16.08.2026 · 3 dk okuma

Beni Üzen İnsanlardan Neden Kopamıyorum? | Psikolojik Açıdan

Beni Üzen İnsanlardan Neden Kopamıyorum? | Psikolojik Açıdan

Bazen bir insanın bize iyi gelmediğini biliriz.

Bizi kırdığını, değersiz hissettirdiğini, sınırlarımızı ihlal ettiğini veya ilişkide sürekli aynı döngünün tekrarlandığını fark ederiz. Hatta yakınlarımıza yaşadıklarımızı anlattığımızda onlar da:

“Artık ondan uzaklaşmalısın.”

diyebilir.

Biz de bunu biliriz.

Fakat yine de kopamayız.

İlişkiyi bitirmeyi düşündüğümüzde özlem, suçluluk, korku veya yoğun bir boşluk hissi ortaya çıkabilir. Bazen kişi bize yeniden yaklaştığında, daha önce yaşadığımız kırgınlıkları bir süreliğine unutabilir ve ilişkide kalmak için yeniden bir neden bulabiliriz.

Bu durum dışarıdan bakıldığında anlaşılması zor görünebilir.

“Madem seni bu kadar üzüyor, neden hâlâ onunla birliktesin?”

sorusu kolayca sorulabilir.

Ancak insan ilişkileri yalnızca mantık üzerinden kurulmaz. Bir ilişkiden kopamamak, her zaman o kişiyi gerçekten istediğimiz anlamına da gelmez.

Bazen kopamadığımız şey kişinin kendisinden çok, onunla birlikte kurduğumuz ilişkinin anlamıdır.


Bizi Üzen Birinden Kopmak Neden Bu Kadar Zor?

Bir ilişkiyi bitirmek yalnızca bir insandan uzaklaşmak değildir.

O kişiyle kurduğumuz alışkanlıkları, beklentileri, hayalleri, anıları ve geleceğe ilişkin tasarımları da geride bırakmak anlamına gelebilir.

Bu nedenle bir ilişkiden ayrılmaya karar verdiğimizde yalnızca:

“Onu artık hayatımda istemiyorum.”

demeyiz.

Bazen bunun yanında:

“Peki bundan sonra ne olacak?”

“Ya bir daha böyle birini bulamazsam?”

“Belki değişir.”

“Acaba ben mi fazla tepki veriyorum?”

“Onu terk edersem kötü biri olur muyum?”

gibi birçok düşünce ortaya çıkar.

Dolayısıyla kopamamak her zaman kararsızlık değildir.

Bazen insanın bir yandan ilişkiden uzaklaşmak isterken diğer yandan ilişkinin kaybına dayanmakta zorlanmasıdır.

Bu iki yön aynı anda var olabilir.


Bazen Kişiden Çok Umuda Bağlanırız

Bazı ilişkilerde bizi ilişkide tutan şey yaşananların kendisi değil, olmasını umduğumuz şeylerdir.

“Bir gün beni gerçekten anlayacak.”

“Değişirse her şey güzel olacak.”

“Aslında beni seviyor, sadece sevgisini gösteremiyor.”

“Eskiden çok iyiydik, yeniden öyle olabiliriz.”

Bu düşünceler bazen ilişkinin bugününü değil, gelecekte olmasını istediğimiz hâlini canlı tutar.

Böylece kişiyle yaşadığımız gerçeklik ile kişi hakkında kurduğumuz beklenti birbirine karışabilir.

Bir yanımız:

“Bu ilişki bana zarar veriyor.”

derken başka bir yanımız:

“Ama belki bir gün istediğim ilişkiye dönüşür.”

demeye devam eder.

Bu noktada kopmak, yalnızca kişiyi bırakmak değil, bir ihtimali de bırakmak anlamına gelir.

Ve bazen en zor bırakılan şey tam olarak budur.


Psikodinamik Açıdan Neden Tanıdık Olanı Tekrar Edebiliriz?

Psikodinamik yaklaşım açısından insanın ilişkileri yalnızca bugün yaşadıklarıyla şekillenmez.

Çocukluk dönemindeki ilişkiler, bakım verenlerle kurulan bağlar, sevginin nasıl deneyimlendiği, reddedilme ve kabul edilme biçimleri kişinin sonraki ilişkilerine ilişkin bazı içsel beklentilerin oluşmasına katkıda bulunabilir.

Freud'un tekrar zorlantısı kavramı burada önemli bir düşünme alanı açar.

İnsan bazen geçmişte çözülememiş bir ilişki deneyimini farklı bir biçimde yeniden yaşamaya çalışabilir.

Bu, kişinin bilinçli olarak:

“Ben yine aynı şekilde incinmek istiyorum.”

demesi değildir.

Tam tersine, bilinçdışı düzeyde kişi tanıdığı ilişki biçimine doğru çekilebilir.

Örneğin çocuklukta sevgiyi elde etmek için sürekli çaba göstermesi gereken bir kişi, yetişkinlikte de sevgisini kolay vermeyen insanlara karşı daha yoğun bir çekim hissedebilir.

Çünkü bilinçdışı açısından tanıdık olan, her zaman iyi olan değildir.

Bazen tanıdık olan güvenliymiş gibi hissedilebilir.

Bu nedenle kişi kendisine iyi davranan birinden çok, sevgisini kazanmak zorunda kaldığı birinin peşinden gidebilir.


“Beni Sevmesini Sağlarsam Değerli Olacağım” Düşüncesi

Bazı ilişkilerde insanın mücadelesi yalnızca ilişkiyi sürdürmek değildir.

Daha derinde:

“Onun beni seçmesini sağlamalıyım.”

gibi bir ihtiyaç bulunabilir.

Kişi tarafından reddedilmek, yalnızca ilişkinin sona ermesi anlamına gelmez.

Bazen kişinin kendi değeriyle ilgili daha eski bir yaraya dokunur.

Bu durumda ilişkiden ayrılmak:

“Beni istemeyen birinden uzaklaşıyorum.”

olmaktan çıkıp,

“İstenmediğimi kabul ediyorum.”

gibi hissedilebilir.

Dolayısıyla kişi, ilişkiyi sürdürerek aslında yalnızca sevgiyi değil, kendi değerini de kanıtlamaya çalışıyor olabilir.

Bu nedenle bazı ilişkilerde:

“Beni neden bu kadar üzüyor?”

sorusunun yanında,

“Onun beni seçmesi benim için neden bu kadar önemli?”

sorusunu da sormak gerekir.


Bowlby ve Bağlanma Açısından Kopamamak

John Bowlby'nin bağlanma kuramı, yakın ilişkilerde neden bazı insanların ayrılık ve uzaklaşma karşısında daha yoğun kaygı yaşayabildiğini anlamak açısından önemli bir çerçeve sunar.

Bağlanma yalnızca sevgiyle ilgili değildir.

Aynı zamanda güvenlik, yakınlık, ayrılık ve kaybetme deneyimleriyle de ilişkilidir.

Bu nedenle bazı insanlar kendilerini üzen bir ilişkiden ayrılmayı düşündüklerinde yalnızca kişiyi kaybetmekten değil, güven duygusunu da kaybetmekten korkabilirler.

İlişki ne kadar zorlayıcı olursa olsun tanıdık olması, bilinmez bir yalnızlıktan daha katlanılabilir gelebilir.

Böylece kişi:

“Bu ilişkide mutsuzum ama en azından neyle karşılaşacağımı biliyorum.”

gibi bir yerde kalabilir.

Burada önemli olan, kişinin neden kaldığını yalnızca “güçsüzlük” veya “özgüvensizlik” üzerinden açıklamamaktır.

Bazen kişi için ilişkiyi bırakmak, aynı anda birçok duygusal güvenlik alanını terk etmek anlamına gelir.


Neden Bazen Bize Kötü Davranan İnsanları Daha Çok Düşünürüz?

Bir ilişki sona erdiğinde zihnimiz her zaman yaşadığımız olumsuzlukları hatırlamaz.

Özellikle ilişkinin içerisinde güzel anlar da varsa kişi zihninde ilişkinin olumlu taraflarını daha fazla canlandırabilir.

Birlikte geçirilen güzel zamanlar, söylenen güzel sözler, ilk dönemlerde yaşanan yakınlık veya kişinin bize kendimizi özel hissettirdiği anlar öne çıkabilir.

Bu durumda insan:

“Aslında o kadar da kötü değildi.”

diye düşünebilir.

Fakat burada geçmişteki güzel anılar ile ilişkinin genel yapısını birbirinden ayırmak gerekir.

Bir insanın bize zaman zaman iyi davranması, ilişkinin bizim için sağlıklı olduğu anlamına gelmeyebilir.

Aynı şekilde bir ilişkinin içerisinde gerçek sevgi bulunması da o ilişkinin her yönüyle sürdürülebilir olduğu anlamına gelmez.


İlişkide Yaşanan Gelgitler Neden Bağı Daha Güçlü Hissettirebilir?

Bazı ilişkilerde yakınlık ve uzaklık sürekli birbirini takip eder.

Bir dönem çok yoğun ilgi vardır.

Ardından mesafe gelir.

Sonra yeniden yakınlaşma yaşanır.

Kırgınlık olur.

Ardından özür gelir.

İlişki yeniden iyi hâle gelir.

Bu döngü tekrar eder.

Bu tür değişken ilişkiler kişinin duygusal dünyasında oldukça yoğun bir hareketlilik yaratabilir.

Kişi bazen ilişkinin kendisinden çok, yeniden iyi olacağı anı beklemeye başlayabilir.

Bu nedenle ilişkiden kopmak zorlaşabilir.

Çünkü kişi yalnızca bugünkü ilişkiyi değil, bir sonraki yakınlaşmayı da beklemektedir.


“Belki de Benim Yüzümden” Demek

Bizi üzen bir ilişkiden kopmamızı zorlaştıran şeylerden biri de sorumluluğu sürekli kendimizde aramaktır.

“Belki ben daha anlayışlı olsaydım…”

“Belki daha az tepki verseydim…”

“Belki onu yeterince sevmediğimi düşündü…”

“Belki benim davranışım onu böyle yaptı…”

Elbette ilişkilerde kişinin kendi payını görebilmesi önemlidir.

Ancak sürekli olarak bütün sorumluluğu kendimize yüklemek, ilişkide yaşanan gerçekliği görmemizi de engelleyebilir.

İlişkide iki kişinin davranışları vardır.

Kendi payımızı görmek ile ilişkide yaşanan her şeyden kendimizi sorumlu tutmak aynı şey değildir.


Varoluşçu Açıdan: Kalmak mı, Gitmek mi?

Varoluşçu yaklaşım açısından ilişkiler yalnızca geçmiş deneyimlerin sonucu olarak ele alınmaz.

İnsan aynı zamanda bugün seçim yapan bir varlıktır.

Geçmiş yaşantılarımız bizi etkileyebilir.

Bağlanma biçimlerimiz ilişkilerimizi şekillendirebilir.

Bilinçdışı tekrarlar hayatımızda önemli bir rol oynayabilir.

Ancak bütün bunların yanında bugün nasıl yaşayacağımız sorusu da vardır.

“Ben bu ilişkide nasıl bir insan oluyorum?”

“Bu ilişkinin içerisinde kendimden ne kadar uzaklaşıyorum?”

“Sevgi adına nelerden vazgeçiyorum?”

“Burada kalmayı gerçekten seçiyor muyum, yoksa yalnız kalmaktan korktuğum için mi kalıyorum?”

Bu sorular ilişkiyi yalnızca “iyi mi kötü mü?” üzerinden değerlendirmekten daha farklı bir yere götürür.

Çünkü bazen asıl mesele ilişkiyi sürdürüp sürdürmemek değil, kendi varlığımızla nasıl bir ilişki kurduğumuzdur.


Yalnız Kalma Korkusu mu, Yoksa Kaybetme Korkusu mu?

Bir ilişkiden kopamamanın altında bazen yalnız kalma korkusu bulunabilir.

İnsan ilişkiyi kaybettiğinde hayatında büyük bir boşluk oluşacağını düşünebilir.

Fakat burada daha derin bir soru vardır:

“Kaybetmekten korktuğum gerçekten o kişi mi, yoksa onunla birlikte kendimde hissettiğim bir şey mi?”

Bazen kişi kendisini değerli hissetmesini sağlayan ilişkiyi kaybetmekten korkar.

Bazen ait olma duygusunu.

Bazen geleceğe dair kurduğu hayali.

Bazen de kendisiyle baş başa kalma ihtimalini.

Bu nedenle bir ilişkiden kopamamak, her zaman o ilişkiye duyulan sevginin büyüklüğüyle açıklanamaz.

Bazen kendimizle kalmanın ne anlama geleceğini bilmemek, başka bir insanla kalmayı daha kolay hâle getirir.


Beni Üzen Birinden Kopmak, Onu Sevmemiş Olmak mı Demektir?

Hayır.

Birinden uzaklaşmak o kişiye karşı hiç sevgi hissetmediğimiz anlamına gelmez.

Bir insanı sevip yine de onunla kurduğumuz ilişkinin bize iyi gelmediğini fark edebiliriz.

Özlemek de geri dönmemiz gerektiğini göstermez.

Sevgi de her ilişkinin sürdürülmesi gerektiği anlamına gelmez.

Bazen insan birini severken ondan uzaklaşmayı seçebilir.

Bu çelişki değildir.

Çünkü sevgi ile birlikte kendini koruma, sınır koyma ve kendi yaşamına sahip çıkma ihtiyacı da vardır.


Neden Hâlâ Özlüyorum?

Birinden kopmaya çalışırken onu özlemek oldukça doğaldır.

Özlemek, alınan kararın yanlış olduğunu göstermez.

Çünkü bir ilişkinin sona ermesiyle birlikte yalnızca kişi kaybedilmez.

Günlük alışkanlıklar, mesajlaşmalar, birlikte yapılan şeyler, ortak planlar ve ilişkinin oluşturduğu yaşam biçimi de değişir.

İnsan bazen kişiyi değil, o kişiyle birlikte sahip olduğu hayatı özleyebilir.

Bu nedenle özlem geldiğinde hemen:

“Demek ki hâlâ onu istiyorum.”

sonucuna varmak gerekmeyebilir.

Özlem, ilişkinin geri dönülmesi gerektiğini söyleyen bir emir değildir.

Sadece bir bağın kaybına verilen duygusal tepkilerden biridir.


Kendimize Sorabileceğimiz Bazı Sorular

Bazen bir ilişkiden neden kopamadığımızı anlamak için ilişkinin kendisinden biraz daha geriye çekilip bakmak gerekir.

Bu insanla birlikteyken kendimi nasıl hissediyorum?

Bu ilişkide olduğum kişi ile olmak istediğim kişi aynı mı?

Beni üzen davranış gerçekten istisna mı, yoksa tekrar eden bir örüntü mü?

Bu ilişkide kalmamın nedeni sevgi mi, korku mu, alışkanlık mı, umut mu?

Onun değişmesini mi bekliyorum?

Bu ilişki hiç değişmeyecek olsa yine de burada kalmayı seçer miydim?

Onu mu kaybetmekten korkuyorum, yoksa onunla birlikte sahip olduğum şeyi mi?

Bu ilişkide kendimi koruyabiliyor muyum?

Bu soruların hemen cevaplanması gerekmeyebilir.

Bazen önemli olan doğru cevabı bulmaktan çok, sorunun kendisiyle karşılaşabilmektir.


İlişkide Kendimizi Kaybetmek

Bazı ilişkilerde insan zaman içerisinde karşısındaki kişinin ihtiyaçlarını, duygularını ve beklentilerini kendi ihtiyaçlarının önüne koymaya başlayabilir.

“Yeter ki kavga çıkmasın.”

“Yeter ki beni terk etmesin.”

“Şimdi bunu söylersem üzülür.”

“Ben biraz daha anlayışlı olayım.”

“Belki bu kez sorun çıkmaz.”

Derken kişi fark etmeden kendi duygularından uzaklaşabilir.

Bir süre sonra:

“Ben ne istiyorum?”

sorusunun cevabını bulmak zorlaşabilir.

İlişkinin devam etmesi, kişinin kendi ihtiyaçlarının önüne geçmiştir.

Varoluşçu açıdan burada önemli bir mesele ortaya çıkar:

Kendi hayatımız içerisinde ne kadar kendimiz olarak var olabiliyoruz?

Bir ilişkide kalmak elbette başlı başına kendimizden vazgeçmek değildir.

Ancak ilişkiyi sürdürebilmek için sürekli olarak kendi duygularımızı bastırıyor, ihtiyaçlarımızı yok sayıyor ve kendimizi başka birinin beklentilerine göre biçimlendiriyorsak, artık yalnızca ilişkiyi değil, ilişkinin içerisinde kendimize ne olduğunu da düşünmek gerekir.


Bazen Kopamadığımız Şey İlişkinin Kendisi Değil, Tanıdık Olan Duygudur

Bir ilişkide sürekli üzülüyor olmamıza rağmen neden hâlâ orada olduğumuzu anlamaya çalışırken yalnızca karşımızdaki kişinin davranışlarına bakmak yeterli olmayabilir.

Çünkü bazı ilişkiler bize yalnızca bugünkü duyguları yaşatmaz. Aynı zamanda geçmişten tanıdığımız bazı duyguları da yeniden ortaya çıkarabilir.

Değersiz hissetmek.

Yeterince sevilmediğini düşünmek.

Kendini kanıtlamaya çalışmak.

Terk edilmekten korkmak.

Birinin sevgisini kazanmak için çabalamak.

Bazen bütün bunlar bize tanıdık gelebilir.

Tanıdık olanın iyi olması gerekmez.

Fakat insanın duygusal dünyası için tanıdık olan, bilinmeyenden daha kolay katlanılabilir olabilir.

Bu nedenle kişi kendisine zarar veren bir ilişkide kalırken aslında yalnızca o insanla değil, çok daha eski bir duygusal deneyimle de karşı karşıya olabilir.


“Belki Bu Kez Farklı Olur” Umudu

Bazı ilişkilerde ayrılmayı zorlaştıran en güçlü şeylerden biri umuttur.

Kişi yaşadığı kırgınlıkları görür.

İlişkinin kendisine iyi gelmediğini bilir.

Fakat yine de:

“Belki bu kez gerçekten değişir.”

diye düşünür.

Bu umut bazen kişinin ilişkiyi sürdürmesini sağlar.

Ancak burada önemli olan, umudun neye dayandığıdır.

Gerçekten gözlemlenen bir değişim mi vardır?

Yoksa kişi geçmişteki güzel günlerin yeniden yaşanacağına mı tutunmaktadır?

Çünkü bir insanın değişebileceğine inanmak ile değişmesini bekleyerek bugünkü ilişkiyi sürdürmek aynı şey değildir.

Bazen insan karşısındaki kişinin bugünkü hâliyle değil, olabileceğini düşündüğü hâliyle ilişki kurar.

Ve bu durumda ilişkinin gerçekliği ile ilişkinin hayali arasında gidip gelmeye başlar.


Birini Kaybetmekten Korkarken Kendimizi Kaybedebilir miyiz?

Bazen insan bir ilişkiyi kaybetmemek için o kadar çok çaba gösterir ki, ilişkinin içerisinde kendisini kaybetmeye başlayabilir.

Karşı tarafın ne düşündüğünü sürekli takip eder.

Mesajın neden geç geldiğini düşünür.

Bir davranışın anlamını çözmeye çalışır.

Kendisini nasıl ifade etmesi gerektiğini hesaplar.

Tartışma çıkmasın diye söylemek istediklerini içinde tutar.

Ve zamanla ilişki, iki insanın birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp kişinin sürekli olarak ilişkiyi korumaya çalıştığı bir alana dönüşebilir.

Bu durumda insanın kendisine şu soruyu sorması anlamlı olabilir:

“Bu ilişkiyi korumaya çalışırken kendimi ne kadar koruyorum?”


Bazen Ayrılmak Değil, Gerçeği Kabul Etmek Zordur

Bir ilişkiden kopmayı zorlaştıran şey bazen ayrılığın kendisi değildir.

Asıl zor olan, ilişkinin düşündüğümüz kişi veya ilişki olmadığını kabul etmektir.

Çünkü kabul etmek beraberinde bir yas getirir.

“Belki düzelir” dediğimiz şeyin düzelmeyeceğini kabul etmek.

Birlikte kurduğumuz geleceğin gerçekleşmeyeceğini kabul etmek.

Karşımızdaki kişinin bizim ihtiyaç duyduğumuz kişi olmadığını kabul etmek.

Ve belki de en önemlisi, yıllardır verdiğimiz emeğin istediğimiz sonucu yaratmadığını kabul etmek.

Bu nedenle bazı ayrılıklar yalnızca bir insanın kaybı değildir.

Bir ihtimalin, bir geleceğin ve bazen kişinin kendisiyle ilgili kurduğu bir hikâyenin kaybıdır.


İlişkiden Kopmak ile İlişkiyi Anlamak Aynı Şey Değildir

Bazen çevremizdeki insanlar:

“Bırak artık.”

“Sana iyi gelmiyor.”

“Neden hâlâ görüşüyorsun?”

diyebilir.

Bu cümlelerin arkasında iyi niyet olabilir.

Fakat insanın kendi ilişki örüntüsünü anlaması yalnızca bir karar vermekten daha farklı bir süreçtir.

Çünkü kişi bugün ilişkiden ayrılsa bile, neden o ilişkiye çekildiğini anlamadığı sürece benzer bir örüntüyü başka bir ilişkide yeniden yaşayabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca:

“Bu insanı hayatımdan çıkarmalı mıyım?”

sorusu değildir.

Bunun yanında:

“Ben neden bu ilişki biçimine bu kadar tanıdık hissediyorum?”

“İlişkilerde neyi tekrar ediyorum?”

“Beni üzen birinin sevgisini kazanmak benim için neden bu kadar önemli?”

soruları da önemlidir.


Sağlıklı Bir İlişkide Hiç Kırılmamak Mümkün mü?

Hayır.

Her ilişkide zaman zaman kırgınlık, anlaşmazlık ve hayal kırıklığı yaşanabilir.

Dolayısıyla bizi bir kez üzen herkesin hayatımızdan çıkarılması gerektiğini söylemek doğru değildir.

Burada önemli olan kırılmanın kendisinden çok, ilişkinin kırılmayla nasıl başa çıktığıdır.

Bir ilişkide taraflar birbirini incittiğinde bunu konuşabiliyor mu?

Hatasını görebiliyor mu?

Sorumluluk alabiliyor mu?

Sınırlar dikkate alınıyor mu?

Aynı sorun tekrar tekrar yaşandığında bir değişim gerçekleşiyor mu?

Yoksa her seferinde aynı döngü yeniden mi kuruluyor?

Bir ilişkiyi anlamak için yalnızca kötü anlara değil, kötü anlardan sonra ne olduğuna da bakmak gerekir.


Beni Üzen Birinden Kopamıyorsam Ne Yapmalıyım?

Burada tek bir doğru cevap yoktur.

Her ilişkinin kendi hikâyesi, dinamiği ve anlamı vardır.

Bazen ilişkiyi sürdürmek mümkündür ama ilişkinin biçiminin değişmesi gerekir.

Bazen sınırların yeniden kurulması gerekir.

Bazen ilişkinin sona ermesi gerekir.

Bazen ise kişinin öncelikle neden bu kadar zorlandığını anlaması gerekir.

Önemli olan kişinin kendisini yalnızca:

“Neden gidemiyorum?”

diye suçlaması değildir.

Bunun yerine:

“Beni burada tutan şey ne?”

sorusuna dürüstçe bakabilmesidir.

Çünkü kişinin kendisine kızması, çoğu zaman kendi iç dünyasını anlamasından daha kolaydır.

Oysa davranışın arkasındaki anlam görüldüğünde, kişi kendisiyle daha farklı bir ilişki kurmaya başlayabilir.


Psikolojik Destek Ne Zaman Düşünülebilir?

Bizi üzen birinden kopamamak tek başına bir psikolojik problem değildir. Ancak benzer ilişki biçimlerinin tekrar tekrar yaşanması, kişinin kendisine zarar verdiğini bildiği hâlde aynı ilişkilerin içerisinde kalması, ayrılık düşüncesinin yoğun kaygı ve suçluluk yaratması veya ilişki içerisinde giderek kendisinden uzaklaştığını hissetmesi, bu örüntülerin daha yakından ele alınmasını gerekli hâle getirebilir.

Psikodinamik yönelimli psikolojik destek sürecinde kişinin bugün yaşadığı ilişkinin yanında geçmiş deneyimleri, bağlanma biçimleri, bilinçdışı tekrarları ve ilişkiler içerisinde ortaya çıkan duyguları üzerinde durulabilir.

Varoluşçu yaklaşım açısından ise kişinin ilişkilerinde yaptığı seçimler, kendisi olarak var olabilme biçimi, sorumlulukları ve nasıl bir yaşam sürmek istediği ele alınabilir.

Samsun'da yüz yüze psikolojik destek almak isteyenler için Atakum'da, farklı şehirlerde yaşayanlar için ise online psikolojik destek seçenekleri bulunmaktadır. Yaşadığınız ilişkinin sizin için ne ifade ettiğini ve benzer örüntülerin neden tekrarlandığını anlamak için randevu almak üzere benimle iletişime geçebilirsiniz.


Sonuç

Bizi üzen insanlardan kopamamak her zaman onları çok sevdiğimiz anlamına gelmez.

Bazen geçmişten gelen bir ilişki biçiminin tanıdık gelmesidir.

Bazen terk edilme korkusudur.

Bazen yalnız kalma ihtimalidir.

Bazen değişeceğine dair umuttur.

Bazen de o kişinin bizi seçmesinin, kendi değerimizi kanıtlayacağına dair derin bir ihtiyaçtır.

Bu nedenle insanın kendisine:

“Neden hâlâ onunlayım?”

diye kızmasından önce,

“Bu ilişkide beni tutan şey gerçekten ne?”

diye bakması daha anlamlı olabilir.

Çünkü bazen kopamadığımız kişi değil, onunla birlikte kurduğumuz hikâyedir.

Ve o hikâyenin içerisinde kendi yerimizi görmeye başladığımızda, yalnızca o ilişkiyi değil, kendimizle ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri de daha farklı anlamaya başlayabiliriz.

Belki de mesele yalnızca birini hayatımızdan çıkarabilmek değildir.

Bazen asıl mesele, bizi inciten bir ilişkinin içerisinde kendimizden neden vazgeçtiğimizi anlayabilmektir.



Sık Sorulan Sorular

Beni üzen birinden neden kopamıyorum?

Kopamamanın altında yalnızca sevgi bulunmayabilir. Bağlanma biçimi, yalnız kalma korkusu, alışkanlık, geçmiş ilişki deneyimleri, reddedilme korkusu veya kişinin karşı taraftan almayı umduğu onay gibi birçok etken rol oynayabilir.

Beni üzen kişiyi hâlâ özlemem normal mi?

Evet. Özlemek, ilişkinin mutlaka sizin için iyi olduğu veya geri dönmeniz gerektiği anlamına gelmez. Bir ilişkinin sona ermesiyle birlikte kişi kadar alışkanlıklar, anılar ve ortak gelecek beklentileri de kaybedilebilir.

Birini sevdiğim hâlde ondan uzaklaşabilir miyim?

Evet. Birini sevmek ile o kişiyle ilişkinin sizin için iyi olması aynı şey değildir. Sevgi devam ederken ilişkinin sınırlarını yeniden değerlendirmek veya uzaklaşmak mümkün olabilir.

Neden sürekli beni üzen insanlara bağlanıyorum?

Tekrarlayan ilişki örüntülerinde geçmiş deneyimlerin, bağlanma biçimlerinin ve bilinçdışı ilişki beklentilerinin rolü olabilir. Bunun anlaşılabilmesi için kişinin kendi ilişkilerinin nasıl geliştiğine ve hangi noktaların tekrarlandığına daha yakından bakmak gerekir.

Bir ilişkide sürekli kendimden vazgeçiyorsam ne anlama gelir?

Kişinin ilişkinin devamı için sürekli kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve duygularını geri plana atması, ilişkide kendisi olarak var olma konusunda güçlük yaşadığını gösterebilir. Bu durum kişinin yaşam öyküsü ve ilişki dinamikleri içerisinde değerlendirilmelidir.

Beni üzen birinden ayrılmak doğru karar mı?

Bunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur. Bir ilişkide yaşanan sorunların niteliği, tekrar edip etmediği, tarafların sorumluluk alıp almadığı ve kişinin ilişkide kendisini nasıl hissettiği birlikte değerlendirilmelidir.

Birini özlemek ona geri dönmem gerektiği anlamına gelir mi?

Hayır. Özlem, bir bağın kaybına verilen doğal duygusal tepkilerden biridir. Birini özlemek ile o ilişkiye yeniden dönmenin sizin için iyi olması birbirinden farklı konulardır.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.

Google ile Giriş Yap