06.10.2026 · 3 dk okuma

Çocuğum Bir Şey İsteyince Neden Hemen Ağlamaya Başlıyor?

Çocuğum Bir Şey İsteyince Neden Hemen Ağlamaya Başlıyor?

“Anne, bunu istiyorum.”

“Hayır, şimdi olmaz.”

Ve birkaç saniye sonra ağlama başlıyor.

Bazen daha siz cümlenizi tamamlamadan…

Bazen istediği şeyin neden olmayacağını anlatmaya bile fırsat bulamadan…

Oyuncak, çikolata, telefon, parka gitmek, biraz daha oyun oynamak, bir şey satın almak, arkadaşına gitmek…

Çocuk bir şeyi istediğinde “hayır” cevabını duyar duymaz ağlamaya başlayabiliyor.

Ebeveyn olarak bir süre sonra insan ister istemez düşünmeye başlıyor:

“Her istediğinde neden ağlıyor?”

“Beni ağlayarak mı ikna etmeye çalışıyor?”

“Artık her şeye bu kadar tepki vermesini nasıl engelleyeceğim?”

“Biraz da sabretmeyi öğrenmesi gerekmiyor mu?”

Bu sorular anlaşılır.

Fakat burada önemli bir ayrım var:

Bir çocuğun ağlaması, her zaman istediğini yaptırmak için kullandığı bilinçli bir yöntem değildir.

Bazen ağlama, çocuğun hayal kırıklığını taşıyabilme kapasitesinin henüz gelişmekte olduğunu gösterir.

Bazen istediği şeyin olmaması, yalnızca o nesnenin veya etkinliğin kaybı değildir.

Çocuk için,

“Benim istediğim olmadı.”

aynı zamanda,

“Ben kontrol edemiyorum.”

“Beklemek zorundayım.”

“Annem beni anlamadı.”

“İstediğim şey benden uzaklaştı.”

gibi başka duyguları da harekete geçirebilir.

Daha da önemlisi, çocuk bazen ne hissettiğini henüz kelimelerle anlatamadığı için bedeni ve ağlaması onun yerine konuşur.

Bu nedenle asıl soru yalnızca,

“Çocuğum neden istediği olmayınca ağlıyor?”

değildir.

Belki daha önemli soru şudur:

“Çocuğum istediği bir şey olmadığında içinde oluşan duyguyla ne yapabiliyor?”


İstemek Çok Daha Kolay, İstediğinin Olmamasını Taşımak Daha Zor Olabilir

Çocuk için bir şey istemek doğaldır.

“Bunu istiyorum.”

“Şimdi parka gitmek istiyorum.”

“Oyuncağı almak istiyorum.”

“Biraz daha oynayacağım.”

Çocuğun arzusu oldukça nettir.

Fakat hayatın önemli bir parçası şudur:

Her istediğimiz gerçekleşmez.

Bu gerçeği çocuk zaman içinde öğrenir.

Ama öğrenmek, bilmekten farklıdır.

Çocuk zihinsel olarak “Her istediğim olmaz.” cümlesini duyabilir.

Fakat istediği şey gerçekleşmediğinde ortaya çıkan hayal kırıklığını hâlâ taşıyamayabilir.

İşte ağlama tam burada devreye girebilir.

Çünkü çocuk için sorun bazen “hayır” kelimesinin kendisinden çok, “hayır” ile birlikte gelen duygunun büyüklüğüdür.


“Hemen Ağlıyor” Demek Gerçekten Hemen mi Demek?

Bazı çocuklarda duygunun yükselmesi gerçekten çok hızlı olur.

İstediği şey gerçekleşmez.

Bir anda yüzü değişir.

Ses tonu yükselir.

Ağlamaya başlar.

Kendini yere atabilir.

Bağırabilir.

Bunun nedeni çocuğun “şımarık” olması gibi tek bir açıklamayla ele alınamaz.

Çocuklarda duyguları düzenleme kapasitesi gelişimsel olarak devam eden bir süreçtir.

Yetişkinin yapabildiği bazı şeyler çocuk için henüz mümkün olmayabilir.

Örneğin yetişkin şöyle düşünebilir:

“Şu an çikolata yiyemem ama akşam yiyebilirim.”

Çocuk ise daha çok,

“Şimdi istiyorum ve şimdi yok.”

düzeyinde yaşayabilir.

Gelecekteki ihtimali zihninde tutabilmek, mevcut hayal kırıklığını tolere edebilmek ve duyguyu söze dönüştürebilmek zaman içinde gelişir.

Bu nedenle çocuğun ağlaması bazen duygusunun büyüklüğüyle değil, onu düzenleme kapasitesinin henüz sınırlı oluşuyla ilgilidir.


Freud: Arzu ile Gerçeklik Arasındaki İlk Karşılaşmalar

Freud’un kuramsal çerçevesinde insanın haz arayışı ile gerçekliğin sınırları arasındaki ilişki önemli bir yere sahiptir.

Çocuk başlangıçta istediği şey ile onun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği arasındaki mesafeyi yetişkin kadar kolay taşıyamaz.

“İstiyorum.”

ile

“İstediğim hemen olmayabilir.”

arasında zamanla bir zihinsel alan oluşur.

Bu alan genişledikçe çocuk beklemeyi, ertelemeyi, başka bir seçenek düşünmeyi ve hayal kırıklığını taşımayı öğrenebilir.

Ancak gelişim sürecinin bazı dönemlerinde arzu çok daha doğrudan yaşanabilir.

Çocuk istediği şeyi ister.

Olmayınca da duygusu doğrudan dışarı çıkar.

Bu nedenle ağlama bazen çocuğun “kötü davranışı” olmaktan çok, arzunun sınırla karşılaşmasına verdiği yoğun tepki olabilir.


Anna Freud: Ağlama Bazen Bir Savunma Değil, Duygunun Dışarı Çıkma Yolu da Olabilir

Anna Freud’un savunma mekanizmaları üzerine çalışmaları, çocukların zorlayıcı duygular karşısında kendilerini korumaya çalışabileceklerini gösterir.

Ancak çocukların her ağlamasını bir savunma mekanizması olarak görmek de doğru değildir.

Bazen çocuk yalnızca çok yoğun bir duyguyu yaşıyordur.

Öfke.

Hayal kırıklığı.

Üzüntü.

Kızgınlık.

Engellenmişlik.

Bu duygular henüz yeterince söze dönüşmediğinde ağlama onların en doğrudan ifade biçimlerinden biri olabilir.

Özellikle küçük yaşlarda,

“İstediğim gerçekleşmedi ve bu beni çok hayal kırıklığına uğrattı.”

demek yerine,

ağlamak

çok daha mümkün olabilir.

Dolayısıyla bazen çocuğun ağlamasını susturmak, ifade etmeye çalıştığı duyguyu da susturmak anlamına gelebilir.


Winnicott: Çocuk Duygusunu Taşıyabilmek İçin Önce Birinin Onunla Kalmasına İhtiyaç Duyabilir

Winnicott’un çocuk gelişimine ilişkin düşüncelerinde çevrenin çocuğun duygusal deneyimlerini taşımasındaki işlevi önemli bir yere sahiptir.

Bir çocuk yoğun biçimde ağladığında yetişkin için ilk dürtü,

“Tamam, tamam, sus artık.”

olabilir.

Çünkü ağlama yetişkinde de gerilim yaratır.

Fakat çocuk kendi duygusunu henüz tek başına taşıyamıyor olabilir.

İşte burada yetişkinin görevi her zaman ağlamayı hemen sona erdirmek değildir.

Bazen çocuğun yanında kalabilmektir.

“Bunu çok istedin.”

“Olmayınca çok üzüldün.”

“Şimdi çok kızgınsın.”

Bu cümleler çocuğa şunu söyler:

“Bu büyük duyguyu yaşarken yalnız değilsin.”

Winnicott’un “holding” fikri açısından bu tür bir duygusal eşlik, çocuğun zaman içinde kendi duygularını daha iyi taşıyabilmesine zemin sağlayabilir.


Bion: Çocuk Duyguyu Henüz Düşünceye Çeviremiyor Olabilir

Wilfred Bion’un düşünceleri burada özellikle anlamlıdır.

Çocuk bir şey istediğinde ve alamadığında ortaya çıkan duyguyu yetişkin gibi işleyemeyebilir.

Bizim için:

“İstediğim olmadı.”

bir düşüncedir.

Çocuk için ise aynı durum bir anda:

“Çok kötü!”

“Beni anlamıyorlar!”

“Hiçbir şey istediğim gibi olmuyor!”

gibi yoğun bir deneyime dönüşebilir.

Çocuk bu duyguyu henüz düşünceye çeviremediğinde ağlayabilir.

Bir anlamda duygunun kendisi konuşmaya başlar.

Bu yüzden çocuğun ağladığı anda uzun uzun mantık anlatmak her zaman işe yaramayabilir.

Çünkü çocuk o anda henüz düşünmeye geçebilecek durumda olmayabilir.

Önce duygunun taşınması, ardından olayın konuşulması daha mümkün olabilir.


Bazen Çocuk Gerçekten Nesneyi Değil, “İsteğinin Görülmesini” İstiyor Olabilir

Bu oldukça önemli bir ayrım.

Çocuk,

“Bana bunu al.”

dediğinde gerçekten o şeyi istiyor olabilir.

Ama bazen başka bir ihtiyaç da işin içine girmiş olabilir:

“Beni duy.”

“Benim istediğimi fark et.”

“Benim de sözüm olsun.”

“Benim isteğim önemli.”

Özellikle çocuk her istediğinde hemen reddediliyorsa, sürekli yönlendiriliyorsa veya kararların tamamında yetişkin belirleyici oluyorsa, isteğin kendisi zamanla bir özerklik mücadelesine dönüşebilir.

Çocuk için mesele artık yalnızca çikolata olmayabilir.

“Benim bir isteğim var.”

ve

“Bu isteğe ne olacak?”

meselesi hâline gelebilir.


Mahler: Çocuk “Benim İsteğim” ile “Senin İsteğin” Arasındaki Farkı Öğreniyor

Margaret Mahler’in ayrışma-bireyleşme yaklaşımı, çocuğun zamanla kendi ayrı benliğini ve kendi iradesini deneyimlemesi açısından önemlidir.

Çocuk büyüdükçe,

“Ben istiyorum.”

duygusu daha belirgin hâle gelir.

“Ben yapacağım.”

“Ben seçtim.”

“Ben bunu istiyorum.”

Bunlar sadece inatçı cümleler değildir.

Aynı zamanda gelişen özerkliğin ifadeleridir.

Fakat çocuğun kendi isteği ile dış dünyanın sınırları sürekli karşılaşır.

“Ben istiyorum.”

Ama ebeveyn,

“Hayır.”

der.

İşte çocuk tam burada önemli bir gelişimsel deneyim yaşar:

“Ben ayrı biriyim ve benim bir isteğim var. Ama dünya sadece benim istediğim gibi ilerlemiyor.”

Bu oldukça zor ama önemli bir öğrenmedir.


Erikson: “Ben İstiyorum” Demek ile “Her İstediğim Olmalı” Demek Arasındaki Fark

Erik Erikson’un özerklik gelişimi üzerine vurguları düşünüldüğünde, çocuğun kendi iradesini deneyimlemesi önemli bir gelişim alanıdır.

Çocuk zaman içinde kendi seçimlerini yapmak ister.

Ne yiyeceği.

Ne giyeceği.

Ne oynayacağı.

Kiminle vakit geçireceği.

Ne zaman bırakacağı.

Bunların hepsi küçük özerklik alanlarıdır.

Ancak özerklik geliştirmek,

her isteğin yerine gelmesi

demek değildir.

Tam tersine çocuk, kendi isteğini korurken sınırla karşılaşmayı da öğrenir.

“Bunu istemen anlaşılır.”

ve

“Şu anda bunu yapamayız.”

aynı anda söylenebilir.

Çocuğun gelişmesi gereken alan tam da bu iki gerçeği birlikte taşıyabilmesidir.


Kohut: “Hayır” Bazen Neden Çocukta Çok Büyük Bir Etki Yaratır?

Kohut’un kendilik psikolojisi açısından, kişinin görülme, anlaşılma ve değerli hissetme ihtiyacını düşünmek önemlidir.

Bazı çocuklarda “hayır” yalnızca bir sınır olarak yaşanabilir.

Bazı çocuklarda ise “hayır”, farkında olmadan,

“İsteğim önemli değil.”

“Beni anlamıyorlar.”

“Benim söylediğim şeyin değeri yok.”

gibi bir deneyime dönüşebilir.

Bu nedenle ebeveynin “hayır” demesi ile çocuğun bunu nasıl yaşadığı arasında bir fark vardır.

Burada amaç çocuğa her istediğini vermek değildir.

Aksine çocuğun,

“İsteğim reddedilebilir ama ben reddedilmiş değilim.”

duygusunu yaşayabilmesine alan açmaktır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.


Melanie Klein: Çocuk Aynı Kişiye Hem Kızıp Hem İhtiyaç Duyabilir

Çocuk istediği olmadığında annesine veya babasına çok kızabilir.

“Sen kötü annesin!”

“Seni hiç sevmiyorum!”

“Artık seninle oynamayacağım!”

Bu cümleler yetişkin için çok sert gelebilir.

Ancak çocuğun aynı anda hem kızması hem de ilişkiye ihtiyaç duyması mümkündür.

Melanie Klein’ın yaklaşımındaki ambivalans fikri burada düşünmeye alan açar.

Çocuk için sevgi ve öfke her zaman birbirinden tamamen ayrılmış duygular değildir.

Bir çocuğun ebeveynine kızması, sevgisinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Bazen çocuk en güvende hissettiği ilişkide öfkesini daha açık gösterebilir.

Bu nedenle ağlama ve öfke her zaman ilişkinin bozulduğu anlamına gelmez.

Bazen çocuk,

“Sen benim için önemlisin, bu yüzden senin koyduğun sınır beni çok etkiliyor.”

gibi daha karmaşık bir deneyim yaşıyor olabilir.


Bowlby: Çocuk Hayal Kırıklığı Yaşadığında Ebeveyni Nasıl Kullanıyor?

Bowlby’nin bağlanma yaklaşımı açısından çocuk zorlandığında güvenli bir ilişkiye yönelmesi beklenebilir.

Bazı çocuklar ağlarken ebeveynine yaklaşır.

Sarılmak ister.

Bazıları öfkeyle uzaklaşır ama kısa süre sonra geri gelir.

Bazıları ise “Beni istemiyorsun.” gibi cümleler kurar.

Bütün bunların altında, duygunun yoğunluğuyla birlikte ilişkinin güvenli olup olmadığını test eden bir süreç bulunabilir.

Çocuk için önemli olan,

“İstediğim oldu mu?”

kadar,

“İstediğim olmadığında da yanımda biri var mı?”

sorusudur.

Bu nedenle sağlıklı sınır, ilişkisel bağın sona ermesi anlamına gelmemelidir.


Çocuk Ağlayınca İstediğini Vermek Neden Bazen Döngüyü Güçlendirebilir?

Burada ebeveynleri suçlamak kesinlikle doğru değildir.

Çocuk ağlıyor.

Evde gerilim yükseliyor.

Ebeveyn yoruluyor.

Sonunda,

“Tamam, al.”

deniyor.

O an herkes rahatlıyor.

Ama çocuk aynı zamanda şu öğrenmeyi de yaşayabilir:

“Çok ağladığımda sonuç değişiyor.”

Bu öğrenme bilinçli bir manipülasyon olmak zorunda değildir.

Çocuk davranış ile sonucu ilişkilendirir.

Bu nedenle sınır koyduktan sonra sırf ağlamayı durdurmak için sürekli geri adım atmak, bazı çocuklarda ağlamanın istek karşısında daha sık kullanılmasına yol açabilir.

Burada önemli olan duyguyu reddetmeden sınırı koruyabilmektir.

“Üzüldüğünü görüyorum. Ama cevabım değişmeyecek.”

Bu iki cümle bir arada bulunabilir.


Ağlamayı Durdurmak mı, Duyguyu Düzenlemeyi Öğretmek mi?

Ebeveyn açısından hedef bazen,

“Çocuğum bir daha böyle ağlamasın.”

olabilir.

Oysa daha uzun vadeli hedef,

“Çocuğum istediği olmadığında yaşadığı duyguyu zamanla daha iyi taşıyabilsin.”

olmalıdır.

Çünkü hayat boyunca her isteğimiz gerçekleşmeyecek.

Çocuğun öğreneceği şey yalnızca “ağlamamak” değil;

“İsteyebilirim.”

“Hayır duyabilirim.”

“Üzülebilirim.”

“Kızabilirim.”

“Bunları yaşayabilirim.”

“Sonra sakinleşebilirim.”

olmalıdır.

Duygusal olgunluk, hiç hayal kırıklığı yaşamamak değildir.

Hayal kırıklığından sonra yeniden toparlanabilmektir.


Peki Ebeveyn Ne Yapabilir?

“Ağlama.” demek yerine duyguyu fark edin.

“Çok istedin ve olmayınca üzüldün.”

demek,

“Ağlama artık.”

demekten farklıdır.

İkinci cümle duyguyu durdurmaya çalışırken, ilki duyguyu anlamlandırır.

Sınırı ağlamaya göre değiştirmeyin.

Sınır koyduysanız sırf çocuk ağladı diye sürekli değiştirmek, ağlamanın sonucu belirlemesine yol açabilir.

Bu, çocuğun duygusunu kabul etmediğiniz anlamına gelmez.

“Üzgün olabilirsin ama bunu şu anda yapamayız.”

diyebilirsiniz.

Duygusunu küçümsemeyin.

“Bunun için de ağlanır mı?”

“Alt tarafı bir oyuncak.”

“Ne kadar büyüttün.”

gibi cümleler yetişkin açısından mantıklı görünse de çocuk için duygusunun önemsiz olduğu mesajını taşıyabilir.

Uzun açıklamayı duygunun en yüksek anına bırakmayın.

Çocuk yoğun biçimde ağlarken uzun bir hayat dersi vermek çoğu zaman işe yaramaz.

Önce sakinleşmesine yardım edin.

Sonra konuşun.

Seçenek sunabileceğiniz alanlarda küçük seçimler verin.

“Şimdi bunu alamayız. Ama kırmızı kalemle mi, mavi kalemle mi oynamak istersin?”

gibi seçimler çocuğun her şey üzerinde kontrolü olmasa da bazı alanlarda söz sahibi olduğunu hissettirebilir.

Ağladı diye utandırmayın.

“Büyük çocuk ağlamaz.”

“Erkek adam ağlamaz.”

“Ağlamayı bırak da konuşalım.”

gibi cümleler çocuğun duyguyu bastırmasına yol açabilir.

Ağlamanın yanında sınır da bulunabilir.

Sakinleştiğinde yaşananı konuşun.

“Bir şeyi çok istediğinde ve olmayınca çok zorlanıyorsun. O an sana ne yardımcı olur?”

gibi sorular çocuğun zamanla kendi duygusal düzenleme yollarını keşfetmesine yardımcı olabilir.


“Bunu İstiyorum!” ile “Buna Dayanamıyorum!” Arasında Bir Fark Var

Bazen çocuk istediği şey konusunda ısrar eder.

Ama asıl sorun nesne değildir.

Asıl sorun,

“Hayır” duygusunu taşıyamamaktır.

Bu nedenle ebeveyn yalnızca isteğin içeriğine bakmamalıdır.

Çocuk ne kadar istedi?

Hayır cevabı geldiğinde ne oldu?

Ne kadar sürede sakinleşti?

Sakinleşmek için neye ihtiyaç duydu?

Her “hayır”da aynı yoğunlukta mı tepki veriyor?

Bazı durumlarda çocuk oyuncak için ağlarken aslında daha geniş bir duygusal yük taşıyor olabilir.

Yorgundur.

Acıkmıştır.

Günün sonunda kapasitesi düşmüştür.

Okulda zorlanmıştır.

Bir kardeş çatışması yaşamıştır.

Ve son küçük “hayır” bütün günün birikmiş duygusunu harekete geçirmiştir.

Bu nedenle bazen çocuğun davranışını yalnızca o anki isteği üzerinden değerlendirmek yetersiz olabilir.


Çocuk Bazen Neden Özellikle Ebeveynine Karşı Ağlar?

Çocuk dışarıda sakin durabilir.

Öğretmeni hiçbir problem görmeyebilir.

Arkadaşlarının yanında kendisini tutabilir.

Ama eve geldiğinde en küçük isteğinde ağlayabilir.

Bu durum ebeveyn açısından şaşırtıcı olabilir:

“Bütün gün sorun çıkarmıyor, neden evde her şeye ağlıyor?”

Bazen çocuk gün boyunca duygularını kontrol etmiş ve kendisini tutmuştur.

Ev ise daha güvenli bir alan olduğu için birikmiş duygularını burada daha rahat gösterebilir.

Bu her durumda böyle değildir ve tek başına “sizin yanınızda güvende” sonucuna götürmez.

Ancak çocuğun farklı ortamlarda farklı duygusal kapasite göstermesinin mümkün olduğunu hatırlamak önemlidir.

Çocuğun evde daha çok ağlaması bazen evdeki ilişkiye duyduğu yakınlıkla ilgili olabilir.


Bazen Çocuğun Ağlaması Ebeveynin Sınırından Çok Ebeveynin Kararsızlığını da Test Edebilir

Çocuk “hayır” duyduktan sonra ağlar.

Ebeveyn önce “Hayır.” der.

Sonra çocuk ağlar.

“Peki beş dakika.”

Sonra yeniden ağlama.

“Tamam ama son kez.”

Bir süre sonra çocuk, sınırın gerçekten sınır olup olmadığını öğrenebilir.

Bu durumda çocuk kötü niyetli biçimde ebeveyni manipüle ediyor demek gerekmeyebilir.

Çocuk yalnızca ilişkideki sınırı keşfediyor olabilir.

“Ne kadar ağlarsam karar değişir?”

“Annem gerçekten bunu yapmayacak mı?”

Bu nedenle tutarlılık önemlidir.

Tutarlılık sertlik demek değildir.

Sakin biçimde aynı sınırı koruyabilmek demektir.


Varoluşçu Yaklaşım: Çocuğun Dünyasında “Her İstediğim Olmayabilir”

Varoluşçu yaklaşım açısından insanın gerçeklikle karşılaşması, özgürlüğün yanında sınırlarla karşılaşmayı da içerir.

Çocuk da zamanla şunu öğrenir:

Ben bir şey istiyorum.

Ama dünya yalnızca benim isteğimden oluşmuyor.

Başka insanların ihtiyaçları var.

Zamanın sınırları var.

Maddi sınırlar var.

Kurallar var.

Bedenin sınırları var.

Başka insanların “hayır” deme hakkı var.

Bu karşılaşmalar her zaman rahat değildir.

Ama çocuğun gerçeklikle ilişkisini oluşturur.

Burada amaç çocuğun isteğini yok etmek değildir.

Tam tersine,

“İsteyebilirsin ama istediğinin gerçekleşmemesi de mümkündür.”

diyebilmektir.

Bu çok temel bir yaşam deneyimidir.

Çocuk hayal kırıklığıyla karşılaştığında dünyanın sonunun gelmediğini, ilişkisinin bitmediğini ve kendi duygusunun da zamanla değişebildiğini deneyimledikçe, sınırlar giderek daha taşınabilir hâle gelir.


Çocuk İçin “Hayır” Ne Öğretir?

İyi kurulmuş bir sınır yalnızca “yapma” demek değildir.

Aynı zamanda çocuğa şunları öğretir:

İsteklerim var.

Başkalarının da sınırları var.

Her istediğim hemen gerçekleşmeyebilir.

Üzülebilirim.

Kızabilirim.

Ama bu duygular sonsuza kadar sürmez.

Bir sınır ilişkimizin bittiği anlamına gelmez.

Bazen vazgeçmem gerekir.

Bazen beklemem gerekir.

Bazen başka bir seçenek bulabilirim.

Bunlar çocuğun hayat boyunca kullanacağı becerilerdir.


Çocuğun Ağlamasını Değiştirmekten Önce Ağlamanın Ne Anlattığını Anlamak

Bir çocuk istediği olmayınca ağladığında hemen,

“Bu davranışı nasıl durdurabilirim?”

diye düşünmek çok anlaşılır.

Fakat bazen daha önemli soru şudur:

“Çocuğum şu anda neyi taşıyamıyor?”

İsteğinin olmamasını mı?

Kontrol kaybını mı?

Beklemeyi mi?

Hayal kırıklığını mı?

Anlaşılmamayı mı?

Yorgunluğu mu?

İlişkideki sınırı mı?

Yoksa bütün bunların birikimini mi?

Çocuğun ağlamasını bir davranış problemi olarak görmek, bazen ağlamanın taşıdığı mesajı kaçırabilir.

Çünkü çocuklar her zaman,

“Şu an büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum ve bunu düzenlemekte zorlanıyorum.”

diyemez.

Bazen yalnızca ağlar.

Ve belki de yetişkinin görevi bu ağlamayı hemen susturmak değil, onun içindeki mesajı anlayabilmektir.


Sonuç: Çocuk Her İstediğinde Ağlamayı Değil, İstediği Olmadığında Kendisiyle Kalabilmeyi Öğrenir

Çocuğun her istediğinin olması onu daha mutlu etmeyebilir.

Aksine, çocuk için gelişimsel olarak önemli olan şeylerden biri, bazen istediğinin olmamasına rağmen ilişkisini ve kendisini koruyabilmesidir.

“Hayır” duyabilir.

Üzülebilir.

Ağlayabilir.

Kızabilir.

Bir süre zorlanabilir.

Sonra yeniden sakinleşebilir.

Ve en önemlisi:

“İstediğim olmadı ama ben hâlâ güvendeyim.”

duygusunu taşıyabilir.

Çocuğun duygusunu kabul etmek ile her isteğini yerine getirmek birbirinden farklıdır.

Sınır koymak ile sevgiyi geri çekmek de aynı şey değildir.

Belki de çocuğun öğrenmesi gereken en kıymetli şeylerden biri şudur:

“İsteyebilirim. Bazen hayır duyabilirim. Ağlayabilirim. Ama duygularım beni yönetmek zorunda değil ve ilişkimiz bir ‘hayır’ yüzünden kaybolmaz.”

Çünkü çocuklukta öğrenilen şey yalnızca istediğimizi elde etmek değildir.

Elde edemediğimizde kendimizle ve başkalarıyla ne yapacağımızı öğrenmektir.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Çocuğun istediği olmadığında zaman zaman ağlaması gelişimin doğal bir parçası olabilir. Özellikle küçük yaşlarda hayal kırıklığını söze dökmek ve duyguyu düzenlemek henüz gelişmekte olan becerilerdir.

Ancak ağlama çok yoğun ve sık bir hâle geliyor, günlük yaşamın pek çok alanında ortaya çıkıyor, çocuk küçük bir sınır karşısında uzun süre sakinleşemiyor, öfke nöbetleri çok sık yaşanıyor, kendisine veya başkalarına zarar veren davranışlar eşlik ediyor ya da bu durum okul ve sosyal ilişkileri belirgin biçimde etkiliyorsa daha yakından değerlendirmek yararlı olabilir.

Ayrıca çocuğun yalnızca ne istediğine değil; hayal kırıklığı yaşadığında ne yaptığına, ebeveynin sınırlarına nasıl tepki verdiğine, ne kadar sürede sakinleştiğine ve bu davranışın hangi durumlarda arttığına bakmak önemlidir.

Çocukla ilgili değerlendirmede amaç yalnızca ağlamayı azaltmak değil; çocuğun istek, sınır ve hayal kırıklığıyla daha sağlıklı biçimde ilişki kurabilmesine yardımcı olmaktır.

Samsun Atakum’da yüz yüze çocuk psikoloğu desteği ve Türkiye ile yurt dışından online psikolojik destek hakkında bilgi almak ve randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sık Sorulan Sorular

Çocuğum istediği olmayınca ağlıyor. Bu şımarıklık mı?

Tek başına ağlama davranışı şımarıklık anlamına gelmez. Çocuğun yaşı, gelişimsel özellikleri, duygusal düzenleme kapasitesi ve ağlamanın hangi durumlarda ortaya çıktığı birlikte değerlendirilmelidir.

Çocuğum ağlayınca istediğini vermeli miyim?

Her ağlamada sınırı değiştirmek, bazı çocuklarda “Ağladığımda sonuç değişiyor.” öğrenmesine yol açabilir. Duyguyu kabul ederken sınırı korumak mümkündür.

Çocuğuma ağlamaması gerektiğini söylemek yanlış mı?

Ağlamayı tamamen yasaklamak yerine çocuğun duygusunu ifade etmesine izin vermek daha sağlıklı olabilir. Ağlamak bir duygusal ifade biçimidir; ancak sınırlar ve davranış kuralları yine korunabilir.

Çocuğum istediği olmadığında kendisini yere atıyor. Ne yapmalıyım?

Öncelikle güvenliği sağlamak, sakin kalmak ve mümkün olduğunca tutarlı bir sınır korumak önemlidir. Kriz sona erdikten sonra davranışın ne zaman ve neden ortaya çıktığını değerlendirmek daha anlamlı olabilir.

Çocuğum neden özellikle benim yanımda daha çok ağlıyor?

Bunun birçok nedeni olabilir. Çocuk farklı ortamlarda duygularını farklı düzeylerde gösterebilir. Ancak yalnızca bu davranıştan “Benim yanımda kendini güvende hissediyor.” gibi kesin bir sonuç çıkarmamak gerekir.

Çocuğuma her istediği şeyi vermemek onu mutsuz eder mi?

Sınırlarla karşılaşmak zaman zaman çocuk için zorlayıcı olabilir. Ancak gelişim açısından önemli olan çocuğun her isteğinin karşılanması değil, isteği karşılanmadığında da duygusunu düzenlemeyi ve ilişkisini sürdürebilmeyi öğrenmesidir.



Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap