyla anlatıyor olabilir.


Çocuk İstediği Olmayınca Neden Bu Kadar Öfkelenir?

Çocuk için istemek, yetişkinlerde olduğundan farklı bir anlam taşıyabilir.

Bir çocuk bir oyuncağı istediğinde yalnızca oyuncağı istemiyor olabilir. O anda kendi isteğinin gerçekleşmesini, kendi arzusunun önemsenmesini ve dünyasının kendi istediği biçimde devam etmesini istiyor olabilir.

İstek gerçekleşmediğinde ise çocuk bir anda gerçekle karşılaşır:

“Ben bunu istiyorum ama dünya benim istediğim gibi olmak zorunda değil.”

Bu karşılaşma çocuk için oldukça zorlayıcı olabilir.

Özellikle küçük yaşlarda çocuk, kendi arzusuyla dış dünyanın sınırlarını birbirinden ayırmayı henüz öğrenme sürecindedir. Bu nedenle “istiyorum” ile “olacak” arasındaki farkı kabul etmek zaman alır.

Dolayısıyla çocuğun öfkesi bazen yalnızca nesneye veya olaya yönelik değildir.

Arzusunun engellenmesine yönelik bir tepki olabilir.

Burada gelişimsel olarak önemli olan, çocuğun zaman içerisinde hayal kırıklığına dayanabilmeyi ve istediği gerçekleşmediğinde duygusunu düzenleyebilmeyi öğrenmesidir.


“Beni Dinlemiyor” Dediğimizde Aslında Ne Oluyor?

Bir çocuk yoğun biçimde öfkelendiğinde ebeveynin sözlerini gerçekten duymuyor gibi görünebilir.

Ancak burada çocuğun bilinçli olarak:

“Annemin/babamın söylediklerini dinlemeyeceğim.”

şeklinde bir karar verdiğini varsaymak her zaman doğru değildir.

Yoğun duygulanım sırasında çocuğun düşünme, değerlendirme ve kendisini düzenleme kapasitesi de etkilenebilir.

Çocuk o anda önce duygusuyla karşı karşıyadır.

Bu nedenle ebeveynin uzun açıklamaları, ikna etmeye çalışması veya art arda verdiği öğütler çoğu zaman çocuğun yaşadığı duygusal yoğunluğa ulaşmayabilir.

Burada davranışın kendisi kadar davranışın ortaya çıktığı ilişki bağlamı da önemlidir.

Çocuk yalnızca “söz dinlemeyen” bir çocuk mudur?

Yoksa istediği gerçekleşmediğinde ortaya çıkan duyguyla baş etmekte zorlanan bir çocuk mudur?

Bu iki bakış açısı birbirinden oldukça farklıdır.


Çocuğun Öfkesi Bazen Bir Hayal Kırıklığının İfadesidir

Yetişkinler için küçük görünen bir durum çocuk için oldukça büyük olabilir.

Bir oyuncağın alınmaması, parka gidilememesi, oyunun bitirilmesi veya istediği çizgi filmin açılmaması yetişkine göre küçük bir mesele gibi görünebilir.

Fakat çocuğun dünyasında o anda yaşanan duygu gerçektir.

Çocuk henüz:

“Hayal kırıklığına uğradım ama bu durum geçecek.”

diyebilecek bir iç düzenleme kapasitesine sahip olmayabilir.

Bu nedenle hayal kırıklığı bazen öfke olarak ortaya çıkar.

Öfkenin altında ise üzüntü, çaresizlik, engellenmişlik veya yoğun bir beklentinin boşa çıkması bulunabilir.

Çocuğun davranışını anlamaya çalışırken yalnızca öfkeye bakmak yerine, öfkenin altında hangi duygunun bulunduğuna bakmak bu nedenle önemlidir.


Winnicott: Çocuk Duygularını Tek Başına Düzenlemeyi Nasıl Öğrenir?

Donald Winnicott'un çocuk gelişimine ilişkin düşünceleri burada önemli bir perspektif sunar.

Çocuk başlangıçta kendi duygularını tamamen tek başına düzenleyebilen bir varlık değildir. Bakım veren kişinin çocuğun duygularını karşılaması, anlamlandırması ve düzenlemesine yardımcı olması zaman içerisinde çocuğun kendi iç düzenleme kapasitesinin gelişmesine katkıda bulunur.

Bu açıdan ebeveynin görevi çocuğun hiçbir zaman öfkelenmemesini sağlamak değildir.

Çocuğun öfkesini tamamen ortadan kaldırmak da mümkün değildir.

Daha önemli olan, çocuğun yoğun bir duygunun içerisinde tek başına kalmamasıdır.

Çocuk zamanla şunu deneyimlemeye başlar:

“Çok öfkelendim ama bu duygu geçiyor.”

“İstediğim olmadı ama dünya yıkılmadı.”

“Annem bana hayır dedi ama beni bırakmadı.”

“Babam benimle aynı fikirde değil ama ilişki devam ediyor.”

Bunlar çocuğun duygusal gelişimi açısından oldukça önemli deneyimlerdir.


Çocuk İçin “Hayır” Demek Neden Bazen Bu Kadar Zordur?

Çocuğun istediği bir şeyin gerçekleşmemesi, yalnızca bir sınırla karşılaşması anlamına gelmez.

Bazen çocuk için:

“Hayır” = “İsteğim önemsenmiyor.”

şeklinde deneyimlenebilir.

Özellikle ebeveynin sınır koyma biçimi çocuğun bunu nasıl anlamlandıracağını etkileyebilir.

Her “hayır” reddedilme değildir.

Ancak çocuk bunu zaman zaman reddedilme gibi yaşayabilir.

Burada ebeveynin çocuğun her istediğini yapması gerektiği sonucu çıkmaz.

Tam tersine çocukların gelişiminde sınırlar oldukça önemlidir.

Fakat sınır ile ilişkinin birbirinden ayrılabilmesi gerekir.

“Buna izin vermiyorum.”

ile

“Senin isteğini önemsemiyorum.”

aynı mesaj değildir.

Çocuğun zaman içerisinde bu ikisinin birbirinden farklı olduğunu deneyimlemesi gerekir.


Bowlby ve Bağlanma Açısından Çocuğun Direnci

John Bowlby'nin bağlanma kuramı açısından çocuk için bakım veren kişi yalnızca ihtiyaçlarını karşılayan biri değildir. Aynı zamanda güven duygusunun önemli kaynaklarından biridir.

Bu nedenle çocuk bazen en güçlü tepkilerini en güvende hissettiği kişinin yanında gösterebilir.

Ebeveynler bu durumda:

“Başka insanların yanında böyle davranmıyor, sadece bana yapıyor.”

diyebilir.

Bu durum her zaman çocuğun ebeveynini “kullandığı” anlamına gelmez.

Çocuk kendisini daha güvende hissettiği ilişkide bastırdığı duyguları daha rahat ortaya koyabiliyor olabilir.

Elbette her öfke davranışını yalnızca bağlanma üzerinden açıklamak doğru değildir. Çocuğun mizacı, gelişimsel dönemi, aile içindeki ilişkiler, çevresel koşullar ve yaşadığı deneyimler de önemlidir.

Ancak çocuğun davranışını yalnızca “itaatsizlik” olarak görmek yerine, davranışın hangi ilişki içerisinde ve hangi duygusal koşullarda ortaya çıktığını düşünmek daha geniş bir bakış açısı sağlar.


Çocuk Bazen Kontrolü Neden Bu Kadar Çok İster?

Çocuk büyüdükçe kendi kararlarını vermek ve bağımsızlığını deneyimlemek ister.

“Ben yapacağım.”

“Ben seçmek istiyorum.”

“Hayır, istemiyorum.”

“Ben karar vereceğim.”

Bu cümleler ebeveyn için yorucu olabilir.

Fakat gelişimsel açıdan çocuğun kendi iradesini keşfetmesinin de bir parçasıdır.

Çocuk dünyada yalnızca başkalarının kararlarıyla hareket eden biri olmadığını deneyimlemek ister.

Kendi isteğinin olduğunu fark eder.

Kendi kararını vermek ister.

Sınırları test eder.

Bu süreçte ebeveyn ile çocuk arasında zaman zaman çatışma yaşanması şaşırtıcı değildir.

Çocuğun bağımsızlaşma isteği ile ebeveynin sınır koyma ihtiyacı karşı karşıya gelir.

Bu çatışma, çocuğun gelişiminin doğal bir parçası olabilir.


Peki Neden Bazı Çocuklar İstediği Olmayınca Çok Daha Sert Tepki Verir?

Her çocuğun duygusal yapısı aynı değildir.

Bazı çocuklar hayal kırıklığını daha kolay tolere ederken bazıları çok daha yoğun yaşar.

Bazı çocuklar duygularını sözel olarak ifade edebilirken bazıları duygularını davranışlarıyla ortaya koyar.

Bazı çocuklar değişikliklere daha kolay uyum sağlarken bazıları rutinlerinin bozulmasına karşı daha hassastır.

Bunun yanında çocuğun içinde bulunduğu dönem de önemlidir.

Yorgunluk, açlık, yoğun uyarılma, kardeş ilişkileri, okul deneyimleri, ebeveynlerle yaşanan çatışmalar veya hayatındaki değişiklikler çocuğun duygusal kapasitesini etkileyebilir.

Bu nedenle tek bir davranıştan yola çıkarak:

“Çocuğum neden böyle?”

sorusuna kesin bir cevap vermek mümkün değildir.

Daha anlamlı soru bazen şudur:

“Çocuğumun bu davranışı hangi koşullarda ortaya çıkıyor ve bana ne anlatıyor olabilir?”


Çocuğun Davranışı Bir İletişim Biçimi Olabilir

Çocuklar her zaman yaşadıkları duyguyu doğrudan söyleyemezler.

“Hayal kırıklığına uğradım.”

“Kontrolü kaybetmekten korkuyorum.”

“Beni anlamadığını düşünüyorum.”

“Bu değişikliğe hazır değilim.”

“Seninle çatıştığımda ilişkimizi kaybetmekten korkuyorum.”

gibi cümleleri kurmak yerine ağlayabilir, bağırabilir veya karşı çıkabilirler.

Bu nedenle çocukların davranışlarını yalnızca düzeltilmesi gereken davranışlar olarak görmek yerine, onların iletişim biçimi olarak da değerlendirmek gerekir.

Bu bakış açısı çocuğun her davranışının kabul edilmesi anlamına gelmez.

Çocuk öfkesini yaşayabilir.

Ancak öfkelendiğinde vurmasına izin verilmez.

Kızabilir.

Ama hakaret etmesine izin verilmez.

İstemeyebilir.

Ama her istediğinin yapılması gerekmez.

Çocuğun duygusu ile davranışı birbirinden ayrılabilir.

Duygu kabul edilebilir; her davranış kabul edilmek zorunda değildir.


Çocuk Büyürken Hayal Kırıklığıyla Karşılaşmayı da Öğrenir

Çocuğun istediği her şeyin gerçekleşmesi, onun duygusal olarak daha güçlü hâle gelmesini sağlamaz. Aksine çocuk için önemli gelişimsel deneyimlerden biri, bazen istediğinin olmamasıyla karşılaşabilmektir.

Bir oyunun bitmesi gerekir.

Bir oyuncak alınmayabilir.

Parktan eve dönmek gerekebilir.

Bir arkadaşının oyuncağını paylaşması mümkün olmayabilir.

Bir yarışmada kaybedebilir.

Bütün bunlar çocuğun hayatında küçük görünen fakat duygusal gelişimi açısından önemli deneyimlerdir.

Çocuk bu deneyimler içerisinde yalnızca “hayır”ı öğrenmez. Aynı zamanda hayal kırıklığıyla nasıl yaşayacağını öğrenir.

Bunun için çocuğun her hayal kırıklığından korunması gerekmez.

Bazen ebeveynin çocuğun yanında kalması yeterlidir.

Çocuk ağlayabilir.

Kızabilir.

Bir süre sessiz kalabilir.

Ama zaman içerisinde duygunun şiddeti azalır.

Böylece çocuk, daha önce taşıyamayacağını düşündüğü bir duygunun aslında geçebildiğini deneyimler.


Çocuğun Öfkesini Yönetmesine Yardımcı Olmak

Çocuğun istediği olmadığında ortaya çıkan davranış karşısında ebeveynin ilk refleksi çoğu zaman davranışı durdurmak olur. Ancak çocuk yoğun bir duygunun içerisindeyken yalnızca davranışa müdahale etmek, duygunun kendisini görünmez hâle getirebilir.

Örneğin çocuk bir oyuncağın alınmasını istiyor ve alamadığı için ağlıyor olabilir.

Ebeveyn:

“Ağlama.”

dediğinde ağlamanın durmasını isteyebilir.

Fakat çocuk açısından asıl mesele ağlamanın kendisi değildir. Yaşadığı hayal kırıklığını henüz nasıl taşıyacağını bilmiyor olabilir.

Bu nedenle çocuğun duygusunu tanımak önemlidir.

“Bunu çok istedin ve olmayınca üzüldün.”

“Şu anda gerçekten çok kızgınsın.”

gibi ifadeler çocuğa, yaşadığı duygunun fark edildiğini hissettirebilir.

Burada önemli bir ayrım vardır:

Çocuğun duygusunu kabul etmek, istediğini kabul etmek değildir.

Çocuk istediği şeyi elde edemeyebilir ve yine de duygusunun anlaşılmasına ihtiyaç duyabilir.


Sınır Koymak Çocuğu Reddetmek Değildir

Bazı ebeveynler çocuk öfkelendiğinde sınır koymanın ilişkiyi bozacağından endişe edebilir.

Oysa çocuk için sınırlar yalnızca engel değildir.

Sınırlar aynı zamanda dünyanın öngörülebilir olmasına yardımcı olur.

Çocuğun her istediğinin yapılması, kısa vadede çatışmayı azaltıyor gibi görünse de uzun vadede çocuğun hayal kırıklığıyla karşılaşma ve onu taşıma becerisinin gelişmesini zorlaştırabilir.

Burada önemli olan sınırın nasıl konulduğudur.

“Çünkü ben öyle söylüyorum.”

ile

“Bunu yapmana izin vermiyorum. İstediğini biliyorum ama bu konuda karar değişmeyecek.”

aynı duygusal mesajı taşımaz.

İkinci durumda çocuk hem sınırla karşılaşır hem de isteğinin görüldüğünü deneyimler.

Çocuğun gelişiminde ihtiyaç duyduğu şey sınırsız bir özgürlük değil, güvenli sınırlar içerisinde kendi duygularını yaşayabilme alanıdır.


Çocuk Neden Bazen Israr Ettikçe Daha Çok Israr Eder?

Bazı durumlarda çocuk istediği gerçekleşmeyince ısrarını artırabilir.

Ebeveyn bir kez “hayır” der.

Çocuk ağlar.

Ebeveyn tekrar açıklar.

Çocuk daha çok ağlar.

Ebeveyn bu kez bağırır.

Çocuk daha da yoğunlaşır.

Sonunda ebeveyn dayanamaz ve istediğini yapar.

Çocuğun zihninde zamanla şu tür bir ilişki kurulabilir:

“Yeterince ısrar edersem sonuç değişebilir.”

Burada çocuğu suçlamak yerine davranışın nasıl şekillendiğine bakmak gerekir.

Çocuk, ilişkiler içerisinde hangi davranışın nasıl bir sonuç doğurduğunu deneyimleyerek öğrenir.

Bu nedenle sınır koyulduğunda ebeveynin mümkün olduğunca tutarlı olması önemlidir.

Tutarlılık, çocuğun her durumda aynı tepkiyi vermek zorunda olması anlamına gelmez. Ancak belirli sınırların, çocuğun öfkesine göre sürekli değişmemesi çocuğun dünyayı daha öngörülebilir algılamasına yardımcı olur.


Çocuğun Her İsteğini Karşılamak Neden Çözüm Değildir?

Çocuğun üzülmesini istememek oldukça anlaşılır bir ebeveynlik tutumudur.

Ebeveyn bazen:

“Zaten gün içerisinde çok zorlanıyor, bari bunu yapayım.”

diye düşünebilir.

Bazen de çocuğun ağlamasına dayanamadığı için sınırından vazgeçebilir.

Fakat çocuk gelişimi açısından hayal kırıklığı yaşamak da önemli bir deneyimdir.

Çocuk zaman içerisinde şunu öğrenir:

Her istediğim gerçekleşmeyebilir.

Bir başkasının da kendi isteği olabilir.

Bazen beklemem gerekir.

Bazen kaybedebilirim.

Bazen üzülürüm.

Ve bütün bunlara rağmen ilişkim devam eder.

Bu deneyimler çocuğun duygusal dayanıklılığının gelişmesine katkı sağlar.

Çocuğun hiç üzülmemesi değil, üzüldüğünde bu duyguyu taşıyabilmeyi öğrenmesi önemlidir.


Çocuk Öfkelendiğinde Ebeveynin Kendi Duygusu da Devreye Girer

Çocukların davranışlarını konuşurken yalnızca çocuğun dünyasına bakmak yeterli olmayabilir.

Çünkü ebeveyn de bu ilişkinin bir parçasıdır.

Çocuğun öfkesi ebeveynde öfke yaratabilir.

Çocuğun ağlaması çaresizlik duygusunu tetikleyebilir.

Çocuğun karşı çıkması ebeveynde “otoritem sarsılıyor” düşüncesi oluşturabilir.

Bazen de ebeveyn kendi çocukluğunda yaşadığı deneyimlerin etkisiyle çocuğunun davranışına normalden daha yoğun tepki verebilir.

Örneğin çocuk “Hayır!” dediğinde ebeveyn bunu yalnızca çocuğun karşı çıkması olarak değil, saygısızlık veya reddedilme gibi yaşayabilir.

Bu nedenle ebeveyn-çocuk ilişkisinde yalnızca:

“Çocuk neden böyle davranıyor?”

sorusu değil,

“Bu davranış bende ne uyandırıyor?”

sorusu da önemlidir.

Dinamik bakış açısının ebeveynlik açısından önemli katkılarından biri de burada ortaya çıkar.

Çocuğun davranışı ile ebeveynin bu davranışa verdiği duygusal tepki birbirini etkileyebilir.


Çocuğun “Hayır” Demesine Ne Kadar Alan Var?

Çocukların sınırları olduğu kadar ebeveynlerin de sınırları vardır.

Fakat çocuğun “hayır” diyebilmesi de gelişimin önemli bir parçasıdır.

Çocuk:

“Bunu istemiyorum.”

“Ben kendim yapmak istiyorum.”

“Hayır.”

dediğinde her zaman problemli bir davranış ortaya çıkmış olmaz.

Bazen çocuk kendi iradesini deneyimlemektedir.

Özellikle erken çocukluk döneminde çocuk, “Ben kimim ve ne istiyorum?” sorusunun ilk biçimleriyle karşılaşır.

Bu nedenle her karşı çıkışı bastırmak, çocuğun bağımsızlık gelişimini de zorlayabilir.

Ama bunun karşıtı da doğru değildir.

Çocuğun her “hayır” dediğinin kabul edilmesi gerekmez.

Sağlıklı gelişim, çocuğun kendi iradesinin farkına varması ile başkalarının sınırlarının varlığını öğrenmesi arasındaki dengede ilerler.


Çocuğuma Nasıl Yaklaşmalıyım?

Çocuk istediği olmadığında ilk olarak duygunun görülmesi önemlidir.

“Bunu gerçekten çok istedin.”

“Olmayınca çok kızdın.”

“Şu anda bunu kabul etmek senin için zor.”

gibi cümleler çocuğun yaşadığı duygunun fark edildiğini hissettirebilir.

Ardından sınır açık ve sakin biçimde ifade edilebilir:

“Ama bunu yapmana izin vermeyeceğim.”

Bu iki cümle birbiriyle çelişmez.

Çocuğun duygusu kabul edilebilirken davranışına sınır konabilir.

Çocuk bağırıyorsa, ebeveynin bağırarak karşılık vermesi çoğu zaman duygusal yoğunluğu artırabilir.

Bunun yerine mümkün olduğunca sakin kalmak, kısa konuşmak ve çocuğun sakinleşmesi için zaman tanımak daha uygun olabilir.

Çocuk sakinleştikten sonra yaşanan durum hakkında konuşulabilir.

“Az önce çok kızdın. Bir dahaki sefere kızdığında bunu bana nasıl söyleyebiliriz?”

gibi bir konuşma, çocuğun yaşadığı deneyimi zamanla söze dönüştürmesine yardımcı olabilir.

Burada amaç çocuğu susturmak değil, duygusunu davranış yerine sözcüklerle ifade edebilme kapasitesini geliştirmektir.


Çocuğumun Her İsteğini Reddetmeli miyim?

Hayır.

Ama çocuğun her isteğini yerine getirmek de gerekli değildir.

Ebeveynlikte mesele “evet” veya “hayır” sayısını artırmak değil, çocuğun istekleri ile gerçekliğin her zaman aynı olmadığını öğrenmesine yardımcı olmaktır.

Bazı istekler karşılanabilir.

Bazıları ertelenebilir.

Bazıları ise sınır nedeniyle karşılanamaz.

Çocuk zamanla şunu deneyimler:

“İstemek benim hakkım ama her istediğimin gerçekleşmesi gerekmiyor.”

Bu, çocuğun hem kendi isteklerini fark etmesi hem de dış dünyanın sınırlarını kabul edebilmesi açısından önemli bir gelişim alanıdır.


Çocuğun Davranışını Sadece “İnat” Olarak Görmemek

Çocuk istediği olmadığında karşı çıkıyorsa, ebeveynin bunu hemen “inat” olarak adlandırması anlaşılırdır. Çünkü davranış dışarıdan bakıldığında gerçekten de ısrarcı ve zorlayıcı görünebilir.

Ancak “inat” kelimesi davranışı tanımlamakla birlikte, onun anlamını açıklamaz.

Çocuk neden ısrar ediyor?

Neyi kaybetmekten korkuyor?

Neden bu kadar yoğun tepki veriyor?

Kendi kararının kabul edilmesine neden bu kadar ihtiyaç duyuyor?

Bazen çocuğun ısrarının arkasında yalnızca istediği şeyi elde etme arzusu değil, ilişki içerisinde görülme ve önemsenme ihtiyacı de bulunabilir.

Bu nedenle davranışı hemen etiketlemek yerine davranışın ortaya çıktığı koşullara bakmak daha anlamlıdır.


Ne Zaman Bir Uzmandan Destek Alınmalı?

Her çocuğun zaman zaman öfkelenmesi, karşı çıkması veya istediği olmadığında ebeveynini dinlememesi gelişimsel sürecin bir parçası olabilir.

Ancak öfke nöbetleri çok sık yaşanıyor, uzun sürüyor veya çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa durum daha yakından değerlendirilmelidir.

Özellikle;

  • Çocuğun öfkesi sırasında kendisine veya başkalarına zarar vermesi,
  • Evde sürekli çatışma yaşanması,
  • Okulda da benzer davranışların görülmesi,
  • Arkadaş ilişkilerinin etkilenmesi,
  • Çocuğun çok küçük hayal kırıklıklarını bile yoğun biçimde yaşaması,
  • Çocuğun duygularını düzenlemekte belirgin biçimde zorlanması,
  • Ebeveynlerin nasıl yaklaşacakları konusunda sürekli çaresiz hissetmeleri

gibi durumlarda bir uzmandan destek almak faydalı olabilir.

Burada amaç çocuğu “uslu” hâle getirmek değil, davranışın altında bulunan duygusal ve ilişkisel dinamikleri anlamaktır.


Çocuklarda Oyun Neden Önemlidir?

Çocukların henüz sözcüklerle ifade edemedikleri birçok yaşantı oyun içerisinde ortaya çıkabilir.

Bir çocuk oyununda sürekli kazanmak isteyebilir.

Başka bir çocuk kaybeden karakterleri tekrar tekrar oynatabilir.

Bir başkası anne-baba ayrılığını konu alan oyunlar kurabilir.

Bunların her birini doğrudan belirli bir psikolojik sorunun göstergesi olarak değerlendirmek doğru değildir.

Ancak oyun, çocuğun dünyasını anlamak için önemli bir alan sunar.

Winnicott'un çocuk ve oyun üzerine düşünceleri de burada önem kazanır. Oyun, çocuğun hem iç dünyasını ifade ettiği hem de dış gerçeklikle ilişki kurmayı deneyimlediği bir alan olabilir.

Bu nedenle çocuklarla yürütülen psikolojik çalışmalarda oyun, çocuğun kendisini ifade etmesinin doğal yollarından biri olarak ele alınır.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Çocuğunuzun istediği olmadığında yaşadığı öfke ve karşı çıkma davranışları aile içerisinde sürekli bir çatışmaya dönüşüyorsa, hangi durumda nasıl yaklaşmanız gerektiği konusunda zorlanıyorsanız veya davranışların altında başka bir duygusal güçlük olabileceğini düşünüyorsanız psikolojik destek süreci değerlendirilebilir.

Çocuklarla yürütülen psikolojik destek sürecinde yalnızca görünen davranışa odaklanmak yerine, çocuğun duygusal dünyası, aile ilişkileri, gelişimsel özellikleri ve davranışın ortaya çıktığı koşullar birlikte ele alınabilir. Dinamik bakış açısından çocuğun davranışının ardındaki duygusal anlamı ve ilişki içerisindeki yerini anlamaya çalışmak önem taşır.

Çocuk merkezli oyun terapisi yaklaşımında ise çocuğun henüz sözcüklerle ifade edemediği duygu ve yaşantılarının oyun içerisinde nasıl ortaya çıktığı görülebilir. Oyun, çocuk için yalnızca eğlence değil, aynı zamanda kendisini ifade etme biçimlerinden biridir.

Samsun psikolog arayışında olan ebeveynler için Samsun Atakum'da yüz yüze psikolojik destek ve çocuklara yönelik oyun terapisi çalışmaları yürütülmektedir. Farklı şehirlerde yaşayan aileler için de online psikolojik destek seçenekleri bulunmaktadır. Çocuğunuzun yaşadığı güçlükle ilgili randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sonuç

Çocuğun istediği olmadığında ebeveynini dinlememesi, çoğu zaman yalnızca “söz dinlememe” olarak görülür.

Oysa çocuğun davranışının arkasında gelişimsel olarak yaşadığı bir hayal kırıklığı, bağımsızlık ihtiyacı, kontrol arayışı veya ifade etmekte zorlandığı başka bir duygu bulunabilir.

Dinamik açıdan bakıldığında ise çocuğun davranışı yalnızca çocuğun kendi iç dünyasıyla değil, ebeveynle kurduğu ilişkinin bütünüyle birlikte değerlendirilmelidir.

Çocuk sınırları öğrenirken aynı zamanda kendi duygularını da tanımayı öğrenir.

İstediği olmadığında öfkelenebilir.

Karşı çıkabilir.

Ağlayabilir.

Ancak zaman içerisinde şunu deneyimlemeye başlar:

“İstediğim her şey olmayabilir. Buna rağmen duygularım kabul edilebilir ve ilişkim devam eder.”

Belki de ebeveynin çocuğa verebileceği en önemli mesajlardan biri budur.

Çünkü amaç çocuğun hiç öfkelenmemesi veya her zaman ebeveynini dinlemesi değildir.

Amaç, çocuğun kendi isteğini ifade edebildiği, sınırlarla karşılaşabildiği ve bütün bunların içerisinde ilişkisini kaybetmeden büyüyebildiği bir alan oluşturabilmektir.


Sık Sorulan Sorular

Çocuğum istediği olmayınca neden beni dinlemiyor?

İstediği gerçekleşmediğinde çocuk yoğun bir hayal kırıklığı ve öfke yaşayabilir. Özellikle küçük yaşlarda bu duyguları düzenlemek zor olduğu için ebeveynin söylediklerine karşı koyabilir veya iletişimi tamamen reddedebilir.

Çocuğun her istediğini yapmak doğru mu?

Hayır. Çocuğun her isteğini yerine getirmek, hayal kırıklığıyla baş etme becerisinin gelişimini zorlaştırabilir. Çocuğun isteklerinin görülmesi ile her isteğinin karşılanması birbirinden farklıdır.

Çocuğuma “hayır” demek onu üzer mi?

“Hayır” demek çocuğun üzülmesine neden olabilir ancak üzülmek her zaman zararlı değildir. Önemli olan çocuğun sınırla karşılaşırken duygusunun görülmesi ve ilişkinin devam ettiğini deneyimlemesidir.

Çocuğum öfkelendiğinde onu sakinleştirmeli miyim?

Çocuğun duygusunu hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, güvenli bir ortamda duyguyu yaşamasına ve zamanla sakinleşmesine eşlik etmek daha anlamlı olabilir. Duygu kabul edilirken zarar verici davranışlara sınır konulmalıdır.

Çocuğum neden en çok benim yanımda öfkeleniyor?

Çocuklar kendilerini güvende hissettikleri ilişkilerde duygularını daha yoğun gösterebilirler. Ancak bunu her durumda yalnızca bağlanma ile açıklamak doğru değildir; çocuğun mizacı, gelişimi ve aile içindeki ilişkiler de değerlendirilmelidir.

Çocuğumun öfkesinin altında başka bir sorun olduğunu nasıl anlarım?

Öfkenin sıklığı, şiddeti, süresi ve çocuğun günlük yaşamına etkisi önemlidir. Ev, okul ve arkadaş ilişkilerinde belirgin güçlükler ortaya çıkıyorsa durumun bir uzman tarafından değerlendirilmesi faydalı olabilir.

Çocuklarda oyun terapisi bu konuda yardımcı olabilir mi?

Oyun, çocukların kendilerini ifade etme yollarından biridir. Çocuğun yaşadığı güçlüklerin oyun içerisinde nasıl ortaya çıktığı, çocuğun duygusal dünyasını anlamak açısından önemli bilgiler sağlayabilir. Ancak oyun terapisinin gerekliliği çocuğun bireysel durumuna göre değerlendirilmelidir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap