01.10.2026 · 3 dk okuma

Çocuğum Evde Kendi Başına Oynayamıyor: Sürekli Beni Yanında İstiyor. Neden?

Çocuğum Evde Kendi Başına Oynayamıyor: Sürekli Beni Yanında İstiyor. Neden?

Çocuğunuz odasına gidiyor.

Oyuncakları önünde duruyor.

Her şey hazır.

Ama birkaç dakika sonra ses geliyor:

“Anne, gelsene.”

“Baba, benimle oynar mısın?”

“Sen burada otur.”

“Sıkıldım.”

“Ben tek başıma oynayamıyorum.”

Birlikte oynamaya başladığınızda ise çocuk rahatlıyor. Fakat siz mutfağa geçmek, telefonla ilgilenmek ya da başka bir iş yapmak istediğiniz anda yeniden peşinizden geliyor.

Bir süre sonra ebeveyn olarak insanın aklına şu sorular gelebiliyor:

“Benim çocuğum neden kendi kendine oynayamıyor?”

“Bir şeyleri yanlış mı yaptım?”

“Benden fazla mı bağımlı?”

“Ya ileride de hep bana ihtiyaç duyarsa?”

Oysa çocuğun kendi başına oynayamaması her zaman bağımlılık anlamına gelmez.

Bazen çocuğun gelişimsel döneminin doğal bir parçasıdır.

Bazen yalnızca can sıkıntısına tahammül edememesiyle ilgilidir.

Bazen uzun süre yoğun yetişkin eşliğiyle oynamaya alışmıştır.

Bazen de daha derinde, ebeveynin fiziksel varlığının çocuğa verdiği güvene ihtiyaç duyuyordur.

Bu nedenle asıl soru yalnızca,

“Çocuğum neden tek başına oynamıyor?”

değildir.

Belki daha önemli soru şudur:

“Çocuğum benim yanımda neyi buluyor ve ben yanından ayrıldığımda neyi kaybetmiş gibi hissediyor?”


Tek Başına Oynamak Çocuklar İçin Her Zaman Kolay Değildir

Yetişkinler bazen oyunu yalnızca eğlence olarak düşünür.

Çocuk açısından ise oyun, gelişimin çok önemli bir alanıdır.

Çocuk oyun oynarken yalnızca zaman geçirmez. Hayal kurar, ilişkileri dener, duygularını ifade eder, çevreyi keşfeder, problem çözer ve kendi dünyasını oluşturur.

Fakat tek başına oyun, çocuğun doğrudan doğuştan sahip olduğu bir beceri değildir.

Çocuğun yaşı, mizacı, gelişimsel özellikleri, önceki oyun deneyimleri, evdeki ilişki ortamı ve gün içindeki duygusal yükü bu kapasiteyi etkileyebilir.

Bazı çocuklar uzun süre kendi oyunlarına dalabilir.

Bazıları ise yetişkinin varlığını daha fazla arar.

Dolayısıyla iki çocuğun aynı yaşta olması, aynı süre boyunca aynı şekilde tek başına oynamasını gerektirmez.

Burada önemli olan süreyi tek başına ölçmekten çok, çocuğun zamanla kendi oyununa ne kadar geçebildiğine bakmaktır.


“Sen de Burada Dur” Cümlesinin Altında Ne Olabilir?

Çocuğun,

“Benimle oyna.”

demesi oldukça anlaşılırdır.

Fakat,

“Hayır, sen sadece burada otur.”

demesi biraz daha farklı bir şey anlatıyor olabilir.

Bazı çocuklar için ebeveynin aktif olarak oyuna katılması kadar, orada bulunması da önemlidir.

Çocuk oyuncaklarıyla oynarken ebeveyn mutfaktaysa sürekli seslenebilir.

Ebeveyn odadan çıktığında oyunu bırakabilir.

Ebeveyn başka bir şeyle ilgilenmeye başladığında yeniden onun dikkatini çekmeye çalışabilir.

Burada çocuk gerçekten oyun arkadaşı mı istiyor?

Yoksa ebeveynin orada olduğunu bilmek mi onu rahatlatıyor?

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü bazı çocukların ihtiyacı “Benimle oyna.” değil,

“Burada olduğunu bilmeye ihtiyacım var.”

olabilir.


Bowlby: Ebeveyn Bazen Çocuğun “Güvenli Üssü”dür

John Bowlby’nin bağlanma kuramı, çocuğun bakım veren kişiyi bir güvenli üs olarak kullanmasını anlamak açısından önemli bir çerçeve sunar.

Çocuk dünyayı keşfeder.

Uzaklaşır.

Bir şey dener.

Sonra yeniden güvenli üsse dönme ihtiyacı duyabilir.

Bunu yetişkinlikteki anlamıyla “bağımlılık” olarak düşünmemek gerekir.

Çocuğun keşfetmesi ile güvence araması birbirinin karşıtı değildir.

Tam tersine, güvenli bir ilişkisel zemin çocuğun çevreyi keşfetmesini kolaylaştırabilir.

Bu yüzden bazı çocuklar ebeveynleri yakınındayken daha rahat oynarken, ebeveyn uzaklaştığında oyunu bırakabilir.

Çocuğun zihnindeki mesaj bazen şuna benzeyebilir:

“Sen buradaysan dünyam daha güvenli.”

Bu nedenle çocuğun ebeveyne yakın olma ihtiyacını hemen azaltmaya çalışmak yerine, bu ihtiyacın zaman içinde nasıl değiştiğine bakmak daha anlamlıdır.


Winnicott: Çocuk Ne Zaman “Tek Başına Olabilmeyi” Öğrenir?

Donald Winnicott’un önemli kavramlarından biri, çocuğun zamanla başkasının varlığında tek başına olabilme kapasitesi geliştirmesidir.

Buradaki ifade ilk bakışta çelişkili görünür:

Başkasının varlığında tek başına olmak.

Ama aslında önemli olan tam da budur.

Çocuk, ihtiyaç duyduğunda ulaşabileceği güvenli bir yetişkinin varlığını hissettiğinde, giderek kendi oyun alanına geçebilir.

Yani gerçek bağımsızlık her zaman,

“Çocuğun hiçbir şeye ihtiyaç duymaması”

demek değildir.

Bazen,

“İhtiyaç duyarsam senin orada olduğunu biliyorum ve bu yüzden kendi başıma keşfedebilirim.”

anlamına gelir.

Bu nedenle bazı ebeveynlerin çocuğu bir anda tamamen yalnız bırakmaya çalışması beklenen sonucu vermeyebilir.

Çocuk önce ebeveynin varlığını hissederek kendi oyununa geçmeyi öğrenebilir.


Mahler ve Ayrışma-Bireyleşme: “Ben Ayrıyım Ama Bağımız Devam Ediyor”

Margaret Mahler’in ayrışma-bireyleşme yaklaşımı açısından çocuk gelişimin önemli bir parçasında, ebeveyninden giderek daha bağımsız bir özne hâline gelmeye başlar.

Ama ayrışma bir anda gerçekleşmez.

Çocuk hem kendi başına bir birey olmak ister hem de güvenli ilişkiyi korumak ister.

Bir gün kendi odasında uzun süre oynayabilir.

Ertesi gün yeniden sürekli ebeveynini isteyebilir.

Bu geri dönüşler bazen ebeveyn tarafından,

“Bir türlü bağımsızlaşamadı.”

şeklinde yorumlanabilir.

Oysa gelişim her zaman düz bir çizgide ilerlemez.

Çocuk yeni bir beceri kazanırken bile zaman zaman yeniden güvence arayabilir.

Özellikle yorgunken, hastayken, yeni bir ortama girdikten sonra, okulda zorlayıcı bir dönem yaşarken veya aile içinde önemli bir değişiklik olduğunda ebeveyne yakınlaşma ihtiyacı artabilir.

Bu nedenle bağımsızlığın azalması gibi görünen her davranış gerileme anlamına gelmez.

Bazen çocuk yeniden güven toplamak istiyordur.


Bion: Çocuğun “Sıkıldım” Demesi Gerçekten Sadece Sıkılmak mı?

Wilfred Bion’un düşünceleri açısından çocuğun iç dünyasında yaşadığı duyguları düzenleme ve düşünceye dönüştürme kapasitesi önemlidir.

Çocuk bazen yalnız kaldığında ne yapacağını bilemeyebilir.

Çünkü dışarıdan sürekli uyarıcı gelmesine alışmış olabilir:

oyuncak,

ekran,

etkinlik,

yetişkin yönlendirmesi,

soru-cevap,

oyun kurma.

Bunlar azaldığında çocuk,

“Sıkıldım.”

diyebilir.

Fakat sıkılmak bazen yalnızca sıkılmak değildir.

Çocuk için kendi zihnindeki boşlukla karşılaşmak da olabilir.

“Şimdi ne yapacağım?”

“Ne oynayacağım?”

“Bir şeyi kendim başlatabilir miyim?”

gibi sorularla karşılaşabilir.

Yetişkin her seferinde oyunu kurduğunda, çocuk kısa vadede rahatlayabilir.

Ama zaman içinde kendi oyununun başlangıcını yaratmaya daha az fırsat bulabilir.

Bu nedenle çocuğun “Sıkıldım.” demesi her zaman hemen yeni bir etkinlik bulmayı gerektirmez.

Bazen biraz sıkılmasına izin vermek, kendi oyununu kurabilmesinin başlangıcı olabilir.


Çocuk Neden Sürekli Ebeveynden Oyun Bekleyebilir?

Bunun birçok nedeni olabilir.

Ebeveynle yoğun biçimde birlikte oynamaya alışmış olabilir.

Bu olumlu bir ilişkisel deneyimdir. Ancak çocuk uzun süre boyunca her oyunun yetişkin tarafından başlatıldığı ve sürdürüldüğü bir düzene alıştıysa, kendi oyununu kurmak başlangıçta daha zor gelebilir.

Kendi başına karar vermek zorunda kalmak ona zor gelebilir.

“Şimdi ne oynayacağım?”

“Bunu nasıl yapacağım?”

“Böyle mi yapsam?”

gibi küçük kararlar bile bazı çocuklar için yorucu olabilir.

Hayal gücünü harekete geçirmekte zorlanabilir.

Özellikle sürekli hazır içeriklere ve yönlendirilmiş etkinliklere maruz kalan çocuklarda açık uçlu oyun alanına geçmek biraz zaman alabilir.

Yakınlık ihtiyacı artmış olabilir.

Yeni okul, kardeş doğumu, taşınma, aile içindeki gerilim, hastalık veya başka yaşam değişiklikleri çocuğun ebeveyn yakınlığına olan ihtiyacını artırabilir.

Ayrılık deneyimi daha zor geliyor olabilir.

Çocuk fiziksel olarak aynı evde olunsa bile, ebeveyn başka odaya geçtiğinde bunu daha büyük bir ayrılık gibi yaşayabilir.

Çocuk sadece sizinle oyun oynamayı seviyor olabilir.

Bazen psikolojik bir neden aramadan önce en basit olasılığı da unutmamak gerekir.

Çocuk ebeveyniyle vakit geçirmekten gerçekten hoşlanıyor olabilir.

Her “Anne benimle oynasın.” davranışının altında mutlaka bir problem bulunmaz.


Çocuğun Tek Başına Oynaması Neden Önemlidir?

Tek başına oyun, çocuğun kendi dünyasını kurabileceği özel bir alan sağlar.

Çocuk burada yetişkinin sürekli yönlendirmesi olmadan karar verir.

Oyunun kuralını kendi belirleyebilir.

İstediği zaman bozabilir.

Baştan kurabilir.

Saçma bir şey yapabilir.

Bir şeyi tekrar tekrar deneyebilir.

Başarısız olabilir.

Hayal kurabilir.

Bu açıdan tek başına oyun, çocuğun yalnızca “oyalanması” değildir.

Aynı zamanda özerklik deneyimidir.

“Ben başlatabilirim.”

“Ben karar verebilirim.”

“Ben kendi dünyamı kurabilirim.”

duygusunun gelişmesine alan açabilir.

Ancak bu, çocuğun uzun süreler boyunca yalnız başına bırakılması gerektiği anlamına gelmez.

İlişki ve bağımsızlık birbirini dışlamaz.

Çocuğun hem bağ kurmaya hem de kendi alanını geliştirmeye ihtiyacı vardır.


“Ben Buradayım, Sen Oynayabilirsin” Deneyimi

Bazen bağımsız oyunu desteklemenin en iyi yolu çocuğu bir anda yalnız bırakmak değildir.

Geçiş yapmak olabilir.

Örneğin önce birkaç dakika birlikte oynanabilir.

Sonra ebeveyn,

“Ben şimdi burada oturacağım, sen arabaları sürmeye devam edebilirsin.”

diyebilir.

Daha sonra ebeveyn başka bir işi yaparken çocuğun oyununa devam etmesi desteklenebilir.

Böylece çocuk şu deneyimi yaşayabilir:

“Annem oyunun içinde değil ama hâlâ ulaşılabilir.”

Bu, özellikle ebeveynin fiziksel varlığından güven alan çocuklar için önemli olabilir.


Çocuğun Yerine Oyunu Kurmak Ne Kadar Yardımcı?

Ebeveyn iyi niyetle çocuğa sürekli fikir verebilir:

“Şimdi doktorculuk oynayalım.”

“Şunu buraya koy.”

“Arabanı buradan sür.”

“Bak böyle yap.”

“Bu da ev olsun.”

Fakat zaman içinde çocuk her oyunun yetişkin tarafından yapılandırılmasını beklemeye başlayabilir.

Burada amaç ebeveynin oyun dışına tamamen çıkması değildir.

Bazen sadece çocuğun oyununu yönetme ihtiyacını azaltmak yeterlidir.

Çocuk bir süre ne yapacağını bilemeyebilir.

Sessizlik oluşabilir.

Sıkılabilir.

Oyuncağı eline alıp bırakabilir.

Bu anlar hemen doldurulmak zorunda değildir.

Çünkü bazen oyunun doğması için biraz boşluk gerekir.


“Sıkıldım” Dediğinde Hemen Çözüm Sunmalı mıyız?

Çocuğun canı sıkıldığında ebeveynin hemen,

“Ne yapmak istersin?”

“Şunu oynayalım.”

“Film açayım.”

“Bir etkinlik yapalım.”

demesi çok anlaşılırdır.

Fakat her sıkılma duygusunu yetişkinin ortadan kaldırması gerekmez.

Bazen,

“Biraz sıkılmış hissediyorsun. Bakalım aklına ne gelecek.”

demek yeterli olabilir.

Buradaki amaç çocuğu yalnız bırakmak değil.

Sıkıntıya küçük bir alan açmaktır.

Çünkü yaratıcılık her zaman hazır hâlde gelmez.

Bazen çocuk önce “sıkıldım” der.

Sonra odada dolaşır.

Bir kutu bulur.

Oyuncakları farklı biçimde dizer.

Bir hikâye uydurur.

Ve kendi oyununu kurmaya başlar.


Ebeveynin Duygusu da Bu Süreci Etkileyebilir

Bazen çocuk ebeveynden ayrılmak istemez.

Ama ebeveyn de çocuğun ayrılmasına izin vermekte zorlanabilir.

“Beni istemesi güzel.”

“Biraz daha benimle kalsın.”

“Şimdi yalnız bırakmayayım.”

Bu duyguların hepsi anlaşılabilir.

Fakat bazen ebeveyn-çocuk ilişkisinde yakınlık o kadar yoğun yaşanabilir ki, ayrılma küçük adımlar hâlinde bile zorlaşabilir.

Burada amaç yakınlığı azaltmak değildir.

Yakınlığın içinde ayrı olabilmeye de alan açmaktır.

Çocuğa,

“Sen oynarken ben de burada kendi işimi yapacağım.”

demek, hem bağı hem ayrılığı aynı anda taşıyan bir mesajdır.


Kendi Başına Oynamamak Her Zaman Bir Sorun mudur?

Hayır.

Özellikle küçük yaşlarda çocuğun sık sık yetişkin eşliği istemesi doğal olabilir.

Ayrıca bazı çocuklar daha sosyal, bazıları daha çekingen, bazıları daha hareketli veya daha fazla etkileşim arayan bir mizaca sahip olabilir.

Bu nedenle “Günde mutlaka şu kadar dakika tek başına oynamalı.” gibi katı bir ölçüt kullanmak doğru değildir.

Asıl bakılması gereken bazı işaretler vardır:

Çocuk zaman içinde kısa süreli de olsa kendi oyununa geçebiliyor mu?

Ebeveyn yakınındayken kendi oyununu sürdürebiliyor mu?

Küçük ayrılıkları tolere edebiliyor mu?

Oyunu kendi başlatabildiği anlar var mı?

Yoksa ebeveyn fiziksel olarak uzaklaştığında yoğun bir kaygı mı ortaya çıkıyor?

Bu sorular, davranışı anlamlandırmak açısından daha yol gösterici olabilir.


“Benim Yanımda Olmadan Oynayamıyor” Davranışının Altında Bazen Başka Bir İhtiyaç Vardır

Bir çocuk,

“Sen burada kal.”

dediğinde bazen aslında,

“Beni bırakma.”

diyor olabilir.

Ama bu cümleyi hemen ayrılık kaygısı olarak yorumlamak da doğru değildir.

Bazen,

“Ne yapacağımı bilmiyorum.”

olabilir.

Bazen,

“Seninle vakit geçirmek istiyorum.”

olabilir.

Bazen,

“Tek başıma sıkılıyorum.”

olabilir.

Bazen de,

“Benim oyunumu gör.”

olabilir.

Çocukların davranışları birden fazla anlam taşıyabilir.

Bu nedenle tek bir davranıştan tek bir psikolojik sonuç çıkarmak yerine, davranışın bağlamına bakmak gerekir.


Varoluşçu Yaklaşım Açısından: Çocuğun Kendi Dünyasını Kurmasına Alan Açmak

Varoluşçu yaklaşım açısından insan yalnızca ilişkiler içinde var olan biri değildir; aynı zamanda kendi seçimleriyle de karşılaşan bir varlıktır.

Çocuklukta bunun küçük örneklerini görürüz.

“Ne oynayacağım?”

“Bunu nasıl yapacağım?”

“Şimdi ne yapacağımı ben seçebilir miyim?”

Bunlar çok basit görünür.

Ama çocuk için kendi dünyasını kurmanın ilk deneyimlerindendir.

Sürekli yönlendirilen bir çocuk ne yapacağını daha kolay bulabilir.

Ama kendi kararını verme fırsatı da azalabilir.

Bu nedenle çocuğun zaman zaman boşlukla karşılaşmasına, ne yapacağını kendisinin bulmasına ve oyunun yönünü kendisinin belirlemesine izin vermek önemlidir.

Çocuğun kendi başına oynaması yalnızca ebeveynin biraz dinlenmesi açısından değerli değildir.

Aynı zamanda çocuğun,

“Ben kendi başıma da bir şey başlatabilirim.”

duygusunun gelişmesine alan açar.


Ebeveynler Ne Yapabilir?

Önce çocuğunuzun yaşını ve gelişimsel dönemini dikkate alın.

Küçük bir çocuğun uzun süre bağımsız oyun oynamasını beklemekle daha büyük bir çocuktan benzer davranışı beklemek aynı değildir.

Bir anda uzaklaşmak yerine küçük geçişler oluşturun.

“Ben şimdi mutfağa geçeceğim, sen arabalarınla oynayabilirsin. Birazdan yanına geleceğim.”

gibi cümlelerle ayrılığı öngörülebilir hâle getirebilirsiniz.

Oyunu sürekli siz yönetmeyin.

Çocuğun ne oynayacağını her seferinde belirlemek yerine, onun oyun kurmasına alan açabilirsiniz.

“Sen nasıl yapmak istersin?”

gibi sorular bu nedenle değerlidir.

Sıkıntıyı hemen ortadan kaldırmayın.

“Canın sıkıldı, bakalım aklına ne gelecek?”

demek, çocuğun kendi çözümünü üretmesine fırsat verebilir.

Ebeveyn olarak ulaşılabilir olduğunuzu hissettirin.

Çocuğunuz sizden ayrılmakta zorlanıyorsa,

“Ben buradayım.”

mesajı çoğu zaman

“Artık kendin oyna.”

mesajından daha destekleyici olabilir.

Birlikte geçirilen zamanı da ihmal etmeyin.

Bağımsız oyun, ebeveynle ilişkinin yerine geçmez.

Çocuğun hem ilişki içinde olmaya hem de kendi başına kalmaya ihtiyacı vardır.

Çocuğun gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu gözlemleyin.

Çocuk yalnızca sizin yanınızda mı oynamak istiyor?

Siz odadan çıktığınızda mı huzursuz oluyor?

Canı sıkıldığında mı size geliyor?

Yeni bir değişiklikten sonra mı bu davranış arttı?

Bu ayrıntılar davranışın anlamını daha iyi ortaya çıkarabilir.


Ne Zaman Daha Yakından Değerlendirmek Gerekebilir?

Çocuğun sürekli ebeveynini yanında istemesi tek başına bir psikolojik sorun olduğu anlamına gelmez.

Ancak çocuk büyüdükçe küçük ayrılıkları tolere etmekte belirgin biçimde zorlanıyorsa, ebeveyn gözden uzaklaştığında yoğun kaygı gösteriyorsa veya bu durum okul, sosyal yaşam ve günlük işlevsellik üzerinde belirgin bir etki oluşturuyorsa daha yakından değerlendirmek yararlı olabilir.

Özellikle çocuğun yanında ebeveyn olmadan hiçbir etkinliği sürdürememesi, yalnız kalma fikrine karşı yoğun korku geliştirmesi, sürekli güvence araması, uyku ve okul düzeninde ayrılıkla ilişkili güçlükler yaşaması veya daha önce yapabildiği şeyleri belirgin biçimde bırakması durumunda yalnızca oyun davranışına değil, çocuğun genel duygusal durumuna bakmak gerekir.


Çocuğun Kendi Başına Oynaması, Ebeveynden Uzaklaşması Demek Değildir

Belki de bu konudaki en önemli ayrım budur.

Amaç çocuğun,

“Artık sana ihtiyacım yok.”

demesi değildir.

Aksine,

“Senin varlığını hissederken kendi dünyamı da kurabilirim.”

diyebilmesidir.

Çocuk önce ilişki içinde kendisini güvende hissetmeye ihtiyaç duyar.

Sonra yavaş yavaş kendi oyununa geçer.

Bazen tekrar geri gelir.

Sonra yeniden uzaklaşır.

Bazen bunu bir saat içinde defalarca yapar.

Bu gelişimin doğal ritimlerinden biridir.

Bağımsızlık, bağın karşıtı değildir.

Sağlıklı gelişimde çocuk hem yakın olabilir hem ayrı olabilir.

Hem ebeveynine ihtiyaç duyabilir hem kendi kararlarını verebilir.

Hem “Benimle kal.” diyebilir hem birkaç dakika sonra kendi oyununa dalabilir.

Ve belki de çocuk için en kıymetli deneyimlerden biri şudur:

“Ben yalnız değilim. Ama tek başıma da bir şeyler yapabilirim.”


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Çocuğun ebeveynini sürekli yanında istemesi, yaşına ve gelişimsel özelliklerine göre doğal bir ihtiyaç olabilir. Ancak bu davranış zaman içinde belirginleşiyor, çocuğun ayrılma becerisini sınırlıyor veya günlük yaşamını etkiliyorsa, davranışın altında yatan duygusal süreçleri değerlendirmek yararlı olabilir.

Önemli olan yalnızca çocuğun tek başına ne kadar süre oynadığı değildir. Ebeveynden kısa süreli ayrıldığında kendisini nasıl hissettiği, güven arayıp aramadığı, kendi oyununu başlatıp başlatamadığı ve yeniden ebeveyne dönüp dönmediği birlikte değerlendirilmelidir.

Çocuğun ilişki içinde güvende hissederken giderek kendi alanını oluşturabilmesine destek olmak, bağımsızlığı zorlamak yerine onun gelişimsel ritmine eşlik etmeyi gerektirir.

Çocuğunuzun duygusal ve ilişkisel gelişimini daha ayrıntılı değerlendirmek için Samsun Atakum’da yüz yüze çocuk psikoloğu desteği ve Türkiye ile yurt dışından online psikolojik destek için randevu almak üzere benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sık Sorulan Sorular

Çocuğum neden kendi başına oynayamıyor?

Bunun tek bir nedeni yoktur. Yaş, mizaç, önceki oyun deneyimleri, ebeveynle kurulan ilişki, ayrılık deneyimleri ve çocuğun o dönem yaşadığı değişiklikler etkili olabilir.

Çocuğum sürekli beni yanında istiyorsa bağımlı mıdır?

Hayır. Ebeveynin yakınlığını istemek tek başına bağımlılık göstergesi değildir. Davranışın yaşa ve genel gelişim örüntüsüne göre değerlendirilmesi gerekir.

Çocuğumu kendi başına oynamaya zorlamalı mıyım?

Zorlamak yerine küçük geçişler oluşturmak daha uygun olabilir. Ebeveynin ulaşılabilir olduğunu hissetmek, çocuğun zamanla kendi oyununa geçmesini kolaylaştırabilir.

“Sıkıldım” diyen çocuğa hemen etkinlik bulmalı mıyım?

Her zaman değil. Can sıkıntısı, çocuğun kendi oyununu ve çözümünü üretmesi için bir başlangıç noktası olabilir. Ancak çocuğun yaşını ve o anki duygusal durumunu da dikkate almak gerekir.

Çocuğum benimle oynadıktan sonra kendi başına oynayamıyor. Neden?

Yoğun yetişkin eşliğine alışmış olabilir veya sizinle kurduğu oyunu sürdürmek istiyor olabilir. Birlikte oyunu yavaş yavaş çocuğun yönettiği oyuna dönüştürmek yardımcı olabilir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap