16.10.2026 · 3 dk okuma

Çocuğum Bana Kızınca “Seni Sevmiyorum” Diyor: Bu Sözün Arkasında Ne Olabilir?

Çocuğum Bana Kızınca “Seni Sevmiyorum” Diyor: Bu Sözün Arkasında Ne Olabilir?

Çocuğunuz öfkelendiğinde size “Seni sevmiyorum!” dediğinde ne hissediyorsunuz? Kırılıyor, endişeleniyor ya da çocuğunuzun size karşı gerçekten böyle hissettiğini mi düşünüyorsunuz?

Bir çocuk, istediği olmadığında, bir sınırla karşılaştığında veya ebeveyniyle anlaşamadığında bir anda “Seni sevmiyorum!” diyebilir. Bazen bu sözün ardından ağlar, bazen odasına gider, bazen de hiçbir şey olmamış gibi kısa süre sonra yeniden ebeveynine yaklaşır.

Ebeveyn içinse bu birkaç kelime beklenenden daha ağır olabilir. Çocuğunun kendisini sevmediğini duymak, aralarındaki bağın zarar gördüğü düşüncesini uyandırabilir. Bazı ebeveynler çocuğunu hemen sakinleştirmeye çalışırken bazıları bu sözü saygısızlık olarak değerlendirip sert tepki verebilir. Kimileri ise çocuğunun gönlünü almak için koyduğu sınırdan vazgeçebilir.

Oysa burada üzerinde durulması gereken önemli bir ayrım vardır: Çocuğun o anda söylediği söz ile içinde bulunduğu duygusal durum her zaman aynı şeyi anlatmaz.

Çocuk, yoğun bir öfke yaşarken ne hissettiğini yetişkinler gibi açıklayamayabilir. Bazen kızgınlığını, hayal kırıklığını veya engellenmişlik duygusunu ifade etmek için elindeki en güçlü sözcüklere başvurur. “Seni sevmiyorum” derken gerçekten sevgisinin sona erdiğini anlatmaktan çok, o anda yaşadığı duygunun karşı tarafta da hissedilmesini istiyor olabilir.

Peki, çocuklar neden özellikle sevdikleri insanlara böyle sözler söyler? Bu söz bir sınırla karşılaşmanın tepkisi midir, duygularını ifade etme güçlüğü müdür, yoksa ilişki içinde daha derin bir anlam mı taşır?

Bu soruları anlamak için çocuğun davranışından önce, o davranışın ortaya çıktığı duygusal ilişkiye bakmak gerekir.


Çocuk “Seni Sevmiyorum” Dediğinde Aslında Ne Anlatıyor Olabilir?

Çocuklar öfkelerini her zaman doğrudan ifade edemez. Bir yetişkin, “İstediğim şey olmayınca hayal kırıklığına uğradım” veya “Beni anlamadığını düşünüyorum” diyebilir. Ancak çocuk, özellikle yoğun duygular yaşadığı anlarda, bu duyguların nedenini açıklamakta zorlanabilir.

Bu nedenle hissettiği şey ile söylediği söz arasında bir mesafe bulunabilir.

“Seni sevmiyorum” ifadesi bazen “Şu anda sana çok kızgınım”, bazen “İstediğim şeyi yapmadığın için kendimi kötü hissediyorum”, bazen de “Benim ne kadar üzüldüğümü görmeni istiyorum” anlamına gelebilir. Çocuk, yaşadığı hayal kırıklığını doğrudan anlatmak yerine ilişkiyi ilgilendiren güçlü bir ifade kullanabilir.

Burada her çocuğun aynı şeyi kastettiğini düşünmemek önemlidir. Söylenen sözün anlamı çocuğun yaşına, gelişim düzeyine, içinde bulunduğu duruma ve ebeveyniyle kurduğu ilişkinin özelliklerine göre değişebilir.

Örneğin bir çocuk, oyunun bitirilmesine öfkelendiği için bu sözü söyleyebilir. Bir diğeri, istediği bir şeyin neden reddedildiğini anlayamadığı için kendisini haksızlığa uğramış hissedebilir. Bir başkası ise yoğun duygularını ifade etmenin başka bir yolunu henüz geliştirememiş olabilir.

Dolayısıyla yalnızca sözcüklere odaklanmak, çocuğun deneyiminin önemli bir bölümünü gözden kaçırmamıza neden olabilir.

Çocuğun söylediği sözü ciddiye almak, onu kelimesi kelimesine yorumlamak anlamına gelmez. Asıl önemli olan, bu sözün hangi duygunun ve hangi ilişkinin içinde ortaya çıktığını anlamaya çalışmaktır.


Psikodinamik Açıdan: Öfkenin İçinde Sevgi de Bulunabilir

Psikodinamik yaklaşım, insanın duygusal yaşamında sevgi, öfke, yakınlık ve hayal kırıklığının bir arada bulunabileceğini vurgular. Çocuklukta bu duygularla baş etmek, onları anlamlandırmak ve sözcüklerle ifade etmek gelişim sürecinin bir parçasıdır.

Çocuk ebeveynini sevebilir ve aynı zamanda ona çok kızabilir. Onun yanında olmak isteyebilir ama koyduğu bir sınırı kabul etmekte zorlanabilir. Ebeveyninin kendisine iyi geldiğini bilse bile o anda istediği şeyin yapılmamasına yoğun tepki gösterebilir.

Yetişkinler bazen bu duyguları birbirine zıt kabul eder. Çocuk seviyorsa kızmaması, kızıyorsa sevgisinin azalmış olması gerektiğini düşünebiliriz. Oysa duygusal ilişkiler bu kadar basit değildir.

Melanie Klein'ın nesne ilişkileri kuramı, sevgi ve öfkenin aynı önemli kişiye yönelik olarak birlikte yaşanabileceğini anlamak için bir çerçeve sunar. Çocuk, kendisini rahatlatan ve ihtiyaçlarını karşılayan ebeveyniyle, kendisini engelleyen veya hayal kırıklığına uğratan ebeveynin aynı kişi olduğunu duygusal olarak anlamlandırmayı zaman içinde öğrenir.

Yoğun öfke anlarında çocuğun dikkati, o anda yaşadığı olumsuz deneyime bütünüyle yönelmiş olabilir. Ebeveynin daha önce gösterdiği sevgi, ilgi ve bakım ortadan kalkmamıştır; ancak çocuk o anki hayal kırıklığının etkisiyle bunları düşünmekte zorlanabilir.

Bu açıdan “Seni sevmiyorum” sözü, çocuğun bütün ilişkiyi değerlendirdiği anlamına gelmeyebilir. Bazen o an yaşadığı olumsuz duygunun ne kadar güçlü olduğunu ifade etme biçimidir.

Buradaki önemli nokta, çocuğun öfkesini küçümsemek ya da söylediği sözü önemsiz saymak değildir. Öfkenin ifade edilmesine alan açarken bu duygunun ilişkinin tamamını tanımlamak zorunda olmadığını da gösterebilmektir.


Winnicott: Çocuk Ebeveynine Kızdığında İlişki Güvende Kalabilir mi?

Donald Winnicott'ın düşünceleri, çocukların duygusal gelişiminde bakım veren ilişkinin önemini anlamamıza yardımcı olur. Winnicott, çocuğun gelişimi için yalnızca ihtiyaçlarının karşılanmasının değil, duygularını ve kendiliğini ortaya koyabildiği bir ilişki ortamının da önemli olduğunu vurgular.

Çocuk büyüdükçe ayrı bir birey olduğunu daha fazla deneyimler. Kendi istekleri, tercihleri ve beklentileri vardır. Bunlar ebeveynin istekleriyle her zaman uyuşmaz. Bu ayrışma sırasında çocuk, özellikle hayal kırıklığı yaşadığında, kendi duygularını güçlü biçimde ortaya koyabilir.

Bazen ebeveyn bu tepkileri ilişkinin zarar gördüğü şeklinde yorumlayabilir. Çocuğun kendisine kızması, ebeveyn olarak başarısız olduğunu düşündürebilir. Bunun sonucunda ya çocuğun öfkesini hemen ortadan kaldırmaya çalışabilir ya da kendi otoritesini korumak için öfkeyi bastırmaya yönelebilir.

Oysa çocuğun her duygusunu önlemek mümkün değildir. Her isteğinin karşılanması da duygusal gelişiminin koşulu değildir.

Çocuğun zaman zaman ebeveynine kızabilmesi, onunla aynı fikirde olmayabilmesi ve hoşnutsuzluğunu dile getirebilmesi, ilişkinin içinde ayrı bir birey olarak var olmayı öğrenmesinin bir parçası olabilir. Önemli olan, bu ifadelerin nasıl karşılandığı ve çocuğun öfkesi karşısında ilişkinin nasıl sürdürüldüğüdür.

Ebeveyn, çocuğun kızgınlığını kabul ederken sınırını koruyabilir. Çocuğun kendisine kızmasının sevgiyi ortadan kaldırmadığını, ancak öfkenin her davranışı kabul edilebilir hâle getirmediğini gösterebilir.

Bu deneyim, çocuğun duygularını saklamak zorunda kalmadan ilişki içinde kalabileceğini öğrenmesine yardımcı olabilir.

Burada önemli bir ayrım vardır: Çocuğun öfkesine dayanabilmek, her davranışına izin vermek değildir. Çocuğun duygusuna yer açmak ile kırıcı davranışlarına sınır koymak birbiriyle çelişmez.


Bowlby ve Bağlanma Kuramı: “Beni Hâlâ Seviyor musun?” Sorusu

John Bowlby'nin bağlanma kuramı, çocukların bakım verenleriyle kurdukları ilişkinin güvenlik duygularıyla bağlantısını ele alır. Çocuk için ebeveyn yalnızca ihtiyaçlarını karşılayan biri değildir; aynı zamanda zorlandığında yöneldiği, teselli aradığı ve dünyayı anlamlandırırken dayanak bulduğu kişidir.

Bu nedenle ebeveynle yaşanan anlaşmazlıklar, çocuk için yalnızca istediği şeyin gerçekleşmemesiyle ilgili olmayabilir. Özellikle küçük çocuklar, bir sınırla karşılaştıklarında hayal kırıklığını düzenlemekte zorlanabilir ve ebeveynin kendilerine karşı tutumunu o anki deneyimleri üzerinden değerlendirebilir.

“Seni sevmiyorum” ifadesi bazı durumlarda uzaklaşma isteğini anlatabilir. Bazen de yoğun öfkeye rağmen ilişkinin devam edip etmediğine ilişkin bir belirsizliği yansıtabilir. Bunun her çocuk için geçerli bir açıklama olmadığını unutmamak gerekir; söylenen sözün anlamı, çocuğun davranışları ve içinde bulunduğu durum birlikte değerlendirilmelidir.

Bağlanma açısından önemli olan, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkinin hiçbir anlaşmazlığın yaşanmadığı bir ilişki olması değildir. Önemli olan, anlaşmazlıkların ardından ilişkinin yeniden kurulabilmesi ve çocuğun duygularını ifade ettiğinde bağın bütünüyle tehlikeye girmediğini deneyimleyebilmesidir.

Bu nedenle ebeveynin “Ben de seni sevmiyorum!” diye karşılık vermesi, çocuğun davranışını cezalandırmak amacıyla sevgiyi geri çekmesi veya “Böyle söylersen seninle konuşmam” diyerek ilişkiyi tehdit etmesi, çocuk için gereğinden fazla kaygı yaratabilir.

Böyle bir karşılık, çocuğun öfkesini anlamasına yardımcı olmaktan çok, duygularını ifade ettiğinde sevginin kaybolabileceği düşüncesini güçlendirebilir.

Buna karşılık ebeveyn, “Bana çok kızdığını görüyorum. Şu anda istediğin şey olmadığı için üzgünsün. Yine de birbirimize kırıcı sözler söylemeden konuşmayı deneyebiliriz” diyebilir.

Böylece hem çocuğun duygusu görülür hem de ilişkinin sınırları korunur.


Çocuğun Öfkesinin Altında Utanç veya Hayal Kırıklığı Olabilir mi?

Çocukların öfkesi her zaman yalnızca öfkeyle ilgili değildir. Bazı durumlarda öfkenin altında utanç, güçsüzlük, dışlanmışlık veya hayal kırıklığı gibi başka duygular da bulunabilir.

Örneğin bir isteği reddedilen çocuk yalnızca istediğini elde edemediği için değil, kendisini anlaşılmamış veya önemsenmemiş hissettiği için de öfkelenebilir. Bir oyunu bitirmek zorunda kalan çocuk, yalnızca oyunun sona ermesine değil, kendi iradesinin dikkate alınmadığı düşüncesine de tepki gösterebilir.

Bu noktada çocuğun davranışını hemen düzeltmeye çalışmak yerine, yaşadığı durumun onun için ne anlama geldiğini anlamaya çalışmak önemlidir.

Çocukların her tepkisinin ardında derin bir çatışma aramamız gerekmez. Bazen yorgunluk, açlık, yoğun uyarılma veya gelişimsel olarak henüz yeterince olgunlaşmamış duygu düzenleme becerileri de bu tür sözlerin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.

Ancak benzer durumlar sürekli tekrarlanıyorsa, çocuğun öfkesini ifade ederken başka hangi duyguların ortaya çıktığına dikkat etmek yararlı olabilir.

Örneğin çocuk yalnızca istediği olmadığında mı “Seni sevmiyorum” diyor? Bu söz özellikle eleştirildiğinde mi ortaya çıkıyor? Ebeveynin başka bir çocukla ilgilenmesi, ayrılma zamanı veya sınır koyması sırasında mı daha sık kullanılıyor?

Bu sorular, çocuğun yaşadığı duygusal deneyimi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Amaç çocuğa bir anlam yüklemek değil, onun davranışını belirli koşullar içinde gözlemlemektir.


Çocuğunuz “Seni Sevmiyorum” Dediğinde Nasıl Yaklaşabilirsiniz?

Çocuğun bu sözünü duyduğunuzda incinmeniz, öfkelenmeniz veya ne yapacağınızı bilememeniz anlaşılabilir. Özellikle bu söz sık sık tekrarlanıyorsa ebeveyn olarak yetersiz olduğunuzu düşünebilirsiniz.

Ancak çocuğun her öfke anını ebeveynlik başarınız hakkında bir değerlendirme olarak görmek, durumu daha da zorlaştırabilir. Böyle anlarda önemli olan, çocuğun duygusunu tanımak ve davranışına uygun sınırlar koyabilmektir.

1. Söylediği sözü kişisel bir reddedilme olarak değerlendirmemeye çalışın

Çocuğunuzun “Seni sevmiyorum” demesi canınızı yakabilir. Ancak bu sözü duyduğunuz anda onun bütün duygusal dünyası hakkında kesin bir sonuca ulaşmayın.

“Bana bunu nasıl söylersin?” veya “Demek ki beni sevmiyorsun” gibi karşılıklar, çocuğun duygusunu anlamasını zorlaştırabilir. Önce o anda ne yaşandığını gözlemlemek, daha sakin bir karşılık verebilmenizi kolaylaştırır.

2. Duyguyu kabul edin, sözü tartışmaya dönüştürmeyin

Çocuğunuzla o anda sevgisinin gerçek olup olmadığını tartışmanız gerekmez. “Şu anda bana çok kızgınsın” veya “İstediğin şey olmayınca hayal kırıklığına uğradın” diyerek duygusunu söze dökebilirsiniz.

Çocuk hemen sakinleşmeyebilir. Amaç her duyguyu birkaç cümleyle ortadan kaldırmak değildir. Amaç, yaşadığı şeyi anlamlandırmasına yardımcı olmaktır.

3. Sınırınızı koruyun

Çocuğunuzun öfkelenmesi, koyduğunuz sınırdan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Eğer bir isteği karşılayamayacaksanız, bunu yalnızca çocuğun üzülmesini önlemek için değiştirmek zorunda değilsiniz.

Örneğin şöyle diyebilirsiniz:

“Bana çok kızdığını anlıyorum. Şu anda istediğin şeyi yapamayacağım. Kızgın olabilirsin; ama birbirimizi incitmeden konuşmamızı istiyorum.”

Bu yaklaşım, çocuğa hem duygularının kabul edildiğini hem de davranışların sınırları olduğunu gösterir.

4. Çocuğunuzu sevginizi kanıtlamaya zorlamayın

“Beni seviyorsan böyle söylemezsin” ya da “Hadi, şimdi beni sevdiğini söyle” gibi ifadeler, çocuğun öfkesini hemen geri çekmesini isteyebilir.

Oysa çocuğun bir duyguyu yaşarken aynı anda başka bir duyguyu ifade etmesi her zaman kolay değildir. Ona hemen sevgisini kanıtlama sorumluluğu vermek yerine, öfkesinin geçmesi ve yaşananları anlamlandırması için alan açabilirsiniz.

5. Sakinleştikten sonra yaşananları birlikte konuşun

Çocuk yoğun öfke yaşarken uzun açıklamalar yapmak çoğu zaman yararlı olmaz. Duygusu yatıştıktan sonra olay üzerine kısa bir konuşma yapabilirsiniz.

“Az önce istediğin şey olmayınca bana çok kızdın. Böyle zamanlarda kızdığını söyleyebilirsin. Peki, bir dahaki sefere bunu başka nasıl anlatabiliriz?” gibi bir yaklaşım, çocuğun alternatif ifadeler geliştirmesine yardımcı olabilir.

Burada amaç ona öfkelenmemesi gerektiğini öğretmek değildir. Öfkesini ifade edebileceği, kendisine ve başkalarına zarar vermeyen yollar geliştirmesine destek olmaktır.

6. Kendi duygularınızı da fark edin

Çocuğunuzun söyledikleri sizde yoğun bir incinme yaratıyorsa, bu duygunun nereden geldiğini anlamaya çalışın. Çocuğunuzun sizi sevmediği düşüncesi mi sizi korkutuyor? Onunla ilişkinizde bir sorun olduğunu mu düşünüyorsunuz? Yoksa bu söz, kendi çocukluğunuzdan tanıdığınız bir duyguyu mu hatırlatıyor?

Ebeveynin kendi duygularını fark etmesi, çocuğun davranışına daha ölçülü karşılık verebilmesini kolaylaştırabilir. Çünkü bazen çocuğun öfkesiyle baş etmek kadar, bu öfkenin bizde uyandırdığı duygularla baş etmek de zorlayıcı olabilir.


Ne Zaman Bir Uzmana Başvurulmalı?

Çocuğun zaman zaman öfkelenmesi, ebeveynine kızması veya “Seni sevmiyorum” gibi ifadeler kullanması tek başına bir ruhsal sorunun göstergesi değildir. Çocukların duygularını ifade etme biçimleri gelişim dönemlerine, mizaçlarına ve içinde bulundukları koşullara göre farklılık gösterebilir.

Bununla birlikte, bu sözler çok sık tekrarlanıyorsa, yoğun öfke patlamalarıyla birlikte görülüyorsa, çocuğun kendisine ya da başkalarına zarar veren davranışları eşlik ediyorsa veya aile ilişkilerini belirgin biçimde zorluyorsa durumun daha kapsamlı değerlendirilmesi yararlı olabilir.

Çocuğun okul, arkadaşlık ve ev yaşamındaki genel durumu; duygularını ifade etme biçimi ve yaşadığı değişiklikler birlikte ele alınmalıdır.

Çocuk psikoloğundan psikolojik destek almak, çocuğun davranışlarının arkasındaki ihtiyaçları anlamaya ve ebeveyn-çocuk ilişkisinde tekrarlanan örüntüleri değerlendirmeye yardımcı olabilir. Gerektiğinde ebeveynle birlikte çalışılması, çocuğun duygusal dünyasının daha iyi anlaşılmasını ve aile içindeki iletişimin desteklenmesini sağlayabilir.

Samsun Atakum’da çocuklara ve ailelerine yönelik psikolojik destek hakkında bilgi almak için Uzman Psikolog Bilal Kaya ile iletişime geçebilirsiniz. Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve yurt dışından online psikolojik destek seçenekleri hakkında da bilgi alabilirsiniz.

Çocuğunuzun size kızması, ilişkinizin zarar gördüğü anlamına gelmek zorunda değildir. Bazen bu sözler, henüz nasıl anlatacağını bilemediği bir duygunun dışavurumu olabilir. Önemli olan, o duyguyu anlayabilmek ve çocuğunuzla aranızdaki ilişkiyi hem şefkat hem de sınırlar içinde sürdürebilmektir.


Sıkça Sorulan Sorular

1. Çocuğum “Seni sevmiyorum” dediğinde gerçekten beni sevmiyor olabilir mi?

Bu söz tek başına çocuğun ebeveynine yönelik sevgisinin azaldığını göstermez. Çocuklar yoğun öfke ve hayal kırıklığı yaşadıklarında, duygularını ifade etmek için güçlü sözler kullanabilir. Sözü hangi koşullarda söylediği ve sonrasında nasıl davrandığı birlikte değerlendirilmelidir.

2. Çocuğum istediği olmayınca neden bana kızıyor?

İstediği şeyin gerçekleşmemesi çocukta hayal kırıklığı ve engellenmişlik hissi yaratabilir. Özellikle duygularını düzenleme ve söze dökme becerileri henüz gelişmekte olan çocuklar, bu duyguları yoğun tepkilerle ifade edebilir. Bu, her isteğin karşılanması gerektiği anlamına gelmez.

3. Çocuğum bana “Seni sevmiyorum” dediğinde ona ne söylemeliyim?

“Şu anda bana çok kızgınsın, bunu anlıyorum” diyerek duygusunu tanıyabilir, ardından sınırınızı koruyabilirsiniz. Çocuğunuzun sevgisini kanıtlamasını istemek veya aynı sözle karşılık vermek yerine, sakinleştiğinde yaşadığınız durumu birlikte konuşmak daha yararlı olabilir.

4. Çocuğumun öfkelenmesine izin vermeli miyim?

Öfke, tıpkı üzüntü ve hayal kırıklığı gibi insani bir duygudur. Çocuğun öfkelenmesine alan açmak, her davranışına izin vermek anlamına gelmez. Duygunun kabul edilmesiyle vurma, tehdit etme veya zarar verme gibi davranışlara sınır koymak birlikte mümkündür.

5. Çocuğum sürekli bu sözü söylüyorsa ne yapmalıyım?

Öncelikle hangi durumlarda bu sözün ortaya çıktığını gözlemleyebilirsiniz. Sınır konulduğunda mı, ayrılık anlarında mı, kardeşle ilgili durumlarda mı yoksa eleştirildiğinde mi daha sık söylendiği anlamlı olabilir. Davranış yoğunlaşıyor, uzun sürüyor veya aile yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa çocuk psikoloğundan destek almak yararlı olabilir.



Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap