18.10.2026 · 3 dk okuma

Çocuğum Arkadaşıyla Küstüğünde Bir Daha Onunla Görüşmek İstemiyor: Neden Bu Kadar Kesin Tepki Veriyor?

Çocuğum Arkadaşıyla Küstüğünde Bir Daha Onunla Görüşmek İstemiyor: Neden Bu Kadar Kesin Tepki Veriyor?

Çocuğunuz bir arkadaşıyla tartıştıktan sonra “Artık onunla oynamayacağım!” dediğinde ne düşünüyorsunuz? Birkaç saat sonra barışabilecekleri bir anlaşmazlığı neden tamamen bitmiş bir arkadaşlık gibi yaşıyor olabilir?

Çocuklar arkadaşlarıyla zaman zaman tartışabilir, birbirlerine kırılabilir, oyuna alınmadıklarını düşünebilir veya bekledikleri bir davranışla karşılaşmadıklarında hayal kırıklığı yaşayabilirler. Bazı çocuklar bu tür anlaşmazlıkların ardından kısa süre içinde yeniden bir araya gelirken bazıları çok daha kesin ifadeler kullanabilir: “Onu bir daha görmek istemiyorum.”, “Artık arkadaşım değil.”, “Onu hiç sevmiyorum.”

Ebeveynler açısından bu tepkiler bazen şaşırtıcı olabilir. Çünkü yetişkinler, bir arkadaşlıkta yaşanan anlaşmazlığın ilişkinin tamamını sona erdirmesi gerekmediğini bilir. Birbirimize kızabilir, kırılabilir, bir süre uzak durabilir ve daha sonra yeniden yakınlaşabiliriz. Ancak çocuklar, özellikle duygularının yoğunlaştığı anlarda, yaşadıkları olayı ilişkinin bütününden ayırmakta zorlanabilirler.

Bir arkadaşının oyuncağını paylaşmaması, oyun sırasında onu seçmemesi veya söylediği bir söze gülmesi çocuk için yalnızca o ana ait bir anlaşmazlık olmayabilir. Bu olay, kendisini dışlanmış, değersiz, anlaşılmamış ya da önemsiz hissetmesine de neden olabilir.

Böyle bir durumda çocuk, yaşadığı kırgınlığı ifade etmek için arkadaşlığın tamamını reddedebilir. Bazen gerçekten mesafeye ihtiyaç duyar; bazen de incinme ihtimalini yeniden yaşamamak için ilişkiyi bütünüyle sonlandırmak ister gibi davranır.

Burada önemli olan, çocuğun sözünü hemen bir karar olarak kabul etmek ya da onu geçici bir tepki diye küçümsemek değildir. Öncelikle bu kesinliğin hangi duygudan doğduğunu anlamaya çalışmaktır.

Çocuk bir arkadaşlığı bitirmek mi istiyor, yoksa arkadaşının davranışı yüzünden yaşadığı incinmenin bir daha tekrarlanmayacağından emin olmak mı istiyor?

Bu iki ihtimal birbirine benzeyebilir; ancak çocuğun duygusal dünyasında farklı anlamlar taşıyabilir.


Çocuklar Neden Bir Tartışmayı Arkadaşlığın Sonu Gibi Yaşayabilir?

Yetişkinler için bir anlaşmazlığın ardından ilişkinin devam edebileceğini düşünmek daha kolay olabilir. Çünkü zaman içinde insanların farklı duygular yaşayabildiğini, birinin bizi üzmesinin her zaman bizi önemsemediği anlamına gelmediğini ve ilişkilerin onarılabileceğini öğreniriz.

Çocuklar ise gelişim dönemlerine bağlı olarak sosyal olayları daha farklı değerlendirebilir. Özellikle küçük yaşlarda, o anda yaşanan duygu çok güçlü olduğunda, olayın diğer yönlerini düşünmek ve farklı ihtimalleri aynı anda göz önünde bulundurmak zorlaşabilir.

Bir arkadaşının kendisini oyuna almaması, çocukta yalnızca hayal kırıklığı yaratmayabilir. “Beni istemiyor.”, “Artık benimle oynamayacak.” veya “Beni sevmiyor.” gibi daha kapsamlı düşüncelere de yol açabilir.

Oysa arkadaşının davranışının başka açıklamaları da olabilir. Belki oyun çoktan başlamıştır, belki çocuklar arasında bir yanlış anlaşılma yaşanmıştır ya da arkadaşı o sırada başka bir şey yapmak istemiştir. Bunların hiçbiri çocuğun incinmesini önemsiz kılmaz. Ancak yaşanan olayla çocuğun olaydan çıkardığı anlam arasında fark bulunabilir.

Duygu yoğunlaştığında bu farkı görmek her zaman kolay değildir. Çocuk, yaşadığı kırgınlık nedeniyle arkadaşının kendisini artık hiç istemediğine inanabilir ve ilişkiyi bütünüyle reddederek kendisini korumaya çalışabilir.

Burada yaşanan şey yalnızca öfkelenmek değildir. Bazen çocuk, ilişki içinde sahip olduğu yeri kaybettiğini düşünür. Bir anlaşmazlık, arkadaşının davranışına yönelik kızgınlığın yanında ait olma ve kabul edilme duygusunu da etkileyebilir.

Bu nedenle ebeveynin ilk tepkisi “Bunun için arkadaşlık bitirilir mi?” olmamalıdır. Çocuğun yaşadığı olayın onun için ne anlama geldiğini anlamak, ardından olayın farklı yönlerini birlikte değerlendirmek daha yararlı olabilir.


Psikodinamik Açıdan: Kırılınca Neden Bütün İlişkiyi Reddederiz?

Psikodinamik yaklaşım, insanın yakın ilişkilerinde sevgi, öfke, hayal kırıklığı ve bağlılık gibi farklı duyguların aynı anda bulunabileceğini kabul eder. Ancak bu duyguları birlikte anlamlandırabilmek her zaman kolay değildir.

Çocuk bir arkadaşını seviyor, onunla oynamaktan keyif alıyor ve arkadaşlığını önemsiyor olabilir. Aynı arkadaşının davranışı nedeniyle yoğun biçimde öfkelenmesi de mümkündür. Fakat çocuk, bu iki deneyimi aynı anda düşünmekte zorlandığında bir uçtan diğerine geçebilir: Bir gün arkadaşı onun için çok önemliyken ertesi gün onu tamamen hayatından çıkarmak isteyebilir.

Melanie Klein'ın nesne ilişkileri kuramı, sevgi ve öfkenin aynı kişiye yönelik olarak bir arada bulunmasını anlamak için bir çerçeve sunar. Klein'ın düşüncelerinden hareketle, çocuğun gelişiminde önemli bir adımın, kendisini mutlu eden ve hayal kırıklığına uğratan yönleriyle aynı kişiyi bir bütün olarak değerlendirebilmeyi öğrenmek olduğu söylenebilir.

Bir arkadaşın bazen bizimle aynı fikirde olmaması, bazen istediğimiz şeyi yapmaması veya zaman zaman bizi üzmesi, onun yalnızca kötü bir arkadaş olduğu anlamına gelmez. Ancak bu ayrımı yapmak, özellikle yoğun duygular yaşanırken çocuk için zor olabilir.

Çocuk o anda arkadaşının yalnızca kendisini üzen davranışına odaklanabilir. Daha önce birlikte yaşadıkları güzel anlar, arkadaşının başka zamanlarda gösterdiği ilgi veya anlaşmazlığın çözülebilme ihtimali duygusal olarak geri planda kalabilir.

Bu noktada “Artık onu sevmiyorum!” sözü, arkadaşına yönelik bütün duygularının değiştiğini göstermek zorunda değildir. Bazen o anda yaşadığı öfkeyi ve kırgınlığı daha güçlü bir ifadeyle anlatıyor olabilir.

Bununla birlikte her kesin tepkinin mutlaka psikolojik bir savunma anlamına geldiğini düşünmemek gerekir. Çocuk gerçekten istemediği bir ilişkiden uzaklaşmak da isteyebilir. Burada önemli olan, çocuğun farklı durumlarda nasıl tepki verdiğini ve arkadaşlıklarını nasıl değerlendirdiğini anlamaya çalışmaktır.

Çocuğun bir arkadaşına kızabilmesi kadar, o arkadaşını sevdiği hâlde ona kızabileceğini zamanla öğrenmesi de duygusal gelişiminin bir parçasıdır.


Winnicott: Hayal Kırıklığına Dayanabilmek ve İlişkinin Devam Edebileceğini Öğrenmek

Donald Winnicott'ın gelişim üzerine düşünceleri, çocuğun duygularını ortaya koyabildiği ve bu duygularla baş ederken ilişki içinde kalabildiği ortamın önemini anlamamıza yardımcı olur.

Çocuklar yalnızca mutlu olduklarında değil, kızdıklarında, hayal kırıklığı yaşadıklarında ve başkalarına karşı olumsuz duygular hissettiklerinde de ilişki kurmayı öğrenirler. Önemli olan, bütün anlaşmazlıkların önlenmesi değildir. Çocuğun bu duyguları yaşarken hem kendisini hem de karşısındaki kişiyi anlamlandırabileceği deneyimler edinmesidir.

Örneğin çocuk arkadaşıyla tartıştığında ebeveyn hemen “Bir daha onunla görüşme!” derse, çocuğun o anki öfkesi doğrulanmış olur; ancak ilişkinin farklı yönlerini değerlendirmesi için alan daralabilir.

Bunun tersi de zorlayıcı olabilir. Ebeveyn “Hemen barışmalısın, arkadaşlık böyle bitirilmez.” dediğinde çocuk, yaşadığı kırgınlığın yeterince görülmediğini düşünebilir. Böylece hem üzüntüsüyle baş başa kalabilir hem de hissettiği duyguyu yanlışmış gibi algılayabilir.

Daha dengeli bir yaklaşımda ebeveyn, çocuğun duygusunu kabul ederken ilişkinin geleceği hakkında hemen bir karar vermek zorunda olmadığını da gösterebilir.

“Arkadaşının yaptığı şey seni çok üzmüş. Şu anda onunla oynamak istememen anlaşılır. Biraz sakinleştikten sonra ne olduğunu ve bundan sonra ne yapmak istediğini yeniden düşünebiliriz.”

Bu yaklaşım çocuğu barışmaya zorlamaz. Aynı zamanda öfkelendiğinde verdiği kararın geri dönülmez olması gerekmediğini de hatırlatır.

Zaman içinde çocuk, bir ilişki içinde hayal kırıklığı yaşamanın her zaman bağın sona ermesi anlamına gelmediğini deneyimleyebilir. Bazı anlaşmazlıklar konuşularak çözülebilir, bazıları için mesafe gerekebilir, bazı ilişkiler ise gerçekten sona erebilir.

Çocuğun öğrenmesi gereken şey, her arkadaşlığı ne pahasına olursa olsun sürdürmek değildir. İlişkinin devam edip etmeyeceğine yalnızca öfkenin en yoğun olduğu anda karar vermek zorunda olmadığını fark edebilmesidir.


Bowlby ve Bağlanma: Dışlanmak Çocuk İçin Neden Bu Kadar Acı Verici Olabilir?

John Bowlby'nin bağlanma kuramı, yakınlık ve güvenlik ihtiyacının insan yaşamındaki önemini anlamak açısından değerlidir. Kuramın odağında erken bakım ilişkileri bulunsa da çocuğun yakınlık, kabul edilme ve ilişkilerde güven arayışını anlamak için daha geniş bir çerçeve sunar.

Çocuk büyüdükçe aile dışındaki ilişkileri de önem kazanır. Arkadaşlarıyla oynamak, bir gruba ait hissetmek, tercih edilmek ve kabul görmek çocuğun sosyal dünyasının önemli parçaları hâline gelir.

Bu nedenle arkadaşlıkta yaşanan bir anlaşmazlık, çocuğun gözünde yalnızca iki kişi arasındaki küçük bir sorun olmayabilir. Çocuk kendisini grubun dışında kalmış, tercih edilmemiş veya arkadaşlığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bulmuş gibi hissedebilir.

Özellikle arkadaşlıklarını çok önemseyen çocuklarda, reddedilme ihtimalinin yarattığı üzüntü oldukça yoğun yaşanabilir. Çocuk yeniden aynı duyguyu yaşamamak için arkadaşından uzaklaşmayı seçebilir. “Ben de artık onunla oynamıyorum.” demek, böylece yalnızca bir öfke ifadesi değil, incinme ihtimalini azaltma girişimi de olabilir.

Ancak bu durum her zaman çocuğun bağlanma biçimiyle açıklanamaz. Arkadaşlık deneyimleri, mizacı, gelişimsel özellikleri, içinde bulunduğu sosyal ortam ve yaşanan olayın niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

Burada ebeveynin dikkat edebileceği nokta, çocuğun reddedilme karşısında nasıl bir anlam geliştirdiğidir.

Bir anlaşmazlığın ardından “Arkadaşım bugün benimle oynamak istemedi.” demekle “Kimse benimle oynamak istemiyor.” demek arasında önemli bir fark vardır. İkinci düşünce, tek bir olayın çocuğun kendisi ve sosyal ilişkileri hakkında daha genel bir inanca dönüşmeye başladığını gösterebilir.

Ebeveyn, çocuğun bu iki durumu ayırt etmesine yardımcı olabilir. Yaşanan olayı küçümsemeden, tek bir anlaşmazlığın bütün arkadaşlıklarını veya kendisinin sevilebilir olup olmadığını belirlemediğini konuşabilir.


Erikson: Arkadaşlıklar Çocuğun Kendilik Değerini Nasıl Etkiler?

Erik Erikson'ın psikososyal gelişim yaklaşımı, çocukların büyürken yalnızca yeni beceriler kazanmadığını, aynı zamanda kendilerini ve çevrelerindeki dünyayı nasıl değerlendireceklerini de öğrendiklerini vurgular.

Özellikle okul döneminde çocuklar, becerilerini, başarılarını ve sosyal ilişkilerini daha fazla karşılaştırabilirler. Arkadaşları tarafından kabul görmek, bir oyuna dâhil edilmek veya grubun içinde kendine yer bulmak önem kazanabilir.

Bu dönemde yaşanan bir anlaşmazlık, çocuğun kendisi hakkında yaptığı değerlendirmeleri de etkileyebilir. Arkadaşının davranışını “Beni istemiyor.” şeklinde yorumlayan çocuk, bunu zaman zaman “Ben sevilmeyen biriyim.” gibi daha genel bir düşünceye dönüştürebilir.

Elbette her çocuk böyle bir çıkarım yapmaz. Ancak çocuk arkadaşlıkları konusunda sık sık kesin ve olumsuz ifadeler kullanıyorsa, bu sözlerin yalnızca arkadaşına yönelik öfkeyi mi anlattığını, yoksa kendi değeriyle ilgili bir kırgınlığı da mı taşıdığını anlamak önemlidir.

Örneğin, arkadaşından ayrıldığında çok öfkeli görünmesine rağmen aslında yeniden oyuna alınmak isteyebilir. Ancak bunu doğrudan söylemek ona güç gelebilir. Bunun yerine arkadaşını istemediğini söyleyerek kendisini reddedilmiş hissetmekten korumaya çalışabilir.

Böyle bir durumda çocuğa “Sen de onu istemiyorsun, sorun çözüldü.” demek, altta yatan duyguyu gözden kaçırabilir. Bunun yerine “Onunla yeniden oynamak istiyor musun, yoksa şu anda biraz uzak kalmak mı istiyorsun?” diye sormak, kendi isteğini ayırt etmesine yardımcı olabilir.

Burada amaç çocuğu arkadaşına geri döndürmek değildir. Çocuğun öfkesini, üzüntüsünü ve kendi ihtiyaçlarını daha açık biçimde tanımasına destek olmaktır.


Varoluşçu Bakış Açısı: Çocuk Bir İlişkinin İçinde Hem Kendisi Hem de Başkası Olmayı Öğrenir

Varoluşçu yaklaşım, insanın kendi seçimleriyle ilişkisini, başkalarıyla kurduğu bağı ve farklı bir birey olabilmesini anlamaya önem verir. Çocukluk döneminde de benzer bir süreç yaşanır: Çocuk kendi isteklerini ve sınırlarını fark ederken diğer insanların da kendisinden farklı istekleri olabileceğini öğrenir.

Bir arkadaşının her zaman kendisiyle aynı şeyi istememesi, oyunun kurallarını farklı yorumlaması veya başka çocuklarla da zaman geçirmek istemesi, çocuğun beklentileriyle uyuşmayabilir.

Çocuk için bu farklılıkları kabul etmek her zaman kolay değildir. Özellikle arkadaşlığın kendisi açısından çok önemli olduğu durumlarda, anlaşmazlık ilişkinin tamamını tehdit ediyormuş gibi hissedilebilir.

Ancak zamanla çocuk, birini sevmenin onun her davranışına katılmak anlamına gelmediğini ve bir arkadaşlıkta farklılıkların bulunabileceğini öğrenebilir. Kendi isteklerini korumak ile karşısındaki kişinin farklılığını kabul etmek arasında bir denge kurabilir.

Bu süreçte ebeveynin rolü, çocuğa bütün arkadaşlıkların sürdürülmesi gerektiğini öğretmek değildir. Bazen mesafe koymak, bir davranışı kabul etmemek veya bir arkadaşlığı bitirmek makul olabilir. Ancak çocuğun bir ilişkiyi sürdürme ya da sonlandırma kararını daha bilinçli verebilmesi için önce yaşadığı duyguyu anlamasına destek olmak gerekir.

Çocuk böylece şu ayrımı yapmayı öğrenebilir: “Arkadaşımın yaptığı şeye kızıyorum” demekle “Arkadaşlığımızın tamamını istemiyorum” demek aynı şey değildir.

Bu fark, çocuğun hem kendisini ifade edebilmesine hem de ilişkilerde tek bir olaya dayanarak kesin kararlar vermek zorunda hissetmemesine katkıda bulunabilir.


Ebeveynler Ne Yapabilir?

Çocuğun arkadaşlık anlaşmazlıklarına yaklaşırken amaç, her tartışmayı çözmek veya çocukları hemen barıştırmak değildir. Çocuğun duygusunu anlaması, yaşanan olayı farklı yönleriyle değerlendirmesi ve ne yapmak istediğine karar verebilmesi için destekleyici bir ortam oluşturmaktır.

1. Önce yaşadığı kırgınlığı görün

Çocuğunuz “Artık onunla oynamayacağım!” dediğinde hemen karşı çıkmak yerine ne yaşandığını anlatmasına izin verin.

“Arkadaşının yaptığı şey seni çok üzmüş gibi görünüyor. Bana biraz anlatmak ister misin?” diyebilirsiniz.

Bu yaklaşım çocuğun bütün yorumlarını doğru kabul etmek anlamına gelmez. Önce onun deneyimini anlamaya çalıştığınızı gösterir.

2. Arkadaşını hemen suçlamayın veya savunmayın

Çocuğun anlattıklarını dinlerken arkadaşına kötü bir etiket yapıştırmak, çocuğun öfkesini artırabilir. Tam tersine, “O öyle biri değil, yanlış anlamışsındır.” demek de çocuğun kendisini anlaşılmamış hissetmesine neden olabilir.

Önce olayın nasıl yaşandığını öğrenin. Çocuğun duygusunu kabul ederken henüz bilmediğiniz ayrıntılar hakkında kesin bir yargıya varmaktan kaçının.

3. Hemen barışmasını istemeyin

Çocuk hâlâ öfkeliyken onu arkadaşına dönmeye zorlamak, yaşadığı kırgınlığın önemsenmediği hissini yaratabilir.

Biraz zaman ve mesafe istemesi anlaşılabilir. Sakinleştikten sonra arkadaşına yeniden yaklaşmak isteyip istemediğini değerlendirebilir. Burada önemli olan, barışmayı tek doğru seçenek gibi sunmamaktır.

4. Olay ile ilişkinin tamamını ayırt etmesine yardımcı olun

“Arkadaşın bugün seni üzdü. Peki, daha önce birlikte güzel zaman geçirdiğiniz oldu mu?” veya “Seni üzen davranışın neydi?” gibi sorular, çocuğun yaşanan olayı daha ayrıntılı düşünmesine yardımcı olabilir.

Ancak bu soruları çocuğu hemen fikrinden döndürmek için kullanmayın. Amaç, hem kırgınlığını hem de ilişkinin diğer yönlerini görebilmesine alan açmaktır.

5. Onarma ihtimalini gösterin ama zorlamayın

Bazen çocuklar anlaşmazlık yaşadıkları kişiye nasıl yaklaşacaklarını bilemez. Özür dilemek, kendi duygusunu açıklamak veya yeniden oyun teklif etmek konusunda desteğe ihtiyaç duyabilirler.

“İstersen, hazır olduğunda ona seni neyin üzdüğünü nasıl anlatabileceğini birlikte düşünebiliriz.” diyebilirsiniz.

Bununla birlikte arkadaşının davranışı sürekli incitici, dışlayıcı veya zarar vericiyse yalnızca ilişkiyi onarmaya odaklanmayın. Çocuğun güvenliğini ve sınırlarını korumak önceliklidir.

6. Kendi arkadaşlık deneyimlerinizle onun yaşadıklarını birbirine karıştırmayın

Çocuğunuzun bir arkadaşlığı bitirmek istemesi sizde kaygı uyandırabilir. Kendi çocukluğunuzdaki yalnızlıkları, arkadaşlık kırgınlıklarınızı veya dışlanma deneyimlerinizi hatırlayabilirsiniz.

Ancak çocuğunuzun deneyimi sizin geçmişinizle aynı olmak zorunda değildir. Onun ihtiyaçlarını anlamaya çalışırken kendi endişelerinizin kararlarınıza ne ölçüde yön verdiğini fark etmek önemlidir.

Bazen ebeveynler çocukları üzülmesin diye her sorunu çözmek ister; bazen de güçlü olmaları için duygularını hemen geride bırakmalarını bekler. Oysa çocuğun kendi ilişkilerini deneyimlemesine, hata yapmasına ve zaman içinde ne yapmak istediğini anlamasına da ihtiyaç vardır.


Çocuğun Arkadaşlığını Bitirmek İstemesi Ne Zaman Daha Yakından Değerlendirilmeli?

Çocukların arkadaşlarıyla tartışması ve bir süre görüşmek istememesi çoğu zaman sosyal gelişimin doğal bir parçasıdır. Her anlaşmazlıkta yeniden barışmaları gerekmez. Bazı arkadaşlıklar zaman içinde değişebilir ve çocuklar farklı ilişki biçimlerini deneyimleyebilir.

Bununla birlikte, çocuk her anlaşmazlıktan sonra bütün arkadaşlıklarını aniden bitiriyor, küçük hayal kırıklıklarının ardından uzun süre kendini geri çekiyor veya arkadaşlarının kendisini sevmediğine dair yoğun düşünceler geliştiriyorsa bu örüntüye daha yakından bakmak yararlı olabilir.

Ayrıca sürekli dışlanma, akran zorbalığı, arkadaşlarının tehdit etmesi ya da çocuğun okul ve sosyal yaşama katılmak istememesi gibi belirtiler varsa, durum yalnızca çocuğun duygularını yönetmesiyle açıklanmamalıdır. Arkadaşlık ortamı ve çocuğun maruz kaldığı davranışlar da değerlendirilmelidir.

Psikolojik destek sürecinde çocuğun ilişkilerde ne yaşadığı, anlaşmazlıkları nasıl yorumladığı, öfke ve hayal kırıklığıyla nasıl baş ettiği ve gerektiğinde sınırlarını nasıl ifade edebileceği ele alınabilir. Ebeveynle iş birliği içinde çalışmak, çocuğun arkadaşlıklarını daha iyi anlamasına ve ailede bu konuların daha sakin biçimde konuşulmasına yardımcı olabilir.


Sonuç: Bir Arkadaşa Kızmak, Onunla Kurulan Bağın Tamamen Bittiği Anlamına Gelmeyebilir

Çocuğunuz bir arkadaşıyla tartıştıktan sonra “Bir daha onunla görüşmeyeceğim!” dediğinde, bu sözü yalnızca geçici bir öfke olarak görmek de ilişkiyi kesin biçimde bitirdiğini düşünmek de aceleci olabilir.

Bazen çocuk yalnızca kızgındır. Bazen incinmiştir ve aynı şeyin tekrar yaşanmasından korkuyordur. Bazen de gerçekten mesafe koymaya veya başka arkadaşlıklar kurmaya ihtiyaç duyuyordur.

Bu olasılıkları ayırt edebilmek için çocuğun sözünün arkasındaki duyguyu ve yaşadığı ilişkinin niteliğini anlamaya çalışmak gerekir.

Çocuğun ihtiyacı her zaman arkadaşına dönmesi değildir. Bazen anlaşılmak, bazen sınır koyabilmek, bazen özür dilemenin veya bir anlaşmazlığı konuşmanın mümkün olduğunu öğrenmek, bazen de kendisine iyi gelmeyen bir ilişkiden uzaklaşabilmektir.

Ebeveyn olarak ona sunabileceğimiz en önemli deneyimlerden biri, duygularını hemen değiştirmeye çalışmadan yanında bulunabilmektir. Böylece çocuk, öfkelendiğinde karar vermek zorunda olmadığını; bir ilişkiyi değerlendirmek için kendisine zaman tanıyabileceğini öğrenebilir.

Çünkü arkadaşlık kurmak yalnızca birini sevmeyi değil, onunla anlaşamadığımızda ne yapabileceğimizi de öğrenmeyi gerektirir.




Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Çocuğum arkadaşıyla küstüğünde hemen barışmasını sağlamalı mıyım?

Hayır. Öncelikle ne yaşadığını ve neden kırıldığını anlamaya çalışın. Çocuğun sakinleşmek için zamana ihtiyaç duyması doğaldır. Daha sonra isterse anlaşmazlığı konuşmasına veya arkadaşına yeniden yaklaşmasına yardımcı olabilirsiniz. Ancak barışmak her durumda zorunlu değildir; çocuğun güvenliği ve sınırları da gözetilmelidir.

2. Çocuğum neden küçük bir tartışmadan sonra arkadaşlığını tamamen bitirmek istiyor?

Özellikle yoğun duygular yaşadığında çocuk, o anki kırgınlığı ilişkinin bütünüyle ilgili bir sonuca dönüştürebilir. Reddedilme korkusu, hayal kırıklığıyla baş etmekte zorlanma veya henüz gelişmekte olan duygu düzenleme becerileri bu tepkiye katkıda bulunabilir. Ancak her olayın koşulları ayrı değerlendirilmelidir.

3. Çocuğumun arkadaşına öfkelenmesi normal mi?

Evet. Arkadaşlık ilişkilerinde öfke, kıskançlık, kırgınlık ve hayal kırıklığı yaşanabilir. Önemli olan çocuğun bu duyguları nasıl ifade ettiği, anlaşmazlıkların nasıl ele alındığı ve gerektiğinde kendisini koruyacak sınırlar koyabilmesidir.

4. Çocuğum her tartışmadan sonra arkadaşını hayatından çıkarıyorsa ne yapmalıyım?

Hangi durumlarda bu tepkinin ortaya çıktığını gözlemleyin. Çocuğun yalnızca öfkelendiği için mi uzaklaştığını, tekrar incinmekten mi korktuğunu, yoksa gerçekten sürekli incitici davranışlarla mı karşılaştığını anlamaya çalışın. Örüntü sık tekrarlanıyor ve sosyal ilişkilerini belirgin biçimde etkiliyorsa çocuk psikoloğundan destek almak yararlı olabilir.

5. Çocuğumun arkadaşı tarafından dışlandığını nasıl anlayabilirim?

Tek bir anlaşmazlık her zaman dışlanma anlamına gelmez. Ancak çocuk sürekli oyunlara alınmıyorsa, bir grup tarafından sistematik biçimde aşağılanıyor veya tehdit ediliyorsa, arkadaş edinmekten korkuyor ya da okula gitmek istemiyorsa durum daha yakından değerlendirilmelidir. Çocuğun anlattıklarını dinlemek ve okul ortamından bilgi edinmek önemlidir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap