24.08.2026 · 3 dk okuma

Bir Çocuk Ebeveyninden Neyi Hatırlar? Söylediklerini mi, Hissettiklerini mi? | Samsun Çocuk Psikoloğu

Bir Çocuk Ebeveyninden Neyi Hatırlar? Söylediklerini mi, Hissettiklerini mi? | Samsun Çocuk Psikoloğu

Bir çocuğun çocukluğu geride kaldığında, ebeveynlerinin söylediği her cümleyi aynı açıklıkla hatırlaması beklenmez.

Hangi gün ne söylendi?

Kaç kez uyarıldı?

Hangi gün hangi oyuncak alındı?

Hangi tartışma tam olarak neden çıktı?

Bunların bir bölümü zaman içerisinde unutulabilir.

Ama bu, çocukların ebeveynlerinin söylediklerini hatırlamadığı anlamına gelmez.

Tam tersine çocuklar, özellikle duygusal açıdan önemli veya tekrar eden sözleri, olayları ve yaşantıları hatırlayabilirler. Bir ebeveynin sık sık kullandığı ifadeler, çocuğun kendisiyle ilgili geliştirdiği düşüncelerin bir parçası hâline gelebilir.

Bunun yanında çocuğun yalnızca ne söylendiğini değil, o sözün hangi koşullarda söylendiğini ve o sırada kendisini nasıl hissettiğini de deneyimlediğini düşünmek gerekir.

Örneğin:

“Sen bunu yapamazsın.”

cümlesi tek başına bir sözdür.

Ama bu cümle sürekli olarak çocuğun başarısız olduğu düşünülen anlarda söyleniyorsa, çocuk zaman içerisinde yalnızca cümleyi değil, “Ben yeterli değilim.” duygusunu da taşıyabilir.

Aynı şekilde:

“Üzülme.”

diyen bir ebeveyn çocuğunun üzüntüsünü azaltmaya çalışıyor olabilir.

Fakat çocuk sürekli olarak duygularını göstermemesi gerektiği mesajını alıyorsa, yalnızca sözü değil, “Üzüldüğümde bu duygu istenmiyor.” deneyimini de yaşayabilir.

Bu nedenle çocukların ebeveynlerinden ne hatırladığına ilişkin daha doğru soru:

“Söylediklerini mi, hissettirdiklerini mi?”

şeklinde bir seçim yapmak değildir.

Daha çok:

“Çocuk, ebeveyniyle yaşadığı sözleri, olayları ve bu ilişkilerin onda oluşturduğu duygusal anlamı nasıl hatırlıyor?”

sorusudur.

Çünkü sözler ve duygular birbirinin alternatifi değildir.

Çocukların hafızasında söylenenler, yaşanan olaylar ve bunların duygusal bağlamı birlikte yer alabilir.


Çocuklar Ebeveynlerinin Söylediklerini Hatırlar mı?

Evet.

Özellikle duygusal açıdan önemli, sık tekrarlanan veya çocuğun kendisiyle ilgili anlamlandırdığı sözler daha kalıcı olabilir.

Bir çocuk yıllar sonra ebeveyninin söylediği her cümleyi hatırlamayabilir.

Ama bazı cümleler unutulmayabilir:

“Sen benim en akıllı çocuğumsun.”

“Sen zaten çok hassassın.”

“Bunu senden beklemezdim.”

“Sen bunu başarabilirsin.”

“Sana güveniyorum.”

“Sen yüzünden çok yoruldum.”

Bu cümlelerin çocuk için taşıdığı anlam aynı değildir.

Bazı sözler çocuğun kendisini yeterli hissetmesini destekleyebilir.

Bazıları ise zaman içerisinde çocuğun kendisiyle ilgili olumsuz bir anlatı geliştirmesine katkıda bulunabilir.

Burada sözün kendisi kadar tekrar edilme biçimi ve ilişkinin bütünü de önemlidir.

Bir ebeveyn bir defa:

“Bu davranışından çok hayal kırıklığına uğradım.”

dediğinde çocuk bunu belirli bir olayla ilişkilendirebilir.

Fakat çocuk sürekli:

“Sen zaten beni hep hayal kırıklığına uğratıyorsun.”

gibi cümlelerle karşılaşıyorsa, bunu davranışından daha geniş bir biçimde, kendi kişiliğiyle ilgili bir mesaj olarak yaşayabilir.

Dolayısıyla çocukların söylediklerimizi hatırlaması kadar, bu sözleri kendileri hakkında nasıl anlamlandırdıkları da önem taşır.


Çocuklar Duygusal Olayları Neden Daha Güçlü Hatırlayabilir?

Bellek yalnızca olayın içeriğiyle değil, olayın duygusal niteliğiyle de ilişkilidir.

Özellikle yoğun duyguların eşlik ettiği olaylar, kişinin dikkatini ve olayın zihinsel olarak işlenme biçimini etkileyebilir.

Bu nedenle çocuk için duygusal açıdan önemli bir olay sıradan bir olaydan daha belirgin bir iz bırakabilir.

Örneğin çocuk her gün ebeveyniyle konuşur.

Ama bir gün ebeveyni çok öfkeli bir şekilde ona bağırır.

Çocuk bu olayı daha belirgin hatırlayabilir.

Ya da çocuk bir başarı yaşadığında ebeveyninin yüzündeki gururu, ses tonunu ve sarılmasını hatırlayabilir.

Burada “duygu belleği güçlendirir” şeklinde tek yönlü bir kural koymak doğru değildir. Bellek karmaşık bir süreçtir ve çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, olayın tekrarlanıp tekrarlanmadığı, olayın nasıl konuşulduğu ve daha sonraki hatırlamalar gibi birçok faktörden etkilenir.

Ancak duygusal açıdan önemli olayların, çocuğun yaşam öyküsünde daha belirgin bir yer edinmesi mümkündür.

Bu nedenle ebeveynin davranışının çocuk üzerinde bıraktığı duygusal bağlamı göz ardı etmek doğru olmaz.


Bir Çocuk Bir Olayı Hatırlarken Aslında Ne Hatırlıyor Olabilir?

Çocukların otobiyografik belleği yalnızca:

“Ne oldu?”

sorusunun cevabından oluşmaz.

Zamanla:

“Ben kimdim?”

“Bana nasıl davranıldı?”

“Ben o sırada ne hissettim?”

“Olayın anlamı neydi?”

gibi unsurlar da kişinin kendi yaşam hikâyesinin bir parçası hâline gelebilir.

Örneğin yetişkin bir insan:

“Babam bana bir keresinde sınavım kötü olduğu için bağırmıştı.”

diyebilir.

Bu bir olay hatırlamasıdır.

Ancak aynı kişi:

“Çocukken başarısız olduğumda kendimi çok yetersiz hissederdim.”

de diyebilir.

Burada artık yalnızca olay değil, olayın kendilik üzerindeki anlamı konuşulmaktadır.

Bu nedenle çocukluk deneyimlerinin yetişkinlikteki etkisini yalnızca hatırlanan cümlelerin sayısı üzerinden değerlendirmek yetersiz kalabilir.


“Söylediklerinden Çok Hissettiklerini Hatırlar” Cümlesi Neden Eksik?

Bu ifade kulağa oldukça güçlü ve doğru geliyor gibi görünse de aslında fazla genelleyicidir.

Çünkü çocuklar sözleri de hatırlar.

Bazı cümleler çok uzun süre hafızada kalabilir.

Bazı olaylar ayrıntılarıyla hatırlanabilir.

Bazı duygular ise olayın hatırlanma biçimini etkileyebilir.

Dolayısıyla:

“Çocuklar sözleri değil, hissettiklerini hatırlar.”

demek doğru bir bilimsel çerçeve değildir.

Daha doğru ifade:

“Çocukların ebeveynlerinden hatırladıkları deneyimler, söylenen sözleri, yaşanan olayları ve bu deneyimlerin duygusal anlamını birlikte içerebilir.”

şeklindedir.

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü ebeveynlikte amaç yalnızca:

“Çocuğum benim söylediğim sözü hatırlamasın.”

değildir.

Asıl mesele, çocuğun o sözlerin ve davranışların içerisinde kendisiyle ilgili nasıl bir anlam geliştirdiğidir.


Freud: Ebeveynin Sesi İç Dünyada Nasıl Yaşamaya Devam Edebilir?

Sigmund Freud'un psikanalitik yaklaşımı, erken dönem ilişkilerin kişinin sonraki ruhsal yaşamında iz bırakabileceğini düşünmemize yardımcı olur.

Çocuklukta önemli kişilerden gelen mesajlar zaman içerisinde kişinin iç dünyasında yerleşebilir.

Başlangıçta dışarıdan gelen bir ses vardır:

“Dikkat et.”

“Ayıp.”

“Böyle yaparsan kimse seni sevmez.”

“Sen başarılı olmalısın.”

Çocuk büyüdükçe bu sesin bir kısmı içselleşebilir.

Artık ebeveyn yanında değildir.

Ama yetişkin kişi bir hata yaptığında kendi kendisine:

“Nasıl böyle bir hata yaptım?”

diyebilir.

Burada her iç sesin doğrudan ebeveynlerden geldiğini söylemek doğru olmaz.

Ancak erken dönem ilişkiler, kişinin kendisiyle konuşma biçiminin oluşumunda önemli bir zemin oluşturabilir.

Bu nedenle ebeveynin söylediği bazı sözler yalnızca çocuklukta duyulmuş cümleler olarak kalmayabilir.

Kişinin yetişkinlikte kendisine yönelttiği cümlelere dönüşebilir.


Winnicott: Çocuğun Hatırladığı Şey Bir İlişkinin Atmosferi de Olabilir

Donald Winnicott'un yaklaşımında çocuğun gelişiminde çevrenin ve bakım veren kişiyle kurduğu ilişkinin niteliği önemli bir yere sahiptir.

Winnicott'un yeterince iyi ebeveyn anlayışı burada özellikle önemlidir.

Çocuğun ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir ebeveyn değildir.

Çocukla sürekli doğru konuşan, hiçbir zaman hata yapmayan veya her duyguyu anında anlayan bir ebeveyn gerçekçi değildir.

Çocuk için daha önemli olan, genel olarak kendisini taşıyan, güvenli bir ilişki içerisinde hissetmesi ve yaşanan kopuklukların onarılabilmesidir.

Bu nedenle çocuk ileride:

“Annem hiç hata yapmadı.”

diye hatırlamak zorunda değildir.

Belki:

“Annemle babamla aram bozulduğunda tekrar konuşabilirdik.”

duygusunu taşıyacaktır.

Bu, ilişkilerin kırılabileceğini fakat onarılabileceğini öğrenmek açısından önemlidir.

Dolayısıyla çocuğun hafızasında yalnızca ebeveynin söylediği sözler değil, ilişkinin nasıl bir yer olduğu da önem taşır.


Bowlby: Çocuk Ebeveyniyle İlişkisinden Dünyayı Öğrenir

John Bowlby'nin bağlanma kuramı, erken bakım ilişkilerinin çocuğun güven ve yakınlık deneyimi açısından önemini vurgular.

Çocuk zaman içerisinde bazı beklentiler geliştirir:

“İhtiyacım olduğunda biri gelecek mi?”

“Üzüldüğümde beni fark edecekler mi?”

“Korktuğumda yanında güvenebileceğim biri olacak mı?”

“Bir sorun yaşadığımızda ilişki devam edecek mi?”

Bu deneyimler, çocuğun insan ilişkilerine yönelik beklentilerinin oluşumunda rol oynayabilir.

Dolayısıyla çocuk büyüdüğünde yalnızca:

“Annem bana ne söyledi?”

sorusunun cevabını taşımaz.

Aynı zamanda:

“İnsanlara güvenmek nasıl bir şeydi?”

“İhtiyaç duyduğumda yardım istemek güvenli miydi?”

gibi daha genel ilişki deneyimlerinin izlerini de taşıyabilir.

Bu nedenle ebeveynlikte sözler önemlidir; ancak sözlerin içinde yaşandığı ilişkisel bağlam da çocuğun gelişimi açısından önem taşır.


Bion: Duygular Nasıl Bir Anlama Dönüşür?

Wilfred Bion'un düşünceleri, çocuğun henüz anlamlandıramadığı duygusal deneyimlerin ilişkide nasıl işlenebileceğini anlamak açısından değerlidir.

Çocuk korkabilir.

Ama neden korktuğunu açıklayamayabilir.

Çok öfkelenebilir.

Ama bunun altında hayal kırıklığı olduğunu fark etmeyebilir.

Üzülebilir.

Ama bunu söze dökemeyebilir.

Bakım veren kişinin çocuğun duygusunu fark etmesi ve anlamlandırmasına yardımcı olması, çocuğun zaman içinde kendi duygularını düşünmesine katkı sağlayabilir.

Bu nedenle çocuk büyüdüğünde belki:

“O gün çok korkmuştum.”

diye hatırlayabilir.

Ama daha da önemlisi:

“Korktuğumda birinin bunu anlamaya çalıştığını hatırlıyorum.”

şeklinde bir ilişkisel deneyim taşıyabilir.

Burada sözler ve duygular birbirinden ayrılmaz.

Ebeveynin:

“Korkmana gerek yok.”

demesi bir sözdür.

Ama bunu çocuğun yanında sakince bulunarak, onu dinleyerek ve korkusunu küçümsemeden söylemesi, aynı sözün duygusal anlamını değiştirebilir.


Kohut: Çocuğun Kendisi Hakkında Geliştirdiği Duygu

Heinz Kohut'un kendilik psikolojisi, çocuğun görülme ve anlaşılma ihtiyacını anlamak açısından önemlidir.

Çocuk bir şey yaptığında ebeveynine bakar.

Resim yaptığında:

“Bak!”

der.

Bir soruyu cevapladığında yüz ifadesini kontrol eder.

Bir hata yaptığında ebeveyninin tepkisine bakar.

Bütün bunlarda çocuğun yalnızca olayın sonucunu öğrenmediğini düşünmek gerekir.

Çocuk aynı zamanda:

“Ben nasıl biriyim?”

sorusunun cevabını da ilişkide arayabilir.

Başarılı olduğunda:

“Başarabiliyorum.”

Hata yaptığında:

“Hata yapınca da değerliyim.”

Üzüldüğünde:

“Duygularım önemli.”

Kendi fikrini söylediğinde:

“Farklı düşünsem de kabul ediliyorum.”

gibi deneyimler yaşayabilir.

Bu yüzden ebeveynin çocuğa hissettirdiği şey, yalnızca o günün duygusu değildir.

Çocuğun zamanla kendisi hakkında oluşturduğu anlatının da bir parçası olabilir.


Çocuğun Hafızasında Ebeveynin Sesi Kalabilir

Çocuklukta duyulan sözler zamanla içsel bir sese dönüşebilir.

“Daha iyisini yapmalısın.”

“Senin yaşında ben…”

“Başarabilirsin.”

“Sana güveniyorum.”

“Bunun üstesinden gelebilirsin.”

Bu seslerin çocuk üzerinde nasıl bir etki bırakacağı yalnızca cümlelerin içeriğine bağlı değildir.

Tekrar.

Tonlama.

İlişkinin niteliği.

Çocuğun gelişim dönemi.

Sözün hangi koşullarda söylendiği.

Bunların hepsi önemlidir.

Örneğin:

“Daha iyisini yapabilirsin.”

bazı çocuklarda destekleyici olabilir.

Başka bir çocukta ise sürekli yetersizlik hissini güçlendirebilir.

Bu nedenle ebeveynin amacı her cümleyi kusursuz hâle getirmek değil, çocuğun söylenenleri kendi benliğiyle ilgili nasıl anlamlandırdığını fark edebilmektir.


Peki Ebeveynin Bir Kez Bağırması Çocuğun Hafızasında Travma mı Yaratır?

Böyle bir sonucu tek bir olaydan çıkarmak doğru değildir.

Ebeveynlerin zaman zaman öfkelenmesi, sesini yükseltmesi veya yanlış tepki vermesi insan ilişkilerinin gerçekliğinin bir parçasıdır.

Çocuğun gelişimini tek bir olay üzerinden değerlendirmek doğru olmaz.

Daha önemli olan olayın:

  • tekrarlayıcı olup olmadığı,
  • çocuğun genel ilişki deneyiminin nasıl olduğu,
  • olayların ne kadar yoğun olduğu,
  • çocuğun kendisini ne kadar güvende hissettiği,
  • sonrasında ilişkinin onarılıp onarılmadığıdır.

Bir ebeveyn hata yaptığında:

“Az önce sana çok sert konuştum. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum.”

diyebilir.

Bu tür bir onarım çocuğa önemli bir mesaj verir:

“İlişkiler bozulabilir ama yeniden kurulabilir.”

Bu nedenle ebeveynlikte kusursuzluk değil, ilişkinin onarılabilir olması önemlidir.


Çocuk Ebeveyninin Sevgisini Nasıl Hatırlar?

Sevgi yalnızca:

“Seni seviyorum.”

cümlesinden oluşmaz.

Ama bu cümlenin de değeri vardır.

Çocuk sevgiyi sözel olarak duyabilir.

Aynı zamanda günlük davranışlarda da deneyimleyebilir.

Ebeveyninin onu dinlemesi.

Yanında olması.

Onunla ilgilenmesi.

Sınır koyarken ilişkiyi sürdürmesi.

Hata yaptığında onu yalnız bırakmaması.

Çocuğun farklı bir düşüncesi olduğunda onu küçümsememesi.

Bütün bunlar sevginin ilişkisel deneyimleridir.

Bu nedenle çocuk büyüdüğünde belki tam olarak hangi gün sarıldığını hatırlamaz.

Ama:

“Annemin yanında bana bir şey olduğunda gidebileceğimi bilirdim.”

gibi daha genel bir duygusal bilgi taşıyabilir.


Ebeveynler Ne Yapabilir?

Çocuğun gelecekte her sözü veya her olayı hatırlamayacağını bilmek, ebeveynlikte dikkatsizlik anlamına gelmez.

Tam tersine günlük ilişkinin bütününü önemsemek için bir fırsat sunabilir.

Çocuğun bir şey anlattığında dinlemek.

Söylediği sözleri önemsemek.

Duygularını küçümsememek.

Hata yaptığında kişiliğini değil davranışını konuşmak.

Kızıldığında çocuğu tamamen reddetmemek.

Çatışma sonrasında yeniden ilişki kurabilmek.

Çocuğun kendisinden farklı bir birey olmasına alan açmak.

Bunların her biri çocuğun ilişki deneyiminin parçasıdır.

Ayrıca ebeveynin söylediği sözlerin de önemini küçümsememek gerekir.

Özellikle:

“Sen zaten böylesin.”

“Senden adam olmaz.”

“Sen çok hassassın.”

“Sen hiçbir şeyi beceremiyorsun.”

gibi çocuğun bütün benliğini tanımlayan ifadeler yerine, belirli davranış ve durumlar üzerinden konuşmak önemlidir.

Çocuğa:

“Bu davranışın doğru değildi.”

demek ile:

“Sen kötüsün.”

demek aynı şey değildir.

İlkinde değiştirilebilir bir davranış konuşulur.

İkincisinde ise çocuğun kendiliği hedef alınır.

Benzer şekilde:

“Bu konuda zorlandın ama tekrar deneyebilirsin.”

demek, çocuğun hem gerçekçi bir sınırla hem de yeterlilik duygusuyla karşılaşmasına alan açabilir.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Çocuğunuzla ilişkinizde sürekli aynı çatışmaların tekrarlandığını düşünüyor, ebeveynlik sırasında yoğun suçluluk ve yetersizlik hissediyor veya çocuğunuzun davranışlarının altında yatan duygusal anlamı anlamakta zorlanıyorsanız psikolojik destek faydalı olabilir.

Çocuklarla yürütülen psikolojik destek sürecinde yalnızca çocuğun davranışlarına değil, çocuğun duygusal dünyasına, ebeveyn-çocuk ilişkisine ve aile içindeki ilişkisel örüntülere de bakılabilir.

Dinamik yaklaşım açısından çocuğun yaşadığı deneyimlerin ilişkisel anlamı, ebeveynin çocuğa yönelik duyguları ve tekrar eden etkileşim biçimleri ele alınabilir. Çocuk merkezli oyun terapisi ise çocuğun henüz sözcüklerle ifade edemediği yaşantılarını oyun aracılığıyla ortaya koyabileceği bir alan sağlayabilir.

Samsun çocuk psikoloğu arayışında olan ebeveynler için Samsun Atakum'da yüz yüze psikolojik destek ve Samsun oyun terapisi çalışmaları yürütülmektedir. Farklı şehirlerde yaşayan aileler için online psikolojik destek seçenekleri de bulunmaktadır. Randevu almak için benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sonuç

Bir çocuğun ebeveyninden ne hatırlayacağını tek bir cümleyle açıklamak mümkün değildir.

Çocuklar söylenen sözleri de hatırlar.

Yaşanan olayları da hatırlar.

Bazı ifadelerin tonunu veya bağlamını da hatırlayabilir.

Duygusal açıdan yoğun deneyimler de bellekte önemli bir yer edinebilir.

Ve bütün bunların yanında çocuk, yaşadığı ilişkilerden kendisiyle ilgili bazı anlamlar geliştirir.

“Ben önemli miyim?”

“Hata yaptığımda seviliyor muyum?”

“Üzüldüğümde biri yanımda mı?”

“Farklı olduğumda kabul ediliyor muyum?”

“Bir sorun yaşadığımızda ilişki devam ediyor mu?”

Bu nedenle çocukların ebeveynlerinden ne hatırladığını:

“Sözleri mi, hissettirdikleri mi?”

diye ikiye ayırmak yerine, sözlerin, olayların ve duygusal deneyimlerin birlikte nasıl anlamlandırıldığını düşünmek daha doğru olacaktır.

Winnicott'un yeterince iyi ebeveynlik yaklaşımı bize kusursuzluğun gerekli olmadığını hatırlatır.

Bowlby, çocuğun erken ilişkiler içerisinde güven ve yakınlık deneyimlerini nasıl geliştirdiğini anlamamıza yardımcı olur.

Bion, çocuğun henüz anlamlandıramadığı duyguların ilişki içerisinde nasıl işlenebildiğini gösterir.

Kohut ise çocuğun görülme, anlaşılma ve aynalanma deneyimlerinin kendilik gelişimindeki önemini ortaya koyar.

Belki de ebeveynlikte asıl soru:

“Çocuğum benim hangi cümlemi hatırlayacak?”

değil,

“Çocuğum benimle kurduğu ilişkiden kendisi hakkında ne öğreniyor?”

sorusudur.

Çünkü çocuk bir gün söylediğimiz cümleleri farklı biçimlerde hatırlayabilir.

Ama yaşadığı ilişkiler, zaman içerisinde kendisiyle kurduğu ilişkinin bir parçası hâline gelebilir.

Bu yüzden mesele kusursuz cümleler kurmak değildir.

Çocuğun yanında gerçek, güvenli ve onarılabilir bir ilişki kurabilmektir.


Sık Sorulan Sorular

Çocuklar ebeveynlerinin söylediklerini hatırlar mı?

Evet. Özellikle tekrarlanan, duygusal açıdan önemli veya çocuk için anlamlı olan sözler hatırlanabilir. Bunun yanında olayın duygusal bağlamı da çocuğun hatırlama biçimini etkileyebilir.

Çocuklar yaşadıkları duyguları hatırlar mı?

Çocukların yaşadıkları duygusal deneyimler, olayların hatırlanmasında ve daha sonraki anlamlandırılmasında rol oynayabilir. Ancak duyguların her zaman olaylardan daha iyi hatırlandığını söylemek doğru değildir.

Bir ebeveynin söylediği tek bir kötü söz çocuğu kalıcı olarak etkiler mi?

Tek bir olaydan böyle bir sonuç çıkarmak doğru değildir. Çocuğun genel ilişki deneyimi, olayın tekrarlanıp tekrarlanmadığı, yaşanan duygusal yoğunluk ve sonrasında ilişkinin nasıl devam ettiği birlikte değerlendirilmelidir.

Çocuğun yanında hata yaptığımda ne yapmalıyım?

Hatanın ardından ilişkiyi onarmak önemlidir. Yaşa uygun biçimde özür dilemek ve yaşanan durum hakkında konuşmak, çocuğun ilişkilerin kopukluklardan sonra yeniden kurulabileceğini deneyimlemesine yardımcı olabilir.

Çocuğumun beni ileride nasıl hatırlayacağını nasıl bilebilirim?

Bunu kesin olarak bilmek mümkün değildir. Çocukluk anıları zaman içerisinde değişebilir ve yeniden anlamlandırılabilir. Bu nedenle tek tek anıların gelecekte nasıl hatırlanacağından çok, çocuğun genel ilişkisel deneyiminin niteliğine odaklanmak daha anlamlıdır.

Ebeveynin söylediği sözler çocuğun kendilik algısını etkiler mi?

Tekrarlanan ve çocuğun benliğini tanımlayan ifadeler, zaman içerisinde çocuğun kendisi hakkında geliştirdiği anlatının bir parçası olabilir. Bu nedenle davranış ile çocuğun kişiliğini birbirinden ayıran bir dil kullanmak önemlidir.

Çocuğun hissettiklerini mi yoksa söylediklerimizi mi daha çok önemsemeliyiz?

Bu ikisini birbirinin alternatifi olarak görmek doğru değildir. Söylenen sözler de önemlidir; çocuğun yaşadığı duygular ve ilişkisel bağlam da. Çocuğun deneyimi bütün bunların birlikte anlamlandırılmasıyla oluşur.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap