Kısa Cevap
Anksiyete yaşayan bazı kişiler, belirsizlik karşısında zihnin sürekli olumsuz ihtimallere yöneldiğini fark edebilir. "Ya kötü bir şey olursa?" düşüncesi zaman zaman herkesin aklına gelebilir. Ancak anksiyete düzeyi arttığında bu düşünceler daha sık, daha yoğun ve kontrol edilmesi daha zor hâle gelebilir. Bu durum; beynin tehditleri önceden fark etmeye çalışma eğilimi, geçmiş yaşam deneyimleri, bilişsel süreçler ve kişinin belirsizlikle kurduğu ilişki gibi birçok etkenle ilişkili olabilir.
Hiç Kendinize Bu Soruları Sordunuz mu?
Telefonunuz çaldığında ilk aklınıza kötü bir haber mi geliyor?
Sevdiğiniz biri mesajınıza geç cevap verdiğinde zihniniz hemen olumsuz ihtimaller üretmeye mi başlıyor?
Doktora gitmeden önce en kötü hastalığa sahip olduğunuzu düşündüğünüz oluyor mu?
İş yerinde biri sizinle konuşmak istediğinde hata yaptığınızı mı varsayıyorsunuz?
Bir sorun henüz yaşanmamış olmasına rağmen saatlerce olabilecek en kötü senaryoları mı düşünüyorsunuz?
Eğer bu sorular size tanıdık geliyorsa yalnız olmadığınızı bilmeniz önemlidir.
Birçok insan zaman zaman gelecekle ilgili kaygılanabilir. Ancak bazı kişiler için zihin, sanki sürekli en kötü ihtimalleri arayan bir alarm sistemi gibi çalışır.
Henüz ortada bir tehlike yoktur.
Ama zihin çoktan onlarca olası senaryo üretmiştir.
Peki neden?
Neden güzel ihtimaller yerine çoğu zaman en kötü olasılıklar aklımıza gelir?
Kaygı Yaşamak Her Zaman Olumsuz Değildir
Öncelikle önemli bir noktayı ayıralım.
Kaygı, insanın doğal duygularından biridir.
Aslında yaşamımızı sürdürebilmemiz için de gereklidir.
Sınava hazırlanırken çalışmamızı sağlayabilir.
Araba kullanırken daha dikkatli olmamıza yardımcı olabilir.
Tehlikeli bir durumda hızlı karar vermemizi sağlayabilir.
Yani kaygının amacı bizi rahatsız etmek değil, olası risklere karşı hazırlıklı olmamızı sağlamaktır.
Sorun, bu alarm sisteminin gerçek bir tehlike olmasa bile sürekli çalışmaya başlamasıdır.
İşte anksiyete yaşayan birçok kişinin deneyimi tam olarak budur.
Zihnimiz Neden Önce Kötü İhtimalleri Düşünür?
İnsan beyni, evrimsel olarak tehlikeleri fark etmeye öncelik verecek şekilde gelişmiştir.
Çünkü geçmişte gerçek bir tehlikeyi gözden kaçırmak, hayatta kalmayı zorlaştırabilirdi.
Bu nedenle beynimiz çoğu zaman güvenli olanı değil, riskli olabilecek olanı önce fark etmeye eğilimlidir.
Örneğin ormanda yürüyen bir insanın yerdeki kıvrılmış dalı yılan sanması, tam tersinden daha güvenli olabilir.
Bugün ise fiziksel tehlikelerin yerini çoğu zaman psikolojik tehditler almıştır.
"Ya rezil olursam?"
"Ya beni reddederlerse?"
"Ya başarısız olursam?"
"Ya sevdiğim birine bir şey olursa?"
Beyin bu olasılıkları gerçekmiş gibi değerlendirmeye başlayabilir.
Felaketleştirme Nedir?
Psikolojide felaketleştirme, yaşanan ya da yaşanabilecek bir durumu olduğundan daha olumsuz değerlendirme eğilimini ifade eder.
Örneğin;
Baş ağrısı yaşayan biri bunu hemen ciddi bir hastalık olarak yorumlayabilir.
Patronundan gelen kısa bir mesajı işten çıkarılacağı şeklinde değerlendirebilir.
Yakın bir arkadaşının sessizliğini ilişkinin tamamen bittiği şeklinde düşünebilir.
Oysa gerçek henüz bilinmiyordur.
Zihin, belirsiz kalan boşlukları en kötü ihtimallerle doldurmaya başlamıştır.
Bu düşünceler kişiye oldukça gerçek gelebilir.
Ancak gerçekçi görünmeleri, mutlaka doğru oldukları anlamına gelmez.
Freud: Kaygı Bize Ne Anlatmaya Çalışır?
Sigmund Freud, kaygıyı yalnızca rahatsız edici bir duygu olarak değil, aynı zamanda bir uyarı sistemi olarak değerlendirmiştir.
Freud'un "sinyal kaygısı" kavramına göre kaygı, kişinin ruhsal bütünlüğünü tehdit edebilecek bir durum karşısında alarm görevi görebilir.
Bu alarm bazen gerçek bir tehlikeye işaret eder.
Ancak bazen de geçmiş deneyimlerin etkisiyle, ortada somut bir tehdit olmasa bile devreye girebilir.
Örneğin geçmişte sık eleştirilen biri, yeni bir işe başladığında henüz hiçbir olumsuz geri bildirim almamış olsa bile hata yapmaktan yoğun şekilde korkabilir.
Burada kaygıyı yaratan yalnızca bugünkü durum değil, geçmişte yaşanan deneyimlerin bugünkü olaya yüklediği anlam da olabilir.
Bion: Belirsizliğe Tahammül Etmek Neden Zor Gelebilir?
Psikanalist Wilfred Bion, insan zihninin belirsizlik karşısında zorlanabileceğini vurgular.
Belirsizlik, birçok kişi için yalnızca "bilmemek" değildir.
Aynı zamanda kontrol edememek anlamına da gelebilir.
Zihin bu belirsizliği azaltmaya çalışırken sürekli senaryolar üretmeye başlayabilir.
"Ya şöyle olursa?"
"Peki ya bu olursa?"
"Ya gözden kaçırdığım bir şey varsa?"
İlginç olan şudur:
Bu senaryolar kişiyi rahatlatmak için üretilir.
Ancak çoğu zaman tam tersine kaygıyı artırır.
Belirsizlik azalmak yerine büyümeye başlar.
Kaygı Gelecekte Yaşar
Anksiyetenin önemli özelliklerinden biri, çoğu zaman geleceğe odaklanmasıdır.
Zihin, şu an olanı değerlendirmek yerine henüz gerçekleşmemiş olaylarla meşgul olur.
Henüz sınava girmeden başarısız olduğunu hayal edebilir.
Henüz uçağa binmeden kazayı düşünebilir.
Henüz konuşma başlamadan rezil olacağını varsayabilir.
Bu nedenle anksiyete yaşayan birçok kişi fiziksel olarak bulunduğu yerde olsa da zihinsel olarak sürekli gelecekte yaşamaya başlayabilir.
Aaron Beck: Zihnimiz Neden En Kötü İhtimale İnanmaya Başlar?
Psikiyatrist Aaron Beck, anksiyete yaşayan bireylerde bazı düşünme kalıplarının kaygının sürmesinde etkili olabileceğini belirtir. Bu kalıplardan biri felaketleştirme olarak adlandırılır.
Felaketleştirme, henüz gerçekleşmemiş bir olayı sanki gerçekleşecekmiş gibi değerlendirme eğilimidir.
Örneğin;
Telefon çaldığında kötü bir haber geleceğini düşünmek,
Çocuğunuz okula geç kaldığında hemen başına kötü bir şey geldiğini hayal etmek,
Patronunuzun sizinle konuşmak istemesini işten çıkarılacağınız şeklinde yorumlamak,
Vücudunuzdaki küçük bir belirtiyi ciddi bir hastalığın işareti olarak görmek,
bu düşünme biçimine örnek olabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kişinin bu düşünceleri bilinçli olarak seçmemesidir. Anksiyete yaşayan birçok kişi de aslında bu senaryoların kendisini yorduğunu bilir. Ancak yine de zihni bu olasılıkları üretmeye devam eder.
Zihnimiz Neden Olumlu İhtimalleri Değil de Olumsuz Olanları Seçer?
Aslında zihin bunu bizi mutsuz etmek için yapmaz.
Tam tersine bizi korumaya çalışır.
Zihin şöyle düşünür:
"En kötü ihtimali önceden düşünürsem hazırlıklı olurum."
Bu kısa vadede güven verici gibi hissedilebilir.
Ancak uzun vadede kişi sürekli tetikte yaşamaya başlayabilir.
Çünkü zihin hiçbir zaman "Artık tehlike geçti." demez.
Bir senaryo biter.
Yerine yenisi gelir.
Bir konu çözülür.
Bu kez başka bir konu zihni meşgul etmeye başlar.
Bu nedenle anksiyete yaşayan birçok kişi, "Bir problem bitiyor, hemen başka bir şey için kaygılanmaya başlıyorum." şeklinde bir deneyim yaşayabilir.
Bowlby: Güven Duygusu ve Belirsizlik
John Bowlby'nin Bağlanma Kuramı'na göre insan, yaşamının ilk yıllarından itibaren kendisini güvende hissetmeye ihtiyaç duyar.
Bakım veren kişi ulaşılabilir, tutarlı ve güven verici olduğunda çocuk zamanla dünyanın tamamen öngörülemez ve tehlikeli bir yer olmadığına dair bir içsel güven geliştirebilir.
Ancak yaşam deneyimleri her birey için farklıdır.
Bazı kişiler, belirsizlik karşısında daha yoğun kaygı yaşayabilir.
Bu durum yalnızca çocukluk deneyimleriyle açıklanamaz; kişilik özellikleri, yaşam olayları, travmatik yaşantılar ve mevcut stres etkenleri de önemli rol oynar.
Yine de güven duygusunun nasıl geliştiğini anlamak, anksiyetenin bazı yönlerini değerlendirmede bize yardımcı olabilir.
Varoluşçu Yaklaşım: Belirsizlikle Yaşamak Neden Bu Kadar Zor?
Hayatın en zor gerçeklerinden biri, geleceği tamamen kontrol edemeyecek olmamızdır.
Yarın ne olacağını...
Sevdiklerimizin her zaman güvende olup olmayacağını...
İşlerin planladığımız gibi gidip gitmeyeceğini...
kesin olarak bilemeyiz.
Varoluşçu psikolojiye göre bu belirsizlik, insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Ancak zihin çoğu zaman belirsizliği kabul etmek yerine kesinlik arar.
"Kesin kötü bir şey olmayacağını bilmek istiyorum."
"Her şey kontrolüm altında olsun."
"Hiç risk olmasın."
Oysa yaşam bize böyle bir garanti sunmaz.
Anksiyete bazen tam da bu garanti arayışının içinde büyüyebilir.
Vücudumuz Neden Zihnimize İnanır?
Birçok kişi şunu söyler:
"Aslında mantıklı düşününce bunun gerçekleşmeyeceğini biliyorum ama yine de kalbim çarpıyor."
Bunun nedeni, beynimizin hayal edilen tehdit ile gerçek tehdide benzer fizyolojik tepkiler verebilmesidir.
Zihin olası bir tehlike algıladığında;
- Kalp daha hızlı atabilir.
- Nefes alışverişi değişebilir.
- Kaslar gerilebilir.
- Terleme görülebilir.
- Mide rahatsızlığı yaşanabilir.
- Dikkat tamamen olası tehdide yönelebilir.
Bu belirtiler gerçek olsa da, her zaman gerçek bir tehlikenin varlığına işaret etmez.
Vücut, zihnin "tehlike olabilir" mesajına hazırlık yapıyor olabilir.
Sürekli En Kötü Senaryoyu Düşünmek Günlük Yaşamı Nasıl Etkileyebilir?
Zamanla kişi;
Karar vermekte zorlanabilir.
Yeni deneyimlerden kaçınabilir.
Sürekli güvence arayabilir.
Yakınlarına sık sık "Her şey yolunda mı?" diye sorabilir.
İnternette belirtilerini tekrar tekrar araştırabilir.
Aynı olayı defalarca zihninde canlandırabilir.
Bütün bunlar kısa süreli bir rahatlama sağlıyor gibi görünse de, uzun vadede kaygının devam etmesine katkıda bulunabilir.
Bu Herkes İçin Geçerli midir?
Hayır.
Zaman zaman en kötü ihtimali düşünmek insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Önemli bir sınav öncesinde...
Bir ameliyat beklerken...
Yakınınızdan haber alamadığınızda...
zihniniz olumsuz senaryolar üretebilir.
Bu durum tek başına bir anksiyete bozukluğu olduğu anlamına gelmez.
Ancak bu düşünceler çok sık yaşanıyor, günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkiliyor ve kontrol etmekte zorlanıyorsanız, profesyonel destek almak faydalı olabilir.
Kendinize Şu Soruları Sorabilirsiniz
Bu yazıyı okurken aşağıdaki sorular üzerinde düşünebilirsiniz:
- En çok hangi konularda en kötü senaryoları düşünüyorum?
- Bu düşünceler bana kısa vadede ne sağlıyor?
- Uzun vadede benden neler götürüyor?
- Belirsizliğe ne kadar tahammül edebiliyorum?
- Kaygılandığım senaryoların ne kadarı gerçekten gerçekleşti?
- Kendimi güvende hissetmek için sürekli kontrol ettiğim davranışlar var mı?
Bu soruların amacı kendinizi eleştirmek değil, kaygıyla kurduğunuz ilişkiyi daha yakından tanımaktır.
Psikolojik Destek Ne Zaman Faydalı Olabilir?
Eğer;
- Günün büyük bölümünü olası kötü senaryoları düşünerek geçiriyorsanız,
- Kaygı nedeniyle günlük yaşamınız etkileniyorsa,
- Sürekli güvence arama ihtiyacı hissediyorsanız,
- Fiziksel belirtiler yaşam kalitenizi düşürüyorsa,
- Belirsizlikle baş etmekte zorlanıyorsanız,
psikolojik destek almak faydalı olabilir.
Psikolojik destek sürecinde yalnızca kaygının belirtileri değil; bu düşüncelerin hangi durumlarda ortaya çıktığı, nasıl sürdüğü ve kişinin yaşam öyküsü içindeki yeri de ele alınabilir. Amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, onunla daha işlevsel bir ilişki kurabilmektir.
Sonuç
Anksiyete yaşayan birçok kişi, zihninin sürekli en kötü ihtimallere yöneldiğini fark eder. Bu durum çoğu zaman kişinin isteyerek yaptığı bir şey değildir. Zihin, olası tehditlere karşı hazırlıklı olmaya çalışırken, bazen gerçekçi olmayan senaryoları da ciddiye alabilir.
Kaygı, yaşamımızın doğal bir parçasıdır. Ancak sürekli en kötü senaryoları düşünmek, yaşamın bugünkü anını kaçırmamıza neden olabilir.
Belirsizliği tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, onunla kurduğumuz ilişki değişebilir.
Bazen iyileşme, geleceği tamamen kontrol edebilmekten değil; belirsizlikle yaşayabileceğimizi fark etmekten geçer.
Sık Sorulan Sorular
Sürekli en kötü senaryoyu düşünmek anksiyete belirtisi midir?
Olabilir. Ancak zaman zaman olumsuz ihtimalleri düşünmek herkesin yaşayabileceği bir deneyimdir. Bu düşünceler sıklaşıyor, yoğunlaşıyor ve günlük yaşamı etkiliyorsa bir uzmana danışmak faydalı olabilir.
Anksiyetede neden kötü ihtimaller daha gerçekçi geliyor?
Anksiyete sırasında zihin olası tehditlere daha fazla odaklanabilir. Bu nedenle düşük olasılıklı senaryolar bile çok olasıymış gibi hissedilebilir.
En kötü senaryoları düşünmek onları engeller mi?
Böyle hissettirebilir; ancak sürekli felaket senaryoları üretmenin geleceği kontrol ettiğine dair bilimsel bir kanıt yoktur. Aksine, bu düşünceler bazı kişilerde kaygının sürmesine katkıda bulunabilir.
Bilal KAYA | Yetişkin ve Çocuk Psikoloğu | Online Psikolog | Samsun Psikolog | Atakum Psikolog
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Google ile giriş yapanlar yorum yapabilir.
Google ile Giriş Yap