09.09.2026 · 3 dk okuma

Bir Şeyi Elde Ettikten Sonra Neden İstemiyoruz? | Samsun Psikolog

Bir Şeyi Elde Ettikten Sonra Neden İstemiyoruz? | Samsun Psikolog

Uzun zamandır istediğiniz bir şeyi sonunda elde ettiğiniz oldu mu?

Bir ilişkiyi çok istediniz ve sonunda o ilişki başladı.

Uzun süre beklediğiniz bir işe girdiniz.

Almak için aylarca uğraştığınız şeyi aldınız.

Bir hedefinize ulaştınız.

Ama sonra garip bir şey oldu:

Bir süre önce uğruna bu kadar çaba gösterdiğiniz şey artık eskisi kadar heyecan vermemeye başladı.

Hatta bazen kendinize şunu sordunuz:

“Ben bunu gerçekten istiyor muydum?”

Peki neden böyle oluyor?

Neden ulaşmak için bu kadar uğraştığımız bir şey, ona sahip olduğumuzda değerini kaybedebiliyor?

Neden bazı ilişkiler başlamadan önce daha heyecan verici geliyor?

Neden elde etmek, hayal etmek kadar tatmin edici olmayabiliyor?

Ve belki de en önemlisi:

Bazen gerçekten istediğimiz şey sahip olmak mı, yoksa istemeye devam etmek mi?

Bu soruların cevabı yalnızca “insan elindekinin kıymetini bilmiyor” cümlesiyle açıklanamayacak kadar karmaşıktır.

Çünkü arzu, yalnızca bir şeye sahip olma isteği değildir.

Arzunun içinde eksiklik, beklenti, hayal, belirsizlik, anlam ve kendilik algısı da vardır.




Bazen Bizi Mutlu Eden Şey, Sahip Olduğumuz Şey Değil; Ona Doğru Gitmektir

Bir şeyi henüz elde etmediğimizde zihnimiz onunla ilgili bir hikâye kurabilir.

“Buna sahip olursam…”

“Bu ilişki başlarsa…”

“Bu işi alırsam…”

“Bu evi alırsam…”

“Bu hedefe ulaşırsam…”

Hayalimizde yalnızca nesnenin kendisini değil, o nesnenin bize hissettireceği kişiyi de yaratırız.

Belki daha değerli hissedeceğiz.

Belki daha güvende olacağız.

Belki artık kendimizi yeterli hissedeceğiz.

Belki hayatımız nihayet yoluna girecek.

Böylece istediğimiz şey, yalnızca istediğimiz şey olmaktan çıkar.

Bir anlam taşımaya başlar.

Bir hedef, bazen “başarılı olduğumda kim olacağım?” sorusunun cevabına dönüşür.

Bu nedenle ona ulaştığımızda yalnızca bir nesneye veya duruma sahip olmayız.

Aynı zamanda onun bize vereceğini düşündüğümüz duyguyu da bekleriz.

Ve bazen o duygu gelmez.




Hayal ile Gerçek Karşılaştığında Ne Olur?

Henüz sahip olmadığımız şeyin sınırları yoktur.

Bir ilişkiyi düşünürken ilişkinin gündelik taraflarını görmek zorunda değiliz.

Bir işi isterken sabah erken kalkmayı, sorumlulukları veya monotonluğu düşünmeyebiliriz.

Bir hedefi hayal ederken başarının sonrasındaki boşluğu hesaba katmayabiliriz.

Çünkü hayal dünyasında nesne idealize edilebilir.

Gerçek ise daha karmaşıktır.

Gerçek insanın kusurları vardır.

Gerçek ilişkide anlaşmazlıklar vardır.

Gerçek başarı beraberinde yeni sorumluluklar getirir.

Gerçek hayat ise hayal ettiğimiz kadar kusursuz değildir.

Bu nedenle bazen:

“İstediğim şey değişmedi ama ona dair hayalim değişti.”

denebilir.

Ve hayal ile gerçek arasındaki mesafe açıldığında heyecan azalabilir.




Psikodinamik Açıdan Arzu Neden Hep Bir Eksikliğin Etrafında Döner?

Psikodinamik düşüncede insanın arzusu yalnızca dış dünyadaki nesnelerle açıklanmaz.

Arzu çoğu zaman bir eksiklik duygusuyla ilişkilidir.

Bir şey yoktur ve onu isteriz.

Olmadığı sürece zihnimizde büyüyebilir.

Onu düşünürüz.

Hayal ederiz.

Planlarız.

Ona anlam yükleriz.

Fakat sahip olduğumuz anda “eksiklik” ortadan kalkar.

Tam da bu noktada arzunun yapısı değişebilir.

Çünkü artık aradığımız şey karşımızdadır.

Bu durum bazen şu paradoksu yaratır:

İstediğimiz şeyin yokluğu bizi harekete geçirirken, varlığı bizi durdurabilir.

Burada sorun mutlaka elde ettiğimiz şey değildir.

Bazen bizi harekete geçiren temel unsur eksikliğin kendisidir.




Lacan: Arzunun Peşinden Gitmek Neden Hiç Bitmez?

Bu konu Lacan'ın arzu anlayışı açısından oldukça ilginçtir.

Lacan'a göre insan arzusu, yalnızca belirli bir nesneye ulaşmakla tamamen sona eren basit bir ihtiyaç değildir.

Çünkü insanın arzusu bir nesneye yönelse bile, o nesnenin arkasında başka bir şey vardır.

“Buna sahip olursam ne olacak?”

“Bunu elde edersem nasıl hissedeceğim?”

“Bunu elde ettiğimde kim olacağım?”

Bu nedenle insan bazen istediği nesneye ulaştığında kısa süreli bir tatmin yaşar, ardından başka bir arzu ortaya çıkar.

Yeni bir hedef.

Yeni bir ilişki.

Yeni bir başarı.

Yeni bir satın alma.

Yeni bir değişim.

Bu döngü bazen şöyle ilerler:

Eksiklik → Arzu → Çaba → Elde Etme → Kısa süreli tatmin → Yeni eksiklik → Yeni arzu

Bu, insanın “nankör” olduğu anlamına gelmez.

Arzunun doğasında hareket vardır.

Sorun, kişinin hayatını yalnızca bir sonraki şeye ulaşmaya bağladığında ortaya çıkabilir.




Peki Ya Asıl İstediğimiz Şey Nesne Değilse?

Bazen bir şeyi istediğimizi düşünürüz ama aslında onun temsil ettiği başka bir şeyi arıyor olabiliriz.

Örneğin bir kişi “çok başarılı olmak” istiyor olabilir.

Ama başarı onun için yalnızca başarı değildir.

Belki:

“Değerli olduğumu kanıtlamalıyım.”

anlamına gelmektedir.

Bir ilişki isteyen kişi yalnızca bir ilişki istemiyor olabilir.

Belki:

“Artık seçilen kişi olduğumu hissetmeliyim.”

demektedir.

Yeni bir ev isteyen biri yalnızca daha büyük bir ev istemiyor olabilir.

Belki:

“Hayatım artık düzene girmiş olmalı.”

duygusunun peşindedir.

Bu durumda kişi istediğine ulaştığında bile içindeki temel ihtiyaç karşılanmamış olabilir.

Çünkü elde edilen şey ile aranan şey aynı değildir.




“Bunu İstiyor Muyum, Yoksa İstemem Gerektiğini mi Düşünüyorum?”

Bir başka önemli soru da budur.

Bazen arzularımızın ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu ayırt etmek kolay değildir.

Çevremiz bize neyin değerli olduğunu söyler.

Ailemiz söyler.

Toplum söyler.

Sosyal medya söyler.

Arkadaşlarımız söyler.

Kültürel beklentiler söyler.

“İyi bir işin olmalı.”

“İyi bir ilişkin olmalı.”

“Evlenmelisin.”

“Ev sahibi olmalısın.”

“Daha çok kazanmalısın.”

“Daha başarılı olmalısın.”

Bir süre sonra kişi başkalarının arzu ettiği şeyleri kendi arzusuymuş gibi yaşayabilir.

Ve sonunda ona ulaşır.

Fakat içinde beklediği mutluluğu bulamaz.

Çünkü belki de şu soru hiç sorulmamıştır:

“Ben bunu gerçekten istiyor muyum?”



Winnicott ve “Gerçek Kendilik” Meselesi

Bu noktada Winnicott'un gerçek kendilik ve sahte kendilik ayrımı bize önemli bir bakış sunabilir.

Kişi, çevresinin beklentilerine uyum sağlarken kendi spontan arzularından uzaklaşabilir.

Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır.

Başarı vardır.

İlişki vardır.

Maddi imkânlar vardır.

Hedefler gerçekleşmiştir.

Ama kişinin içinde şu duygu ortaya çıkabilir:

“Bunların hepsi benim ama sanki bana ait değil.”

Bu nedenle bir şeyi elde ettikten sonra ilgimizin azalması her zaman “çabuk sıkılmak” anlamına gelmez.

Bazen elde ettiğimiz şeyin gerçekten bize ait bir arzu olup olmadığını ilk kez o zaman fark ederiz.




Bazen İnsan Bir Şeyi İstediği İçin Değil, Elde Edemediği İçin İster

Burada ilişkiler açısından da önemli bir durum ortaya çıkar.

Bazı insanlar ulaşılması zor kişilere karşı çok yoğun bir arzu hisseder.

Kişi uzaksa onu düşünür.

Ulaşılması zorsa daha fazla ister.

İlgisizse daha çok çaba gösterir.

Fakat ilişki gerçekleştiğinde heyecan azalır.

Bu durum her zaman karşı tarafın “değerini kaybetmesi” değildir.

Bazen kişinin arzusunu canlı tutan şey mesafenin kendisidir.

Ulaşılması zor olan kişi zihinde idealize edilebilir.

Gerçek ilişki başladığında ise idealizasyonun yerini gerçeklik alır.

Ve kişi gerçek bir insanla ilişki kurmaya başladığında, hayal ettiği figür ile karşısındaki insan arasındaki fark görünür hâle gelir.

Bu nedenle bazı kişiler için:

“Seni istiyorum.”

ile

“Seninle gerçekten yakın olmak istiyorum.”

aynı şey olmayabilir.




Yakınlık Neden Bazı İnsanlarda Arzuyu Azaltabilir?

Çünkü arzu ile yakınlık her zaman aynı yönde ilerlemez.

Bir kişi uzaktayken onun hakkında hayal kurmak kolaydır.

Yaklaştığında ise kişi artık gerçek hâliyle karşımızdadır.

Kusurlarıyla.

İhtiyaçlarıyla.

Beklentileriyle.

Bize yönelttiği talepleriyle.

Ve biz de onun karşısında kendi gerçekliğimizle bulunmak zorundayız.

Bu nedenle bazı kişiler için ulaşmak kolaydır; yakınlaşmak daha zordur.

Çünkü gerçek yakınlık yalnızca diğerini elde etmek değil, kendimizi de ilişkide ortaya koymayı gerektirir.




Kohut Açısından: Elde Ettiklerimiz Neden Bazen Benlik Değerimizi Doldurmaz?

Kohut'un kendilik psikolojisi açısından baktığımızda, dış dünyadaki başarıların bazen kişinin benlik değerini düzenleme işlevi gördüğünü düşünebiliriz.

Başarı:

“Yeterliyim.”

İlgi:

“Değerliyim.”

Hayranlık:

“Önemliyim.”

Bir ilişkinin varlığı:

“Sevilebilir biriyim.”

duygularını destekleyebilir.

Fakat kişi kendi değerini büyük ölçüde dışarıdan gelen bu yansımalarla düzenliyorsa, elde edilen şeyin etkisi zamanla azalabilir.

Yeni bir başarı gerekir.

Yeni bir onay gerekir.

Yeni bir ilişki gerekir.

Yeni bir hedef gerekir.

Bu nedenle bazen problem “daha fazlasını istemek” değildir.

Sahip olduklarımızın benlik değerimizi sürekli yeniden kanıtlamak zorunda kalmasıdır.




Elde Ettikten Sonra Sıkılmak Her Zaman Psikolojik Bir Sorun mudur?

Hayır.

Bazen gerçekten bir şeyi artık istemiyoruzdur.

İnsanların tercihleri değişebilir.

Bir hedefimize ulaşınca yeni ihtiyaçlarımızı fark edebiliriz.

Bir ilişkiyi deneyimleyip bize uygun olmadığını anlayabiliriz.

Bir işi yapıp başka bir alana yönelmek isteyebiliriz.

Dolayısıyla her vazgeçişi veya ilgi kaybını psikolojik bir sorun olarak değerlendirmek doğru değildir.

Asıl dikkat edilmesi gereken örüntüdür.

Eğer kişi sürekli olarak:

Bir şeyi çok istiyor,

ona ulaşmak için yoğun çaba gösteriyor,

elde ettiğinde kısa sürede soğuyor,

ardından başka bir şeyi yoğun biçimde arzuluyor

ve bu döngü yıllardır tekrarlanıyorsa,

o zaman yalnızca “Ben neden çabuk sıkılıyorum?” sorusu değil;

“Ben aslında neyin peşindeyim?”

sorusu daha anlamlı hâle gelebilir.




Varoluşçu Açıdan: Ulaştıktan Sonra Ne Oluyor?

Varoluşçu yaklaşım açısından insan yalnızca hedeflere ulaşan bir varlık değildir.

İnsan aynı zamanda anlam arayan, seçim yapan ve kendi hayatının sorumluluğunu taşıyan bir varlıktır.

Bir hedefe ulaştığımızda bazen büyük bir boşluk ortaya çıkabilir.

Çünkü hedef bizi uzun süre hareket ettirmiştir.

Sabah kalkmamızı sağlamıştır.

Çalışmamızı sağlamıştır.

Beklememizi sağlamıştır.

Umut vermiştir.

Peki ya hedef gerçekleştiğinde?

Artık önümüzde “ulaşılması gereken” bir şey yoktur.

Ve kişi ilk kez kendisiyle baş başa kalabilir.

Bazen rahatsız edici olan tam da budur.

Çünkü:

Bir hedefe ulaşmak hayatın anlamını otomatik olarak çözmez.

Başarı, ilişki, para veya statü hayatımıza değer katabilir.

Ama bunların hiçbiri tek başına “Nasıl yaşamalıyım?” sorusunun cevabı değildir.

Bu nedenle bazı insanlar hedeflerine ulaştıktan sonra yeni bir hedef bulmak zorunda hisseder.

Çünkü durmak, kendileriyle karşılaşmak anlamına gelebilir.




Belki De Sorun İstediğimiz Şeye Ulaşmak Değil, Ulaştıktan Sonra Ne Yapacağımızı Bilmemektir

Bazen bütün hayatımızı bir şeye ulaşmaya göre düzenleriz.

“Üniversiteyi kazanırsam…”

“İşe girersem…”

“Evlenirsem…”

“Para kazanırsam…”

“Taşınırsam…”

“Bu ilişki gerçekleşirse…”

Ve sonunda gerçekleşir.

Fakat hayat bir anda mükemmel hâle gelmez.

Çünkü hayat bir hedef değildir.

Bir süreçtir.

Bu nedenle bir şey elde edildiğinde ortaya çıkan boşluk, bazen başarısızlığın değil; hedefin hayatımızda taşıdığı aşırı anlamın göstergesi olabilir.




Kendimize Sorabileceğimiz Bazı Sorular

Bir şeyi elde ettikten sonra neden uzaklaştığımızı anlamak için kendimize şu soruları sorabiliriz:

  • Bu şeyi gerçekten ben mi istedim?
  • Yoksa sahip olmam gerektiğini mi düşündüm?
  • Ona ulaşınca nasıl hissedeceğimi hayal etmiştim?
  • Beklediğim duygu gerçekten geldi mi?
  • Bu hedef benim için neyi temsil ediyordu?
  • Onu elde etmek mi daha heyecanlıydı, yoksa ona sahip olmak mı?
  • Elde ettikten sonra neden ilgim azaldı?
  • Benzer bir döngüyü ilişkilerimde de yaşıyor muyum?
  • Ulaşılması zor olan şeylere daha mı fazla bağlanıyorum?
  • Bir şeye sahip olduğumda neden hemen bir sonraki hedefi arıyorum?
  • Hedeflerim gerçekleştiğinde kendimle baş başa kalmak bana nasıl geliyor?
  • Hayatımda “ulaşmak” dışında bana anlam veren neler var?

Bu soruların amacı kişinin kendisini suçlaması değildir.

Tam tersine, kendi arzusunu başkalarının beklentilerinden ayırabilmesine yardımcı olmaktır.




Asıl Mesele “Daha Fazlasını İstemek” Olmayabilir

Bir şeyi elde ettikten sonra artık istemiyormuş gibi hissetmek bazen insanın doyumsuzluğuyla ilgili değildir.

Bazen kişi, o şeyin kendisinden çok ona yüklediği anlamı istemiştir.

Bazen eksiklik arzuyu canlı tutmuştur.

Bazen ulaşılmazlık heyecan yaratmıştır.

Bazen hedef kişinin kendilik değerini desteklemiştir.

Bazen de kişi, kendi isteği sandığı bir arzunun aslında başkalarının beklentilerinden oluştuğunu fark etmiştir.

Bu nedenle belki de sorulması gereken soru:

“Neden elde ettiğim hiçbir şey bana yetmiyor?”

değil.

Daha derin bir soru olabilir:

“Ben gerçekten neyi arıyorum?”

Çünkü bazen hayatımız boyunca nesneleri, ilişkileri, başarıları ve hedefleri değiştirmeye çalışırken aslında aynı duygunun peşinden gidiyor olabiliriz.

Değerli hissetmek.

Sevilmek.

Yeterli olmak.

Güvende olmak.

Görülmek.

Ya da nihayet kendimize ait bir hayat yaşadığımızı hissetmek.

Ve belki de bazı arzularımızın peşinden gitmeden önce onları biraz daha yakından dinlemek gerekir.

Çünkü ne istediğimizi bilmek kadar, neden istediğimizi bilmek de önemlidir.




Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Bir şeyi elde ettikten sonra yaşanan geçici heyecan kaybı tek başına psikolojik destek gerektiren bir durum değildir.

Ancak aynı döngünün ilişkilerde, iş yaşamında, başarı hedeflerinde veya yaşam seçimlerinde sürekli tekrar etmesi; kişinin hiçbir şeyden uzun süre tatmin olamaması; sürekli yeni bir hedefe yönelmesi veya hayatında anlam ve yön duygusunun giderek zayıflaması durumunda, bu örüntünün altında nelerin bulunduğunu anlamak faydalı olabilir.

Özellikle “Ne istediğimi biliyorum ama neden istediğimi bilmiyorum”, “Ulaştığım hiçbir şey beni uzun süre mutlu etmiyor” veya “Sürekli bir sonraki şeyi bekliyorum” gibi düşünceler tekrar ediyorsa, kişinin kendi arzularını, ilişkisel örüntülerini ve yaşamındaki anlam arayışını daha yakından ele alması mümkün olabilir.

Samsun psikolog arayışında olan kişiler için Atakum'da yüz yüze, Türkiye'nin farklı şehirlerinden başvuran kişiler için ise online psikolojik destek sunuyorum.

Kendi tekrar eden örüntülerinizi daha yakından anlamak ve psikolojik destek süreci hakkında bilgi almak için randevu almak üzere benimle iletişime geçebilirsiniz.




Sonuç

Bir şeyi elde ettikten sonra artık istemiyormuş gibi hissetmek, her zaman doyumsuzluk anlamına gelmez.

Bazen aradığımız şey, sahip olduğumuz nesnenin kendisinden daha farklıdır.

Bazen onun bize hissettireceğini düşündüğümüz kişiyi ararız.

Bazen ulaşılmazlık arzuyu canlı tutar.

Bazen başkalarının istediği bir hayatı kendi arzumuz sanırız.

Bazen de uzun süre bizi hareket ettiren hedef gerçekleştiğinde, ilk kez hedefin ötesindeki hayatla karşılaşırız.

Belki de bu nedenle hayatımızdaki bazı arzuları yalnızca “Bunu istiyor muyum?” diye değil, “Bunu neden istiyorum?” diye de sorgulamak gerekir.

Çünkü insan bazen istediği şeye ulaştığında değil, aslında neyi aradığını fark ettiğinde kendisine biraz daha yaklaşır.




Sık Sorulan Sorular

Bir şeyi elde ettikten sonra sıkılmak normal mi?

Evet. Bir hedefe ulaşmanın yarattığı heyecanın zamanla azalması oldukça doğal olabilir. Önemli olan bunun tekil bir deneyim mi yoksa hayatın birçok alanında tekrarlanan bir örüntü mü olduğudur.

Neden istediğim şey gerçekleşince heyecanımı kaybediyorum?

Bunun birçok nedeni olabilir. Hayal ile gerçek arasındaki fark, hedefe ulaşmanın getirdiği yeni sorumluluklar, idealizasyonun sona ermesi veya kişinin aslında nesneden çok onun temsil ettiği duyguyu araması bunlardan bazılarıdır.

Ulaşılması zor insanları daha çok istemek neden olur?

Ulaşılmazlık bazen arzuyu canlı tutabilir. Mesafe, kişinin karşısındaki insanı idealize etmesini kolaylaştırabilir. Ancak gerçek yakınlık başladığında hayal ile gerçek arasındaki fark daha görünür hâle gelebilir.

Sürekli yeni hedefler belirlemek kötü bir şey midir?

Hayır. Hedef belirlemek gelişimin doğal bir parçasıdır. Ancak kişi hiçbir hedef gerçekleştiğinde tatmin olamıyor ve sürekli bir sonraki hedefe kaçıyorsa, hedeflerin yaşamındaki işlevine bakmak yararlı olabilir.

Neden sahip olduğum şeylerden kısa sürede tatmin olamıyorum?

Bazen kişi sahip olduğu şeyden çok, onun kendisine vereceğini düşündüğü duyguyu arıyor olabilir. Değerli, yeterli, sevilen veya başarılı hissetme ihtiyacı dışarıdaki hedeflerle karşılanmaya çalışıldığında tatmin kalıcı olmayabilir.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap